Ormana döndüğümde, ağaçlar sessizliğe gömülmüştü. Rüzgar bile nefesini tutmuş gibiydi. Ay, dalların arasından solgun bir yüz gibi bakıyordu üzerime. Her adımımda toprağın nemi içime işliyordu ama içimdeki yangını söndüremiyordu. Azra’yı o küçük, tenha kulübeye bırakmıştım. Doktor, kelimeleri seçerek konuşmuştu: "Mermi fazla derin değil ama kan kaybı var. Zamanla yarışıyoruz." Onu son gördüğümde gözleri kapalıydı. Dudaklarında o alaycı gülümsemeden eser yoktu. Sessizdi. İlk kez bu kadar sessiz… Elim, belimdeki silahın kabzasında gezinirken burnuma metalin keskin kokusu karıştı. Karanlığın içinden gelen o ayak seslerini çok önceden duymuştum zaten. Son kalan ikisiydi. Onları buraya kadar iz süren itler. İçimden hiçbir şey geçmeden, düşünmeden doğrulttum silahı. İlki, alnından vuruldu. G

