Ben şaşkınlıkla gözlerimi kocaman açıp yanımdaki kuzenime bakarken o bakışlarını direk önüne dikmiş sessizce bekliyordu. Öyle öfkelenmiştim ki bana bunu yaptığına inanamıyordum. Ağzıma kadar gelen safrayla hızla arabadan çıkıp kendimi hastanenin önündeki yeşil alana attım ve kusmaya başladım.
Günlerdir yaşadıklarım hem ruhumu hem de bedenimi yaralamıştı. Sessiz bir rüzgar misali oradan oraya savruluyor ve olanlara dur demek için tek bir müdahelede dahi bulunamıyordum. Bir deli hazan gibi yapraklarımı daha kurumadan dökmeye başlamıştım. Bütün bunların sebebi benim düşüncesiz hareketlerim olsa da ben de bir insandım. Tek suçum bir adamı sevmekti ve bedelini çok ağır ödüyordum. Görünen o ki daha da ödenecek bedelim vardı. Bu daha işin çok başıydı. İçimden Daniel'e aklıma gelen bütün küfürleri savurdum. Bütün bu yaşadıklarım kendim olduğum kadar onun da suçuydu ve günlerdir bir defa bile arayıp nasıl olduğumu sorma zahmetine dahi girmemişti. Bu öfkemi daha da katlıyor içimde kocaman bir yanardağın patlamasına sebep oluyordu.
İki büklüm hala midemdekileri çıkarmaya çalışırken saçlarımın toparlanmasıyla hemen arkamı döndüm ve bana bu utancı yaşatan adama yılan gibi tısladım.
"Çek ellerini üzerimden. " Bedenimdeki öfke nöbetleriyle sinirden titrerken Doğaç keskin bakışlarını itiraz kabul etmeyecek şekilde üzerime dikmişti. Ne hakla bir de bana merhamet gösterme cüretine sahip olduğunu sanıyordu?
"Sakın bana dokunma. Hepinizden nefret ediyorum. Eğer beni o kapıdan içeriye sokarsan hayatım boyunca senden nefret ederim Doğaç. " İşaret parmağımla hastahanenin kapısını işaret ederken bir an bile gözlerimi ayırmadan karşımda hiçbir tepki göstermeyen adama diktim bakışlarımı. Lütfen bana bunu yapma Doğaç. Her şey bu kadar zorken bir de senin ihanetinle yaralama beni. Sen benim sığınağımdın. Ben deli gibi son kalemi de kaybetmemek adına içimden dua ederken o sanki taştan yapılmış bir heykel misali boş gözlerini bana dikmişti.
Bir süre gözlerime bakıp umarsızca omuz silkip konuştu.
"Senin nefretinle ilgilenmiyorum. Benden nefret etsen de bu kapıdan girecek ve o tahlili yaptıracaksın Defne. " Sesinin sakinliği beni giderek daha da sinirlendiriyordu. Hem onu hem de kendimi tekmelemek istiyordum. Ama karşımdaki iri kıyım adamın kılına bile zarar verebileceğimi düşünmüyordum. Sonuçta elli kilo bir genç kadındım.
"Hatta sadece hamile olup olmadığınla da ilgilenmiyorum. O pislik ile yatıp yatmadığını da anlayacağız. "
Bu sözler üzerine gözlerimi dehşetle açıp baktım. Başımı iki yana sallayıp , ağzından çıkanların kendi hayal ürünüm olmasını temenni etsem de öyle olmadığını biliyordum. Bu kadar alçak olamazdı değil mi? Bana bunları söylüyor olamazdı? Ne olmuştu bu adama böyle? Yıllar geçip giderken onu nasıl biri haline getirmişti?
"Eğer bana bunu yaparsan kendimi öldürürüm. " Gözlerimi kapatıp bu tehdidimin onu kararından vazgeçirmesini beklerken ters etki yaptığını da sözleriyle anlamış oldum.
"Zaten öyle bir şey varsa kendini öldürmene gerek yok küçük fare. Hatta bunu amcamın yapmasına bile gerek yok. Daha bu hastahaneden adımını atmadan seni kendi ellerimle parçalara ayırırım. " Artık geri dönüşü olunmaz bir yola girdiğimi de bu sözlerle anlamış oldum. Gözlerimden firar eden yaşları saklama gereği bile duymayacak kadar yorgun ve kırgındım.
O ise tek kelime etmeden yanımda yürüyor bana dokunmamak için özen gösteriyordu. Sanki dokunursa kirlenecek gibi... Bu düşünce bile içimde bir şeylerin parçalanmasına yetmişti.
Kadın doğum bölümüne geldiğimizde utançla bakışlarımı yere eğdim. Asıl başını yere eğmesi gereken mahlukat yanımdaydı üstelik. Bu olanlara inanamıyordum. Gözyaşlarım bir sicim gibi yanaklarımı ıslatırken bedenimde oluşan titremeye engel olmak için derin derin nefes alıyordum. Bakışlarımı yanımdaki adamdan kaçırsam da onun gözlerinin üzerimde olduğunu bedenime dokunan ateşten anlayabiliyordum.
"Buyrun lütfen. Semih Bey sizi bekliyor. " Yanımıza gelen hemşirenin bu sözleriyle bakışlarımı karşımda duran kadına çevirdiğimde hemen hemen benim yaşlarımdaki genç kadına yardım dilercesine baktım. Sanki kendimi kurbanlık bir koyun gibi hissetmem normal miydi?
"Doktor erkek mi? "
Kuzenimin bu sözleri üzerine homurdanmama engel olamadım. Bu adamın üniversite okumuş biri olduğuna inanamıyordum. Hangi dağda okumuştu acaba? Ya da beynini nerede bırakmıştı? Şu zamanda hâlâ buna takan insanoğlu kalmış mıydı? O anda anladım işte. Artık Amerika'da değildim. Ben çoktan unutmuştum ama bu ülkede, kadınların sırf bir erkekle sadece arkadaşca konuştuğu için bile katledildiği gerçeğini yeniden hatırlamama sebep olmuştu kuzenimin bu tavrı. Kadın cehennemine hoş geldin Defne.
"Bir sorun mu var beyefendi?"
Hemşirenin sert ve kınayan ses tonu kulaklarıma dolduğunda ona daha bir içtenlikle baktım. Kuzenimin gözlerine bakmak istemesem de bu soruya ne yanıt vereceğini merak ettiğim için kafamı çevirip yüzüne baktım.
"Ne sorun olacak, işimizi halletsin de. "
Sesinden huysuzluk akıyordu adeta. Bu sözleri söylerken de gözlerini benim gözlerime çevirmişti. Hemşirenin arkasından giderken utancım da yeniden su yüzüne çıkmıştı. Odaya girdiğimizde orta yaşlarda bir doktorun bizi gülen yüzle karşılaması içimde oluşan fırtınaya biraz iyi gelmişti.
Artık her şeye öyle boş vermiştim ki. Bir robot gibi sadece komutları yerine getiriyordum. Doğaç doktora gebe olup olmadığımı öğrenmek için geldiğimizi söylediğinde adamın gözlerinde gördüğüm gülümsemenin ne kadar yanlış kişilere gösterilmiş olan bir durum olduğunu anlatmak istesem de çenemi kapalı tuttum. Ben muayene yaptırmak için sedyeye uzandığımda kuzenimin dibimde durması beni rahatsız etmişti. Onun ise hiç bir rahatsızlık belirtisi yoktu hareketlerinde. Su katılmamış kütük ne olacak.
O sedyenin üzerinden bir kül zerresi misali kaybolup gitmeyi diledim. Öyle büyük bir utanç duyuyordum ki öfkeden yanaklarımı ısırdığımı ağzıma gelen metalik kan tadından anladım.
"Evettt... Bakalım bebeğimiz gerçekten var mıymış. "
Karnıma ultrason cihazını dayayan doktorun bize yaranmak için takındığı sevimli tavırlar da giderek sinirimi bozmaya başlamıştı. Adamın hiç bir suçu olmamasına rağmen ona bile düşman olmuştum birkaç saniyede.
Ne bebeği ya ne bebeği?
Bu öküz yüzünden olmayan bir şey için kendime yakışmayacak hareketler yapmam da kendime olan saygımı alıp götürmüştü.
Bir süre karnımdaki olmayan bebeği arayan doktorun önceki gülen suratı yavaş yavaş sıkıntılı bir hale bürünmüştü.
"Defne hanım son regl tarihiniz nedir acaba? "
Allah'ım düştüğüm durumlara bak. Ben utamcımdan ve hırsımdan pancar gibi kızarırken , bana bakan iki adama öfkeyle tısladım.
"Bir hafta önce. "
Doğaç'ın şaşkınlıkla kaşları havalanırken. Genç doktorun sorgulayıcı bakışları ikimiz arasında gidip gelmeye başladı.
"Peki hamile olduğunuz kanısına nasıl vardınız? "
"Ben değil doktor bey. " gözlerimle kuzenimi işaret ettim. "Yanınızdaki beyefendi vardı bu kanıya. "
Sesimdeki düşmanlığı ben bile hissettmiştim. Bu defa bakışlarını Doğaç'a çeviren doktor bu saçmalığı kavramak istercesine sorusunu ona yöneltti.
"Siz eşinizin hamile olduğunu neden düşünüyorsunuz beyefendi? "
Bütün bu saçmalıkların içinde bir de kuzenimle evli olduğumun düşünülmesi benim için son nokta olmuştu. Öfkem öyle çok kabarmıştı ki ağzımdan çıkanların son anda farkına vardım.
"Yeter artık. " Yüksek çıkan sesim artık zincirin koptuğunun bir göstergesiydi. Onca yapılan işlemden sonra kendimi kirlenmiş ve pisliğe bulanmış hissediyordum. Tabi hırsımı da en masum insandan aldım. Tek suçu görevini yapmak olan bir doktordan.
"O benim eşim falan değil. Ben evli değilim. Çocuk falan yok anladınız mı beni? Yeter artık. " söylediğim saçma sapan kelimeler belli ki genç doktoru sersemletmişti. Şaşkınlıkla bir bana bir de Doğaç'a baktı.
"O adam benim kuzenim ve beni buraya test yaptırmak için getirtti. Yani aile şereflerinin hala korunup korunmadığını öğrenmek için. Ben Hocamla yattım mı yatmadım mı onun testini yapıyorlar. Anladınız mı? "
Ben vitesi boşalmış bir araba gibi kendimi yokuş aşağı salmış giderken doktorun şaşkınlıkla çıkan hayret nidaları ne kadar büyük bir patlama yaşadığımı gösteriyordu. Öyle öfkelenmiştim ki ağzımdan çıkanların ayarı kalmamıştı. Bu duruma müdahele etme gereği duyan Doğaç hızla elini ağzıma kapatıp beni susturmaya çalıştığında artık gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Bedenim öfkeyle sarsılırken son kalan gücümle kuzenimin güçlü kollarından sıyrılmaya çalışırken sesimin çatlaklığı genç doktoru harekete geçirdi.
"Bu yaptığınız suç beyefendi. Bu küçük hanıma böyle bir baskı yapamazsınız. " Yönünü bana çevirip az önce Doğaç'a gösterdiği sertliğin aksine bana şefkatle bakıp sordu.
"Polis çağırayım mı? " Bu sözler üzerine sesli bir şekilde homurdanan kuzenime dik bakışlarını sürdürdü doktor.
Bedenim öyle yorgundu ki bu karmaşaya son vermek için konuşmak zorunda kaldım. Aslında bu insan görünümlü yaratığa bir ders vermek içimden geçmedi değil ama o kadar tükenmiştim ki tek istediğim ne olacaksa olsun ve ben kendi cehennemimde yitip gideyimdi.
"Gerek yok doktor bey. Kimseden şikayetçi değilim. "
Tam odadan çıkmak için bir adım atmıştım ki doktor emin olmak için sordu.
"Emin misiniz? "
Daha fazla dayanamayıp içimdeki bütün dile gelmemiş sözlerimi söyledim.
"Emin olmasam ne olacak doktor? Siz bu adamı polise şikayet edeceksiniz. Sonra polis gelecek bizi karakola götürecek. Sonra bir sürü saçma sorgulama olacak ve en sonunda kuzenim serbest kalacak. " doktorun gözlerinin içine bakıp devam ettim. "Sonra ne olacak biliyor musunuz doktor? Ben aile arasında infaz edileceğim, onlar da nefsi müdafadan bir kaç sene yatıp çıkacak. İşte hepsi bu kadar. "
Öyle öfkeliydim ki bir an doktorun gözlerinde gördüğümün korku olduğuna emindim. Adam neredeyse tetikte bekliyordu. Doğaç'ın herhangi bir hareketinde üzerine atlayacakmış gibi duruyordu. Onca hırsımın arasında nedense bu sözler beni içten içe gülümsetmişti... Kesinlikle iyi değildim.
" O yüzden boşa uğraşmanıza gerek yok. Ne zaman bu ülkede ve dünya da kadınlar ezilmedi ki? "
Tükenen hem bedenim hem de sözlerimdi artık. Hızla odadan çıktığımda arkamdan gelen adamın yüzünü görmemek için adımlarımı daha da sıklaştırdım. Dışarı çıktığımda gözüme takılan ilk taksiye binmek için hamle yaptığımda kapısını tuttuğum arabanın üzerindeki elimin üstünde kuzenimin ellini hissettiğimde hırsla çektim.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Öfkeyle suratıma tısladığında bu ironik duruma gülmemek için kendimi tuttum.
Allah'ım acilen bir pisikoloğa görünmem gerekiyordu. Bütün bu saçmalıkların içinde gülmem normal miydi? Sanırım sinirlerim aşırı derecede yıpranmıştı.
"Merak etme kaçacak değilim. " Tek istediğim artık onunla aynı ortamda olmamaktı. Tabi ki yine yüzyüze gelecektik ama şuan Doğaç en son görmek istediğim kişi bile olamazdı. Eskiden benim kahramanım olan bu adama iki saatte resmen düşman olmuştum.
"Zaten bunu yapacak kadar aptal olduğunu zannetmiyorum. "
Öfkeyle gözlerimi kısıp tehdit edercesine baktım. Sonra kapıyı açıp kendimi aceleyle taksiye atıp onu dışarıda bıraktığımda hiç bir müdahalede bulunmaması beni şaşırtmıştı. Taksiciye adresi verip başımı koltuğa yasladığımda yorgun bedenim mayışmaya başlamıştı.
Allah'ım bana güç ver Yarabbim. Bu cehennemden çıkmam için bana dayanma gücü ver.
İçimden bütün bildiğim duaları ederken asıl beni bekleyen büyük kabusun evde olduğunun da farkındaydım.
Bir süre yıllardır gelmediğim şehri seyredip buraya ne kadar yabancı olduğumu düşündüm. Kendi vatanım olan bu yer sanki benim için yabancı bir yerdi. Bilmediğim , görmediğim ve havasına bile yabancı olduğum bir yer. İnsan bu kadar kısa sürede değişebilir miydi? Tamam buradan giden küçük kız çocuğu değildim artık ama bir insan tamamen kişiliğini değiştirebilir miydi? Neden kendimi bu şehre ait hissetmiyordum? İçim yangın yeriydi ve ben neden bu kadar sakindim? Binlerce soru beni delirme noktasına getirmişti. Bir insan bu kadar kısa sürede nasıl bunca olayın içine kendini düşürebilirdi ki? Nerede hata yapmıştım? Aslında hatamın başlangıç noktası çok belliydi ama ben inatla bunu reddediyordum.
Aşina olduğum sokağa geldiğimde düşüncelerimden arınıp kendimi toparladım ve o anda bir gerçeği de idrak ettim. Binmiştim bu arabaya binmesine ama bütün eşyalarım Doğaç'ın arabasında kalmıştı. Öyle öfkelenmiştim ki tek istediğim kuzenimden olduğunca uzağa gitmekti. Mantığımı yitirmiştim yaşadıklarımdan sonra.
Buna param da dahil.
Kapının önüne geldiğimde yıllar önce her gün benim de oturup şen kahkahalar attığım köşe başında gördüğüm suretlerle saatler sonra ilk kez içtenlikle gülümsedim. Çocukluğumun hatıraları ve anılarını biriktirdiğim kızları görmek yüreğimdeki yangını biraz olsun hafifletmişti.
Ayşe , Hira , Kübra ve Ceren...
Onları görmek bedenimde bir yerlerde hapsettiğim küçük kızı yeniden gün yüzüne çıkarmıştı. Çocukluğum ve masumiyetimdi o yüzler benim. En temiz duygularımın birleşimiydiler.
Ben arabadan ürkek adımlarla inerken beni farkeden kuzenim Ayşe hemen yanımda bitti.
"Ayyy canım benim yaa. "
Sevinçle boynuma atılıp beni kucakladığında içim sıcaklıkla doldu. Onun bu sevgi gösterisinden cesaret alan diğer kızlar da tek tek beni sarmalayıp aslında farkında olmadıkları yarama merhem oldular. Gerçekten onları özlediğimi anlamıştım. Yorgunlukla bakışlarımı Ayşe'ye çevirip ilk kez konuştum. Onun ise gözlerinde tuhaf bir telaş vardı. Diğerlerine belli etmemeye çalışsa da ben onu çocukluğumdan bu yana tanıdığım içim bunu anlamıştım. Sanırım işler umduğumdan çok daha kötü bir durumdaydı.
"Canım çantam abinin arabasında kaldı. Taksiye parasını öder misin? "
Belli ki beni görmenin heyecanıyla abisini sormak yeni aklına gelmişti kuzenimin.
"Aaa gerçekten ya. Abim nerede? "
Onun bu şaşkın hali beni gülümsetmişti. Şaşkınca etrafına bakan kuzenimin arkamda bir yere bakışlarını dikmesine aldırmadan tam ağzımı açmış konuşacakken yanımda duyduğum erkeksi ses, bu sorunun cevabını vermişti.
"Buradayım Ayşe. Ben öderim ücreti. Siz hemen içeriye. " Arkama bakmasam da tam dibimde olan kuzenime olan öfkemi kızlara belli etmemek için az önceki emrine mecburen boyun eğdim. Demek ki beni hiç sorun çıkarmadan bırakmasının sebebi hemen peşimden gelmesiydi. Bunu da o anda anladım. Biz kuzenimle içeri girecekken diğer kızlara da çıkışıyordu.
"Siz ne arıyorsunuz sokakta? Yok mu sizin eviniz? Hadi herkes evine. " Bu sözleri üzerine yine aptal merakıma yenik düşüp arkama baktığımda arkadaşım Ceren ve Doğaç'ın birbirlerine bakışlarını bir kaç saniyede farkettim.
Yok artık... Ceren ve Doğaç mı?
Şaşkınlıkla evin içine girdiğimde bir anda abimin hırçın sesi kulaklarıma dolduğunda boks maçımın ikinci raundu için gardımı aldım.
"Gel bakalım buraya küçük hanım. Gel de rezilliğinin hesabını ver. "
Daha eve ayak basar basmaz anlayıp dinlemeden üzerime atılan ve saçlarımı kavrayan abime hiç bir savunma mekanizması göstermeden kendimi onun acımasız ellerine bıraktım.
Ayşe'nin keskin çığlıkları evin içinde yankılanırken bir anda kendimi salonun ortasına savrulurken buldum. Ailemdeki bütün erkeklerin stres topu haline gelmiştim adeta. Savrulmanın etkisiyle kafamı orta sehpaya çarptığımda ağzımdan çıkan küçük çığlık sanki bana ait değildi. O ise hızını alamayıp yeniden saçlarıma asıldığında acıyla inledim.
"Söyle lan söyle. Ne haltlar yediğini anlat orada. " saçlarımı geriye doğru atıp gözlerimi gözlerine çevirdiğinde bana bakan bir çift öfkeli mavi göz korkudan titrememe sebep olmuştu. Ben hala sessiz bir şekilde ona bakmaya devam edince tiksinircesine yüzüme baktı.
"Konuş lan elimde kalacaksın yoksa. Anlat dedim sana. "
Bunu bana yaşattığı için içimden binlerce kez Daniel'e lanet ederken salonun bir anda dolduğunu fark ettim. Bana utançla bakan Babam , yaptığım her şeye rağmen yüzüme acıyarak bakan annem ,babamdan ayırmadığım amcam , her zaman ailemizde sözünü dinletecek kadar güçlü duran yengem , elleri saçlarımda olan büyük abimle aynı bakışlara sahip küçük abim Tunç ve gözünün önünde acı çekmeme dayanamayan ve gözlerinde bir sel gibi yaş gördüğüm kuzenim Ayşe.
"Tarık. "
Babamın keskin sesi odayı doldurduğunda bakışlarım oraya kaydı. Sessizce abime beni bırakmasını işaret ettiğinde istemeden saçlarımdan elini çekince rahatlamanın etkisiyle derin bir nefes aldım. Başım önümde onların konuşmasını beklerken kendimi bir mahkum gibi hissediyordum.
O anda odaya giren Doğaç'a bakışlarımı çevirdiğimde bana bakıp öfkeyle soludu.
"Bunu ona kim yaptı? "
Sesindeki keskinlikle ne demek istediğini anlamadığım için şaşkın bakışlarımı gözlerine diktim. Hızla yanıma gelip eğildiğinde refleks olarak irkildim. Elini yavaşça kaldırdığında savunma pozisyonuna geçip kolumu yüzüme siper ettiğimde gözleri şaşkınlıkla aralandı. Ondan korkmam kızdırmıştı karşımdaki adamı. Gözlerinde gördüğüm pişmanlık şaşırmama sebep olsa da geri adım atmadım. Kafese kapatılmış yırtıcı bir kaplan gibi pençelerimi gelen tehlikelere karşı siper etmiştim kendime.
"Korkma Defne sadece alnına bakacağım. " Dudaklarından dökülen kelimelerle elini alnıma dokundurduğunda bir bıçak kesiği ağrısı gibi bir acı saplandı. O anda az önce başımı çarptığım yerde bir sıcaklık hissettim.
"Ayşe tentürdiyot ve pamuk getir şu yarayı temizleyelim. " O hala bir milim bile kıpırdamayan kardeşine bakışlarını sabitlerken ben de alnıma dokunduğumda elime bulaşan kan lekesine şaşkınlıkla baktım.
"Dokunma... dur temizleyelim. " Sanki az önce kendisi bana büyük bir utanç yaşatmamış gibi merhamet göstermesi sinirlerimi bozmuştu. Birkaç saat içinde yaşadıklarım artık kendime verdiğim susma sözümü de unutturmuştu bana. Oysa buraya gelmeden önce ailem ne derse desin kabul edip öfkelerinin geçmesini bekleyeceğime dair sözler vermiştim kendime. Ama bana yaptıkları bu şeyler artık sözümün geçerliliğini kaybettirmişti.
"Buna gerek yok. "
Yüreğim öyle yaralıydı ki bedenimde oluşan yaralar pek umrumda değildi o anda. Hızla yerimden kalktığımda başımın dönmesiyle tutunacak bir yer ararken kendimi Doğaç'ın kollarında buldum.
"Yavaş hareket et. Düşeceksin bir yere. " Huysuzlukla kollarından kurtulup ondan uzaklaştım. O ağzının içinden homurdanırken ben de kendimi güvenli bir yere attım. Benim büyüdüğüm bu ev artık bana ait değilmiş gibiydi. Bu insanların arasında kendimi bir yabancı gibi hissetmem ve kendimi buraya ait hissetmemem beni sarsmıştı.
Babamın kaş göz işaretiyle ben tekli bir koltuğa otururken herkes kendine bir yer bulup oturdu. Benim için mahkeme başlamıştı. Bu insanlar tarafından yargılanıp infaz edilecektim. Ben hakkımda çıkacak kararı kurban gibi beklerken babamın çocukken beni deli gibi mutlu eden o ses tonu doldu kulaklarıma.
"Anlat Doğaç. "
Babamın benimle ilgili karar verirken beni dinlemeyeceğini ve sadece kuzenimin sözleriyle hareket edeceğini anlamıştım. Bu daha da acıtmıştı canımı. Nasıl bunca sene onların değiştiğini anlamamıştım? Yoksa değişen kendimdim de anlamak için ait olduğum dünyadan kopmam mı gerekiyordu?
"Amca biz her şeyi yanlış anlamışız. "
Bu sözler üzerine bakışlarımı diktiğim kuzenim bir an bile bana bakmamıştı.
"Ne demek bu oğlum? " Bunu soran amcamdı.
"Baba Defne o adamla bizim anladığımız hiçbir şey yaşamamış. Yani o hala ...- " Öfkeyle gözlerine baktığımda sözlerini tamamlayamadı. Ben ise diğerlerini süzdüğümde hepsinin şaşkın bakışlarını fark etmiştim.
"Ne fark eder ki? Mahallede herkes bunun yaptığı rezilliği öğrendi. Ha o işi yapmış ha yapmamış. Çıktı adı bir kere. Kim artık bunu alır kendine, kadın yapar ki? "
Abimin bu sözleri üzerine istemsizce gözlerimi devirdim. Bunların bu geri kafalı modelleri ne yaparsam yapayım tamiri imkansızdı. Söyledikleri beni hem öfkelendirdi hem de kafamda planlar oluşmasına sebep oldu. Benim için artık bundan sonra aile kavramı sadece sözden ibaretti. Ben kendi kafamda planımı oluştururken , geldiğimden beri konuşmayan yengemin sözleri gözlerimin yuvalarından çıkmasına sebep oldu.
" Bundan sonra yapacak tek bir şey var artık oğul. Kol kırılır yen içinde kalır. Madem ki kız bizim, namus bizimdir. Biz de üstümüze düşeni yaparız. " Ben bu sözlerin ardından ne gelecek diye merak ederken bu sessiz sorumu yengem cevapladı.
"Doğaç ve Defne evlenecek. "
Ben şokla ağzımı açıp inlerken kuzenimin de benden aşağı kalır yanı yoktu. Ölsem böyle bir çözüm aklımın ucundan dahi geçmezdi. Hem namus bizim ne demekti ya? Kişinin namusu sadece kendine aitken birinin senin adına senin ile ilgili bir karar vermesi nasıl zavallı bir beynin yansımasıydı. Aklım deli gibi çalışıyor, beynim olanlara isyan etmek isterken, mantığım şimdilik sessiz kalmamı söylüyordu bana. Eğer şimdi bir taşkınlık daha yaparsam bunun sadece kendi bedenime ve ruhuma zararı olacağını biliyordum. Ne söylersem söyleyeyim ailemin bu sığ düşüncesini değiştiremeyeceğimi de anlamıştım. Aslında oturup konuşmanın bile faydası yoktu. Çünkü ben daha gelmeden belli ki onlar çoktan kararlarını vermişlerdi. O anda ne kadar beni kendi kararlarına boyun eğen biri gibi görmelerine izin vermiş olsam da aslında ben de içten içe kararımı vermiştim. Bundan sonra Güven ailesi resmi olarak hâlâ ailem olsa da aslında onların çoktan hayatından koymuştum. Ben onların tanıdığı o eski küçük Defne değildim artık. Her şeye rağmen kendi doğrularından sapmayan genç bir kadındım ve ne olursa olsun bana bunları yaşattıkları için onlardan bunun hesabını çok kötü soracaktım. Artık birinin aileme dur demesi gerekiyordu ki bunu zevkle yapmaya hazırdım.
~~~~~