Gökyüzü, sanki kendi ağırlığı altında eziliyormuşçasına griye dönmüştü. Rüzgâr artık şarkı söylemiyor, Nemoris’in harap sokaklarında yalnızca yankılar dolaşıyordu. Elara’nın kayboluşundan sonra geçen her gün, dünyayı biraz daha ölüme yaklaştırmış gibiydi. Gökyüzündeki yarık kapanmamıştı; içinden hâlâ ince ışık damlaları süzülüyor, yeryüzüne düşen her tanesi toprağı yakıyordu. Lucien bu ışıkları izlerken içini bir sessizlik kemiriyordu. Onun yüzünde ilk kez bir çaresizlik vardı. Raphien’in adını fısıldadı. Gecenin içine karışan sesin yankısı bile ürkütücüydü. O artık ulaşılmaz bir yerdeydi — hem dünyaya hem de cennete yabancı bir boyutta. Ama Lucien biliyordu; o kadar kolay vazgeçmezdi. Elara’nın kayboluşuyla birlikte mühürler yeniden harekete geçmişti ve Raphien o mühürlerin peşine düşmüş

