Fark Etmek

1142 Kelimeler
Kapı kapandıktan sonra Arda, telefonunun hâlâ titrediğini fark etti. Ekrana baktığında, Pazarlama Direktörü Selim’den beş cevapsız çağrı gördü. Kaşlarını çattı ve telefonu açtı. “Ne oldu Selim?” “Arda Bey, tedarikçi tarafında bir aksilik çıktı. Yarın sabaha kadar yeni fiyat tabloları hazırlanmalı. Yoksa lansman ertelenecek.” Arda eliyle alnını sıvazladı. “Kimse doğru düzgün iş yapmayı bilmiyor bu binada. Tamam, dosyayı gönderin. Bakacağım.” Telefonu kapattı, dosya hemen mailine düştü. Göz gezdirirken çenesini sıktı. Ekibi çoktan dağılıp gitmişti. Yasemin bu işin dışında bırakılmıştı zaten. Selim? Bu saatte destek olsa da analiz yeteneği zayıftı. Ama biri vardı… Bugün fark ettirmişti kendini. Arda masanın üzerinden Lina’nın bıraktığı dosyayı aldı, birkaç satırı tekrar okudu. Kalemi eline alırken içinden geçirdi: “Destek almıyorum demedim. Sadece doğru kişiden alırım.” Telefonuna uzandı. Doğrudan aradı. Lina, asansör bekliyordu. Elindeki ceketini düzeltiyor, akşam planını kafasında yapıyordu. Melis çoktan çıkmıştı. Gözleri cebinde titreşen telefonu görünce bir an durakladı. Arda Varlık. Tereddüt etti ama açtı. “Efendim?” Arda’nın sesi her zamanki gibi sakindi, ama altında yorgun bir acele vardı. “Gitmediysen bir konuda desteğine ihtiyacım var. Üst katta mısın hâlâ?” “Evet, ama çıkmak üzereydim.” “Beş dakikanı alacak.” “Beş dakika deyip iki saat çıkmasın?” dedi Lina hafif gerginlikle. Arda duraksadı. “İki saatten fazlaysa kahveyi ben ısmarlarım. Ne dersin?” Lina gözlerini kapattı, asansörün ışığı yukarı çıkarken iç geçirdi. “Geliyorum.” - Ofise girip durumu öğrendikten yaklaşık on beş dakika sonra, Lina bilgisayar ekranına gözlerini dikmiş, Excel satırlarında boğuluyordu. Arda, toplantı masasının diğer ucuna belgeleri yaymış, hızlıca bir şeyler yazıyordu. “Yani bütün bu karmaşa,” dedi Lina, gözlerini kısmış şekilde, “Üç yanlış rakam yüzünden mi oldu?” Arda başını kaldırmadan yanıtladı. “Bu üç rakam, maliyeti %12 yukarı çeker. Düşünsene; milyonluk lansmanda %12’lik bir hata, kaç sıfır eder?” “Matematikle tehdit etmek... ilginç yöntem,” dedi Lina, göz devirmeden edemedi. Arda başını kaldırdı. “Sadece gerçeklerle çalışıyorum.” Lina dosyayı kapattı, oturduğu sandalyede geriye yaslandı. “Gerçek şu ki, bunların çoğu ürün müdürlüğünün sorumluluğunda. Benim değil.” “Gerçek şu ki,” dedi Arda, gözlerini ona dikip, “Ekip ruhu böyle zamanlarda ölçülür.” Lina sertçe gülümsedi. “Ekip ruhu, akşam yemeğini kaçırmakla ölçülmemeli.” Arda masasından kalktı, yürüyerek Lina’nın yanına geldi. Kollarını göğsünde birleştirdi. “Bir şey mi ima ediyorsunuz, Lina Hanım?” Bakışları kilitlenmişti. Lina da yerinden kalktı, onunla aynı hizada durdu. “İma ettiğim şu, Arda Bey,” dedi, sesi daha tok, daha netti. “Sorumsuzluk başkalarının üstüne yıkılmamalı. Siz gece boyunca şirketin ne kadar adanmış olduğunuzu göstermek isterken, başkalarını da sürüklüyorsunuz.” Arda bir adım yaklaştı. Ses tonu düşüktü. “Beni anlamıyorsunuz.” “Anlamak mı?” Lina içten bir kahkaha attı. “Kendinizi ne zaman açtınız ki anlamaya çalışayım?” Arda’nın yüz ifadesi sertleşti. “Bazı insanlar göstermez Lina Hanım. Onlar sadece yapar.” O an bir sessizlik oldu. Göz göze geldiler. Bakışlar arasında bir kıvılcım dolaşıyordu. Arda’nın gözlerinde öfkenin yanı sıra bastırılmış başka bir şey vardı. Lina’nın nefesi hızlanmıştı ama bunu belli etmemeye çalıştı. “Yine de,” dedi Lina, başını hafifçe eğerek, “bu baskı, bu sabırsızlık... güven yaratmıyor.” “Ben güven inşa etmem,” dedi Arda, sesi kısık ama derin. “Ben zemin sarsıldığında ayakta kalanı ararım.” Lina’nın gözleri doldu. Öfkeden değil... yükten. O an neye öfkelendiğini bile bilmiyordu. Arda’ya mı, şirkete mi, kendine mi? Belki de hepsine. “Ve ayakta kalanlar genelde yalnız olur, değil mi?” dedi, alçak bir sesle. Arda cevap vermedi. Sadece baktı. Gözlerinde bu kez öfke değil, itiraf vardı. Sanki ilk kez gerçekten görüyordu onu. Gerçekten dinliyordu. Aralarında sadece bir masa değil, koca bir duvar var gibiydi ama aynı anda o duvar çatlıyordu. Çatlaklardan bir sıcaklık sızmaya başladı. “Ben sizin düşmanınız değilim, Arda Bey,” dedi Lina, yavaşça. “Ama savaş ilan eden siz olursanız, karşılık veririm.” Arda bir adım daha attı. Artık aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Sesi bu kez fısıltı kadar yakındı. “Ben sizinle savaşmıyorum, Lina Hanım.” Lina başını hafifçe kaldırdı. “Öyleyse neden hep savaş alanında gibiyiz?” Sessizlik… O an, ofisin gecenin içindeki yalnızlığı da duyuluyordu. Klima sesi bile durdu sanki. Her şey sustu. Her şey, onların arasındaki yoğun bakışa teslim oldu. Arda’nın eli hafifçe masaya dayandı. Yakınlığı tehdit gibi değil, bir çekim gibiydi. Lina’nın kalbi göğsüne sığmaz olmuştu. Kaçmalıydı. Gitmeliydi. Ama kalmayı daha çok istiyordu. “Çünkü başka türlü dikkatini çekemem,” dedi Arda. Bu cümle, buz gibi odada bir kıvılcım gibi çarptı. Lina bir an gözlerini kaçırdı. Ama sonra tekrar ona döndü. Dudakları aralandı ama cümle kuramadı. Arda, eliyle masadaki belgeleri yavaşça kenara itti. İkisinin arasında hâlâ görünmez bir çizgi vardı. Ve o çizgi artık sarsılıyordu. Ama tam o sırada koridordan gelen temizlik görevlisinin ayak sesleri yankılandı. Gerilim, bir anda bölündü. Lina geri çekildi. “Çalışmaya devam edelim. Liste hâlâ eksik,” dedi, sesi titreyerek. Arda gözlerini ondan ayırmadan başını salladı. “Elbette.” Lina, masasındaki dosyaları düzeltmekle meşguldü ama parmakları kararsızdı. İçinde kıpırdayan duygulara hâkim olmak zordu. O cümle… "Çünkü başka türlü dikkatini çekemem" — hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Ne demekti bu? Arda gerçekten... onu fark etmeye çalışıyor olabilir miydi? Tam düşüncelerine gömülmüşken Arda'nın sesi bir kez daha odayı doldurdu. Bu kez yumuşak, neredeyse sitemkârdı. “Bir akşam yemeğini sana borçlandım, farkındayım.” Lina başını kaldırdı, şaşkınlıkla Arda’ya baktı. Adam, kahve makinesine yönelmişti. Omzunun üzerinden ona göz ucuyla baktı. “Eğer senin için de uygunsa... iş bitince bir şeyler yiyebiliriz. Biraz geç bir telafi olur ama... belki olur.” Lina, neye şaşıracağını bilemedi. Hem teklifin gelişine, hem de tonuna. Bu Arda... tanıdığı kibirli, mesafeli adamdan farklıydı. “Gece yarısına doğru dürümcüye mi gideceğiz yani?” dedi alaycı bir gülümsemeyle. Arda ona döndü, kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Yeterince dürüstsen, dürüm bile romantik sayılır.” Lina kahkahayı bastı. Gerginliğin yerini alaycı bir rahatlık almıştı. “Bu söylediğiniz... bir itiraf mıydı Arda Bey?” “Hayır,” dedi adam, gözlerini kaçırmadan. “Bu söylediğim, belki de baştan beri kaçtığım şeydi.” Lina’nın gülümsemesi soldu ama gözleri hâlâ Arda’nın üzerindeydi. Birkaç saniyelik sessizlik, kelimelerden daha gürültülüydü. Arda devam etti: “Bu iş temposunda insan bazen duygularını planlamak ister. Saat 21:00’de kızmak, 22:00’de yakınlaşmak gibi... Ama hayat seni planladığın sırada çoktan kararını vermiş olur.” Lina başını eğdi. “Planlanmamış bir gece için fazla derin konuşuyorsunuz.” “Planlanmamış olanlar en etkili olanlar, değil mi?” Lina birkaç saniye düşündü. Bu geceyi düşündü. Tartışmaları, bakışları, kırılma anlarını… Ve şimdi gelen bu sessiz teklifi. “Belki... iş bittiğinde hâlâ ayakta olabilirsem, düşünürüm,” dedi sonunda. Arda hafifçe gülümsedi. “O zaman seni daha da yormadan şu fiyat tablolarını bitirelim.” Lina, Arda’nın yanına oturdu. Aralarında hâlâ resmi bir mesafe vardı ama hava değişmişti. Bu gece sadece bir mesai değildi artık. Bu gece, görmezden gelinen bir duygunun ilk fark edilişiydi. Ve dosyaların arasında kalan notlar gibi, söylenmemiş kelimeler de sayfa aralarında gizleniyordu. Ama sayfa çevrildikçe... her şey biraz daha açığa çıkacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE