Bir birine aşkla dokunan bedenler düştükleri ağdan asla kurtulamazdı. Sevgi bedeni aşıp ruha ulaştığında anlamlaşır ve hayat yeniden bir doğuşa kavuşurdu. Tıpkı Güneş ve Rüzgar’ın bir birine sıkıca sarıldığı şuan da olduğu gibi. Bir güvercinin beyaz kanatlarını andıran ruhları düştüğü bataklıktan kurtulmuş ve gök yüzüne kavuşmuş gibiydi. Rüzgar kucağına aldığı Güneş’in dudaklarını kavradığında bir ressam fırçasını renklere buladı ve tablosuna gök kuşağının renklerini dokundurdu. Simsiyah olan tuval yavaş yavaş renklenmeye başladı. Gök maviye bulandı içinde anka kuşlarının uçtuğu. akan nehir yeşil bir ırmağa ve yeşillikler içinde koşuşturan çocuklara dokundu fırçanın sihirli ucu dokunduğu her bir yere yeni bir hayat bırakırcasına bir yarışa girdi. Geçmez silinmez denen her yara kapandı

