Gökyüzü yeniden sessizleştiğinde Nemoris’in üzerinde garip bir huzur çökmüştü. Fakat bu huzur, fırtınadan önceki sessizlik gibiydi. Işık ve karanlığın buluştuğu o anın ardından geçen saatlerde dünya sanki nefesini tutmuştu. Hiçbir kuş ötmüyor, hiçbir yaprak kıpırdamıyordu. Yalnızca gökyüzünde asılı duran, sönmemiş bir mühür ışığı kalmıştı. O ışık, Elara ile Raphien’in birleştiği yeri işaret ediyordu. Lucien dizlerinin üzerine çökmüş, elleriyle o yanık toprağı kavrıyordu. “Bu,” dedi neredeyse fısıldarcasına, “onların seçtiği yoldu.” Gözlerini kaldırdığında gökyüzünde bir çatlak gördü. Işıktan bir dikiş gibi ama her saniye genişleyen bir yara. “Ve bu yara, kapanmadıkça dünya iyileşmeyecek.” Lucien ayağa kalktı, kanatlarını açtı. Yorgun görünüyordu ama gözlerinde hâlâ bir görev bilinci parlı

