Geçidin ötesi sessizlikten ibaret değildi. Işık ve karanlık arasında sıkışmış, zamanın akmadığı bir ara mekân… Elara gözlerini açtığında, kendini sonsuz bir beyazlığın ortasında buldu. Ne gökyüzü vardı ne de yer; sadece sınırları olmayan bir boşluk. Nefes almaya çalıştı ama hava yoktu. Yine de yaşadığını hissediyordu — acıyla, yanarak, ama hâlâ canlıydı. Bir süre sonra ayaklarının altında gri bir zemin belirdi. Her adımı yankılanıyordu, sanki bu dünya onun varlığıyla şekilleniyordu. Uzakta bir gölge gördü. Yaklaştıkça o gölgenin bir siluete dönüştüğünü fark etti. Yavaş yavaş belirginleşen yüz, kalbinin derinlerinde bir yankı uyandırdı. Kadın sessizce ona baktı. Uzun saçları altın rengi bir ışık gibi parlıyor, gözleri göğün mavisini taşıyordu. “Elara,” dedi kadın, sesi rüzgâr kadar yumuşa

