Kelimeler döküldü içimin ıssız sokaklarına,
Yosun tutmuş duvarlar da dolandı parmak uçları,
Gezindiği yerler de bahar çiçekleri tomurcuğa durdu...
Yandı bu gönül..
Bir sana yandı....
Bir seninle yandı...
******
Yaşam, bir hayat kıyısı, ufak bir parça, zaman ise sonsuzdu. Biz zamanın içinde kaybolan ufak ve anlamsız bir parçaydık. . Sadece kendimizin büyüttüğü kendi evrenimizde vardık. Yok olup gitmenin ötesinde yaşıyorduk ya da yaşıyor muyduk... sırtımıza yüklenmiş tonlarca ağırlıkta çilelerimiz vardı. Her bir sorun ruhumuzun görünmez demir parmaklıklarıydı... bizi kendine hapseden...
o parmaklıkların kaybolup gittiği bir sabaha uyandı Güneş. Rüzgar uykuda bile belini sıkıca kavramış bedenini ruhuna hapsedercesine kanına katarcasına sıkı sıkı yapıştırmıştı. Yarısı rüzgar'ın üzerindeydi. Şapşik şapşik sırıttı. Ruhuna takılmış kanatlar ciğerlerini istila eden kokuyla bütünleşiyordu. Rüzgar'ın çatık kaşlarının altında uzun kirpiklerinin kıvrılışı öylesine güzeldi ki. parmak uçları ile saymaya koyuldu. yarılamıştı ki Rüzgar'ın göz kapakları aralandı ve kirpikler bir birine karıştı.
rüzgar üzerine eğilen suratı idrak ederken kızın belini kavradığı ve bedeninin yarısının üzerinde ki ağırlığa sarıldı. Kızı üzerine çekip dudaklarına kısa bir öpücük kondurdu.
"Günaydın Farecik."
Güneş Rüzgar'ın üzerine havalanıp konurken kalbi de aynı histe boşluğa kapılmış gibiydi. dudaklarından bir kıkırtı kaçtı. Rüzgar'ın busesi dudaklarına dokununca da gözleri kapanıp açıldı ve utançla bezenip gülümsedi. Resmen Rüzgar erken ölüm sebebiydi. Hastalığa gerek yoktu bu fütursuz ve beklenmedik hareketleri kalbinin teklemesine sebep oluyordu. O arada atmayı bıraktığına emindi.
"Günaydın Kirpik" dedi Neşe ile. alt dudağının köşesini ısırdı.
Rüzgar'ın kaşları yukarı kalktı,
"Söylesene suratımla ne alıp veremediğin var?"
Güneş bütün sevimliliği ile gözlerini kaçırıp tavana kaydırdı bakışlarını. Rüzgar bir kısım doğrulup kızın boynuna gömdü başını ve uzun uzun kokladı.
Güneş de bu hareketine kayıtsız kalamadı. Elleri Rüzgar'ın başını kavrarken parmakları saçlarının arasına daldı.
"Kirpik ya." Dedi nefesi boynunda dolanıyordu ve bu his bütün vücuduna hoş bir akım olarak yayılıyordu.
"Hımmmmm." Dedi Rüzgar. Sessizliğin kurduğu cümleler, bütün olumsuzlukların asla cümlelere dökülüp kulaklarına değmeyeceği bir suskunluk için yemin etmişti. Sabah uyandıklarında ikisi de gülümsüyor olacaklardı. Bu onların bir birlerini tanımadan önce de yaptıkları bir günaydın şekliydi.
Güneş neşe ile kıkırdadı,
"Bırak beni hain kurt." Dedi.
"Olmaz Anka, Önce suratıma eğilip ne yaptığını söyleyeceksin." Dedi. Hala Güneş'in boynunda bir yerlerde. "Hatta söylemezsen kemirmeye başlayabilirim ." dediğinde ısırık attı.
Güneş bundan huylanarak kahkaha atarken
"Tamam Kirpiklerini sayıyordum." Dedi. Rüzgar ikinci ısırığa odaklanmıştı ki. kafasını kaldırıp Güneş'e baktı ve kızı aşağıya çekip sırıttı.
"Kızım bak böyle şeyler yapma." Dedi.
Güneş tek kaşını kaldırıp,
"Kızım?" dedi.
Rüzgar gülümsedi. Saçları dağılıp önüne düşmüş ve gözleri şişlik içindeydi. Yorgun çizgileri kalbini ısıttı Güneş'in. Onun varlığı her an yanında olacağı bırakıp gitmemesi. Dün gece geleceğim derken gözlerinde çözemediği bir gerçeklik vardı. İçine öyle bir his dolmuştu ki Rüzgar geri gelmeyeceğini düşündürmüştü. İlerleyen saatlerde zaman geçtikçe bu düşünce güçlenerek kalbine bir mengene gibi sarmaya başlamıştı. Düşünceleri hafiflerken diğer taraftan ruhu bir cehennem vadisine atılmıştı sanki. Ruhuna öyle işlemişti i Rüzgar. Varlığı en eşsiz hediyeydi.
Çok bencildi, Öylesine bencil ki, ölecek ve Rüzgar'ı yarım bırakacağını bildiği halde son nefesinde onu yanında tutmayı arzu edip isteyecek kadardı üstelik. Oysa rüzgar ondan uzaklaşıp hayatına devam etmeliydi. Onun ruhundan yayılan çatlaklar hep yalnızlıkken. Yine yalnız bırakacaktı ve bu defa yalnızlığına yarımlık da eşlik edecekti.
Belki de o uçurumun eşiğinde bırakmalıydı hayatı....
Düşünceler beynini istilaya durmuşken Rüzgar'ın sesi ve dokunuşlarıyla gerçekliğe süzüldü.
"Bal kızım." Deyip minik minik öpmeye başladı Güneş'i. Nitekim yine onun tufanına kapıldı. Bir süre sonra Güneş'te kaçmaya çalışıyordu ama Rüzgar'ın sakalı batıp huylandırınca gülmesini tetikliyordu.
"Rüzgar Rüzgar." Dedi nefessiz şekilde,
Rüzgar öpmeyi bıraktı. Ne der gibi bakışlarını döndürdü.
"Kaldır."
Rüzgar anlamayınca kaşını buruşturdu.
"Karnımı ayaklarımın üzerine koyup havaya kaldırıyorsun."
Rüzgar ona söyleneni yaptı ve kızı havalandırdı. Rüzgar'ın ayaklarının üzerinde bedeni boşlukta uzanıyordu. Güneş kollarını açıp, çığlık atmamak için kendini zor tuttu. Onun yerine bağırıyormuş gibi ama fısıltı ile haykırdı.
"Vuuuu Uçuyorum."
rüzgar onu hayranlıkla izlerken gülümsüyordu. Yine de düşmesinden endişelendiği için dizini bükerek kızı indirdi böylece dudakları tam dudaklarının üzerine dokunuyordu. Sıkıca dudaklarını kavrarken aynı anda doğruldu. Güneş kucağındaydı artık.
"Yeter bu kadar şebeklik." Dedi Rüzgar. Kalbi yine çok aşırı bir mutlulukta çarpıyordu ve böyle attığı zamanlarda canını yakacak bir şeyler oluyordu. Hiçbir şeyin kızı ile geçirdiği mutlu anları gölgelemesini istemiyordu.
Güneş dudaklarını büzüştürdü.
Rüzgar sırıttı. "Şu dudaklarını şöyle yapma istersen." Dedi.
"Neden?"
Rüzgar kızı kucağına biraz daha çekti.
"Öpmemek için kendimiz zor tutuyor olabilirim." Deyip burnunun ucuna yumuşak bir buse kondurdu. Zor da olsa öpücüğü dudaklarından dümen kırmayı başarmıştı.
Güneş bunu duyunca gülümsedi ve yaptı. Dudaklarını büzüştürdü. ama daha Rüzgar idrak edemeden kucağından sıçrayıp kaçtı da. Şoka giren Rüzgar'a gülerken.
"Her yer bembeyaz. Hadi karrrr!!!" dedi. sonra da banyoya zıpladı.
Rüzgar ise kendini yatağa bıraktı. Tabi gülümseyerek. Yoksa arkasından gidip onu o banyoda sıkıştırıp çok fena şeyler yapabilirdi....
***
Bir saat sonra kahvaltılar yapılmış ve Rüzgar kızı koltuğunun altına atıp giyim mağazasının ortasına bırakmış bulunmaktaydı.
"Ya Rüzgar." Diye hırçınca yüzüne dolanan saçları itekleyip somurttu Güneş.
"Hiç söylenmiyorsun. Buradan sıcak tutacak kıyafetler alıp öyle sokağa çıkacağız Anka."
"Ben üşümüyorum."
"Hava buz gibi nasıl üşümüyorsun? Enik gibi sokulunca hatırlatırım bu lafını" Deyip askılardan kalın montlara bakmaya başlamıştı bile.
Güneş onu kırmamak için sesini çıkarmadı.
Onun yerine Rüzgar için bir şeyler bakmaya başladı. Bir süre sonra bakışları Rüzgar'a ulaşınca onu incelemeye koyuldu.
Siyah saçları hep dağınıktı. Tıpkı ruhu gibi. Hafif kemerli burnu ve ukala bakışları. Tüm bunlardan çok daha fazlası, umursamaz bakışlarının ördüğü o duvarların arkasında ki Rüzgar.
Şüphesiz ki bu kusursuz adam ömrünün son demine bırakılmış bir çiy tanesiydi.
Onunla olmak onu ruhunda var olmak, onunla uyuyup onunla uyanmak ve onun olduğu yaşamı solumaktı. Ruhu milyonlarca parçaya dökülse her parçanın arasından rüzgar'lı hayatlar saçılırdı.
Daldığı düşüncelerin derinliklerinden önünden geçen bir el son verdi düşüncelerine. Gözlerini kırpıştırıp Rüzgar'ın yanı başında hissedince boş bakışlarını onun suratına döndürdü.
"Uçtun mu Anka. Şunları dene!" dedi Rüzgar. Burnunun ucuna soktuğu kıyafetleri uzatarak.
Güneş "Hıııı." Dedi.
Rüzgar kıyafetleri kızın kucağına koyup, döndürdü ve poposuna vurup iteledi.
"Sallanma!"
Güneş kabine giderken gülümsüyordu.
İkisi de biliyordu ki ölümü düşünüp onunla yaşamak sadece kendi hayatlarına bulaşan zehre mahkum olmaktı. Ama onu tiye alıp yaşayabildiğin kadarını yaşamak ise intikamdı bir nevi.
Montlar şapkalar ve atkılar giyilip mağazanın kapısında bir birlerine baktıklarında ikisi de sırıtıyordu. Ve aynı anda çığlık atarak sokakta ki çocukların arasına daldılar. dermanları kalmayıncaya kadar eğlendiler....
Güneş soğuktan üşüyen ellerini üfleyerek ısınmaya çalışırken, Rüzgar yanına ulaşıp ellerini avuçlarının arasına alıp üflemeye devam etti. O saniye Güneş'in sadece üşüyen bedeni değil kalbi de ısındı.
Bakışları kirpiklerine kar tanesinin düştüğü o adama kilitlendi. Kalbi mühürleneli epey olmuştu zaten. Şimdi ise düşünceleri sisli perdelerin arkasından berrak gök yüzüne açıyordu perdelerini, Kafasında ki boşlukları dolduran o düşünce oradaydı,
Biliyordu o gün hayatından değildi vazgeçmeyişi, Rüzgar'ı bırakamamaktandı. O uçurum hayatının miladı olmuştu. Aşktan öncesi ve sonrası. Rüzgar’dan öncesi ve sonrası. Şimdi yeniden bir haya bırakılsaydı kanatlarına. Her bir Güne Rüzgar’la başlamak isterdi. Onun kirpik uçlarında salınan bir hayatı olsun, gülüşünde kaybolup gideceği anları özümsemek. Sıkı sıkı tutunurdu ona. zamanın hızlandırılmış tuşunu durdurur ve anlarda kaybolurdu. Ruhunu yeni bir benlik verilseydi nasibine kavuşmakla başlardı… korkmadan sevebilirdi Rüzgar’ı... bir an bile tereddüt etmeden açardı kalbinin kapılarını. Cesareti bir uçurumdan atlarcasına damarlarına bırakırdı…