Boşluğun içinden doğan ışığın ardından ortalık sessizliğe gömüldü. Zaman, sanki bir anlığına nefesini tutmuştu. Elara gözlerini araladığında, etrafında hiçbir şeyin tanıdık olmadığını fark etti. Ne geçit vardı ne de Raphien. Yalnızca sonsuz bir beyazlık… Uçsuz bucaksız bir sessizlik denizi. Kendini yerde buldu. Derisi yanmış gibi hissediyordu ama acı yoktu. Avuçlarına baktığında, parmak uçlarından süzülen beyaz kıvılcımları gördü. Mühür artık bir parıltı değil, canlı bir sembol gibi nabız atıyordu. “Elara…” Ses yankılandı. Bir kadın sesiydi. Sakin ama otoriter, tıpkı eski hikâyelerde anlatılan meleklerin sesine benziyordu. “Kim var orada?” dedi Elara, etrafına dönerek. Beyazlık içinden bir figür belirdi. Uzun, altın rengi saçları parlıyordu. Gözleri neredeyse Elara’nınkine benziyordu

