bc

Yaralarımdan Sev Beni +18

book_age18+
2.1K
TAKİP ET
18.9K
OKU
family
HE
drama
city
war
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Doğu’nun soğuğunda yolları kesişen bir asker ve geçmişinin yaralarıyla savaşan bir öğretmen… Peki, aşk en derin acıları iyileştirebilir mi? Farklı dünyaların insanları, kaderin tek bir çizgide birleştirdiği iki yürek ...

İnstagram : yazarihayal5

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Sonbaharın Ortasında
Ne yaşıyorum? Ne de yaşıyorum… Ben, Irmak Demir. 26 yaşında, kâğıt üzerinde hayatının baharında bir İngilizce öğretmeni. Ama içimde, çoktan solmuş bir sonbahar rüzgârı esiyor. Size bu hikâyeyi en başından anlatmak istiyorum; çünkü kelimeler belki de tek sığınağım, tek sırdaşım. Kendime verdiğim sözleri, kendi evimin bana açtığı yaraları, kiminle sardığımı göreceksiniz. Çukurova’nın kavurucu sıcağı… Sararmış tarlalar, yanık toprağın kokusu, rüzgârın bile ağır estiği günler. Çocukluğum o manzaranın içinde geçti. Pamuk tarlalarının ortasında büyüdüm ben; pamuk kadar beyaz, pamuk kadar narin kalbim, ellerime sığmayan bir ağırlık gibiydi. Bizim ev de tıpkı o tarlalar gibiydi: dışarıdan bakınca canlı, üretken, bereketli… Ama içeriden kırılgan, incinmiş, yorulmuş. Annem ve babam… Ayrıydılar ama kopmamışlardı. Kopmamaları iyilikten mi, yoksa başka yaralar açmaktan mı, hâlâ karar veremiyorum. İpler kopmamıştı, ama her bağ bir yara gibi kanıyordu. Babam, küçük yaşta hayata atılmış, alnının teri hiç kurumamış bir emekçiydi. Yorulmadan çalışırdı, tarladan eve gelir, sonra başka işlere koşardı. Ama sevgiyi bilmezdi. Belki öğrenmemişti, belki de ona da kimse göstermemişti. Ama bilmemek, göstermemek… İşte çocuk için en ağır yük. Annem ise pamuk kalpli, merhametli Aysel’im. Çocukluğunu yaşamamış, gençliğini görememiş bir kadındı. Hayat ona tokadını çok erken atmıştı. Babamdan gelenler ise sadece fazlasıydı: kırgınlık, yorgunluk, gözyaşı. O gözyaşlarını çoğu zaman saklardı benden, ama ben bilirdim. Bir annenin gözünde gizlenmiş acıyı çocuk nasıl bilmez? Babam iki yüzlüydü. Bazen kıskanç, geçimsiz, taş kalpli… Bazen de güldüren, yol gösteren bir adam. Ama o karanlık tarafı hep daha güçlüydü, hep daha baskın. İyi anlar, kısa bir bahar dalı gibi uzaktan el sallarken, karanlık taraf kapının eşiğinde, pusuda bekliyordu. On iki yaşımdayken gördüğüm o sahne hâlâ gözlerimde… Bir akşamüstüydü. Ev sessizdi ama o sessizlik bir fırtınanın sessizliğiydi. Sonra bağırışlar yükseldi. Babamın elleri annemin boğazında, sesi öfkeyle titriyordu: “Öldürürüm lan seni! Öldürürüm!” Dünyam dondu. Birkaç saniyede çocukluğum ellerimden kayıp gitti. Mutfaktaki bıçağa uzandım. O an, ya onu öldürecektim ya da annemin yok oluşunu izleyecektim. Ama elim titredi, kalbim titredi. Onu öldürmemek için kendimi zor tuttum. Çığlık atmadım, bağırmadım. Gözyaşlarım bile akmadı. İçime aktı… İçimde yanıp kavruldu. O günden sonra ağlamayı unuttum belki de. Sabah olduğunda babam hiçbir şey olmamış gibi kapıdan çıkıp işe gitti. Annenin boğazındaki morluk, gözlerindeki sessiz çığlık hâlâ oradaydı. Yanına koştum, dizlerinin dibine oturdum: “Anne… Hadi dedemin yanına gidelim. Lütfen, artık çekme bu adamı!” O an bilmiyordum. Yıllar sonra bu sözlerime bile pişman olacağımı, hiçbir yere sığamayacağımı… Çünkü insan hangi eve giderse gitsin, kendi içindeki evi bulmadıkça hiçbir kapı huzur vermiyor. Sonbaharın ortasındaydım daha çocukken. Okulda gülen bir Irmak vardı belki, ama içinde sessizce yapraklarını döken başka bir Irmak daha. Öğretmenler beni “başarılı, çalışkan” diye överken, kimse evimin gölgesinde büyüdüğümü bilmiyordu. Kendi evimi bulmadıkça ne o övgüler ne de başarılar içimdeki boşluğu doldurdu. Bugün 26 yaşındayım. Kağıt üzerinde bir öğretmen, öğrencilerine İngilizce öğreten bir genç kadın. Ama kâğıttan bir hayat işte… Rüzgâr estikçe savruluyor, bazen de yırtılıyor. İçimde hâlâ o geceki kız çocuğu var: mutfaktaki bıçağı eline alan, ama gözyaşını içine gömen çocuk. Büyüdükçe anladım ki, insan kendi evini kurmadıkça, başkalarının evinde konuk kalıyor. Annemin evinde misafirdim, babamın gölgesinde mahkûm… Ne zaman kendi kalbimin duvarlarını örmeye başladım, işte o zaman nefes alabildim. Ama duvarları örmek de kolay olmadı. Her tuğla geçmişten bir yara, her harç gözyaşından bir damla oldu. Sonbaharın ortasındayım hâlâ. Ama artık biliyorum: her sonbaharın içinde bir bahar tohumu da gizlidir. Belki o tohum, benim içimdeki Irmak. Belki de öğrencilerimin gözünde bana bakan, güven arayan çocuklarda saklı. Bazen onların masum bakışları bana diyor ki: “Sen yalnız değilsin. Sen buradasın. Sen varsın.” Ve ben, yıllar önce annemin boğazındaki morluğu unutmayan o küçük kız, bugün öğrencilerimin ellerini sımsıkı tutuyorum. Çünkü biliyorum, bazen tek bir dokunuş, tek bir söz bir çocuğun bütün dünyasını değiştirebilir. Ben hâlâ soruyorum: Ne yaşıyorum? Ne de yaşıyorum… Ama bu defa biliyorum ki, yaşadığım her şeyin içinde bir anlam var. Ve o anlamı buldukça, kendi evimin kapısını aralayacağım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ALFABETA (+18)

read
29.8K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.1K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
11.0K
bc

Tutku'nun Esiri

read
27.0K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
25.3K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
8.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook