19. Bölüm

1289 Kelimeler
kelimeler cümlelerin içine düştü, cümleler kelimelerden yeniden doğdu. Ama yaşam ölüm çukuruna düştüğünde yeniden doğmadı. Dışarıda kar taneleri havada usulca süzülürken içeride adamın ruhunun kıyılarına huzurlu dingin dalgalar salınıyordu. kucağına kıvrılmış küçük kadının düzgün nefes alış verişleri soğuk ve yalnız gecelerinin üstüne örtünmüş ve hep özlemini duyduğu varlığını hiçbir zaman hissedemeyeceğine inandığı duyguların girdabına almıştı adamı. huzur içine kattığı hüzünle ığıl ığıl yayılıyordu ruhuna... geçtiği diyarlar sevgi tohumlarına bezendikçe kalbi bir başka atmaya gözleri başka bakmaya başlıyordu. her bir duygu daha anlamlı daha hissedilirdi. sonu acı olacağını bilse bile öylesine sıcacıktı ki adamın ruhu, kalbi her bir ritminde acelesiz ve vurdumduymazdı. Daha önce hiçbir kadının şefkati vurmamıştı kalbinin kıyılarına. şefkat ruhuna dokunmamıştı sevgi ile bezenen eller saçlarında dolaşmamıştı. Hiçbir kadının sıcacık sevgi dolu bakışları ulaşmamıştı kalbinin zindanlarına. ulaşıp aydınlatmamıştı adamın karanlıkta kalan ruhunu. saçlarının rengarenk dokunuşları adamın buzul tutmuş duygularını eritmeye çoktan başlamıştı... adam sonu ne olursa olsun yaşayacaktı bu aşkı. çünkü insan ne kadar bilirse bilsin mutsuz sonsuzluğu bırakamazdı bir türlü vazgeçemezdi. bazen acı da mutluluk verirdi. adam da o acını içinde ki mutluluğa tutunmuştu. kollarında ki küçücük bedeni tutabildiği kadar tutacak ve sarabildiği kadar saracaktı. ve adamın aşkın çaresizliğinde ki o sızısı fısıldıyordu... Aşk cayır cayır yansandan vazgeçmemektir.... sıkıca tutundu Rüzgar anka kuşunun kırık kanatlarına, Uzun kirpiklerini usulca kapattı. Çünkü bazen sadece uyumak istersin bütün acılarına perde olsun diye üzerine örttüğün yorgan.... ****** bütünü tüketen insanlara, içinde ki iyilik şunu fısıldardı, her şeye rağmen her şey güzel olacak. Çünkü bilir ki daha kötüsü yoktur ve o inançta bittiğinde her şey bitecektir. umuda tutunmak böyleydi... bütün kötülükleri susturmak ve o bir damladan güç almaktı. o damlanın sağanak bir yağmur olacağını ummadı kadın.... rengarenk saçlarına gün ışığının altın yansıması dökülmüş ve ilahi bir tılsım gibi kokusu bütün hayatına yayılmıştı adamın. bir kadın... hiç anne şefkati tatmayan bir adam... parmak uçları gün ışığını takip edip kızın saçlarına dokundu ve yolunu genç kızın gül pembesi yanaklarına yayılan saçlarını okşayarak geriye aldı. güneş varla yok arasında tenine değen parmakların kalbine yayılan sıcaklığı ile tebessüm etti. gözleri hala kapalı Rüzgar'ın teninden yayılan ılıklığı hücrelerine hayat veriyordu. Gözlerini aralamadan genç adama biraz daha sokulup Rüzgar'ın tenine dokundu burnu. "Günaydın..." diye fısıldadı kesik harfler ile. rüzgar artık onun yüzünü göremiyordu ama nefesi teninde dolanıyordu ya. dalga dalga yayılan sevgi uyku mayhoşluğu ile göz kapaklarına baskı yapıyordu. daha iyi hissetmek için gözlerini kapatıp bu huzurlu anın tadına bıraktı kendini Rüzgar. "Günaydın Bücürük." Bücürük mü? Güneş sevgili olduklarını düşünüyordu ya da değillerse en azından bücürük olacak bir kıvamda değildi ilişkileri. o yüzden memnunsuz bir nefes verdi. Rüzgar göremese de kızın hoşnutsuz suratı gözünün önüne geldi ve tebessüme engel olamadı. güneş'in omuzunda ki elleri kızı kendine bastırmakta geç kalmamıştı. Neredeyse öğlen olmak üzereydi. sabaha karşı uyuduklarından ikisi de yorgunluktan ölmek üzereydiler. buna rağmen günü yakalamak için daha fazla yatmak istemiyorlardı. "Uykunuz alındı ise kalkabilir miyiz prenses." "Bu daha iyiydi?" diye homurdandı Güneş. Ah bu kız onun aklını yerinden alıyor ve onu saf sevgi ile donatıyordu. Kalbi yine sıcacık olmuştu. Bir insanın homurtusu bir insana böylesine bir his yaşatabilir miydi? İnsanlar bir birlerinin üzerinde bu kadar etkili olabilirler miydi? "Bücürük." derken Rüzgar'ın sesi fazla eğleniyor hissi veriyordu. güneş onun bu dalga geçen haline isyan edercesine doğrulup beyaz çarşaflarla bezeli yatakta bağdaş kurdu. üzeri leş gibiydi. kıyafetlerini bile değiştirmeden kendini yatağa attığını biliyordu sonra bir ara Rüzgar'la uzun uzun bir birlerini inceledikleri vardı aklının silik diyarlarına. "Ben bücürük değilim." diye isyan etti. rüzgar kızın sevimli yüzünü şuanda yemek istiyordu. "Bücürük." dedi uzanıp saçlarını karıştırırken. Güneş homurdanmak için hazırlanıyordu ki. Birden kendini yatakta buldu ve daha toparlanamadan Rüzgar üzerine eğilmişti. "Bücürüksün ve seni alaşağı etmem çok basit." dedi Rüzgar. güneş ise afallamış ve şaşkın bir halde ona bakıyordu. Gözlerini birkaç kez kırpıştırıp birkaç kelime aradı zihin boşluklarında ama Rüzgar o kadar yakınındayken ve öyle bakarken hiçbir şey diyemiyordu. pes edercesine pufladı. rüzgar içinde binlerce parçanın toplandığını hissetti. Bakışları yoğunlaşıp genç kızı girdabına alırken yavaşça eğilip burnunun ucuna dudakları dokundu ve usulca fısıldadı. "Bücürük." güneş tutulup kalmıştı Rüzgar'ın bakışlarına ve o bakışlarını çevreleyen kirpiklerine. üzerinde ki ağırlık kaybolup onu boşluğa bırakırken iç geçirerek söylendi. "Kirpik..." rüzgar çoktan üzerinde ki kazağı çıkarmış ve odanın bir köşesine fırlatarak banyoya atmıştı kendini. serseri! diye söylendi Güneş. Hayatında hiç olmadığı kadar mutlu hissediyordu kendini. kalbi bir kelebeğin kanadına tutunurcasına kanat çırpıyordu. *** "Bal ye bal." güneş dudağını büzdü, Bal sevmiyordu. gözü çikolatanın üstündeydi. rüzgar'ın tehdit dolu kalkan kaşına daha fazla direnemeyip ekmeğini bala daldırıp arkasından da bir türlü bitmek bilmeyen sütünü tüketinceye kadar nefessiz bir şekilde içti. Beyaz bıyık oluşan suratı ile ise kocaman sırıttı. rüzgar kıza bakarken içinin ezildiğini hissetti. ilk karşılaştıkları andan itibaren ona karşı sorumlu hissetmeye başlamıştı kendini. Onun için bir şey yapamamak bu baş etmesi gereken en zorlu duyguydu işte. Birinin gözlerinizin önünde yavaş yavaş kaybolması ve sizin elinizden hiçbir şey gelmemesi. tek cümle ile bir hikaye yazılsaydı eğer, O ölüyordu ve ben sadece izleyebiliyordum. derdi. tek kelime ile yazılacak bir hikaye olsaydı. çaresizlik.... derdi Rüzgar .... Bu ne kimsesizlikle ölçülebilir ne de kimli bir hikaye olurdu onlar için.... İçinde ki üzüntü göğüs kafesini pençelerini geçirip parçalasa da o gülümseyip Güneş'in beyaz leke olan üst dudağını baş parmağı ile silerek yol aldı. "Aferin sana." dedi. güneş somurtarak bir pufladı. gerçekten miydi ya. Bu adamla öpüşmüşlerdi yahu. karşısında süt içmesi ne kadar saçmaydı. Boşuna bücürük aşağı bücürük yukarı değildi Rüzgar'ın dilinden düşmeyen şu sinir bozucu lakabı. rüzgar'n parmakları Hafifçe dudağının ortasına baskı yapınca düşünceleri uçurumdan aşağı düşüp kayboldu ve kalbi kızın küçük kalbini küçülüp küçülecek ve birden şişip patlayacakmış gibi hissetti. bir birlerine sıcacık bakarken, Çocukmuş gibi davranması ya da sürekli hasta olduğunu anımsatıyor olması canını sıkıyordu. "Ne oldu?" dedi Rüzgar. Güneş gözlerini kısıp, "Abartıyorsun. bal yesem de çikolata yesem de zaten .... " deyip Rüzgar'ın ateş salan gözlerine takılıp dilinin ucuna duran kelimeyi dillendiremedi. "... zaten sonuç değişmeyecek. Sonuç değişmeyecekse istediğimi yapma özgürlüğüm olmalı" deyip kollarını bağlayarak arkasına yaslandı. rüzgar Anka'nın hızlı çıkışı karşısında tepkisiz bir şekilde kaldı. Nasıl böyle olacaktı, nasıl mutsuz olacaktı. Ama beyni çok hızlı bir matematiksel bir akım oluşturup onun haklı olduğunu servis etmişti. yine de ukalalığından bir şey eksik olmadı, "Bak sen, pençelerin daha da mı keskinleşti senin?" dedi. kaşları dümdüz olmuştu ve şaşkın şaşkın bakıyordu. ahhhh. Güneş'in içi erimeye başladı. Niye bu kadar tapılası bir suratı vardı. Niye bu kadar mimikleri insanın ruhundaki çatlaklardan yol alıp sıcacık sarmalıyordu onu. güneş parmaklarını Rüzgar'a doğru avına atılan bir panter gibi atılıp. Vahşi bir bakış attı ama gözü dikkatini dağıtıp duran çikolata kavanozuna kaydı. aynı anda atılma yönünü değiştirip çatalını kapıp kavanoza batırıp ağzına bir lokma attı. rüzgar hala onu inceliyordu. bakışları dikkatli ve özenliydi. Gösterişli uzun kirpiklerini kırpmadığını bile iddia edebilirdi onu gözlemleyen kişi. Bir saniyeyi bile kaçırmaktan sakınırcasına. güneş son çatalını da ağzından çekip sırıttı. "Ohhh be! aklımda kalacağına midemde olsun." rüzgar hala dikkatle onu inceliyordu. Hiç tepki vermeden düz ama derin bakışları ile... kızın doyduğuna emin olunca şevik bir şekilde doğruldu ve ayağa kalktı. "Gidiyoruz!" diye buyurdu. işte bu mükemmeldi. Güneş'de yerinde zıpladı. "Nereye?" diye şakıdı. "Bakarız." dedi Rüzgar. belli bir planı yoktu. rüzgar onu kolunun altına almış ve çekiştirmeye başlamıştı bile ama Güneş aklına gelen daha doğrusu yeni fark ettiği durumla ondan sıyrılıp geri masaya döndü ve ekmek kapıp hızlı hızlı içine peynir bir şeyler doldurup Rüzgar'ın soru dolu kalkan kaşına bakıp göz kırptı. sonra yanına ulaşıp Ekmeği uzattı. "Beni seyretmekten aç kaldın." dedi. Hımmmm diye düşündü Rüzgar. sahiden çayı dışında bir şey yiyip içmemişti. Ekmeğe uzandı ve Güneş'i tekrar bedenine yapıştırıp yürümeye başladı. Bir yandan da tıkındığı ekmeği Güneş'e yemesi için uzattı . Anka tam ısırmak için hamle yaptığında ekmeği çekip homurdandı, "Çok beklersin." güneş üzülmüş gibi somurttu. "Immm çok lezzetliymiş..." "Senin karavan melemenlerin kadar olamaz." ve dışarı çıktıkların öylece olduğu yerde kaldılar.. Karın bir çarşaf gibi örttüğü yer yüzü ve rengarenk balonların havada asılmış görüntüsünün bütünleşmesi ile mistik bir şehir vardı karşılarında. ******
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE