6. Bölüm

1147 Kelimeler
Güneş ve Rüzgar kamp için bu defa gölün öbür ucunda ormanın içine doğru giden bir toprak yolun olduğu yerde karar verip aracı park ettiler. Aldıkları öteberileri yerleştirmek ya da açlık umurlarında bile değildi. İkisi de çocuklar gibi bisiklete yapıştılar. Rüzgar bisikletlerin bağını çözdü ve kendi bisikletine atlayıp Güneş'in etrafında bir tur döndü. "Kapışalım mı Anka?" diyerek ona meydan okudu. Güneş'in bisiklete binmek yerine kuzu kuzu baktığını görünce de şaşırdı. Az önceki heyecanlı hali kaybolup gitmiş, üstüne bir de hüzün çökmüştü. "Ne o bücürük niye kedinin yiyemediği ciğere baktığı gibi bakıyorsun?" dedi. Güneş omuzlarını silkti ve dudağının kenarını ısırıp sıkıntı ile Rüzgar'ın gözlerine bakıp hiçbir şey söylemedi. "Düşündüğüm şey olamaz dimi?" dedi Rüzgar. Güneş tekrar omuzlarını düşürdü, yanaklarını şişirip pufladı. "Altay'ların torunu falan mısın sen, bisiklete de mi binmedin ömründe?" diye söylendi Rüzgar. Güneş ise ailesinin ismini duyunca gülümsedi. "Hayır canım kızlarıyım." Rüzgar durakladı ve Güneş'e baktı. Şakasına şaka ile karşılık verip vermediğine emin olmaya çalıştı ama Güneş'in yüzü fazlasıyla ciddiydi. "Dedem öldüğüne ve miras da babamın üzerine kaldığına göre torun değil artık evlat statüsüne terfi ettim diyelim." "Şaka?" dedi Rüzgar. Güneş gayet ciddiydi. "Yoo gerçek, ben Altay'ların kızıyım. Güneş Altay ben." Rüzgar hala inanıp inanmamak arasında gidip geliyordu. Güneş'in ifadesine bakılırsa net bir şekilde doğru söylüyordu. Ne güzeldi (!) bir bu eksikti. Şimdi aklından bir türlü çıkaramadığı, kalbinde kıpırtılar oluşturan, mütevazi ve içten kız ülkenin en zengin kızlarından biri miydi? "Cidden saraylarda büyümüş olmalısın." Güneş hafifçe kaşlarını kaldırıp gülümsedi. "Tam olarak saray değil ama yalıda." dedi. Bunu söylerken ufak bir ayrıntıymış ve çok da önemli bir şey değilmiş gibi söyledi. Rüzgar ise bir süre şaşkın şaşkın ona bakıp kafasındaki çıkmazları hesaplıyordu ki Güneş ekledi: "Ve evet bisiklet kullanmayı bilmiyorum." Rüzgar bir eli ile oturağa vurarak: "Atla." dedi. Güneş ona kocaman gülümsedi. "Öğretecek misin?" dedi heyecanlanarak. "Bunu yaptığım için deli olmalıyım, başına bir şey gelirse büyük ihtimalle seni ödeyemem ve hesabını veremem." dedi. Sırıtıyordu artık. Güneş de gülümsedi. "Ayağını denk almalısın adamım, karşında bir Altay var." derken bisiklete oturup, direksiyonunu kavradı. Rüzgar'ın elinin hemen yanını tutuyordu ve eldivenden de olsa sıcaklığını hissedebiliyordu. Soğuk demirleri bırakıp o parmakları tutmamak için biraz daha sıkı kavradı ve Rüzgar'a döndü. O da çoktan eğilmişti böylece ufak bir kaza ile burunları çarpıştı. Rüzgar ufacık gülümsedi, Güneş ise kocaman. Gece düşü gibi, Sıcak bir ninni, Anne kucağı, Bir doğum, Bir ölüm, Titrek bir nefes, Cesaretsiz, Bir kalp atışı, Diğerine koşan, Parmak uçları, Ne geçmiş ne gelecek, Zaman oradaydı, Bir çift harenin tutsağı... Bir şiir düştü soğuk kış akşamına, onları anlamsız bir hayattan yaşamaya taşıyan, soğuk bir rüzgar esti, ılık nefesler birbirine karıştı. Rüzgarın savurduğu saç telleri yüzünü okşadı, Rüzgar tutundu, kıştan üşüyerek kaçarken, sıcacık bir aşk kovuğuna.. Kızıl güneşin ışığı ağaç dallarını aşıp düştü genç adamın kirpik uçlarına, gölge oldu kirpikleri elmacık kemiklerinin üzerine kıvrıldı. Anka böyle bakmamalıydı, kirpiğine.. Utanıverdi oracıkta kalbi. Bir aşk istiyordu, bencilce... Yasaktı sevda onun kalbine, Oysa ne güzel severdi, Ne güzel severdi bu adam... Aşk, aşk olurdu onlara da, düşmezdi bir türlü sonu meyus diye... Zaman durdu, öylece... Sonra durduğu yerden tekrar başladı akmaya. "Ayaklarını pedala koyman ve yerle temasını kesip bisikletin başını sabit tutarak ilerlemen lazım." Güneş hiçbir şey anlamadı, yapması gereken periyotlar beyninde dizilip gerekli koordinasyonu sağlayamadı. Başını iki yana salladı. "Anlamadım." dedi. Rüzgar da doğru anlattığından emin değildi. Yine de hissettiği girdap duvarını kırmak için söylendi. "Paçama yapışıp bir türlü kurtulamadığım küçük kardeş gibi hissetmeye başladım bücürük." "Ya Rüzgar!" dedi Güneş. Cidden ona nazlanmak içinden geliyordu. Çünkü o zamanlarda kıyamayıp bir gülümseme atıyordu ki, işte her zaman bu gülümsemeyi görmeyi dilerdi.... Rüzgar kıyamaz gibi gülümsedi. Şu güldüğünü belli etmeyen ama dudakları dümdüz bir çizgi oluşturan gülümsemeden gönderdi. Sadece gözlerinin en derin kıyısında olan.. "Şöyle ki küçük fare, sıkı tutunuyorsun, sağ sol yapmıyorsun ve pedaldan ayağını çekip yere basarak temas kurmuyorsun. Sadece pedal çevirmeye odaklan." "Ya düşersem?" "Ben tutarım." Güneş bir kez daha Rüzgar'a döndü ve yanağına hızlıca bir buse kondurdu. Rüzgar şaşkınca bakarken Güneş hareket etmişti ve eder etmez de düşmeye gidiyordu. Hızlı bir hareketle kızı havada yakaladı. Güneş şimdi mutluydu. "Vay canına şurdan şuraya geldim!" Rüzgar şurdan şuraya baktı, bir metre bile değildi. "Neyse, kimse ilk seferde başarılı olmaz zaten." dedi. Güneş ise bir daha denemek istiyordu, sonra bir daha, bir daha.... Defalarca denedi, defalarca Rüzgar tuttu. Artık gün batarken Güneş düşmeden dengeyi sağlamayı başardı. Her gün bisiklete binecekti. Rüzgar'ın yanından geçerken kocaman çığlık eşliğinde kahkaha attı ve bir tur döndü. Rüzgar ikinci turda onu yakaladı. "Bu kadar yeter, acıkmadın mı?" dedi. Güneş acıkmıştı ama hala bisikletine doyamamıştı. "Ben biraz daha sürsem?" dedi kedi gibi naifçe. Rüzgar başını memnuniyetsizce iki yana salladı. Bu şekilde isteyince ona asla hayır diyemeyecekti sanırım. "Pekala, dikkatli oluyorsun o zaman." Güneş tekrar uzanıp Rüzgar'ı öpmek hatta boynuna sarılmak istedi ama bu defa kendini tuttu ve pedalını çevirdi. Rüzgar kıymalı makarnasını hazırlarken diğer taraftan da Güneş'i izliyordu. Gerçekten bücürüktü, tatlı bücürük. Nasılda mutlu görünüyordu. Garip bir şekilde onun mutluluğu ona da mutluluk vermeye başlamıştı. Aralarında bir bağ oluşuyordu. Altay'ların kızı ile. Eskiden olsa asla kabul görmeyeceğini biliyordu ama şimdi babası da başta olmak üzere bir çok firma peşindeydi. Acaba sayın pek sayın Altay onu ararken, kızı ile gününü gün ettiğini bilse ne yapardı... Rüzgar makarna ve kıyma pişerken aldıkları poşetlerde ki yiyecekleri yerleştirdi. Çadır ve eşyalar; hamak, minderler ve diğer eşyaları da araya koydu. İçerdeki küçük masayı açtı ve böylece alanı kapattı. Ocaktan dolayı ısınan içerisi iyi olmuştu. Ama yine de Güneş'in terlediğine emindi. O yüzden ısıtıcıyı da çalıştırdı. Bebek bakıcısı olmayı hayal etmiyordu bu maceraya atılırken. Birine böyle şefkat göstereceğini söyleseler gülerdi herhalde. Belki de ilk kez  bu kadar çabuk kabul gördüğü içindi tüm bunlar. Ukala olmuyor muydu bu kız milleti. Bu kız ise tam tersiydi. Düşünceler aklını ele geçirmeye başlamıştı. Rüzgar duygusal evrene kapatmıştı kapılarını çok önceden. Orası çok konuşup çok yorardı. İçinde susturduğu kaçtığı her duygu orada yeşerirdi. hepimizin vardır aslında kapalı kilitli bir mahzeni. Hep yanlış kişiye açılmış ve bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır. Rüzgar yorgun bir soluk verdi. Ayrıntılı düşünceler onu yoruyordu. Bedeni ise kolay kolay iflas etmezdi. Dışarı çıktı ve Güneş'e seslendi ama kıza duyuramayınca elini ağzına götürüp bir ıslık çaldı. Güneş ona bakınca da elleri ile gel işareti yaptı. Kızın oradan bile yüzünün düştüğü belli oluyordu. Hasta olacaktı bir de başına... Güneş yanına ulaşınca huysuzca homurdandı. "Evcil hayvanını mı çağırıyorsun ıslıkla?" Rüzgar elleri cebinde sırıtıyordu. Genel olarak Güneş'in yanında hep sırıtıyordu. "Evet evcil eniğimi çağırıyordum." Güneş bisikletinin ayaklığını açıp sabitledi ve ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalıştı. "Uvvv çok soğuk." dedi. Bisikletin tepesinde soğuğu hissetmiyordu ama cidden hava buz kesmek üzereydi. Rüzgar uzanıp ellerini avuçlarının içine hapsetti ve hissettiği soğuk ile birlikte bakışlarını kararttı. "Buz gibi oluncaya kadar kalmak zorunda mıydın?" diye kızdı. Cidden kızmıştı. "Soğusun." dedi Güneş ona bakarak. "Niye?" "Sonunda senin avuçlarında ısınıyor. Hatta sarılayım da daha çok ısınayım." diyerek Rüzgar'ın kollarının arasına girdi. Rüzgar Anka'sını kucağına aldı ve karavana götürdü. "Baş belası Anka!" "Sevgili bela ." dedi Anka. Rüzgar kocaman gülümsüyordu. Sanırım hayatının en güzel tesadüfüydü bu. Bilmiyordu ki en talihsiz birleşmesiydi…  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE