Ankara’ya varış, Ahu için bir tür hayal gibiydi. Bir yanda, lüks ve güvenlik vardı; babasının geniş, korunaklı evi, her türlü konfor... Diğer yanda ise, Şırnak’taki küçük taş evin sıcaklığı, çocukların çığlıkları ve Baran’ın varlığının yarattığı o tarifsiz huzur eksikti. Ev, bir eve benzemiyordu daha çok, lüks bir otel odası gibi hissediyordu. Babası, Necati Kıran, onu kapıda karşıladı. Yüzünde, derin bir rahatlama ve suçluluk karışımı bir ifade vardı. “Ahu, kızım,” diye fısıldadı, ona sıkıca sarılırken. “Güvendesin. Çok şükür.” Ahu, babasının kollarında, bir an için çocukluğuna dönmüş gibi hissetti. Ama sonra, geri çekildi. “Baba, Baran... O hâlâ orada. Ve tehlikede.” Necati Bey’in yüzü gölgelendi. “Biliyorum. Ama o, işini biliyor. Ve ben... ona güvenmek zorundayım.” Ellerini Ahu’nun o

