bc

LEKE: İLLE DE SEN (+18)

book_age18+
7
TAKİP ET
1K
OKU
dark
family
HE
forced
opposites attract
friends to lovers
mafia
gangster
heir/heiress
tragedy
sweet
kicking
city
office/work place
surrender
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Bazı lekeler yıkanarak çıkmaz; tenine kazınır, ruhuna işler."Baran Sancaktar, gündüzleri İstanbul’un siluetine hükmeden kusursuz bir iş adamı, geceleri ise yeraltı dünyasının fısıltıyla anılan en tehlikeli ismidir. Güç, onun kanında; otorite ise ruhunun bir parçasıdır. Onun dünyasında her şeyin bir fiyatı, her insanın bir görevi vardır. Ta ki Lara Aydın ile tanışana kadar.Lara, zekasıyla parlayan, özgürlüğüne aşık ve insan ruhunun karanlık labirentlerini analiz etmekte usta bir İnsan Kaynakları Uzmanı. Baran’ın o tehditkar ve bir o kadar da çekici dünyasına girmemek için direnen tek kadın. O, Baran için sadece bir "leke" gibi temizlenmesi gereken bir pürüz değil; elde edilmesi gereken en kıymetli hazinedir.Baran önce masum yollar deneyecek, imkanlar sunacak ve koruyacak. Ancak amacına ulaşamadıkça oyun kirlenmeye, kurallar değişmeye başlayacak. Israrla kaçan bir kadın ve "Hayır" cevabını asla kabul etmeyen karanlık bir adam... Aralarındaki o yakıcı çekim, asansörün dar alanında hissedilen bir elektrik akımından çok daha fazlası; bir ruhun diğerine mutlak teslimiyetidir.Sancaktar Holding’in ışıltılı koridorlarından yeraltı dünyasının izbe mahzenlerine uzanan bu yolculukta; şehvet, intikamın önüne geçecek. Lara, Baran’ın dokunuşlarında kendi sonunu mu bulacak, yoksa o karanlığın tek gerçeği mi olacak?"İlle de Sen" diyecek bir aşkın, her şeyi göze alan bir adamın ve boyun eğmeyen bir kadının tutku dolu savaşına hazır olun.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1- GÖLGENİN İMZASI
İstanbul’un kalbinde, gökyüzüne bir mızrak gibi uzanan Sancaktar Holding’in ellinci katında zaman, dışarıdaki trafikten ve gürültüden bağımsız bir hızla akıyordu. Lara Aydın, parmaklarının arasındaki gümüş kalemle masasının üzerindeki dosyaya ritmik darbeler indirirken, gözleri önündeki geniş camdan şehre yayılan puslu mehtaba takılmıştı. Bir İnsan Kaynakları Uzmanı olarak binlerce insanı analiz etmiş, binlerce maskenin ardındaki gerçekleri görmüştü. Ama bugün, elindeki dosya ona her zamankinden farklı, daha karanlık bir şeyler fısıldıyordu. Holdingin yeni gizli ortağı: Baran Sancaktar. Dosyada adamın geçmişine dair her şey kusursuz görünüyordu. Başarılar, yatırımlar, hayır işleri… Ama Lara’nın zekası, bu kusursuzluğun altındaki boşlukları fark edecek kadar keskindi. Bazı isimler kağıt üzerinde parlar, ama fısıltılarda kan kokardı. Baran ismi, yeraltı dünyasının en derin kuyularında yankılanan bir mühür gibiydi. “Ziyaretçiniz geldi, Lara Hanım.” Asistanı Pelin’in sesiyle düşünceleri dağıldı. Lara derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi. Kapı açıldığında içeriye giren hava, sadece bir insan değil, beraberinde ağır bir hüküm getirmişti. Baran Sancaktar, tıpkı fotoğraflarındaki gibi, hatta onlardan çok daha etkileyici bir karanlıkla odaya adım attı. Üzerindeki el yapımı İtalyan kesim takım elbise, geniş omuzlarını ve yapılı vücudunu bir zırh gibi sarıyordu. Attığı her adımda zemindeki pahalı halı bile sessizliğe gömülüyordu. Lara’nın burnuna ilk çarpan şey; pahalı tütün, eski deri ve yağmurlu bir gecenin serinliğini anımsatan o keskin parfüm kokusu oldu. Baran, masanın önünde durduğunda konuşmadı. Koyu renk gözleri, Lara’nın yeşil gözlerine hapsoldu. O an Lara, vücudundaki tüm hücrelerin bir tehlike sinyaliyle titrediğini hissetti. Bu adam, sadece bir iş adamı değildi; o, kendi kurallarını yazan bir yırtıcıydı. “Lara Aydın,” dedi Baran. Sesi, kadife kadar yumuşak ama bir o kadar da otoriterdi. “Zekanın, güzelliğinin önünde gittiği söylenmişti. Görünüşe bakılırsa yanılmamışlar.” Lara, masanın üzerindeki dosyayı kapatıp ayağa kalktı. Aralarındaki o görünmez ama elle tutulur tansiyon, odadaki oksijeni emiyordu. “Hoş geldiniz, Baran Bey. Dosyanızı inceliyordum. Ama merak ediyorum; bu kadar kusursuz bir profille neden bizzat İnsan Kaynakları ile görüşmek istediniz?” Baran, dudaklarının kenarında belli belirsiz, tehlikeli bir gülümsemeyle ona doğru bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe artık bir nefes kadar yakındı. Lara, adamın vücudundan yayılan sıcaklığı hissedebiliyordu. “Çünkü bazı lekeler,” dedi Baran, sesini daha da alçaltıp Lara’nın kulağına doğru eğilerek. “Sadece en profesyonel gözler tarafından temizlenebilir. Ve ben, oyunumun kirlenmesini sevmem.” Baran’ın parmak uçları, Lara’nın masasının üzerinde duran eline “kazara” değdiğinde, Lara’nın içi ürperdi. Elektrik akımı sadece bir temas değil, bir meydan okumaydı. Baran, kadının nefesinin hızlandığını fark etmişti. O koyu gözlerdeki parıltı, avını köşeye sıkıştırmış bir avcının tatminiyle parladı. “Oyunun kurallarını ben koyarım Lara,” diye fısıldadı Baran. “Ve sen, bu kuralların en önemli parçası olacaksın. İster kabul et, ister kaçmayı dene. Ama şunu unutma; benden kaçanlar, eninde sonunda gölgeme sığınmak zorunda kalırlar.” Lara, yutkunmaya çalıştı ama boğazı kurumuştu. Bu adamın karanlığına bir kez çekildiğinde, geri dönüşün olmayacağını biliyordu. Yine de dik duruşundan ödün vermedi. “Ben gölgelerle değil, gerçeklerle ilgilenirim Baran Bey.” “Öyleyse hazır ol,” dedi Baran, elini kadının elinin üzerinden çekip kapıya yönelirken. “Çünkü benim gerçeğim, senin şimdiye kadar bildiğin her şeyi bir leke gibi silecek.” Kapı kapandığında, odada kalan tek şey Baran’ın kokusu ve Lara’nın deli gibi çarpan kalbiydi. Yarışın ilk startı verilmişti ve Lara, bu oyunun sadece bir parçası değil, asıl hedefi olduğunu anlamıştı. Kapı ağır bir sessizlikle kapandığında, Lara sanki dakikalardır nefes almıyormuşçasına ciğerlerini havayla doldurdu. Odanın içindeki oksijen, Baran Sancaktar ile birlikte çekilip gitmiş gibiydi. Geriye kalan tek şey, adamın varlığının yarattığı o tekinsiz ama bir o kadar da davetkar kokuydu. Lara, masasına tutunarak sarsılan dengesini bulmaya çalıştı. Parmak uçları, Baran’ın elinin değdiği noktada hala karıncalanıyordu. Bu sadece fiziksel bir temas değildi; ruhuna atılmış bir imza, silinmesi güç bir lekenin ilk iziydi. “Sakin ol Lara,” diye fısıldadı kendi kendine. “O sadece bir iş ortağı. Güçlü, tehlikeli ama sadece bir adam.” Ancak kalbi bu mantıklı açıklamaya inanmıyordu. Lara, profesyonel hayatı boyunca pek çok CEO, pek çok "güç delisi" adam görmüştü. Ama Baran farklıydı. O, gücü bir aksesuar gibi taşımıyor, gücün bizzat kendisi olduğunu hissettiriyordu. Masasına geri oturduğunda gözü, Baran’ın az önce kapattığı dosyaya takıldı. Lara’nın zihni istemsizce on beş yıl öncesine, o yağmurlu Ankara gecesine gitti. Babasının çalışma odasında gizlice duyduğu o sert tartışma sesleri… O zamanlar anlam veremediği "sevkiyatlar", "yeraltı raconu" ve "Sancaktar" ismi. Evet, bu isim ona yabancı değildi. Babası eski bir emniyet müdürüydü ve emekli olana kadar en çok bu isimden, bu ailenin dokunulmazlığından bahsetmişti. Lara, İnsan Kaynakları alanında uzmanlaşırken aslında insanların maskelerini düşürmeyi, babasının yarım bıraktığı o adaleti kendi yöntemleriyle aramayı hedeflemişti. Baran Sancaktar, babasının dosyalarında bir "hayalet" olarak geçerdi. Şimdi ise o hayalet, Lara’nın ellinci kattaki ofisinde kanlı canlı durmuş, ona meydan okumuştu. Bu tesadüf olamazdı. Baran’ın bu holdinge ortak olması, özellikle Lara’nın birimini hedef alması planlanmış bir hamleydi. Masasındaki dahili telefonun acı acı çalmasıyla irkildi. Arayan Pelin’di. “Lara Hanım? İyi misiniz? Baran Bey çıktı ama… Ofisteki herkes sanki az önce odadan bir fırtına geçmiş gibi bakıyor. Genel müdür bile koridorda önünü ilikleyerek bekledi.” Lara, sesindeki titremeyi gizleyerek cevap verdi. “İyiyim Pelin. Sadece… Yeni ortağımız biraz baskın bir karakter. Toplantı odasını hazırlat, yarınki yönetim kurulu sunumu için verileri tekrar kontrol etmemiz gerekecek.” Telefonu kapattıktan sonra ayağa kalkıp cam kenarına yürüdü. Aşağıda, holdingin devasa kapısının önünde Baran’ın siyah limuzini belirdi. Kapısı korumalar tarafından açılırken Baran, arabaya binmeden önce durdu. Bakışlarını ağır ağır yukarı çevirdi. Lara, ellinci katta olmasına rağmen adamın o koyu gözlerinin doğrudan kendi gözlerine saplandığını hissetti. Baran, sanki orada olduğunu, onu izlediğini biliyordu. Dudaklarında yine o alaycı, ne istediğinden emin olan gülümseme belirdi ve arabaya bindi. O akşam işten çıktığında İstanbul üzerine çöken karanlık, her zamankinden daha ağır geliyordu Lara’ya. Kendi mütevazı aracına bindiğinde, radyoyu bile açmaya eli gitmedi. Baran’ın kulağına fısıldadığı o cümle yankılanıyordu zihninde: “Bazı lekeler sadece en profesyonel gözler tarafından temizlenebilir.” Lara, bu cümlenin altındaki tehdidi ve şehveti görebiliyordu. Baran onu bir çalışan olarak değil, bir hedef olarak seçmişti. Eve vardığında, anahtarı kilide sokarken ellerinin hala hafifçe titrediğini fark etti. İçeri girip kapıyı arkasından kilitlediğinde, sanki o devasa dünyadan kaçabileceğini sanmıştı. Ama çantasını koltuğa fırlatıp aynanın karşısına geçtiğinde, boynundaki o hafif kızarıklığı gördü. Baran ona dokunmamıştı bile ama varlığı, teninde bir alerji gibi, bir işaret gibi iz bırakmıştı. Gömleğinin üst düğmelerini çözerken, gün boyu hissettiği o asansör sahnesi hayalinde canlandı. Kapalı bir alan, hızla inen bir kabin ve Baran’ın o sarsılmaz gövdesi ile kendi kırılgan ama dirençli bedeni arasındaki o milimetrelik mesafe… “Hayır,” dedi aynadaki yansımasına bakarak. “Bu oyuna gelmeyeceksin. O karanlığın seni yutmasına izin vermeyeceksin.” Ama o gece yatağına uzandığında, odanın sessizliğinde bile Baran’ın o düşük perdeli, kadife sesini duyabiliyordu. Uykuya daldığında ise rüyasında tek bir şey vardı: Yeşil gözlerini kaplayan, her şeyi yutan koyu bir gölge. Lara Aydın için av mevsimi başlamıştı ama kimin av, kimin avcı olduğu henüz belli değildi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

YIRTICI EVLİLİK |+18|

read
173.0K
bc

KÜÇÜK AĞA [HALEF +21][KUMA]

read
18.1K
bc

Kahpenin Kızı +18

read
6.1K
bc

CEHENNEM MAZGALI+18

read
8.5K
bc

Ayrılan YOLLAR +21

read
186.3K
bc

Sahte Karım

read
385.7K
bc

Köle

read
73.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook