5 - Verilmeyen Fırsatlar

1425 Kelimeler
Telefonun tamir olan ekranında beni arayan kişinin Seray olduğunu görünce hiç bekletmeden açtım. "Alo, kankacım..." Şu dünyada o hariç kimsenin böyle kelimeleri uzatarak konuşmasına katlanamıyorken Seray'ın şımarık ses tonu ve neşe dolu enerjisine tam da şu anda ilaç gibi geldi. "Kankam, nasılsın," durgun bir sesle konuşabildim. Çoğu zaman dışarıda telefonla konuşurken sesim böyle çıkardı o yüzden Seray'ın bende bir tuhaflık olup olmadığını anlaması zordu. "Kankam ben iyiyim ama sabah aramışsın beni, biliyorsun telefon sessizde. Bir saat kadar önce de aradım ama açmadın ya endişelendim, bir sorun mu var kankam?" "Kanka bok gibiyim," dedim hiç uzatmadan. Nedenini sordu ona detayları ile rüyamı anlattım. Ne kadar sürdü bilmiyorum sadece bana bir şey demesini istedim. Ya bu rüyaya bir anlam versin ya da geçti gitti kabus işte diyerek geride bırakmama yardım etsin... "Ay kanka, sana bir şey diyeceğim." "Dinliyorum, ne diyeceksin," ondan gelecek şey için kulaklarımı dört açtım. "Biliyor musun bu sabah ben de bir rüya gördüm. Hem de kabus," söze böyle devam edince biraz şaşırdım. Tam olarak nereye bağlayacağını merakla dinledikçe bana gördüğü kabusta iş yerine giderken ayağına sakız yapıştığını onu çıkartmaya çalışırken kuduz köpek tarafından kovalandığını anlattı. Birkaç saniye cevap veremedim ne demek istediğini anlamaya çalıştım. "Alo, kankam orada mısın?" diye sorduğunda konuşmaya çalıştım. "Evet," ama neye evet? Seray'ın şu saçma huyu ile içimdeki konuşma hissi yere düşen cam bardak gibi tuz buz olmuştu. O an birisinin beni dinlemesini, beni anlamasını sadece bir kabus demesini ve geçtiğini söylemesine ihtiyacım vardı. Ne gezer, benim kabusumu anlatmamı bekleyip kendi gördüğü saçma rüyayı anlatıyordu Seray... "Ya kanka rüyaları boşver de sana anlatmam gereken bir şey var! Hani benim Ömer var ya, sanırım bana evlenme teklifi edecek haftaya. Doğum günümde beni götürdüğü yerin yakınlarında bir bungalov mekan varmış. Çok güzel manzarası var falan dedi bana, ne alaka dedim ben de..." "Kanka, kusura bakma seni daha sonra arasam ya şu an pek müsait değilim." Daha çok onu dinlemek istemiyordum, ben burada ne anlatıyordum Seray orada ne anlatıyordu. "Kanka tamam ama bak unutma sana tüm detayını anlatmam lazım, ay çok heyecanlıyım." "Tamam, görüşürüz," diyerek telefonu kapattım. Siktir git Seray biz burada ne yaşıyoruz sen ne diyorsun bana... dedim fısıldayarak. Ne zaman onunla özel bir anımı, içimdeki hissi paylaşmaya çalışsam ne yapar eder her seferinde o konu üzerine bir şeylerini anlatırdı. Tıpkı az önce rüya gördüğümü ona anlattığım gibi, sadece burada da kalmazdı. Beni nadiren gerçekten hal hatır sormak için arardı. İşi gücü Ömer veya iki ay önceki sevgilisi Furkan veya Furkan'la takılırken ona yürüyen Ali ile ilgili saçma sapan şeyleri saatlerce anlatıp dediği şeylerin iyi olup olmadığını bana sormaktı. Derdi iyi laf sokup sokmamak değildi, Seray'ın derdi neydi bilmiyorum onun açısından düşününce sadece konuşma ihtiyacını gidermeye çalışan birini görüyordum her seferinde. Böyle arkadaşları olanların da bildiği üzere eğer telefonunuz çalıyorsa önemli birisi olduğunuz için değil iyi bir dinleyici olduğunuz için aranılırsınız. Eminim şu an telefondan Seray'ı arasam meşgul çalar, arayıp ona beni dinle gerçekten bombok bir gün geçiriyorum desem bile benden daha kötü olduğunu söyler... Telefonu kapatıp bir süre banka sırtımı yasladım öylece oturdum, kafamın içinde zilyon tane ses aynı anda konuşuyordu. Çoktan o seslere teslim olmuştum. Gözlerim yaşarmaya başladı yeniden. Yorgumdum, yalnızdım, işsizdim, tükenmiştim, öldüğüm bir kabus görmüştüm ve bunu anlatsam da beni anlayacak kimsem yoktu. "Hocam," bu tanıdık sesi duyunca burnumu çekerek arkama döndüm. Başak hocaydı bu, kurs merkezinde danışmada çalışan, ben gelmediğim için yine benim sınıfıma bakmak zorunda kalan Başak. Yumuşacık bir kalbi olan ama herkesin o kalbi hiç çekinmeden kırabildiği masum Başak. Esmer tenine inat çimen rengi gözleri parlayan Başak. Dünyada kaldı mı böyle biri dediğim Başak. "Ah hocam, hayır lütfen ağlamayın," diyerek hızla yanıma gelip hiç beklemediğim bir şekilde sarıldı bana. Bu söz üstüne bir de bana sarılınca salya sümük ağlamaya başladım ben de. Uzunca bir süre ağladım, birine sarılıp tek kelime etmeden içimdeki tüm yorgunluğu, üzüntüyü, öfkeyi ve yalnızlığı atmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu ancak o zaman anladım. Titreyen ellerimi tuttu başak, onun gözlerinin içine baktığımda bana eşlik ediyordu, o da ağlıyordu. Çimen yeşili gözlerine çiğ düşmüş gibi bakıyordu, düşündüğümden çok daha duygusal birisiydi. "Hocam, bugün başınıza gelenlere gerçekten çok üzgünüm nolur ağlamayın oturun biraz. Su alayım size," diyerek ellerimi gösterdi, "Çok titriyorlar, iyi misiniz? Hastaneye gidelim mi?" "Hastaneye gitmek istemiyorum, ben sadece... Lütfen biraz yanımda kal Başak." Nasıl oldu da birisine karşı bu kadar içten ve çekinmeden yanımda kal diyebildiğimi bilmiyordum, ellerini sıkı sıkı tuttum hiç bırakmak istemiyordum. Kendimde değildim, kendime gelebilmek için ondan destek almaya ihtiyacım vardı. Başak bir an olsun çekinmedi, sadece bana korkarak bakıyordu. Neler olduğunu anlayamadığı belliydi. Gözlerimin içine çekinerek bakıyordu ama o merak pırıltısı hiç solmamıştı. "Her şey üstü üste geliyor başak ben artık dayanamıyorum," dedim. Hayatımda başıma gelenleri anlattığım ender insanlardan biri olduğu için kuru kuru yutkunup beni dinlemeye devam etti. "Berbat bir rüya gördüm, daha doğrusu kabus..." Bu cümlemden sonra gözümün önünden bir sahnesi bile silinmeyen kabusumu anlattım ona ve elimde tuttuğum telefon kılıfını gösterdim. Gördüğüm yaşlı adamın o olduğunu ekledim ve sustum. Rüyamı anlattığım üçüncü kişinin de bana bir ucubeymişim gibi tepki göstermesinden ölesiye korkuyordum. Bana tek kelime etmeden sıkı sıkı sarıldı. Ne yargılayıcı bir bakış attı ne de sadece bir kabus diyerek geçiştirdi. Bana sarılırken "Allah korusun hocam, böyle bir kabus görmedim hayatımda hiç," dedi. Sesinden anlayabiliyordum; gerçekten benim için endişeleniyordu. "Ben ne yapacağımı bilmiyorum Başak, her şeyimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Kimse beni anlamadı, işten kovuldum, en yakın arkadaşım bile umursamadı..." Gözlerimin içine çakmak çakmak yanan bir endişeyle bakmaya başladı bu sefer de, sanki dilinin ucunda söylemek istediği ama çekindiği bir şey vardı. "Hocam biliyorum sorunlarınız var ama böyle bir zamanda ben olsam annemle görüşürdüm." Tepkisizce ona baktım, annem... Henüz on iki yaşımdayken babamla beni terk edip başka bir adamla evlenen annemi mi? Hayatım boyunca bana sevgi bile göstermeyen annemi şimdi arasam ne diyecekti ki? İçimdeki öfke köpüren bir deniz gibi kabardı bir anda, ne ironik, gördüğüm kabus yüzünden beni işten kovan müdürümü aramıştım sabah ama öz annemi aramak aklımın ucuna bile gelmemişti. "Annemin beni dinleyeceğini hiç sanmıyorum," içim acıyarak konuşurken yüzüm yumuşamıştı. Hayatımda görmediğim anne şefkatini kendi kendime veriyordum. "Arayın, gerçekten berbat bir gün geçirdiğinizi anlatırsanız eğer..." "Babamın cenazesine bile gelmeye tenezzül etmedi annem, Başak sandığın gibi bir durum yok aramızda. Annem benimle iletişim kurmak istemiyor. Öldüğümü duysa umurunda olmayacak bir insana şu yaşadıklarımı anlatsam ne değişir?" "Çok şey değişir," kendinden emin bir şekilde devam etti, "İçinizdeki hisler yumuşar, annenizle konuşursanız. Her şey değişebilir." "Her şey çoktan değişti," artık Başak'a bakmıyordum telefon kılıfına kenetlenerek devam ettim. "Elimdeki her şeyi kaybettim," Mavi gözlü ihtiyar adamın üstünde kaydırdım parmağımı, "Benden alınanlar var," tırnaklarımı bastırarak devam ettim "Ve bana verilmeyen fırsatlar var..." "Böyle demeyin, hayatta olduğunuz her an, kalbinizin attığı her an bir fırsat." "İnan bana Başak, sadece kalbimin atması bana bir fırsat kapısı falan aralamıyor. Sadece atmış oluyor hepsi bu," soğuk bir tavırla söyledim bunları. Yanımda olan tek insanı da kovmaya yetecek bir üslupla konuşuyordum. Benim konuşmama rağmen yanımda kaldı Başak. Sustuğumda o da sustu. Üzgün birinin kalbini okur gibi hareket ediyordu, bazen onun için üzülüyordum kendi derdi olmayan şeyler için canını dişine takarak çabalıyordu. Derin bir nefes alıp banka yaslandı. Bir şeyler söylemek istediğini hareketlerinden anlıyordum. Sessizliği bölmemek için mi bu kadar çaba gösteriyordu yoksa diline düğüm olan sözcükleri bir araya getirmekte mi zorlanıyordu bilmiyorum. "Size bir şey söylemek istiyorum," dedi. Yüzüme bakmadan tam karşısına bakarak. "Bazı rüyaların bir işaret olduğuna inanıyorum hocam ben." Bu sözlerine şaşırmıştım, kahve falına veya tarot kartlarına asla inanmayan burç yorumlarını bile dinlemeyen Başak rüyaların birer öngörü olabileceğini söylüyordu bana. "Tam olarak ne demek istediğini anlamadım, nasıl bir işaret?" "Bunu yorumlamak bana düşmez elbette ama anlattıklarınızı dinlediğimde içimde korkunç bir şeyler hissettim. Sanki... Sanki gerçekten de bir şeyler için seçilmiş olabileceğinizi düşünüyorum." Bir şey demeden ona baktım ama Başak hala bana bakmıyordu, sanki tam karşısında bir şey var gibi konuşuyordu. Yanımda bir süre daha sessizce oturdu, ikimiz de karşıya baktık. Ona bu gece benimle kalıp kalamayacağını sormak istedim, gerçekten de yalnız kalmak istemiyordum. Soramadım, o da teklif etmedi. Tam ağzımı açacağım sırada telefonu çaldı, kulak misafiri oldum istemeden. Arayan kişi ablasıydı, eve gelirken babasının ilaçlarını almasını oyalanmamasını söylüyordu. Bana karşı ne kadar kibarsa ablasına karşı da aynı ki nezaketle konuştu. Telefonu kapatınca benimle vedalaştı. "Hocam eğer bir sorun olursa beni arayabilirsiniz, ne zaman isterseniz sizi dinlerim," diyerek içime su serpmeye çalıştı. Teşekkür ettim ona, tamam diyerek ben de banktan ayrıldım. Ayrı yollara gittik. Evime gitmek istemiyordum, aklımda Başak'ın dedikleri ile bir süre daha yürüdüm. Seçilmiş olmak... Benim gibi biri neden seçilsin ki? Viking tanrısı Odin, neden beni seçsin? Benden aldıkları karşılığında ne vermek istesin? Aklımı kaçıracağım, yine hayalperestliğim devreye giriyordu, bana vadedilenin ne olduğunu bilmiyordum ama verilmeyen fırsatları düşünüyordum. Kafamdaki sorulara bir cevap bulmak için artık nereye gitmem gerektiğini biliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE