Elmina, seslere gözlerini aralarken neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. İlaçlar onu sersemletse de birkaç saniye sonra kendine daha net gelmişti. Karnına dikkat ederek usulca yataktan kalktığında küçük bebek adımları ile kapıya kadar gidip kulpu indirdi ve kapıyı açtı.
Merdivenleri çıkanları görünce dudakları aralandı. Çünkü, Hasan kucağında Ayşe’yi oldukları kattaki bir odaya taşıyordu. Arkasından ise çocuklar Hacer kadının elinde çıkıyordu. Gördüklerinde inanamamıştı. Ayşe’yi kuma geldiği bu birkaç ay içinde arada görmüştü ama şimdiki bu hali beterdi. Başına ne geldiğini merak etti. Çıkıp bakmak istese de odadan çıkan Hasan telefonla doktoru arıyor bağırıp duruyordu.
Anlaşılan kötü şeyler olmuştu. Karanlık çökerken küçük konağın tüm ışıkları yansa da bazı kadınlar karanlıkta kalmıştı.
Kadir ise konağa döndüğünde ilk önce ablasına baktı. Doktor Ayşe’ye bakmış pansumanlarını yapmış ardından da ilaç verip ağrısını azaltmaya çalışmıştı. Kadının hali gerçekten kötüydü. Bir gözü tamamen kapanmıştı. Yanağının büyük bir kısmı morarmış, boynu ve omuz kısımlarında kollarında çizikler bereler vardı. Elleri bile şiddete engel olmak isterken hasar almıştı.
Uyuyordu lakin kaşları kavisli huzursuz bir uyku olduğunun farkındaydı. Zorlukla yutkunurken “Ablam, neler yapmış sana o piç?” diye kısıkça mırıldandı. İç çekip üzerindeki örtüsünü düzeltti. Odadan çıktığında Hasan bekliyordu.
“Abi.”
“Sus Hasan sus. Gidip feriştahını da sikmemek için zor tutuyorum kendimi.”
Genç adam “Ben, bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim. Zorluk çıkarır ama sonunda alırız diye ummuştum ama ablamın bu hale gelmesi sınırı aşmak oldu. Çocuklar da çok korktu. Azad’ı zor tuttum. Annesini öyle görünce ne yapacağını bilemedi.” Derken yüzü kaskatıydı.
“Neredeler?”
“Hacer abla diğer odaya götürdü. Azad’ın sesi yeni kesildi. Zerya annesi uyuyunca benimin ricamla abisinin yanına geçti.”
İki çocuk bir yaralı kadın. Boşa heba olmuş yıllar ve acımasız bir adam. Bir kadının hayatının özetiydi bunların hepsi.
Elmina, yatağa uzanmış neler olduğunu öğrenmek için Hacer kadının gelmesini bekliyordu. Onun yerine kapıyı Kadir aralayınca bir an göz göze geldiler. Onun meraklı bakışlarını fark eden adam seslerden bir şeyler olduğunu anladığını fark etti.
Gelip yatağın kıyısına oturduğunda öylece ellerine bakıyordu. Hamit’i dövmekten üstleri yara olmuştu. Ama hiçbir şey ablasını o an öyle gördüğündeki kadar canını yakmamıştı.
“Ablam. Çocuklarla birlikte buraya getirdim. Kocası olacak piç dövmüş onu üstelik de Hatun yüzünden.”
Yüzünü ovuşturdu. Soluğunu bırakırken “Hatun’u babasının konağına teslim ettim. Boşanma davası da açacağım. O pislikle biraz daha evli kalmaya tahammülüm yok. Sana yaptıkları ayrı ablama olanlara vesile olması onun da yuvasını bozması ayrı, artık benim soy adımı taşıyamaz.” Dediğinde Elmina öylece baktı.
İçten içe kendini suçlamak istiyordu ama bu hikâyede en büyük kaybeden kendiydi. Kimsesizdi. Kuma damgası yemişti. Namusu konusunda iftiraya uğramıştı. Koca olarak bildiği adamın bir hamlesi ile yaralanmış varlığını bilmediği bebeğini kaybetmişti. Sesini bile bulamıyor konuşamıyordu. O yüzden suçlu olmak bir yana mağdurdu. Hiçbirini o istememişti. Kimse ona fikrini sormamıştı.
Kadir ona bakıp boynunu bükerken “Keşke benimle konuşsan. Keşke kızsan bağırsan ama böyle sessiz olmasan. Biliyorum bencillik ediyorum ama senin sesine çok muhtacım. Bana bir şeyler demene belki de akıl vermene ihtiyacım var. Koca aşireti sırtlanıyorum. Yüzlerce kişi, bir o kadar hayvan, onların bakımı yiyeceği ihtiyacı can güvenliği derken en yakınımdakilere yetişemiyorum. Aciz kalıyorum. Bu yaşımda sığınacak küçücük bir kutu arar oldum.” dediğinde sesi pürüzlüydü.
Elmina ona kızgın ve kırgındı. Lakin insani yanını göz ardı etmiyordu. Yatakta yana hafifçe kaymaya çalıştığında Kadir ne yaptığını anlayamamıştı. Boşluk çoğalınca üzerindeki örtüyü açtı ve hafifçe yanına vurdu. Yüzündeki ifade düzdü lakin gözleri dolmuştu. Kadir bir çocuk gibi o açıklığa sığındı. Karısının yarasına dikkat ederek başını göğsüne koyup derin soluklar alırken “Özür dilerim. Aptallığım öfkem kıyamet gibi fırtınaları içimde taşıdığım için senden çok özür dilerim. Affet demeye yüzüm yok ben kendimi hiç affetmeyeceğim ama se affet be güzelim” diyor elleri yumruk oluyordu.
Elmina ona sarılmadı. Dokunmadı. Sadece göğsünde biraz da olsa yatmasına izin verdi. Çok geçmeden Hacer kadın kapıyı pat diye açtı ve “Kuzum yemek ge-“ dedi ama onları öyle görünce “Ay ağam kusuruma bakma ne olur burada olduğunu bilmiyordum” değip çıktı. Adam yataktan kalktığında üzerini düzeltti. Eğilip genç kadının başını öperken “Teşekkür ederim. Kırgın olsan bile insanlığından bu kadarcık şefkati benden esirmedin. Hakkını ödeyemem güzelim.” Dedi.
Odadan çıktığında Hacer içeri girdi. Elmina yanakları kızarsa da zorla oturup kadının getirdiği tepsiden bir şeyler yedi. Ardından elini tuttuğu kadına kapıyı işaret ettiğinde omuzları düşen Hacer ona bakıp konuştu.
“Kocası, Hatun hanımın abisi Hamit ağa Ayşe kızımı beter etmiş. Çok dövmüş. Hep o yılan kadın yüzünden. Ağam onu odasına kapamış güya ama oradan telefonla ailesinin hanesini de karıştırmış. Abisine neler dedi nasıl kışkırttı Allah bilir.”
Göz yaşını silerken “Olan bebelerine oldu. Kuzularım çok korktular. Oğlan ağlaya ağlaya uyudu. Kız desen sessizce kardeşinin yanına kıvrıldı yavrucak. Allah onlara kalkan elleri kırsın inşallah. Sebep olanların da belasını versin.” Diye homurdandı. Elmina çok üzülmüştü. Hiçbir kadının böyle bir muameleye maruz kalmasını istemezdi.
Diğer yandan Kaya konağında sesler hiç susmuyordu. Hamit hastaneye götürülmüş ses seda çıkmadan elleri alçıya alınmış yüzündeki yaraları temizlenmiş geri yollanmıştı. Haşmet işin içine polisin girmesini engellemişti. Cemal ile Rukiye ise Yağmur’a yükleniyordu.
“Kızım, sen bize düşman mısın? Ne demeye odasından çıkardın yengeni? Bak abine neler etti Kadir?”
“Ana, abim olacak herif karısını ne hale getirdi gördünüz değil mi? hala onu mu savunuyorsun? Ayrıca ben çıkarmasaydım da içeri girip kendileri alsaydı bu konağı yakmadan çıkarlar mıydı sanıyorsunuz. Odanın halısı yengemin kanı ile lekeli. Yatak çarşafları komodin üstleri dağılmış durumda. Abim o kadını canını almak ister gibi dövmüş. Az vicdan ya az vicdan. Ayşe yengem bu zamana kadar hanginize kötü laf etti saygısız davrandı da gözden çıkardınız.”
Hatun kaşlarını çatmış kız kardeşine bakıyordu.
“Bana laf etmiş yetmez mi? abimin bir bildiği olmasa dövmezdi. Kim bilir neler dedi neler söyledi de kendini dövdürdü.”
Yağmur dönüp ona baktığında başını sağa sola salladı.
“O zaman bende Kadir enişteme hak vereyim abla. Seni buraya getirdiyse vardır bir bildiği. Acaba o konakta neler ettin de seni baba ocağına geri getirdi. hem de nikahta söz verilen altınlarla.”
Hatun kızın üzerine yürüdüğünde Haşmet araya girdi.
“Geç şuraya otur hatanı bil sesini kez Hatun. Yettin artık. Yediğin boklar bir değil beş değil. Sayende ortalık yangın yerine dönmüş sen hala Yağmur’un üzerine gidiyorsun. Kız haksız mı?”
Rukiye “Haşmet, kardeşinle düzgün konuş oğlum. Yuvası dağıldı kuzumun.”
Yüzünü sıvazlayan adam delirmiş gibiydi.
“Ana, sen ne dediğini biliyorsun değil mi? O adam bunun kısır olduğunu öğrendiğinde bu kapıya getirebilirdi getirmedi. Benim aklı şeytanlıkta bacım sırf o konakta hanım ağa olmak için kumaya bile he dedi kendi buldu getirdi ama gel gör şeytan ya işte rahat duramadı. O kadına iftira atarken aklı neredeydi. Kadına az daha” derken sinirle alnını sıktı.
“Tövbe estağfurullah az daha tecavüz ettirecekken neyi planlıyordu. Kadir, öfke ile hareket edip o kadını yaraladığında öğrenmedi mi bebeğini de öldürdüğünü. O zaman neyi hesap ediyordu acaba. Kendisi değil miydi kimsesiz bir kızın kanına girip kuma getiren.”
Hatun’a döndü. Gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Ne oldu? kocan sende bulamadığı huzuru mutluluğu rahatı masumiyeti o kızda mı buldu? Hanım ağalık planların hayallerin tehlikeye mı girdi? Ondan mı delirdin de şeytanlık ettin? Kulağıma gelmeyecek mi sandın Hatun! Kaynananı kayınbabanı bile tehdit etmişsin sen kimsin kızım? Kime güvendin? Hamit’e gaz verirken iyi miydi?”
“Abi ben sadece kocam çocuk sahibi olsun istedim. O lanet kadın kocamın aklını çeldi. Çocuk olunca bana verilecekti ama sonradan sözlerinden döndüler. Ne yapacaktım? Onca yıl çileyi ben çektim sefasını o sürtük karı mı sürecekti.”
Haşmet gözlerini kapatıp açarken kendine zor hâkim oluyordu. Ardından acır gibi tebessüm etti.
“Çocuk olsa sana vereceklerdi demek? Sen büyüyecektin öyle mi?”
Başını sallayan kadın planları bozulduğu için öfkeliydi. Haşmet, kardeşinin zerre etkilenmeyeceğini biliyordu ama yine de o cümleleri kurdu. Başka bir kadına söylese belki de onu derinden yaralar vicdan azabı çekerdi ama Hatun da işler öyle yürümüyordu.
“Allah senin nasıl bir mahluk olduğunu bildiği için sana evlat nasip etmemiş. Kendin doğursan bile nasıl yetiştireceğin belliyken elin doğurduğundan bir şeytan çıkarmana müsaade etmemiş. Sen hala neyi konuşuyorsun.”
Rukiye oğluna kızsa da bir şey diyemiyordu. Hatun hep böylesi kötü olmuştu. Kondurmak istemese bile.
Cemal ağa “Bu iş çok kötü oldu. Kadir tüm işleri kesecek. Yetmedi Azad’ı da aldı gitti. Zerya neyse de Azad’ı geri almamız lazım.” Dediğinde Haşmet babasına döndü.
“Niye? Onu da bunun gibi yetiştirin diye mi?” derken Hamit’i işaret ediyordu. Hamit ise “Merak etme baba kendime bir geleyim Ayşe de çocuklar da bu eve tıpış tıpış dönecek. Dönmezlerse eğer ağalardan karar çıkarttırırım. Çocuklar baba evinin hükmündedir diye. kadir öyle istediği gibi at koşturamaz.” Dedi.
Haşmet abisine baktı. Koca adamdı ama ceviz içi kadar beyni yoktu.
“Sen hayatta kaldığına şükret. Berdel bozuldu. Adam bacını kolundan tutup avluya savurdu. Kızınızın pisliklerini biliyorsunuz söyletmeyin bana dedi. Kısır kardeşiniz benim haneme yakışmaz demeye getirdi. Ulan o adam çocuğu olmayacağını öğrendiğinde bile bunu getirmedi. Allah’tan her şey suçlayamam kimseyi dedi. Ama yok benim bacım durur mu? Durmaz. Öyle bir adamı zıvanadan çıkartıp delirtti.”
Hatun daha fazla dinlemek istemediğinden “Neyse ne? Kadir pişman olacak. Ben ondan boşanmam. O karıya da meydan vermem. Çok yorgunum odama çıkıyorum.” Dediğinde kaşları çatılan Haşmet “Odana çıkıyorsun demek?” dedi.
“Evet. Odama çıkıyorum. Hani burası benim de konağım ya.”
Kuru kuru gülen adam “O eskidendi. Burası senin değil bizim konağımız. Senin de ettiklerinden sonra yerin anca arka odalardan biri.” Diyerek bakışlarını kararttı. Cemal ağa “Haşmet” diye uyarsa da adam onları dinlemedi.
“Ben bu evin oğluyum. Bu aptalın yapamadığı ağalığı yapacak olan adamım. Konağımda da böyle bir yılanın el üzerinde tutulmasına izin vermem. Şimdi arka odalardan birine gideceksin zıbaracaksın ortalık durulup tüm pisliklerinizi ben temizleyene kadar burnunu oradan çıkardığını görmeyeceğim. Anladın mı? gittiğin yere felaket yaşatıyorsun Kaya ailesine de felaketi yaşatmana müsaade etmem.”
Sert adımlarla kardeşinin yanına gidip kolunda tuttuğu gibi yürüttü. Direnen Hatun “Baba bir şey desene. Anne ya sen niye susuyorsun” diyor bağırıyordu ama kimse onu duymuyordu. Haşmet, aslında kardeşi masum ve günahsız olsa haksızlığa maruz kalsa baş tacı ederdi. Kimseye de ezdirmezdi ama genç kadın resmen bir kadının ölesiye dayak yemesine, iki küçük çocuğun korkudan ağlamasına, Kaya ailesinin hanesinde abisinin ellerinin kırılıp dövülmesine, maddi olarak da manevi olarak da çöküşüne neden olmuştu. Kelebek etkisi ile mahvetmişti her şeyi.
Hamit ise kardeşini arka odalara götüren kardeşinin arkasından “O ağalığı mı alacakmış yoksa ben mi yanlış duydum” dediğinde anne babası sedire resmen çöküverdi. Evlat imtihandı. Doğru yetiştirmediğinde resmen cehennemin oluyordu.