12. Bölüm

1496 Kelimeler
**** "Rüzgar!!!!" diye neşeli bir ses sızdı uykunun derinliklerine. Neşeli ve heyecanlı. Arkasından çadırın fermuarının açılan sesi sızdı. Az önce göz kapaklarında ki uykunun bir ton ağırlığı uçup giderken gözleri tek bir hamlede fincan gibi açıldı Rüzgar'ın. "Rüzgar!!!" diyen tatlı ses bu defa daha yakından çadırın içinden yayılınca şokla açılan gözleri geri kapandı ve uyuyan hücreleri tatlı bir yayvanlıkta salındı. Dudakları çoktan yolunu bulup tebessümle kıvrılmıştı. Hayatı boyunca bu kadar güzel uyandırıldığını hatırlamıyordu çünkü. Güneş'te bu arada çadırın o çok az kalan boşluğuna oturup Rüzgar'ın üzerine doğru eğildi. Saçlarının bir kısmı Rüzgar'ın yüzünü hafifçe okşayarak üzerine dökülüyordu. Güneş gözlerini kocaman açıp hala farkında olmadığı yüksek ses tonu ile, "Günaydın!!!" diye çığırdı. Rüzgar kızı oracıkta kollarının arasına alıp sımsıkı sarmak isteyen bir duygunun varlığındaydı. Sarılmak sıcaklığına almak ve doyasıya öpmek istiyordu. O bahar kokan ferahlığı nefes olunca, tembelce gözlerini açtı. İçinde bir yangın dışında sahte bir mayışma vardı. Çoktan uyanmış ama kızdan yayılan her duyunun etkisine girip yayvanlaşmıştı bile. Uzun kirpikleri uykulu uykulu kırpışarak açıldı ve altında ki hazineyi gün ışığına çıkardı. Kahvenin en ışıl en açık tonu. Güneş'in her baktığında kalbini gördüğü o gözler uykulu bir surat darmadağınık siyah saç tutamları ile harmanlanıp önüne serilmişti, Beyni görüntüleri tek tek aklının kıvrımlarında gezdirip algılarına iletirken bakışları büyülenmiş gibi ezbere koyulmuştu. Bu kadar mükemmel uyunur ve bu kadar mükemmel mi uyanılırdı. o sabah paspallığından eser yoktu... Rüzgar kızın beyni eror verirken tulumun içinde ki kolunu çıkarıp başının altına aldı ve başını hafifçe sağa yatırıp gözlerinin içine baktı. "Söyle bakalım Anka sabah sabah bu ne enerji?" Güneş her şeyi o anda unutmuştu, rüzgar kolunu çıkarıp başının altına koyarken boynunun altında biten sakalların devamında ki o pürüzsüz beyaz tende... Rüzgar'ın kımıldayan dudaklarının farkındaydı ama beyni cümleleri yakalamayı es geçmişti. Sadece, "Hıııı????" diyebildi. Rüzgar kızın şaşkın bir balık gibi bakmasına yarım ağız alayla sırıttı, "Erkek mi görmedin hiç?" dedi. Görmemişti, böylesini görmek de her kıza nasip olmazdı. Kalbine yüksek doz adrenalin bırakılıp atması söylenmişti ama Güneş'in ki yerinden fırlamak üzereydi neyse ki Göğüs kafesine çarparak o küçük boşlukta patlamadan hareket edebiliyordu. Ve Allah'tan hasta olan sadece beyniydi, ya kalbi olsaydı? Her halde atmayı reddederdi. "Şeyyy...",dedi. onu haince ortada bırakan kelimelerin gambazlığında. Rüzgar, Güneş tarafından beğenildiğinin farkındaydı ve acayip eğleniyordu biraz daha eğlenmek için sağ kaşını hafifçe kaldırıp, "Ney?" dedi. Güneş'in iyice laçka olan beyni arasından o kaş ve o eğlenen bakış midesinde büyük bir vurgun oluşturdu. O şiddetli sarsıntı da birkaç kelime imdadına yetişti. "Şeyyy...ıımmmm.... Bir kavanoz çikolata gibisin." Dedi. Rüzgar'ın o akıllara zarar kaşı sakince yerine dönerken, dudaklarının arasından amansız bir kahkaha döküldü. Keyif ve eğlence ile, "Yesene o zaman." Dedi. Güneş onun alayla gülen suratına bakıp söylediği cümle arasında kalakaldı. Yani Rüzgar'ı daha önce birkaç kez öpmüştü içten samimi olarak ama şuanda hissettiği duygulara arzu ve tutku karışmıştı ve kalbi hiç keşfetmediği bir ritimde atıyordu. "Bennn aslında bizde tırmanmaya gidelim diyecektim." Dedi. Asıl konu buydu. Güneş unuttuğu bir şeyi hatırlar gibi gözlerini açıp sırıttı. Rüzgar kızın üzerinde ki bütün etkisinin dağa tırmanmak la yer değiştirdiğini görünce yüzü düştü. "Akşam davet ettiklerinde reddetmiştin." "Ya Rüzgar lütfen." "Kızım sen hiç ömründe dağa çıktın mı? dağı geçtim toprak yolda bile yürümemişsin." Güneş'in pes etme niyeti yoktu. "İşte bu yüzden diyorum." "Unut." Deyip arkasını döndü Rüzgar. Bir dağa tırmanmak Güneş'i perişan ederdi. "Rüzgar." Dedi Güneş yalvarır gibi, Cevap gelmedi Rüzgar'dan. "Kirpik!" dedi ricasına masumluk katarak. Rüzgar Kirpik nidasında yelkenleri indiriverdi. Sakince geri dönüp kızın yalvaran bakışları ile buluştu. "Niye Kirpik?" diye sordu. güneş yakalanmış gibi bütün heyecanı ve hevesi geçerek baktı bu defa. "Çünkü kirpiklerin uzun." Diye açıkladı. Rüzgar gözlerini baydı, "Sadece bu yüzden mi?" sanki altında daha gizli saklı bir bilgi vardı. Güneş derin bir soluk aldı. "Bunun cevabını almak istiyor musun?" diye sordu. "Yani var." dedi Rüzgar. daha önce Kirpiklerin çok güzel o yüzden öyle diyorum demişti. Başka bir sebebi varsayarak. "Bunu öğrenmek istiyorsan o zirveye çıkmamız gerekiyor." ***** Bir adım soğuktan buz kesmiş eller. Ciğerini zorlayan bir nefes, körüklenip yolunu zorlukla bulup buharlaşarak soğuk havaya karıştı. Ciğerlerinin isyan eden çağrısı acıdan ibaretti. Güneş'in adım atacak tek bir mecali bile kalmamıştı. Hemen önünde tırmanan Rüzgar'ın eline uzanıp tutundu. Rüzgar ellerini tutan Güneş'in ne kadar zorlandığının farkındaydı ama bir süredir görmezden gelmeye çalışıp içinden kıza homurdanıyordu. Nazikti, naifti ve güçsüzdü ama inat beyni yapamayacağı işlerin altına girmekten bir saniye bile vazgeçmiyor düşünmeye tenezzül etmiyordu. Bu derece zorlanınca da Rüzgar kıyamıyordu. Sanki onun bedeni acı çekiyor, adım atamıyor gibi hissediyordu. Ellerine tutulan buz gibi parmakların sahibine döndü. Soluk soluğa kalmıştı kız. Durur durmaz yorgun bir soluk bıraktı havaya. "Ne o Anka yoruldun mu?" dedi alayla. Ben sana demiştim. Kesik kesik cevap verdi Güneş. Yorulmak ne kelime hiç hali kalmamıştı. "Tükendim." Dedi. Rüzgar alayla güldü, "Sana söylemiştim. Tırmanmak için güçlü bir bünyeye sahip olmak gerekiyor." "Bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim." Dedi Güneş. Hala sesi kesik kesikti ve ciğerleri nefes aldıkça dikenli bir çalı tarafından parçalanıyor gibi acıyordu. Rüzgar önlerinden giden gruba baktı, Aralarında epey bir fark vardı. Tekrar Güneş'e döndüğünde kızın derin derin solukları devam ediyordu. Üstelik yirmi dakikada bir mola vermeleri de bir işe yaramamıştı. "Peki o zaman şöyle yapalım." Dedi ve Güneş daha ne demesine kalmadan kızı tek hamlede omzuna attı. Güneş sadece saniyeler içinde Rüzgar'ın sırtından aşağı salınırken buldu kendini. "Baş belası fare." "Kahramanım." Dedi Güneş. Rüzgar bir süre sonra Güneş'i çuval gibi taşımakta zorlanınca onu yere indirip sırtına almıştı ve böylece daha rahat bir şekilde hareket ederek tırmanmaya devam etti. Güneş'te kollarını onun boynuna dolayarak sıkıca sarıldı. bir kualo gibi sırtına yapışmıştı.. "İnsem mi artık? yoruldun." Dedi Güneş kıyamayıp. Rüzgar'a yakın olmak ve onun tarafından düşünülmek mutlu ediyordu. Ve kendisi de Rüzgar'ı düşünüp ona kıyamıyordu. Gerçi hiç zorlanıyor gibi görünmüyordu ama yine de ona daha fazla yük olmak istemedi. "Kaç kilosun ki?" "Kırksekiz." Dedi Güneş, "Yani bir kuş kadar hafifsin. Sana söylemiştim bücürük. Daha çok yemen gerekiyor. " "Seni düşündüğüm için söyledim." "O zaman sessiz ol ve manzaranın tadını çıkar." Dedi Rüzgar. Güneş konuşmayı bırakıp Rüzgar'ın dediğini yaptı. Ne söylerse söylesin Rüzgar onu yere indirmeyeceğini biliyordu çünkü. Yine ankasına kıyamıyordu.... Sessiz yolculuğun sonunda zirveye ulaştıklarında Rüzgar Güneş'in ayaklarını bırakınca. Güneş bir an sendeler gibi oldu ama ayakları zemini kavrayıp dengesini kurdu. "Teşekkür ederim." Dedi. "Rica." Deyip suyundan içmeye başladı. ikisi de manzaraya döndüler. Çıktıkları yer dik kayalıklardan oluşan bir uçurumun zirvesiydi ve aşağısı eteklerine kuru yaprakların kuru dalların kıvrımlarından serilmiş büyülü bir tabloydu... Rüzgar kendini yere bırakıp ayaklarını uzattı. Güneş'te yanına oturdu ve beklemediği bir şey oldu. Rüzgar başını usulca Güneş'in omzuna bıraktı. "Rüzgar." Dedi o naif sesi ile. "Hmmmmm." Güneş ne diyeceğini bilemedi öylece robot gibi kalakaldı. Kalbinin titrediğini hissetti bir süre sonra, kalbi atmıyor zangır zangır titriyordu, öyle bir sarsıntı ki, adam kalbine dalga dalga vurup yayılıyordu bedeninde her hücresine ayrı işliyordu sanki varlığı ile. "Biraz da sen beni taşı." Dedi Rüzgar. "Borcunu öde." Diye de ekledi. Güneş gülümsedi, "Kafan çok ağır." Rüzgar gülümsedi ama Güneş görmedi. "Niye dokunmuyorsun?" diye sordu. Dokunmadan da birini sevebileceğini öğrendiğindendi aslında. Gözleri ile dokunuyordu zaten, nefesi ile hissediyor, kokusu ile yaşıyordu... Kalbi onun tenine saçlarına dokunmanın vereceği heyecanda atmaya başladı. parmakları gerilirken usulca kaldırıp Rüzgar'ın saçlarına değdi. Bir şeyler söylemesi gerekiyordu, bir cümle, düşündü düşündü... "sana yük oldum." Dedi sonra. Parmakları ne yapacağını bilemiyordu. Ama bütün ısı avuçlarındaymış gibi terliyordu. "Ödeşiyoruz." "Saçlarıma daha önce bir kadın dokundu mu bilmiyorum." Güneş'in kalbi sızladı. Elleri gevşeyip, rahatladı ve yavaşça Rüzgar'ın omuzlarına düştü. İçini bir keşke ülkesi kapladı. Keşke senin bütün yaralarını sarabilseydim. O kırık çocuğa derman olabilseydim. Bir anne gibi, bir abla, bir kadın gibi sarabilseydi, sarmalasaydı... Gerçek şuydu ki hiçbir zaman Rüzgar'a yetemezdi. Ve biliyordu ki en büyük korkusu olurdu... onu bırakırdı. İstemeye istemeye canı yana yana. Canını yaka yaka. Yavaş yavaş onu tüketirdi. **** Rüzgar'ı çağıran öğrenciler bir şeyler sorarken Güneş'te ayağa kalkıp uçurumun eşiğine geldi. Saçlarını sarmalayan bereyi çekip esen rüzgarın esintisine bıraktı... Buz gibi bir ateş kopuyordu, İçimin yangınlı diyarlarından, O kadar yakın, O kadar uzak, Ellerimin arasında, Saçları rengarenk, Saçları uçuşlu bir kız çocuğu, Diye mırıldandı Rüzgar uzaktan uzağa kızın rüzgarda salınan saçlarına bakıp, Güneş'in düşüncelerinden habersiz Ruhu ölüme koşarken, Kalbi yaşamak için savaşıyordu. Gitmekle, almak arasında ki araf, Güneş aşağıya baktı dik kayalıklara. Uçurum vadisinin bir adım ötesine, her şeyin son bulması için bir adım gerekiyordu. Cesaret edebilir miydi, intiharına, canına kıyabilir miydi? yapsa ne güzel olurdu her şey oracıkta son bulacaktı, her gün annesinin ağzı kulağında beklediği ölüm haberi bir sonra ki gün ıstırap olmaktan çıkacaktı. Bir adım sonrasında ölüm sessizliğe bürünecekti. Bütün acıları dinecekti işte hayat burada bitecekti bir dağın eteklerinde, kanatlarını açıp boşluğa süzülmesi yetecekti... Hafifçe başını Rüzgar'a çevirdi. Orada birisi ile konuşuyordu ona baktığı an bakışları Güneşe ulaştı ve dudakları hafifçe kıvrılıp kıza gülümsedi, Güneş'in dolan gözlerinden bir damla sızdı, Ama yine de güldü, Rüzgar'ın kalbini acıtmak istemiyordu, Onun kalbini kırmak, Canını yakacak tek bir can kırığı olmaya dayanmazdı. Gülümsemesi genişledi ve kocaman bir hal aldı, gözleri özrün en büyüğünü dilerken. Rüzgar arkasından esip renkli saçlarını yüzüne doluyordu. O rüzgarı yüzünde hissetmek istiyordu ayakları yerden kesilirken, çığlık çığlığa.... Usulca geri döndü uçurumun dibine odaklandı. Önünde uzanan derin vadiye... Ardı yaşam,,, Önü ölümdü.... Oysa tam tersi olması gerekmiyor muydu? Ardı ölüm, Önü yaşam.... ,#####    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE