birini sevince kalbimize iyi gelmiyorsa ve iyileştirmiyorsa kırıklıklarımızı, umut olmuyorsa gülüşü sevgisi size yüktür ...çünkü aşk iyileştirir en derin yarayı umudu olmayan geleceği, hiç olmayacak yarınları bile... yani öyleymiş. ben de bilmiyordum. sen benim zamana sığmayan aşkımsın... Şimdi ben yanında yokum ama sana bıraktığım sevgi sana iyi geliyordur... Umuyorum ki geleceğine umut olmuşumdur Kirpik....
****
soğuk keskin bir şimşek kadar etkiliydi güneş iliklerine kadar buz tutmuştu. sadece Rüzgar'ın avuçlarının arasında kalan küçük avuç içleri hariç. Ondandı ki üşüdüğünü bile hissetmiyordu. Odanın kapısından içeriye girdiklerinde. Rüzgar avucunu bırakınca sıcak avuç içleri soğuğun esiri oldu. sanki bundan sonra ki hayatının Rüzgar olmadan nasıl olacağını anlatır gibi. o hayatından çıkınca her şey buz tutacaktı...
olduğu yerde kalıp titrediğini hissetti. karın üzerinde yuvarlandıkları için vücuduna kar suyu kaçmıştı ve bedenini saran kıyafetleri onu korumak yerine işkence eder bir hala bürünmüştü. Gözleri Rüzgar'a iliştiğinde onun kazağını çıkarıp üst bedenini çıplak bırakması ile yanaklarının ısındığını hissetti ve onu daha fazla kesmemek için üzerindeki ıslanınca ağırlaşan kıyafetlerinden kurtulmayı denedi ama parmakları ve vücudu o kadar çok soğuğa maruz kalmıştı ki hareket edemeyecek şekilde katılaşmıştı. gücü saatlerdir yavaşça çekilmiş ve onda ki dermanı yavaş yavaş almıştı. Kanser sinsice ilerleyerek tüketiyordu. çünkü Güneş o kadar çok seretonin etkisindeydi ki sona yaklaştığının farkında bile değildi. sınırı çoktan açmıştı. daha fazlasi için dermanı kalmamıştı artık. cansız bedeni dayanamayıp olduğu yere döküldü.
bedeni bez bir bebek gibi yere yığılırken Rüzgar arkasında ki gürültüye döndü . uzandı ama yetişemedi. Güneş'in kapanan göz perdeleri ve dudaklarının ardına hapsolan sesi işitemedi. Ama rüzgar o dudağın kıpırtısından,
Kirpik." kelimesini net bir şekilde duymuştu. çünkü o ses beynine kazınan en güzel iki heceydi.
Panik vücuduna yayılırken eli ve ayağını da beraberinde alıp götürmüştü sanki. canı çekilip kalmıştı. yaptığı hiçbir eylem bilinçli değildi sanki. vücudu ve beyni öğrenilmiş çaresizliği periyodik bir şekilde uyguluyordu sadece. Güneş'in soluk yüzünü avuçlarının içine alıp,
"Anka!" dedi. panik ve korku bedenini o kadar hızlı esir altına almıştı ki. gözlerini sıkıca kapatıp kendine birkaç saniye verdi. Sakinleşmesi gerekiyordu. soğuk kanlı olamadığı sürece her şeyi berbat edebilirdi. Kendi başının çaresine baktığından beri bu yöntemi geliştirmişti.
gözlerini açtığında kız hala kollarının arasındaydı.
balonda ki konuşmalar aklına hücum etti.
"Bazen bayılabiliyorum." demişti Güneş ve hızlıca devam etmişti. "Bu çok normal uzun sürmüyor. bu gibi anlarda panik yapmaman gerekir. bu iyi bir haber," demişti gülümseyerek.
rüzgar'ın gülümsemeye çalışarak,
"Nesi güzel?" sitemine karşılık Güneş. renkli saçlarını arkaya alıp,
"En azından dünyaya tekrar geri geliyorsun." diyerek göz kırpmıştı.
rüzgar'ın fısıltısı ana dönerken,
"Geri gelecek!" diye sayıkladı.
elleri soğuk teni hissedince kızın montunu çıkardı. Vücudundan çekilen ruhu yavaşça geri dönerken bilinç ve algıları da ona yardımcı olamaya başladı. kazağının boynu ıslaktı ve Güneş'in bilinçsiz titriyordu. soğuktan cansız düştüğünü anlaması uzun sürmedi. hızlıca kazağını çıkarttı ve onu kucağına aldı. yatağa bıraktığında atletini de çıkarttı ve ayağında ki botunu ve pantolonunu da hızlıca sıyırdı. kendi pantolonunu da çıkartıp kızın yanına uzandı ve onu göğüs kafesinin arasına sararak hapsetti. onu içinde ki yangından beslenen teninde ısıtacaktı.
rüzgar onun hiçbir acısına çare olamasa da Anka kuşu kimsesizliğini yakıp kül ediyordu. Teninin altında uyuyan kadının ılık sakin nefesi ruhuna sızıyordu yine. Onu iyileştiriyor, sarıyordu. O döngü Güneş'in ruhuna ulaşınca bilinçsiz bedeni titremeyi bırakıp ısınmaya geçmişti. Rüzgar onun dingin bedenini ve yüzünde ki tebessümü görünce rahatladı...
Dışarı da kar yağışı başlamıştı tekrardan. sanki onların karanlık dünyalarına serpiştirilen mutluluk tohumları olmak için... buluttan kopan her parça kendi yörüngesinde yavaşça dünyaya düşüyor ve eriyerek hayata karışıyordu. tıpkı bir birine sarılan iki bedenin ruhundan kopan o sıcaklık gibi...
güneş kendine gelirken Rüzgar yüz hatlarını beynine kazımakla meşguldü.. yaşam oradaydı sanki, kadının nefes alış verişlerinde hayatı buluyordu. adamın ruhuyla orada bütünleşiyor ve onunla birlikte hayat oluyordu.
Güneş'in hafifçe gözleri aralanırken bilinç yavaş yavaş beyin duvarlarına oturdu.
"Bayıldım mı?" dedi cansız bir sesle.
bakışları tırmanarak rüzgar'ın gözlerine dokundu. ister istemez onun göz bebeklerine çeken ilahi bir tılsım vardı sanki. Güneş o harelere dokunamadan adamın kıyılarında yolculuk yapmadan can bulmuyordu. ruhu onun bakışlarında usulca salınıyordu. uzun kirpiklerin çevrelediği koyu kahveler onu kocaman bir sevgi ile kucaklıyordu. o anlarda kalbinin bir boşluğa düşeceğinden korkuyordu her seferinde.
Biran sonra o bakışlar anlamdan sıyrılıp Her bayılmadan sonra çıplak şekilde ortaya serilmiş bir Meryem figüründen, çaresizlikten farksız bir bakış oluverirdi. rüzgar'ın bakışlarının ilerisinde ki çaresizliğini görebiliyordu. gerçek duyguları bastıran bir gülümseme yoktu sadece anne ve babasından farklı olarak.
"Evet." dedi rüzgar. üzerine devrilen evet öylesine ağırdı ki. rüzgar sanki bir dağın altında kalmıştı. kızın kırık bakışları kalbinin ıssız sokaklarına asla geçmeyen tuvaller çiziyordu adamın. her bir fırça darbesi kızın bakışlarından güç alıp onun bakışlarını en ince ayrıntısına kadar resmediyordu. biriken tuvaller canına batan şırınganın dezenfektesinden farksızlaşmaya başlayınca Rüzgar, Güneş'in ılıyan alnına dudaklarını bastırıp kızın kokusunu tüm hücrelerine adeta resmedercesine içine çekti. şırınganın akıttığı zehir biranda ters dönüp damarlarında ki zehri geriye doğru çekmeye başladığında tuvallerde ki resimler yavaş yavaş silikleşerek kayboldu. sadece bir tanesi hariç Güneş'in buruk siluet de yaşattığı her şey için özür dilediği o bakışlar.
öylece sarılıyorlardı, bir birlerinden habersiz yaşanmış bir geçmiş ve asla kuramayacakları bir geleceğin arasında kalan o sıcak bakışlar arasında...
rüzgar onun varlığından akan her bir duyguya sıkı sıkıya sarılmaya razıydı. razı olmadığı tek duygu ise onu kaybetmekti.
birinin varlığına alıştıktan sonra onu unutmak nasıl bir şeydi. unutabiliyor muydu insan? gözlerini kapattığı an aklına üşüşen sorular onun boynuna dolanan urganlardan farksızdı.
gerçekten sevgi unutmayı gerektirmiyordu oysa. o olmasa bile onunla olmayı başarmaktı belki de. o gitse de yanında taşımaktı. onunla yaşamak...
"İyi misin?" diye sordu Rüzgar.
güneş başını evet anlamında salladı. dudakları hafifçe kıvrılıp tebessüm etti. rüzgar tekrar kızın alnına uzandı ve ufak bir öpücük bıraktı.
"Sen iyi misin?" diye sordu Güneş. sesi bu soruyu sormanın tedirginliğini açıkça ifşa ediyordu.
rüzgar kızı bu defa boynunun altına çekip çenesini başına koydu.
"İyiyim."
uzun bir sessizliğin ardından Rüzgar,
"Niye kendini bu kadar zorladın?" dedi sesi kızgınlık dolu.
"Bir daha olmayacak." diye fısıldadı.
"Bir daha olmasına asla izin vermeyeceğim."
güneş ona biraz daha sokulmak istercesine kıpırdandı ve tenine değen sıcak teni hissetti.üzerinde hiçbir şey olmadığını anlayınca panikle geri çekilmek ve emin olmak için hamle yaptığında Rüzgar onu sıkıca kavradı.
"Sakin ol Anka. Seni ısıtmam gerekiyordu" dedi. sesi güven verir gibi...
güneş'in soluk teni pembeleşirken kasılan bedeni yavaşça gevşeyip kovuğuna çekildi. Rüzgar'ın omzunda duran eli yavaşça kayıp beline ulaşıp kendine çekti.
zaman orada durdu. karanlıkta renkli görünen tek şey Anka kuşu'nun renkli saçlarıydı.. ay gecenin koynuna saklandı, ölüm yeni doğmuş bir bedene sokuldu, zaman oradaydı perdeleri indiren iki bedenin tek bir var oluşu oldu.
"Ben ölümüm." dedi kırık bir sesle kadın,
"Ben çaresizim..." diye fısıldadı adam.,
"Ben acıyım..."
"Ben yaşamım."
"Ben kayıbım..."
"Ben hep buradayım..."
"Ben karanlığım...." dedi kadın....
"Sen Anka'sın." dedi adam. Küllerinden doğan o efsanesin... Kimsenin göremediği görenlerin en şanslı sayıldığı o efsanesin. ben bu serüven de anka kuşu'na rastlayan en şanslı kişiyim.
güneş biran durup belinde ki elin varlığını beyninde silmek için. Rüzgar'ın tenine değen parmakları daha derinlere dokunuyordu sanki. beyninde ki düşünceler dar ağacından kurtulup asıldığında çaresizlik kelimelere döküldü
"Ya öyle değilsen?" dedi Güneş. "Ya Anka Kuşu değilsem?"
rüzgar'ın kalbinden söküp dökülecek her kelime kaderlerine dökülen kar taneleri olacaktı. zaman sahipsiz bir sarsaklıkla ilerlerken onlar sanki anı durdurup o anda kaybolmuşlardı.
Rüzgar kendini anlatmak için mantıklı cümleler yerine bir yazarın kaleminin silik mürekkebini güçlü kılan gerçek silahı ele aldı. Hissetmeden yazmamak... Hissettiğini söylemeliydi....
"İnandım!" dedi. "Güneş'in bal rengi hareleri kelimeyi anlamaya çalışırken Rüzgar bakışlarını biran dışarıya kaydırıp gülümsedi ve Güneş'e döndü.
"Beni harabeler büyüttü. Şehirlerim hep karanlıktı benim. Ruhum hep yorgun. sonra karanlık gök yüzümden sen geçtin. Benden daha karanlıktın. sen kasırgaların en acımasız davrandığı o şehirdin. Ve ben inandım."
"Hayat acımasızdı..."
bekledi bekledi...
"Ama adildi di. İlk kez adil olduğuna inandım. Cunku tüm bu acıları örtecek güçte bir kadına sahip oldum..
Güneş aniden adama sarıldı. Onun sıcak kalbinin dingin atışlarına bıraktı kendini. Bazı sözler yaşanan hissedilen duygulara apaçık bir ayna oluyordu. Ölümün getirdiği adaleti kabul etmek. Onu bile sevmek. Rüzgar soğuk acılarına sıcak bir yorgan örtüyordu Güneş’in. Kalbine binlerce renge boyuyordu ruhuna çok daha fazlasına ulaşıyordu. Adam kalbinin ortasında kocaman bir evren inşa ediyordu. kalbini delicesine attıran ve onu bazen göklere ulaştıran bir sevgi ile kucaklıyordu…
Hiç sevilmemiş bir kalp böylesine sevmeyi nasıl başarıyordu. Her bir duygunun en içine nasıl giriyordu. Belki de sevgi öğrenilen bir şey değildi. Sevgi hislerde can bulup var olan bir duyguydu…. İyi bir kalbe sahip olmak yeterliydi…
Peki ya Güneş, bu hastalığın özrü müydü bu sevginin karşılığı. Bütün acılarının diyeti miydi. Adalet diyordu ya Rüzgar. hayat adaletini onun kalbiyle kucağıyla ve ve derin sıcak bakışları ile özür dilercesine idi yaşadığı hissettiği duygular.
******