HAFİZE
İlk başlarda kayınvalidem bana karşı gayet iyi davranıyordu. Annem ile yengemin ilişkisi gibi olmasa da kötü değildi. Ben hep annem ve yengem gibi bir ilişkimiz olur diye düşünürdüm. Evden dışarı çok çıkmıyordum. Çıktığım zamanlarda ise yanımda ya kayınvalidem yada görümcelerimden birisi olurdu. Zaten bilmediğim bir şehir olduğu için gün içerisinde evde vakit geçiriyordum. Komşular ile yine kayınvalide yada görümceler eşliğinde görüşüyordum. Evde yalnız olsam da çok sıkılmıyordum. Ya kitap okuyordum yada annemin bana çeyizimde aldığı dikiş makinesiyle dikiş dikiyordum. Bir ara dikiş diktiğim için alt kattaki görümcemden şikayet geldi. Yukarı çıkıp çocuğunu daha yeni uyuttuğunu çok zorlandığını benim çocuğum olmadığı için anlamadığımı söyleyip giderdi. Mustafa dikiş makinesinin ayaklarına aşağıya gürültü yapmayacak şekilde parçalar yaptı. Aslına bakarsan ben kocamla gayet iyi anlaşıyordum. Hatta onu seviyordum. Eve geleceği saatleri iple çekiyordum. Onunla olmak beni çok mutlu ediyordu. Birlikte konuşmalarımız sohbetlerimiz harikaydı. Gün içerisinde onu çok özlüyordum. Evliliğimizin ikinci yılında babaannem vefat etti. Babam, annem, abim, yengem ve bir yaşındaki yeğenim babaannemin cenazesine Yalova'ya giderken trafik kazası geçirdiler. Arabayı abim kullanıyormuş. Bir yakıt tankerine çarpmışlar. Araç yanmaya başlamış. Çevredekiler söndürmek isteseler de tankerin patlama olasılığından dolayı yaklaşamamışlar. Tüm ailem o aracın içerisinde yok olup gitti. En kötüsüde ne biliyormusun? O tankerin içinde yakıt değil su varmış. Bu bana yıllarca azap verdi. Hiç yerine ailemin yok oluşu, kurtulma ihtimalleri olmasına rağmen kurtulamayışları beni kahretti. Yıllar geçtikçe çocuğumuzun olmaması üstümde baskı yaratıyordu. Bende artık bu yalnızlığımı sevmemeye başlamıştım. Bir bebeğim olsun istiyordum. Ailem öldü diye il zamanlar çok üstüme gelmediler ama bir gün Mustafa’nın işten geldiğini sokağın başında olduğunu gördüm. Hemen aynanın karşısına geçip kendime çeki düzen verdim. Ne kadar geçti bilmiyorum ama Mustafa eve gelmeyince kapıyı açtım. Apartman boşluğundan Mustafa’nın boğuk sesini duyunca merakıma yenik düşüp sesin geldiği kata kayınvalidemlerin dairesinin önüne kapıya geldim. Kayınvalidem
“Oğlum bak dinle. Böyle bağırıp çağırmakla olmaz. Bu kız kısır. Tamam annesigil öldü diye bir şey demedik ama bu zamana kadar çocuğunuz olmadığına göre ya bunu boşa yada kuma gelsin” dediğinde kulaklarıma inanamadım. Mustafa
“Anne ne saçmalıyorsun Allah aşkına ben karımı seviyorum. Ondan başkasını istemiyorum. Çocuğum olur yada olmaz bu Allah’ın bileceği şey. Benim hayatıma bugüne kadar karıştığınız yeter” diye bağırdı. Mustafa’nın ayak seslerinin kapıya doğru geldiğini duyunca hemen yukarı kendi daireme çıktım. Ama içim içimi yiyordu. Bende istiyordum bir evladım olsun ama olmuyordu. Apartmanın giriş kapısının çarptığını duydum. O gece saatlerce salonun camında Mustafa’nın gelmesini bekledim. Mustafa eve çok geç geldi. Alkollüydü. İlk defa onun alkol aldığını görmüştüm. Salona yanıma geldi kucağıma başını koydu. Bana
“Hafize ben seni seviyorum. Çocuğumuz olsa da olmasa da seni çok seviyorum. Senden ayrılmak istemiyorum” dedi ve uykuya daldı. Ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi işe gitti. Bir daha alkol aldığını görmedim. Sevdiğim adam benim için ailesini karşısına almıştı. Bu beni korkutuyordu. Ailesinin beni suçlaması bana iyi davranmıyorlardı ama kötü davranmıyorlardı. Kötü davranmaları beni korkutuyordu. Bazen kayınvalidem bana
“Gelin ayağına çorap giy çocuğun olmaz sonra” der kızlarıyla kıkırdarlardı. Bazende görümcelerimden biri
“Yenge taşa oturma çocuğun olmaz” der yine birlikte kıkırdarlardı. Bunu her zaman konu komşunun yanında yaparlardı. İnsanlar bana acıyarak bakarlardı. Bu benim canımı daha çok yakıyordu. Yıllarca Mustafa’ya doktora gidelim diye yalvardım.
“Hayatım Allah’ın işine karışılmaz. Olmayacaksa olmaz.” deyip dururdu. Uzun yıllar sonra seninde bildiğin hikaye. Dilek teyzen telefon etti.
“Düzce’de sana doktor randevusu aldım. Yarın gidiyorsun” dedi. Ben
“İşe yarar mı ki” diye sordum. İçime bir umut doğmuştu.
“Yarayacak inan bana” dedi ve doktorun adresini alıp kapattık. Ertesi gün kimseye söylemeden doktora tek başıma gittim. İlk yıllarda beni yalnız dışarı çıkarmayan kayınvalidem 15 yıl olunca artık umursamaz olmuştu. Gerçi benim bir yere gittiğim yoktu. Arada bir sadece pazara veya bakkala giderdim. Tam randevu saatinde doktorun kapısındaydım. Doktora her şeyi anlattım. Doktor benden tahliller istedi
“Hafize hanım tahlillerinize bakalım ona göre izleyeceğimiz yolu belirleyelim” dedi. Ben tahlillerimi verdim ve yaklaşık 2-3 saat sonra doktorun odasına girdiğimde hayatımda duyduğum en güzel cümleler döküldü dudaklarından.
“Hafize hanım siz hamile kalmak istediğiniz için geldiniz ama görüyorum ki siz iki aylık hamilesiniz.Tebrik ederim” dediğinde kulaklarıma inanamadım.
“Gerçekten mi? Beni başınızdan atmak için böyle söylemiyorsunuz değil mi?” diye saçmaladım. Doktor hanım gülerek
“Olur mu öyle şey. Gelin isterseniz ultrason cihazıyla bakalım” diyerek beni kaldırıp makinanın olduğu bölmeye götürdü. Beni muayene yatağına yatırdı ve karnıma jel sürdü. Makinada bir şeyler yapmaya başladı. Elindeki cihazı karnıma sürterek makinada bir şeyler yapıyordu. Ekranı bana doğru çevirip bir şeyleri göstererek
“Ekranda şurayı görüyor musun. İşte bebeğin orada.” dedi. Ben ekrana bakıyordum ama karanlık bir şeyler vardı ve ne olduğunu anlayamıyordum. Ama bebeğim olacağına inandım. Gözlerim dolmaya başladı. Doktor
“Hatta sana kalp sesini dinletelim.” dedi ve bir şeyler yapınca odanın içerisini koşan bir atın nal sesleri gibi “tak tak tak” sesleri doldurdu. Doktor
“İşte bu bebeğinin kalp sesi” dediğinde hem ağlıyor hemde korkmaya başlamıştım.
“Neden bu kadar hızlı atıyor. Bir sorun mu var” diye sordum.
“hayır. tam aksine. Olması gereken bu” diye cevapladı.
“Bu kadar hızlı olması normal mi?” diye sordum endişeyle
“Bebeklerin kalbi bizimkilerden çok daha hızlı atar. Dakikada yaklaşık 120-160 arası. Sizin bebeğinizin ritmi gayet sağlıklı. Tebrik ederim.” diyerek karnımı sildi. Bana kullanmam için ilaçlar yazdı. Ben hamile olduğumu öğrendiğimden itibaren devamlı ağlıyordum. Uzun zamandır ilk defa mutluluktan ağlıyordum. Ve yine uzun zamandır ilk defa yalnız olmadığımı hissetmeye başlamıştım. O akşam Mustafa’nın gelmesini iple çekmeye başladım. Mustafa gelir gelmez kollarına atladım. Yüzüne baktığımda kaşları çatıldı.
“Yine mi seni üzecek bir şeyler yaptılar” diyerek arkasını dönüp kapıya yöneldiği sırada kolundan tutup
“Hayır Mustafa” dedim
“O zaman niye ağladın”
“Bu seferki mutluluktan Mustafa” dedim. Mustafa yüzüme anlamaz şekilde bakmaya başladı. Gülerek
“Hamileyim” dedim. Mustafa
“Tamam da bu bahane değil. Ben onlara sorarım” dedi. Beni duyduğunu sanmıyordum. Yüzünü ellerimin arasına alıp
“Mustafa ben hamileyim. Bir bebeğimiz olacak” dediğimde donup kaldı. Onun donması beni korkutmaya başlamıştı.
“Mustafa, Mustafa iyi misin. Bak korkmaya başladım. Hayatım bir tepki ver” dedim. Hala bir tepki gelmeyince yüzüne küçük bir tokat attım. Mustafa
“Sen sen hamile. Yani bebek” diye saçma sapan konuşmaya başladı.
“Mustafa gel oturalım” diyerek onu salona götürüp koltuğa oturduk.
“Evet Mustafa bebeğimiz olacak” dediğimde bana öyle bir sarıldı ki. İkimiz o gece neredeyse sabaha kadar mutluluktan ağladık. Ertesi gün doktora birlikte gittik ve oda kalp seslerini duyduğunda benimle aynı tepkiyi verdi. Doktor Mustafa’yada aynı cevapları verdi. Bize
“Harika bir çiftsiniz. Hep mutlu olun” dedi. O akşam Kayınvalidemlere hamile olduğumu söyledik. Çok mutlu olduklarını söyleyemem. Sevinmiş gibi rol yaptıkları belliydi. Ama Mustafa’ya belli etmemeye çalıştıkları belliydi. Birkaç gün sonra Mustafa’yı camda beklerken apartmana girdiğini gördüm. Hemen kapıya gittim. Kapıyı açıp beklemeye başladım. Duyduğum şeylerle kanım dondu. Kayınvalidem
“Nereden biliyorsun çocuğun senden olduğunu” demesi beni şok etti.