Güneş kocaman esneyip başında ki sızıyı önemsemeyerek gözlerini ağırca aralayıp karavanın beyaz tavanına bakındı. Beyni bulanık bir sıvı gibi yayvanlaşıp ağırlaşmıştı sanki. Göz kapakları ağırlaşıp açılmamak için direniyordu . dağılan saçlarını geri iteledi. Dışarıdan gelen tatlı sesi bilinci algıladığında kaşları istemsizce çatılıp, kulakları ilgi ile dinlemeye koyuldu.
Küçük bir kız çocuğunun o nazlı ve şekerimsi sesi artık daha netti. Rüzgar'ın eğlenen sesi kaşlarını gevşetip dudak kıyısına tebessüm oldu.
Sadece gözlerini dinlendirmek istemişti yemekten sonra ama uyuyup kalmıştı. Yerinde doğrulup üzerine örtülen battaniyesine baktı. Rüzgar örtmüş olmalıydı. Kalkıp kalın hırkasını üzerine geçirdi ve yüzünü yıkayıp havlu ile sildi. Rüzgar'ın keyifli kahkahası duyuldu.
Saçlarını hızlıca elleri ile tarayıp düzenledi ve merakla karavanın kapısından Rüzgar'ı bu kadar eğlendiren o minik sesin sahibine baktı.
Kırmızı kabanlı, sarı saçları örgülü, beş altı yaşlarında çıtı pıtı bir şirine vardı ve Rüzgar'ın yaptığı işe odaklanmasına hayranlıkla bakıyordu. Bu hali öylesine çok tanıdıktı ki. Kendini anımsattı. Güneş'te demek dışardan böyle görünüyordu Rüzgar'ın etrafında dolanırken. Böylesine hayranlık dolu...
"Rüzgar bu ne olacak?" dedi merakla ufaklık.
Rüzgar kıza bakıp gülümsedi. Gözleri hafif kısıldığı için uzun kirpikleri daha belirgin bir hal alınca küçük kızın kalbi kanatlanmış gibi oldu. Hissettiği bu duygu yüzünden yanakları hafif bir pembe tona büründü.
Güneş bu görüntüye içli bir nefes çekti. Rüzgar'ın her kadını yaşı ne olursa olsun etkileyen siması ve sıcaklığı öyle yoğundu ve hissedilirdi ki.
"Bu bir güneş enerjisi sistemi, bunun sayesinde elektrik üretip akşamları ışıklandırma yapabileceğiz ve karavanın sisteminden faydalanmak zorunda kalmayacağız."
Güneş Rüzgar'ın karavanı acayip bir hale getirmek için işimize yarayacak dediği olay tam olarak bunlarla alakalı planlardı demek.
Şirin kız ağzını minik elleri ile kapatarak kıkırdayınca Rüzgar ona gülümseyip,
"Niye bu kadar güldün cimcime?" diye sordu.
"Sen beyaz atlı prens gibisin. Karanlıktan korktuğumu nasıl bildin?" dedi gözlerini kocaman açarak.
Rüzgar'ın tek kaşı kalkıp,
"Prens?" diye sordu.
"Rüzgar sen benim prensim olsana." Dediğinde kız bakışlarını ayaklarına indirip sağa sola doğru salınıyordu.
Güneş onun bu haline daha fazla kayıtsız kalamayıp dudaklarının arasından bir gülümseme bıraktı.
Rüzgar ve kız sesin geldiği tarafa dönüp bakışlarını Güneş'e çevirdi.
"Günaydın Anka." Dedi onu öyle görünce.
Küçük kız da artık Güneş'e bakıyordu ilgi ile.
"Misafirimiz mi var?" deyip keyifle bakışlarını Kıza çevirdi.
Kız o kadar konuşkan ve sevimliydi ki,
"Merhaba ben Hüma. Ne güzel saçların var senin" Dedi Güneş'e.
Güneş'te karavandan inip onların yanına ulaştı.
"Bende Güneş." Derken yere doğru eğildi.
"Ama Rüzgar sana Anka." Dedi.
Güneş Rüzgar'a gülümseyerek bakıp hadi cevap ver der gibi kaşı ile işaret etti.
"Çünkü o benim Anka kuşum." Dedi Rüzgar. "Saçları rengarenk olduğu için öyle diyorum."
Hüma ona gülümseyip,
"Peki bende Anka diyebilir miyim?" diye sordu.
"Diyebilirsin Tatlım." Dedi usulca gülümseyerek. Naif sevecen ve tüm sıcaklığı ile. Kardeşi aklına gelmişti Ege. Onun yaşlarında sevimli bir ufaklıktı Ege. Güneş’in etrafında dolanan ve ona hep güç veren sarı kalın bukleli saçları vardı ve yanakları tombuldu. Güneş ona sarılıp o yanakları öpmeye asla doyamazdı.
Hüma'nın ise bütün odağı saçlarındaydı.
"Saçlarına dokunabilir miyim?"
Güneş ise dolan gözleri ile onaylarcasına başını salladı.
"Rüzgar sen bu saçlara dokunuyor musun?"
Rüzgar onların sohbetinden o kadar keyif almıştı ki, ikisi de öylesine güzeldi... sorulan soruyu beklemediğinden birkaç saniye boşluğa düşüp,
"Bazen." Dedi Rüzgar.
"sevmiyor musun?" dedi Hüma. Küçük parmakları Güneş'in saçlarında dolanmaya devam ediyordu.
Bakışlarının hedefi Güneş'in harelerine odaklı ve Hüma'ya değil de ona cevap verir gibiydi.
"Kadının saçlarına kolay ulaşılmamalı. Güzel okşanmalı, saf, duru bir sevgi ile bezenerek koklanmalı, kokusunu içine alıp hapseder gibi, yüreğine işlemeli. Bir kadın saçlarından sevilmeli önce, kırarım acıtırım endişesi ile. Öyle bir sevilmeli ki, yaralarını sararcasına, hiç üzmeyeceğine söz verircesine ve hiçbir zaman bırakmayacağına yemin edercesine. Beyazlayıp pamuğa dönüştüğünde bile aynı tutkuyu taşırcasına." Dedi.
Güneş'in gözleri hafifçe doluverdi orada. Rüzgar ona aşkla dokunan bakışlarından bir haber. Geleceği hayat dolu hayallerle dolu bir adam vardı.
Nasıl anlatabilirdi ki Güneş ona. Kendisi bunu unutmak için çabalarken. Bu gerçeği yok edebilmek için savaşırken. Rüzgar üstelik her gün ona daha yakın olurken ve o da Rüzgar'a pervane misali ona çekilirken.
"Anka sen Rüzgar'ı seviyor musun?" dediğinde içine düştüğü girdaptan çekildiğini hissetti ama bu defa da soğuk bir iklime düşmüş gibi olmuştu.
Beyni cevapta gizlenen bilinçle sarsıldı. Kalbi gümbür gümbür atarken kafeste kısılıp kalmıştı sanki. Nefes alıyordu ama ciğerlerine ulaşamadan kayboluyordu. Rüzgar'ı sevmek ona aşık olma ihtimali bile bütün duyularını alt üst etmeye yetiyordu. Ve onu sevmek ve sevilmesine izin vermek çok bencilce ve ihanet doluydu.
"Sevmiyor Hümacım." Dedi Rüzgar kızın düşüncelerinden uzak ve habersiz.
Güneş'te gözlerini devirip, kendini toparlamaya çalıştı,
"Sevimsiz." Dedi yüzünü buruşturarak.
Hüma ise duyduğundan gayet memnun,
"Oley!" diye sevinçle bağırdı küçük kız.
Rüzgar kızın sevincine üzülür gibi alt dudağını sarkıtıp sevimli olurken Hüma ona sarılmıştı çoktan.
"Sen üzülme Rüzgar ben seni severim."
güneş ise şaşkınlıkla harmanlanıp gülümseyen suratlarına burukça gülümsüyordu. Güneş'in içinde ki o ses ise imrenerek fısıldıyordu...
rüzgar bir gün muhteşem bir baba olacak... belki kızı belki de kendisinin tıpkısı bir oğlu... belki ikisi de...
gözleri dolunca hızlıca kafasını çevirip hapşırır gibi,
"Hapşuuu!" deyip söylendi," Gözlerimin sulanmasından nefret ediyorum."
Hüma ise kafasını Rüzgar'ın kucağından çıkarıp,
"Çok yaşa Anka." Dedi.
Güneş'i bu daha derin bir duygusal boşluğa itti ve önünü alamadığı bir kaç göz yaşı yanaklarından süzülünce telaşla ellerini yanaklarına götürüp gülümsemeye çalışarak sildi.
Yalnız Rüzgar kızın bakışlarında ki o hüznü çoktan yakalamıştı. Hapşırdıktan sonra çöküyordu hüzün gözlerine bazen de dalıp gittiğinde. Sebebini bilmiyordu ama hissediyordu kızın anlatmadığı bir şeyler vardı. Onu üzen gözlerinin dolu dolu olmasına sebep olan bir şeyler. Rüzgar'ın da yüreğini sızlatan bir şeyler. Öyle hissediyordu ki Rüzgar öğrenmemesi gerekiyormuş gibiydi hiç bir şey. Sanki bilirse bir şeyler çok derinden sarsılacaktı. Bu gizemin altında kendisini koruyan bir şeyler olduğunu seziyordu. Asla da yanlış değildi bu sezgi ve düşüncelerinde. Bazen kelimelere gerek yoktu gerçekleri anlatmak için bir bakış bir gülümseme ya da hüzünle kaçıştırılmış bakışlar bir çok sözün yapamayacağı kadar güçlü anlamlar bırakabilirdi.
Bir tarafı merakla dolsa da o hüzünlü yanı sormamayı bilmemeyi istiyordu...
"ooo prenses." Diyen ses. Herkesi düştüğü bulanık durumdan çekerek uzaklaştırdı. Uzun boylu saçları toplanmış bir genç vardı ve Hüma'ya bakıyordu.
"Güüüneeyyyy." Dedi Hüma.
"Demek beni aldatıyorsun?" dedi oğlan şakacı bir tavırla. Sonra bakışlarını Güneş'e ve oradan da Rüzgara çevirip selam verdi.
"Merhaba."
"Merhaba." Diye cevap verdi Rüzgar.
"Ya Güney sen benimle oynamayınca bende Rüzgar'la tanıştım." Dedi kız bilmiş bilmiş.
"Çadır kuruyordum tatlım." Dedi.
Kız küskünce omuzlarını silkti.
"Hiç de bile, Gökçe ile konuşuyordun. Hem Gökçe senden hoşlanıyor."
Herkes birden kıza gülünce birazcık sinirlendi,
"Bunu da nerden çıkardın?" dedi Oğlan. Şaşırmıştı biraz.
Kız bir sır veriyormuş gibi fısıldadı.
"Onları konuşurken duydum."
"Başkalarını dinlememen gerekiyor." Diye açıkladı Güney.
"Hadi gidelim Yemek vakti."
Kız gitmek için birkaç adım atıp geri döndü ve Rüzgar'ın elini tuttu.
"Rüzgar sende gel."
"Benim işim bitmedi ama."
"Güney, Rüzgar'da gelsin."
Rüzgar Güneş'le göz göze geldi. Güneş'in gitmek için heveslenen harelerini görünce kıyamadı. Başını salladı kabul ederek.
Gruba ulaştıklarında ikisi de içtenlikle karşılandılar. Hüma maskotu gibiydi resmen herkes saldırmıştı küçük kıza. Yanaklarını sıka sıka öpüyorlardı.
Güneş onlara bakınca Rüzgar'ın tutunduğu kolunu hafifçe sıktığının farkında bile değildi. Rüzgar kolunda ki sıcak teni göz ardı etmesi imkansızdı. Güneş'in ona böyle yakın olması öylesine güzel bir histi ki, tamamlanıyordu sanki Rüzgar. Sanki yıllar yılı beklediği Anka'nın sıcaklığı kokusu varlığıydı. O gelmişti kanayan yaralar durmuş, marazları silinmişti...
Tüm bunları ufak tefek bir kızın yapması başarması imkansız bir şeydi ki Rüzgar için ta ki gözlerinde ki, bakışları görünceye kadar. O bakışlar ki her bir hücresine ulaşır gibiydi. Her bir yarasına ve yokluğuna.
"Bir şey mi oldu?" dedi usulca bal rengi hareleri içine alarak.
Güneş sadece mırıldandı,
"O kadar güzel ve içten görünüyorlar ki."
rüzgar dudaklarının kenarına kıvrılan gülümseme ile hafifçe eğilip Güneş'in kulağına fısıldadı.
"Hiçbir manzara senin kadar güzel ve içten değil." dedi. Kızın saçından yayılan o temiz bahar kokusu ile yüreği bir tüy kadar hafifti.
Güneş bir şey diyemeden masaya oturtuldular. Hüma'nın babası ise sürekli konuşup üniversiteleri hakkında bilgi veriyor bir şeyler anlatıyordu.
"Sen hangi Üniversiteden mezunsun Rüzgar?"
"ODTÜ. Bilgisayar Müh."
Gruptan bir. "oOOO.." sesi yükseldi.
Gecenin kalan kısmında kamp ateşini etrafında bir daire çizilerek oturulduğunda bir öğrenci gitarını Rüzgar eline aldı ve Güneş'in gözlerinin içine bakarak çalıp söylemeye başladı...
Kenan Doğulu..Tencere Kapak...
Sen Tanrıdan hediyesin
Baharlısın şenliklisin
Bazen eser savurur
Bazen yanar kavurur
Bir içim su çok kadehsin
Sen gülünce bizim için
Hep gülümse için için
Hayata renk verenlerden
Bizi güzel sevenlerden
Bizim için önemlisin
Gözlerinde kaybolmuşum
Zaman durmuş mest olmuşum
Zaten başım dönüyor
Seni fazla kaçırmışım
Dudağından çok içmişim
Tencere kapak misaliyiz bu hayatta
Sen başla ben tamamlarım ardına bakma
Aşk şehrine geldik artık biz bu durakta
Yalnız bırakma ne olursun
Parti sen gülünce başlasın
Sen canımdan içerisin
Can yoldaşım kaderimsin
Sen en güzel haberimsin
Sana düşkünüm bilirsin
Her şey yalan sen gerçeksin
Dertli başımın tacısın
Ruhumun ihtiyacısın
Ciğerimin köşesi
Yüreğimin neşesi
Bahçemin can ağacısın
Seninle tanışmışız
Karışıp kaynaşmışız
Elmanın iki yarısıyız
Davet etmişim kalbime
En güzel kalp ağrısıyız
(bölüm şarkımız olsun)
*********