O koku. Savaşın tanıdık kokusunu alırken gözlerimi araladım yavaşça. Bir savaş alanının ortasındayım yine. Ölü bedenler her yerde. Ejder ve insan halleri ile. Kafamı kaldırdım yavaşça ve bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Savaş hala devam ediyordu. Gözlerimi kıstım ve daha dikkatli baktım. Neredeyse hatıralarımdan silinmek üzere olan aileme baktım acı içinde. Bir tür gölge ile savaşıyorlardı. Annemin, babamın ve abim Emanuel’in ejderha hallerini tanıyabilmiştim sadece.
‘’ Dikkat et Alex! ‘’ Annemin cızırtılı sesi geldi kulağıma. Sesini bile unutmak üzere olduğumu fark ettim o anda. Annem babama doğru hızla uçmuş ve babama arkadan saldırmaya çalışan gölgeye kuyruğu ile sertçe vurmuştu.
‘’ Anne! ‘’ Abimin acı içinde attığı çığlık ile bakışlarımı gökyüzünden düşmekte olan abime çevirdim. Gölge durmadan havada süzülen abimin bedenine darbeler indiriyor ve ona acı çektiriyordu. Çığlık atmak istedim. Dönüşmek istedim. Ailemi kurtarmak istedim ama yerimden bir santim bile kıpırdayamadım. Ejderha tarafım yok olmuş gibiydi. Dönüşemiyordum. Sesimi bile çıkaramıyordum. Donuk bir mermerden farkım yoktu şu anda.
‘’ Arkanda Alice! ‘’ Babamın kükrercesine dedikleri ile bakışlarımı abimden çekmek istedim ama yapamadım. Onun bedenini görmemiştim o savaş meydanında. Onu son kez görememiş, sarılamamıştım. Abimin bedeni yere çarptığında güçlü bir deprem olmuş gibi hissettim. Ardından hem gölge hem de abimin bedeni kayboldu. Babam tekrar bağırdı anneme, sesi yine cızırtılıydı. Bakışlarımı yukarıya çevirdim. Annemin bedeni gölge tarafından sarılıp git gide küçülürken kulaklarıma annemin kemiklerinin kırılma sesi geliyordu. Dudaklarımı araladım haykırmak için ama yapamadım.
Kâbustu bu. Uyanmalıydım. Çırpındım, direndim ama başaramadım. Bir türlü uyanamadım. Daha önce gördüğüm kâbuslarımdan çok farklıydı bu. Genelde o günü tekrar ve tekrar görürdüm, çığlıklar atarak ağlayarak uyanırdım. Ben Amca uyandırırdı çoğu zaman da. Hiçbirine benzemiyordu ama bu kâbus. Daha gerçekçiydi. Sanki yıllar önce olan savaşa ışınlanmış gibiydim.
‘’ Destiny! ‘’ Babamın adımı söylemesi ile bakışlarımı ona çevirdim. Bana bakıyordu kocaman ejderha gözleri ile. Tam başımın üstünde ve baş aşağıya duruyordu. Elimi uzatsam yüzüne dokunabileceğim kadar yakındı bana. Ama kıpırdayamadım. Babamın bedeni hızla geriye çekilip şiddetle yere çarptığında ağlamak istedim. O gün yaşadığım acıları tekrar tekrar yaşıyordum ama ağlayamadım. Göz pınarlarım kurumuş gibiydi. Kum kaçmışlar gibi acıyordu gözlerim. Babam, bedenine çullanan gölge ile birlikte abim gibi yok olduğunda yıllar önce kalbimi yutan kara delik tekrar peyda oldu. Ailemin ölümünün bende oluşturduğu boşluk tekrar gün yüzüne çıktı ve içine ruhumu çekmeye başladı.
‘’ Sen? ‘’ Arkamdan gelen ses ile donup kaldım. Ses öylesine naif, öylesine güzeldi ki bir an nefes alamadım. Adım sesleri duydum. Biri vardı arkamda ama kıpırdayamıyordum. Bir heykelden farksızdım.
‘’ Senin ölmüş olman gerekiyordu. ‘’ Kadifemsi sesin dedikleri ile gözlerim iri iri açıldı. Omzumda hissettiğim soğuk el ve ardından gözlerimin önüne geçen şeye baktım şaşkınlık ile. Bedenini ikinci bir deri gibi saran bembeyaz uzun bir elbise, elbisesinin üstünde ise bir pelerin vardı. Pelerinin kapüşonu kadının yüzünü neredeyse tamamen kapatıyordu. Dudakları hariç yüzünü göremiyordum. Gözlerinin olduğu kısma çevirdim bakışlarımı ve gözlerimi kıstım. Ailemi gözlerimin önünde katlettikten sonra bana dediği şey ile tek heceli bir kahkaha attım. Anlaşılan sesim yerine gelmişti.
‘’ Beni ölmüş olmamı dileyecek hale getirdin. Ailemi aldın elimden. Neden? ‘’ diye haykırdım. Kadının kırmızı dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve ardından hareket edip bana bir adım daha yaklaştı.
‘’ Sen Varon’ların soyundan mısın? Alex ve Alice’in çocuğu musun? ‘’ Dudakları hareket etmeden sorduğu soru ile gözlerimi kırpıştırdım. Kaç yıl olmuştu ailemin soy ismini duymayalı? Onlar öldüğünde bu soy ismi de onlarla beraber mezara koymuştum ve Ben Amca’nın bana verdiği kendi soy ismini kullanmıştım bunca yıl. Sırtımı dikleştirdim ve gözümü bile kırpmadan cevap verdim. Varon soy ismi çok özeldi. Asil savaşçıların hepsi bu soydan gelmiştir tarih boyunca.
‘’ Evet. Ben Destiny Varon! Soyumun sonuncusuyum. ‘’ Dediklerim üzerine beyazlar içindeki kadının kırmızı dudakları biraz daha kıvrıldı. Yine dudakları hareket etmeden konuştuğunda duyduklarım ile bozguna uğradım.
‘’ Ben tüm Varon’ların öldürülmesini emretmiştim. İlginç. Birileri emrimi ciddiye almamış anlaşılan. ‘’ Gülümsemesi yüzünden bir saniye bile silinmezken öfkem lav olup damarlarımda akmaya başladı. Ailemin katili bu kadındı. Beni öksüz ve yetim bırakan, tüm ailemi benden koparıp alan bu kadındı. Ne yapmıştı ailem ona? Ben ona ne yapmıştım? Hareket etmeye, ona saldırmaya çalıştım ama başaramadım. Donuk bir mermerden farkım yoktu. Dişlerimi sıktım öfkeyle. Gözlerim yanarken dişlerimin arasından tısladım.
‘’ Neden? Neden ailemi yok ettin? Neden beni kimsesiz bıraktın? Neden? Konuş! ‘’ Dediklerimin ardından yüzündeki gülümsemesi eğreti bir hal aldı ve omzumdaki soğuk eli ile çenemi sıkıca kavrayıp sıkmaya başladı.
‘’ Ben senin kraliçenim! Bana emir veremezsin pis solucan! Aileni öldürdüm çünkü ayak bağından başka bir şey değillerdi. Şu söylentiyi hiç duymadın mı peki? ‘ Varon’ların soyundan gelen biri kraliçeyi öldürmeye ortam hazırlayacak. Onu öldürecek kişiye yardım edecek. ‘ Ah tabi ya! Duymamış olmalısın. Ailen ile birlikte bu söylentiyi de yok ettim. Hem bu kadar üzülmene gerek yok. ‘’ Bunu dedikten sonra gülümsemesi geri geldi. Sağ elini kaldırıp kırmızı ojeli işaret parmağını yanağımda bastırarak dolaştırdı. Tırnağının dolaştığı yer cayır cayır yanarken gözlerimi bile kırpmadım. Ardından parmağını geri çekti ve ucundaki kanımı gösterdi. Elini git gide anlıma yaklaştırırken kıpırdamayan kırmızı dudakları ile bir kez daha konuştu.
‘’ Yarım kalmış işlerden nefret ederim. Merak etme. Dileğini yakında gerçekleştireceğim ve bu küçük hatayı düzelteceğim. Ailene kavuşacaksın küçük solucan! ‘’ Parmağı anlıma değer değmez derin bir nefes aldım. Vücudumdan güçlü bir titreme geçti ve birden uyandım. Gözlerimi açıp hızla yatağımda doğruldum ve etrafıma bakındım savunma pozisyonu alırken.
Kimse yoktu. Ne beyazlar içindeki kadın, ne de aileme saldıran o gölgeler. Dişlerimi sıktım ve ellerimi saçlarımı yolmak istercesine saçlarımın içinden geçirdim. Ailemin katledilmesinin arkasındaki bu kadındı. Daha önce duymadığım bir söylentiye dayanarak ailemi öldürtmüştü. Peki, kime emretmişti ailemi öldürmesini? O kadın kimdi? ‘ Ailene kavuşacaksın ‘ demek ile neyi kastetmişti? Sinirle yatağımdan çıktım. Nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum aklımda dönüp duran senaryolar ve sorular yüzünden. Hava almaya ihtiyacım vardı. Üstüme uzun hırkalarımdan birini alıp odamın kapısına yöneldim ve tam o sırada kapım açılıp Ben Amca girdi içeriye. Yorgun bir şekilde baktım ona. Soru sormasını istemediğimi belirtmek istedim bakışlarımla. Galiba uyurken yine çığlıklar atarak onu uyandırmıştım.
Bakışlarını üstümde dolaştırdı. Ardından kenara kaydı ve mırıldandı.
‘’ Hadi biraz yürüyelim. ‘’ Dedikleri ile sadece kafamı sallayabildim yavaşça. Beni tanıyordu. Nasıl tanımasındı ki? Onun elinde büyümüştüm sonuçta. Bana babalık yapmıştı. Kendi soy ismini vermişti bana. Belki de soy ismini vererek benim hayatımı ikinci bir kez kurtarmıştı. Varon’ların soyundan herkesi öldürtmeyi emretmişti o kadın ama artık ben Varon soy ismini taşımıyordum. Belki de bunca yıl Ben Amca’m sayesinde hayatta kalmıştım. Beraber evden çıktığımızda bir süre sessizce yürüdük. Aklımda bir sürü soru oradan oraya savruluyor ve kendi düşüncelerim içinde boğuluyordum.
‘’ Seni götürmek istediğim bir yer var küçük ateş parçam. Hem dönüşmen yarana da iyi gelir. Bilirsin, dönüşünce yaraların çoğu iyileşir. ‘’ Neresi diye sormak için ağzımı açtım ama sonra vazgeçtim. Rüzgârın uçarken bedenimi sarmalaması hissi kafamı toparlamama ve daha mantıklı düşünmeme yardımcı olabilirdi. Cevaplar bulmam gerekiyordu. Ben Amca’dan uzaklaşıp bedenime odaklandım. Büyülü ve acısız bir şekilde dönüşürken karamel rengi tomurcuklar sarmıştı etrafımı.
Kızıl yelem dışında başımdan kuyruğuma kadar simsiyahtım. Pençelerimin üstünde yere indiğimde kafamı çevirip Ben Amca’ya baktım. Çoktan dönüşmüştü. Benim ejderha bedenim onun bedeni yanında daha küçüktü ama bu da aradaki yaş farkından dolayıydı. Her siyah ejderha gibi benim de üstün fiziksel güçlerim vardı ve yıl aldıkça bu güçlerim de artacaktı. Kafasını çevirip bana baktı ve ardından kocaman ejderha ağzı ile sırıttı.
‘’ Yarışa var mısın? ‘’ Sorduğu soruyu reddetmek istedim. Düşünmem gereken şeyler vardı. Öncelikle o kadının ailemi öldürmesi için görevlendirdiği kişileri bulmalıydım. Tarih boyunca ailemin, yani Varon soyunun, bir sürü düşmanı olmuştu. Birkaç yaşlı ejderha ile – ailemi geçmişten beri tanıyan – konuşmam gerekiyordu. Bilgi toplamam lazımdı ama şu anda değil. Gecenin çok geç bir vaktiydi. Yarın sabah erkenden bu işe koyulurdum. Şu an sadece aklımı toparlamalı ve biraz sakinleşmeliydim. Kendimi bir yol haritası çizmeliydim.
‘’ Tamamdır. ‘’ Kafamı sallayarak cevap verdiğimde kanatlarımı uçmaya hazır hale getirdim ve Ben Amca’nın peşinden havalandım. Gideceğimiz yeri bilseydim gerisinde başlamazdım ama en azından şu an rotamızı algılamıştım.
‘’ Küçük ateş parçam hantal bir domuza benziyor. ‘’ Ben Amca’nın dedikleri ile tek heceli bir kahkaha atıp kanatlarımı daha hızlı çırptım ve birkaç saniye sonra onun hemen önündeydim. Arkamda kalan Ben Amca’nın homurdandığını duyarken bu kadar çabuk onu geçmeme kızdığını varsaydım.
‘’ Doğuya dön. ‘’ Arkamdan dediği ile soluma doğru manevra yaptım ve doğuya doğru uçmaya başladım. Medeniyetten git gide uzaklaşırken daha önce hiç uçmadığım semalarda kanat çırptım. Ben Amca manzaraya dalmamdan faydalanarak beni geçtiğinde yarışı umursamadım ve gözlerimi kısıp ejderha gözlerimle nerede olduğumuzu anlamaya çalıştım. Saklı Orman’ın üstünden geçtiğimizi anladığımda şaşırdım. Normalde buradaki tuhaf büyü biz ejderhaları uzak tutardı. Güya bu ormana giren bir daha çıkamazmış. Belki hurafe belki gerçekti ama yine de uzak durmak istediğim bir yerdi. Ben Amca büyük bir göl manzarası olan genişçe bir tepeye indiğinde ben de yanına süzüldüm yavaşça.
Tepenin hemen arkasında taştan bir yapı vardı. Bir tür yıkılmış kale gibiydi. Eski zamanlarda burası, bu tepe, savaşlarda gözcü yeri olarak kullanılıyordu sanırım. Yere dört ayaküstünde indiğimde Ben Amca’nın yanına ilerledim ve onun yaptığı gibi yere oturup göle baktım.
‘’ Küçük ateş parçam. ‘’ Ben Amca’nın dedikleri ile ona baktım. Bana seslenmemişti. Sanki bana taktığı ismi öylesine söylemiş gibiydi. Düşünceli bir haldeydi. Bakışlarını bana çevirdi ve göz göze geldiğimiz anda büyülü sözleri mırıldandı. İkimiz de insan formumuza dönüştüğümüzde şaşkınlıkla ona bakakaldım.
‘’ Neden birden yaptın ki bunu? ‘’ Şaşırmıştım çünkü üstümde az önce giydiğim kıyafetlerim yerine savaşta zırhın altına giydiğim rahat kıyafetlerim vardı. Belimdeki kılıfında da kılıcım. Ben Amca’nın üstünde de benzer kıyafetler vardı.
‘’ Küçük ateş parçam. Başarısızlığım. Zaafım. ‘’ Ben Amca’nın dedikleri ile kaşlarım çatılırken ona baktım anlamayan gözlerle. Kılıcını çekip aldığında bir iki adım geri gittim şaşkınlıkla. Sağ elimi kılıcımın kabzasına atmıştım hemen.
‘’ Ben Amca? Neler oluyor? ‘’ Sorduğum soru ile gülümsedi ama bana her zaman gülümsediği gibi değildi. Dudakları alayla kıvrılmıştı. Daha çok sırıtıyor gibiydi. Ela rengi gözlerine çevirdim bakışlarımı. Geceden mi bilmem ama gözleri siyah gibi gelmişti bana.
‘’ O gün, seni de ailen gibi öldürmeliydim. ‘’