"Belyy sneg ne mozhet skryt' gryaznuyu sovest'. (Beyaz kar, kirli bir vicdanı gizleyemez.)" Oda, sadece bir oda değildi artık; İlayda için duvarları Serdar’ın nefesiyle örülmüş, tavanı ihanetle sıvanmış bir mezardı. İlayda, yatağın köşesinde bir cenin gibi büzülmüşken ruhu bedeninden millerce uzakta, o karanlık gecenin dehlizlerinde hapsolmuştu. Bakışları, odadaki hiçbir yüze değmiyor, boşlukta asılı kalan görünmez bir celladı izliyordu. Dudakları titreyerek, bir dua gibi değil, bir lanet gibi Rusça sayıklıyordu: — "Ya bol'she ne budu govorit' po-turetski... YA obeshchayu, ya bol'she nikogda ne budu... Pozhaluysta, ne trogayte menya..." (Bir daha Türkçe konuşmayacağım... Söz veriyorum, bir daha asla... Lütfen dokunmayın bana...) Sesi bir fısıltıdan daha hafifti ama odadaki o de

