Gökyüzü, Elara’nın yok oluşundan sonra uzun süre sessiz kaldı. Ne meleklerin ne de insanların duyabileceği bir sessizlikti bu. Sanki dünya, kaybolan bir yankının arkasından nefesini tutmuştu. Raphien, harabeye dönmüş alanda tek başına duruyordu. Toprak kararmış, gökyüzü griyle kurşun arası bir renge bürünmüştü. Elara’nın ışığından geriye kalanlar, rüzgârın taşıdığı ince toz zerrecikleri gibiydi. Her bir parça, sanki onun nefesinin son yankısıydı. Raphien, o tozların arasına diz çöktü. Elini toprağa bastığında, parmak uçlarının altından sıcak bir dalga geçti. O an anladı; Elara gerçekten mühür olmuştu. Ama tamamen gitmemişti. Onun ruhu, dünyanın damarlarına işlemişti. “Seni hissediyorum.” diye fısıldadı Raphien. “Ve bu kez, hiçbir güç beni senden ayıramaz.” Raphien’in arkasında bir gölge b

