BÖLÜM 8

1075 Kelimeler
HAFİZE Benim güzel kızım. Kuzum. Bu mektubu okuduğuna göre Dilek sondan bir önceki kozunu oynamış demek ki. Son kozu senin için tehlikeli olacağından dolayı yapmaması için yemin ettirdim. Canım kızım sana beni affetmen için yazmadım bu mektubu. Affetmemekte sonuna kadar haklısın. Seni özledim bebeğim. Sana yıllarca anlatmak isteyip te anlatamadığı o kadar çok şey var ki. Bunun için en başa gitmem gerekiyor. Belki o zaman beni daha iyi tanıma fırsatın olur. Ben çok güzel bir ailede bu evde büyüdüm. Annem babam abim hepimiz birbirimize bağlı birbirini çok seven güzel bir aileydik. Abim benden 5 yaş büyüktü. Çok yakışıklı çok efendi ağır bir adamdı. Askerdi. Yengem ile evlendiklerinde ailemiz daha genişlemiş ama hiçbir şey değişmemişti. Yengem bize çok sevgi ile yaklaşırdı. Annem ona hiçbir zaman kaynanalık yapmadı. Benim saçımı ne zaman örse yengemin saçını da örerdi. Yengem anneme “sen nasıl kaynanasın bana hiç kaynanalık yapmıyorsun” diye takıldığında annem “Sende bir ananın kızısın yavrum. Sana neden kötü davranıp kalbini kırayım. Alla beni affeder mi? Sen bana gelin değil evlat oldun. Hem benimde kızım var bir gün evlendiğinde onun kaynanası da ona benim gibi davransın isterim” derdi. Okumayı çok severdim. Özellikle tarihe karşı büyük ilgim vardı. Hatırlarsan sen lise birinci sınıftayken öğretmenin size 50 soruluk liste vermiş ve bu sorulardan 10 tanesini soracağım demiş. Sen odanda ağlıyordun. Yanına gelip sorduğumda bana “bu kitabın içinde bu 50 sorunun cevabı yok” diye ağlıyordun. Sana o 50 sorunun cevabını ben kitaba bile bakmadan yazdırmıştım ve o sınavdan yüksek puan almıştın. Liseden sonra Tarih öğretmeni olmak için girdiğim Üniversite sınavında Ankara Üniversitesini kazandım. Babam ve babaannem beni göndermek istemediler. Ben başka bir şehirde tek başıma üniversite okuyamazdım. tabi onlara göre. Ne kadar ısrar etsem de kabul ettiremedim. Abim arada babama kızın istikbali ile oynamak olmaz gönderelim dese de babam nuh dedi peygamber demedi. Babamı en çok babaannem etkiliyordu. Ona kalsa ben ortaokul ve liseye bile gitmemeliydim. Hayallerim orada kalakaldı. Lise yıllarında hem okuldan hem mahalleden Aslan isminde bir delikanlı vardı. Ona ilgi duyuyordum. Onun bana karşı birşeyler hissedip hissetmediği konusunda bilgim yoktu. O da abim gibi asker olmak istemiş ve sınavlarına girerek kazanmıştı. Askeri okula gitti. Benimle hiçbir iletişim kurmadı. Bende bana karşı hisleri olmadığını düşünüp üzülüyordum. O zamanlar Seher isminde arkadaşıma anlatıyordum. O da bana “belkide başka birisinden hoşlanıyordur. Hem geçen gün çarşıda yanında bir kızla görmüşler” dediğinde Aslan’ı unutmam gerektiğine kanaat getirdim. Lise yeni bitmiş yaz gelmişti. Buralara yazlıkçılar gelmeye başlamışlardı. Biz Seher ile mahallemize gelen her yaz gelen dikiş kursuna katıldık. Orada dikiş dikmeyi öğrenip birbirimizin evinde kendimize etekler şalvarlar dikmeye çalıştığımız bir gün Seher’lerin Düzce’den akrabaları onlara ziyarete geldiler. Kadınlardan ir tanesi bana sürekli sorular soruyordu “Sen kimlerdensin?, bekarmısın?, kaç yaşındasın?” gibi sorular soruyordu. Ben her ne kadar rahatsız olsam da belli etmemeye çalışarak tüm soruları yanıtladım. Bir hafta sonra Seher’in annesi anneme beni istemeye akrabalarının geleceğini söyledi. Annem “Daha çok küçük. 18 yaşında bile değil. Hem babası vermez. Boşuna gelmesinler” dese de nasıl olduğunu bilmiyorum ama birkaç gün içinde bana soru soran kadın yanında üç genç kız bir yaşlı adam bir delikanlı ve Seher’in anne ve babası ile birlikte bize geldiler. O hafta Yalova’da halamın yanında kalan babaannemde gelmişti. Benden kahve yapmam istendi. Yengem ile birlikte mutfağa geçerek kahveleri yaptık. Yengem “Hafize oğlan iyi birine benziyor ama anne ve kardeşleri beni endişendiriyor. İyi düşün kuzum olur mu?” dediğinde “Yenge ben şuan evlenmeyi hiç düşünmüyorum” dedim. yengem “Neyse babam zaten hemen vermez seni korkma sen” dedi ve mutfaktan çıktık. Kahveleri dağıtırken gelen delikanlı ile ilk defa göz göze geldim. Çok güzel bakan bir adamdı. Kız isteme faslına geçildiğinde karşı taraftan Seher’in babası “Allahın emri Peygamberin kavli ile kızınız Hafizeyi Oğlumuz Mustafa’ya istiyoruz” dediğinde elim ayağım boşaldı. Ben evlilik hiç düşünmüyordum. Babam “Benim kızım daha küçük evlilik için erke…” deği sırada babannem “Burada büyük benim ve söz hakkı benim olduğuna göre verdim gitti. Hayırlı olsun” dedi. Babam annem abim yengem hepimiz şok olmuştuk. Babam “Anne!” diye itiraz edeceği sırada babaannem bastonunu yere vurarak “Ne kadar erken o kadar iyi. Evden kaçıp okumak için Ankara’ya mı gitsin. Hem oğlumuz memur. Maşallah. Ayrıca bu evin büyüğü benim ben sözümü verdim.” diyerek bana “Hadi kızım öp kayananın ve kaynatanın elini” dedi. Oturduğum yerde kalakaldım. Sandalyede yanımda oturan yengemin beni dürtmesiyle kendime geldim. Babaannem bana bunu neden yaptı hala anlamıyorum ve affetmiyorum. Sana bu yüzden söylüyorum beni affetme diye. Bir insan başka bir insanın hayatını öyle yada böyle etkiliyorsa ve o kişinin hayatına uzun yıllar etki ediyorsa affetmemeli. 3 ay içinde düğünümüz oldu. Bu üç ay içerisinde Mustafa ile birbirimizi tanımaya başladık. Gerçekten çok efendi çok oturaklı bir adamdı. Ayrıca yakışıklıydı. Uzun boylu siyah saçlı yeşil gözlü. Dik duruşlu çok yakışıklıydı. Sen zaten biliyorsun. Evliliğimizin ilk ayları gayet güzel geçiyordu. Aile apartmanında oturuyorduk. Mustafa apartmanın üst katını kendisi yaptığı için biz en üst katta oturuyorduk. Ortada katta görümcelerimden Leyla eşi ve iki kızı en alt katta kayınvalidem kayınpederim ve iki kızı ile birlikte oturuyorlardı. Görümcelerimin hepsi benden büyüktü. En küçüğü 25 yaşındaydı. Biz babanla gayet güzel geçiniyorduk. Birbirimizi tanıyor ve ona göre hareket ediyorduk. Mesela baban pırasa yemeğini hiç sevmezmiş. Kayınvalidem ile pazara gittiğimizde pırasalı arnavut böreği yapmak için pırasa almak istediğimde kayınvalidem “Mustafa pırasa sevmez koy onu geri” dediği için istemeyerek geri koymuştum. Akşam Mustafa geldiğinde “Neden pırasa sevmiyorsun. Harika böreği olur. Bugün yapmak için almak istediğimde annen senin sevmediğini söyledi” dediğimde “Ben pırasa yemeğini sevmiyorum doğru ama pırasalı börek hiç yemedim” demişti ve ertesi gün iki demet pırasa ile eve gelmişti. Ertesi gün ona yaptığım böreği ikram ettiğimde “Pırasadan böyle bir mucizenin çıkması beni şaşırttı. Bundan sonra en sevdiğim börek bu” demişti. Tabi bizim bu uyumumuz kayınvalidemleri rahatsız etmiş olacak ki daha birkaç ay olmasına rağmen “Gelin hanım ne zaman alıyorum torunumu kucağıma” diye sorular sormaya başladı. Ben bana bu tarz sorular sorulacağını hiç düşünmemiştim. Böyle konular bizde ayıp karşılanırken Kayınvalidem konu komşunu içinde beni rencide edercesine sorması beni gerçekten üzmüştü. Orada hiç konuşmadım. Sesimi çıkarmadım. Akşam olduğunda bu konuyu Mustafa ile konuşmaya karar verdim. Mustafa geldiğinde benim yüzümden bir şeylerin olduğunu anlamıştı zaten. Bana “Ne oldu. Canın sıkkın”diye sorunca bende olanları anlattım. “Tamam anlıyorum torun istemek hakları ama bir sürü insanın içinde böyle sorulması beni utandırdı” dedim. Mustafa “Yaşlı kadın düşünememiştir. Sen boşuna üzme kendini. Kötü niyetle söylemediğine eminim” diyerek beni teselli etmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE