Bizim oraların kışı keskin ayazı ile meşhurdur, kar yağsa da yumuşasa şu hava dediğimiz türden. Biz o soğuk kışları amcamın evinde hep birlikte tek odada yer yatağında İsmihan ile ben, kanepenin birinde amcam ile yengem, diğerinde İsmail Abim ile geçirirdik. Lise birinci sınıfta henüz ana kucağından yeni ayrılıp sevgisiz yenge kucağına düştüğüm ilk yıl amcamın evinde İsmail Abim birkaç senedir girdiği bir türlü çıkamadığı ergenlikle cebelleşirken sabahları donu ıslak uyanınca gözlerimizi kaçırırken aynı odada yatıp kalkmak çok da fena görünmezdi gözüme. Sabahları donu ıslak İsmail Abim bir gece akıl almaz bir cesaretle donunu indirip da ardıma yatınca oldu olan, amcam benim feryadımla kalkıp oğlunun çükünü görünce, ne tuhaf ben o gece hiç de görmemiştim, bakamamıştım ki, bağırdım diye duyduğum o suçluluk hissi, hepsi uyandı, İsmail Abim bana bunu niye yaptı diye diye, bir ağlamak tutturunca da yengem saçlarımı bir doladı ki eline, saç diplerim otuz sene geçti hâlâ acır. Abartma otuz sene saç dipleri acımaya devam eder mi demeyin eder, kalbine bağlı tarafından çekti ise saçlarını birisi, donu ıslak oğlundan evvel sana buldu ise kabahati yengen... Kardeşmişiz biz, ben nasıl kötü bakmışım da erkek nefsini kabartmışım. Amcam İsmail Abimi eşek sudan gelinceye dek dövdü, donunu giydirttikten hemen sonra. İsmihan şoka girmiş eli koynunda tir tir titrerken hiç söz edemedi, ne bana ne abisine ne babasına ne annesine... Böyle durumda hangi söz münasip düşerdi ki zaten. Olmaz dedi yengem bu kızı yollayalım, abime ne diyeceğim ben Aynur oğluna mukayyet olamadın mı demez mi, diyen amcamın bağırtıları... Sonra bana sus dediler, amma birinden duyarsak, kol kırılır yen içinde kalır, abin uyku sersemi şey etmiş. Ne etmiş? Bir şey etmedi, benim pazen pijamam üstümde iken ne edebilir ki zaten? Hem o şey benim gözümde pek bir iğrenç, yapamam, ayıp, kocam olsa onunla bile yapamam ki ben... Sustum. İsmail Abim uykusunda şey etmiş diye, hep o şeylerden, yerine denilemeyen utanç sözlerini kendi utancım sandığımdan.
İsmail abinin odasını ayırdılar, elektrikli battaniye serdiler altına, amcam beni yanından ayırmadı, gözünün önünden, o bir halta yaramaz eşoğlu oğlunu da ne işe soksa kaçıp geliyor diye okul da okumuyor diye bozdurtup tecilini askere gönderdi. Aman annem İsmail'im askere gidecek diye ne pilavlar döktü. Bu annem İsmail'i neden severdi bilmem? Bir yakınlığı, sıcaklığı, sevecenliği olmayan, hep avuçiçinde gizli sigara ile gezen, başı önde, az konuşan, konuşunca anlaşılmaz laflar eden acayip herifin tekiydi. Bir de neden annemindi, İsmail'im derdi de başka şey demezdi. Kucağında büyüdü diye mi? Bilemiyorum. İsmihan ile aralarında üç yaş vardı benimle dört öyle olunca yengem zorlanmıştı da annem İsmail'i hep kendi yedirir yatırırdı. İsmail beni yedirmeden yatırmaya kalktı ne bilsin annem... Erkek nefsini kabartmasaydım. İsmail Abim askere Muş'a gidince kaçan uykularım, kabusa dönen hayatım, dersleri dinlerken dalıp giden gözlerim şifaya kavuştular.
Gittiğim lisede civar köylerden okuma umudu olan kızlar ile umutlu umutsuz erkekler vardır. Açın ders kitaplarınızı. Ben kitabı getirmedim derdi arka sıra arkadaşım Murat, yan otur da ben de bakayım. Yan otururdum. Karizmatik bir çocuktu Murat. Köylü çocuklardan başka üstü başı kıyak, babası çarşıda gelin kızları giydirmeye gelen kaynanaların uğrak yeri büyükçe bir kıyafet mağazası işletiyordu. Babadan zengin olunca da Murat okumuş okumamış çok peşine düşmezdi, bir lise diploman olsun diyordu babası o bile zoruna gidiyordu her yazılıda kopyayı benden çekiyor, sıranın altına koyduğu bir defter bir kalemle kendi bir başına okula gelip gidiyordu. Murat benim ilk aşkımdı. Onu aşk sözcüğü ile anmam aşkın o hâlinin en güçlü olanını yaşamış olmamdan değildir. En güçlüsü en sonda geldi buldu. Var daha oralara çok var.
Simsiyah uzun saçlarımı hep arkadan tek örgü ile salardım. Yıllar sonra diyecekti ki Emir ben bu kadar siyah saçı bu kadar beyaz teni hiç birarada görmedim. Murat da arka sırada örgülerime kalemini geçirirdi, bozulurdu örgüler, dur öreyim derdi, huylanırdım ben gülerdim, gülerdi, öğretmen sen de Murat’a uyarsan Nazenin derdi. Sus dese o kadar zoruma gitmezdi de o de bağlacı bir çuval yük yüklerdi sırtıma.
Murat benim en iyi arkadaşımdı. Sabahları erkenden gelir sırada uyuklar, bazen hiç yüzüme bile bakmaz, bazen yüzümden başka yere gözlerini çevirmez o yaşın dengesizliği ile ne yapacağından emin olamamış fakat konuştu mu koca koca laflar eden hayatıma dokunmuş hatırlanası biriydi. Bir not yazıp vermişti bana arka sıradan. "Başımı döndürüyorsun." diye. Sene sonu partisi yapınca sınıfta dansa kaldırmıştı beni de ben de amcamın kızı gelir de kapıdan görürse yanarım deyince: "Ben çoktan yandım." demişti. Demeseydi keşke, ben o koca yazı, o sözlerin etkisinde sarhoş, bir alemlerde değişik hayallerle geçirdim. Yaz sonunda evlenen ablamla kocasına bakarken Murat ile kendi düğünümün hayalini kurdum. Babam Murat’tan iyisini mi bulacak seve seve verirdi beni, belki üniversite okurken evli olurduk, okuldan gelir akşam patates kızartır, hafta sonu kitapçıda çalışırdık. Murat ikinci sınıfın başında o lafları hiç etmemiş gibi bir mesafe koydu aramıza. Sebepsiz. Ve belki de sebepli bunu hiç bilemediğimden olsa gerek o günleri içimde acıyla eve gidip ders çalışırken gözlerimden usul usul akan yaşları düşünürken ne zor zamanlar der anarım. Sonra her şey bir anda normale döndü, Murat eski Murat oldu, o en iyi arkadaşım, fısır fısır sohbetler, teneffüste duvar kenarında oradan buradan muhabbetler, o maç yaparken ceketini bana emanet etmeler... Biri bana çıkma teklif edince küsmeler ama aramızda bir şey yokmuş gibi yapmalar. Ne korkak herifmiş? Güzel kız bu bana bakmaz, benden usanır diye miydi ki? Cevap anahtarı olmayan bulmaca... Öyle çok yakışıklı biri değildi Murat, burnu büyükçe, öpüşürken burnu burnuma çarpar diye düşünüp utancımdan düşüncelerime düşman olur kızarırdım. Bazen derdi güzelim diye mi bu havalar? Hangi havalar. Ben ne bileyim? Hep örgülü saçlarım, kitaplar kucağımda, inekleyip dururken ben, şimdi ben anlamadım neden böyle dedi diye kahrederdim. Aptallık. Gençliğin şekerli saflığı. Bazen İsmihan'ı görürdük dışarıda, pencereden, tombul memeleri sallanarak koşardı, bu kız derdi senin akraban ise seni annenler çöp de bulmuş. Seni baban başkasından yapmış. Anneme laf etmek istemezdi. Kadına ithafen öyle şakalar olmaz değil mi? Toplumda kadına yönelik şakalar namus yollu olursa taşlarlar alimallah. Bir gün matematik öğretmenim çağırdı beni. Bursluluk parası alıyorum, sınıfın hatta okulun en yıldızlı öğrencisiyim, ne işim vardı o Murat'la? Tamam terbiyeli çocuktu, aşırı bir davranışı yoktu ama derslerle alakadar olmuyordu ki geleceği belliydi babasının dükkanında kumaş kesecekti bense... Ohoo ben en iyi üniversitelerde okurdum, burada hiç kimse benim dengim olamazdı, hayatımı bir erkek uğruna ziyan etmek miydi niyetim? Niyetim yok diyemedim. Beni biri böyle yumuşacık, huzurlu, sıcacık sevmedi hiç. Murat ilk kez bana yakınlık gösteren kişi. Oturup konuşabildiğim, sözlerine gülebildiğim... Yok hocam dedim Murat arkadaşım. Öyle olsun dedi peki öyle olsun. Matematikçi böyle söyledi diye anlattım Murat'a o zaman anladım ki Murat’ın bende gözü yok. "Doğru demiş." dedi. Çok ağladım gizli gizli. Bir erkek için apaçık ağlanılır mı? Şarkılar dinledim onu düşünerek, her okuduğum aşk romanında kızı ben bildim erkeği o. Her izlediğim filmde, dizide. Hep o zaman ki kadar hissedeceğim bunu sandım, Murat hayatımın aşkı olacak, otuz yaşında kocamın yanında uyurken Murat’ı hatırlayıp iç çekeceğim. Pek öyle oldu diyemem.
Lise ikinci sınıfın yazında geldi İsmail Abim. Yengemde bir telaş, amcam da bir sessizlik ama en çok bende korku, çok korku. Dedim ki Murat’a amcamın oğlu zamanında bana fena bir şey yapmıştı. Ne yapmıştı? Diyemedim anlatamadım da dedim ki sevdalanmıştı. Bizde de akraba evliliği olmaz ondan mütevellit...
"Ne çok rakibim var benim." dedi. Kızdım ona o gün apaçık, hem aramızdaki tek şey dostluk gibi yapıyorsun hem de böyle laflar ediyorsun. Şakaymış. Ben bu şakaya ne gücenmiştim.
İsmail Abimi Murat'ın babasının yanında işe soktu amcam. Tez zamanda da civar köyden bir kızla nişanladı. O olaydan sonra hiç konuşmadığım, göz göze bile gelmediğim aynı evin içinde iki hayaleti oynadığımız İsmail Abi iki ayın içinde köyden Nisa ile evlendi. Gerdeğe amcamın evinin yatak odasında girdiler. Artık iki soba kuruldu kışları ve İsmail Abimin ergenliği bir süreliğine geçti. Nüksedeceğini kimse bilemedi.