5.Bölüm

1457 Kelimeler
‘’ O gün seni de ailen gibi öldürmeliydim. ‘’ Bu cümle zihnimde oradan oraya savrulurken ruhumda deprem oluyormuş gibi hissetmeme sebep olmuştu. Öyle şiddetli bir acı hissettim ki göğsümde geriye doğru sendeledim. Nefesim kesilmişti. Ayaklarım bedenimi taşıyamayacakmış gibi titremeye başlamıştı. Kalbime pençeler saplanmış ve çekiştirmeye başlamıştı. Ruhum parçalanıyormuş gibi hissediyordum. Ölüyor gibi hissediyordum. ‘ O gün seni de ailen gibi öldürmeliydim. ‘ Kalbimdeki acı tüm vücuduma kanım ile birlikte pompalanırken gözlerimi kırpmadan Ben Amca’ya bakıyordum. Beni büyüten adama baktım. Kucağında beni taşırken ailemin anısına verdiği söz sızdı anılarım arasından. ‘’ Yasınızı tutmak için intikamınızı almayı bekleyeceğim. ‘’ Bu nasıl bir keşmekeşti böyle? Ona inanmıştım. Ona güvenmiştim. Onu ölen babamın yerine koymuş, onu sevmiştim. Beni kendi kızı gibi büyütürken, benimle ilgilenirken, yaralarımı sararken, acımı dindirirken, kâbuslarımdan beni uyandıran o olurken, tüm bu zaman boyunca… Ailemi benden alan kişi yapmıştı tüm bunları. Ben Amca’m yapmıştı. İhanet! Kalbim acı içinde haykırmıştı bu cümleyi. Bu öyle bir ihanetti ki kabullenemiyordum. Ben Amca’ya bunu yakıştıramıyordum. Beni yetiştiren, beni koruyan adam tüm bunları yapmış olamazdı. Tüm acılarımın, her gece gördüğüm kâbusların sebebi karşımda duran bu adam olamazdı. ‘’ Küçük ateş parçam. Sen benim zaafımdın ve şimdi bu zaafı kesip atmam gerekecek. ‘’ Ben Amca’nın dedikleri ile sağ elimdeki kılıcımın kabzasını sıktım. Bu gerçek olamazdı. Bu yaşanıyor olamazdı. Kalbim ve beynim birbirine savaş açmış gibiydi. Mantıklı tarafım her bir yapboz parçasını yerine oturturken duygularım bu ihaneti kabullenemiyordu. Ben Amca’ya yakıştıramıyordu bu kalleşçe olayı. Nefes alamıyordum, iliklerime kadar hissettiğim bir acı her geçen saniye artıyordu. Tüm hücrelerim tek tek infilak ediyordu sanki. Beni bir arada tutan her ne varsa bir bir çürüyordu içimde. Yok oluyordum. ‘’ Neden? ‘’ diye fısıldadım bir adım daha geri giderken. Ben Amca, – hayır, ona artık amca diyemezdim – Benjamin, elindeki kılıcı toprağa sürüyerek şekiller çiziyordu bakışlarını benden bir saniye bile ayırmadan. Sorduğum soru ile kafasını yana eğdi. Yüzündeki sırıtışı büyüdü. Kalbim göğsümde çırpındı acı ile. Boğazıma yutamayacağım kadar büyük bir yumru oturdu. Nefesim tekrar kesildi. ‘’ Ne neden? Neden aileni mi öldürdüm diye soruyorsun? Yoksa neden en yakın dostuma ihanet ettiğimi mi soruyorsun? Ya da dur. Başka bir tahmin daha. Neden seni öldürmeyip himayeme aldığımı mı soruyorsun?  ‘’ Dedikleri ile geriye doğru sendeledim. Yıllardır yaş akmamış gözlerim dolmuştu. Ağlamayacaktım ama. Ona bu zevki yaşatmayacaktım. Belki de sırf bugünü yaşamak için beni büyütmüştü. Bende nasıl bir hasar bıraktığını, beni nasıl paramparça ettiğini görmek istediğinden yapmıştı bunları. Eğer şimdi ağlarsam ve aciz duruma düşersem bundan zevk alacaktı. Tek istediği tüm zaman boyunca buydu belki de. ‘’ Ahh minik ateş parçam. Aileni öldürdüm çünkü ayak bağıydılar. Sen o zamanlar bir sorun teşkil etmiyordun ve seni de öldürmeme gerek yok diye düşündüm. Ama şimdi yanıldığımı çok iyi anlıyorum. Gün geçtikçe senin büyümeni ve güçlenmeni izledim. Ailen gibi olmaman, bir savaşçı olmaman, Varon soyunu devam ettirmemen için elimden geleni yaptım ama sonuç? Tam da dönüşmeni engellemeye çalıştığım şeye evrildin. Şu an seni öldürmek için buraya getirdim. ‘’ Benjamin’in dedikleri ile kanım dondu. Ardından daha önce hiç bu kadar yoğun hissetmediğim bir öfke patlak verdi kalbimde. Öfkemi, ihanete uğramışlık ve nefret duygusu beslerken damarlarımda kan değil de lav aktığını hissettim. Aynı kâbusumda gördüğüm o kadına hissettiğim duygular gibiydi. Hayır, bunlar daha şiddetliydi. Daha çok yakıyordu canımı. O kadını tanımıyordum ama Benjamin’i tanıyordum. Ya da tanıdığımı sanıyormuşum. Kılıcımı kınından çıkardım yavaşça. İhanet ve İntikam. Dost sözcüklerdi. Karşımdaki adam hem dostuna ihanet etmiş hem de onun intikamını alacağını söylemişti. Ne kadar da kolaydı küçük bir çocuğu kandırmak. Ne kadar da kolaydı küçük bir çocuğu hem yetim hem de öksüz bırakmak. Hem bundan seksen beş yıl önce öldürmüştü o küçük çocuğun ailesini hem de bugün yine o küçük çocuğun ruhunu öldürmüştü. Vücudum öfkemden titrerken keskin bir nefes çektim ciğerlerime. Kılıcımın kabzasını daha sıkı tuttum. ‘’ Minik ejderham benim. Güzel Destiny’im. Kızım. ‘’ ‘’ Kes sesini! ‘’ diye haykırarak hızla öne atıldım ve kılıcımı savurdum. Gözüm kararmıştı. Nasıl hala bana kızım diyebiliyordu? Adımı nasıl ağzına alabiliyordu? Nefretim ve öfkem somut bir hal alıp beni daha da güçlendirirken kılıç darbemden küçük bir manevra ile kurtulup arkama geçmişti. Hızla arkama dönüp kılıcımı tekrar savurduğumda kolayca darbemi kendi kılıcı ile durdurmuş ardından karnıma güçlü bir tekme atmıştı. Aldığım darbe ile geriye sendeledim ama durmadım. Yıllardır ailemin katilini bulursam ona yapacaklarımı düşlemiştim. Sürekli intikamı düşünmüştüm. Ve şimdi ailemin katili karşımdaydı. Yıllar boyunca çektiğim acı ve Benjamin’in ihaneti karşısında duyduğum öfke ile tekrar öne atıldım. ‘’ Küçük ateş parçam. Seni benim eğittiğimi ne çabuk unutuyorsun. ‘’ Dedikleri ile iyice öfkelenirken kılıcımı savurdum ve o darbeyi kılıcıyla karşılarken boşta kalan gövdesine tekme attım. Tekmemi bloklayıp kılıcımı geri ittiğinde sol bacağımda hissettiğim keskin acı ile çığlık attım. Kahretsin! Hançerini fark etmemiştim. Bileğime sapladığı hançeri daha da derine itip bacağımı bıraktığında kılıcımı yere saplayıp destek aldım düşmemek için. Bakışlarımı Benjamin’e çıkarıp öfke içinde tısladım. ‘’ Hain. ‘’ Dediğim ile kahkaha atıp kılıcını omzuna attı ve bana üstten aşağıya baktı. ‘’ Sana daha önce de birçok kez demiştim. Sen adil dövüşüyorsun diye düşmanın da adil olacak değil ya. ‘’ Evet demişti. Bacağımdaki hançeri çıkarmak için gözlerimi bir saniye bile ondan ayırmadan eğildiğimde yerden kaptığım toprağı hızla yüzüne attım ve o acı içinde homurdanırken bacağımdaki acıyı umursamadan öne atıldım. Kılıcımı savurup sol kolunu gövdesinden ayıracak kadar güçlü bir şekilde omzuna darbemi indirdim. Elindeki kılıcı yere fırlattı ve o, kılıcımı tuttuğum bileğime yapışıp beni kendine çekerken sol ayak bileğime sapladığı hançeri aldım. Hançeri beni tuttuğu koluna saplayıp geri çekilmeye çalıştığımda bana izin vermemişti. Gözlerini kırpıştırıp görüşünü geri kazandığında bana alaycı bir şekilde sırıtmıştı. ‘’ Minik kızım. ‘’ Bileğimdeki elini hızla çekti ve fark edemediğim bir hızla yumruk yapıp tam burnuma geçirdiğinde acı içinde geriye sendelemiştim. Ama nasıl? Gözlerimin ardında çakan şimşeklere rağmen gözlerimi iri iri açtım ve Benjamin’e baktım acımı umursamadan. Kılıcımı, sapladığım omzundan yüzünü buruşturarak çıkarırken onu öylece durup izleyecek halim yoktu. Hızla öne atıldım ve yüzüne yumruğumu sertçe savurdum.  Beni fark ederek omzundaki kılıcı bir seferde çıkarıp gövdemde derin bir kesik açtığımda derin bir nefes aldım şok içinde. Geri çekilecek zamanım olmamıştı. Hissettiğim acı ile ellerimi karnıma götürdüm ve şaşkın bakışlarımı Benjamin’e çevirdim. Gülümsüyordu. Hiçbir şey umurunda değilmiş gibiydi. Bakışlarımı karnıma çevirdim. Gömleğim ve ellerim kanıma bulanırken hissettiğim duygular karmakarışıktı. Bunca zaman bir yalanın içinde olduğumu, en başından beri katilimin elinde olduğumu acı bir şekilde kabullendim. Bir kılıç darbesi daha yedim sağ koluma. Ardından aynı darbe sol koluma indi. Acı her yerdeydi. Vücudumda ve ruhumda. Düşünemiyordum. Bedenime söz geçiremiyordum. Yaşamak için çabalamam gerektiğini biliyordum ama ruhum çoktan pes etmiş gibiydi. Biliyordum çünkü. Benjamin’i yenemezdim. Savaşlarda öldürdüğüm düşmanlarım benden güçsüz olanlardı. Ama ben asla Benjamin ve onun gibi birine denk olamazdım. Acizdim. Sağ baldırımda hissettiğim keskin acı ile bakışlarımı Benjamin’e çıkardım. Öldürme arzusu mu bana duyduğu nefret mi bilmiyorum ama gözleri simsiyahtı. ‘’ Ne oldu? Neden savaşmıyorsun? ‘’ Benjamin etrafımda dönüp başka bir darbeyi sırtıma indirirken yere düştüm. Nefeslerim kesik kesikti hissettiğim acı yüzünden. Soğuk toprağın alev alev yanan tenime değmesini hissediyordum. Yanıyordum, cayır cayır yanıyordum. Ruhumda öyle keskin bir acı vardı ki! Nefret ediyordum Benjamin’den ama en çok da kendime duyuyordum bu nefreti. Ailemi katletmiş birine baba vasfını yüklediğim için. Ona güvendiğim için. Aileme layık bir savaşçı olamadığım ve bu kadar güçsüz olduğum için kendimden nefret ediyordum. Acizdim. Beş para etmez biriydim. Ben kim asil savaşçı Varon’ların soyunun sonuncusu olmak kim. Ailem, atalarım utanıyordur benden. Bedenim çevrildiğinde bakışlarımı Benjamin’e diktim. İşte, katilim son darbesini indirecekti. Kafamı gövdemden ayırıp yaşadığım utanca, aldatılmışlık duygusuna son verecekti. Gülümsedim. Belki ailemin intikamını alamamıştım, belki de onlar için bir yüz karasıydım ama en azından sonunda aileme kavuşacaktım. Benjamin gözlerimin içine baktı ve bir zamanlar benim olan kılıcımı kaldırdı. Gözlerimi bile kırpmadan baktım ona. Ondan ve ölümden korkmadığımı göstermek istercesine baktım. Kılıcı hızla indirdi ve gülümsemem bir tık daha büyüdü yüzümde. Hüsran. Ölümü en çok kabullendiğim ve düşlediğim anda onu elde edemememin hüsranını yaşayarak baktım Benjamin’e. Kılıcı boynumun yanına, toprağa saplamıştı. Umutsuzlukla bakışlarımı çevirdim kılıca. Kurtarıcım olacaktı oysa, öyle ummuştum. Tüm bu acılara son verecek ve yıllar önce olması gereken ama gecikmiş ölümümü gerçekleştirecekti. Benjamin sol kolunu tutarak ata biner gibi üstüme oturduğunda bakışlarımı yüzüne çevirdim. Sağ kolundaki hançeri ağzı ile çıkarıp yere attığında bakışlarını bana odakladı. İlk yumruk darbesi ile gözlerimin ardında şimşekler çakmış ve burnumda hissettiğim acı yüzünden gözlerimi yummuştum. Ardından boğazıma sardığı iri eli ile gözlerimi açtım acımı umursamadan ve katilime baktım nefretle. Boğazımdaki parmakları git gide sıkılaşırken debelenmeye çalıştım ama güç kalmayan bedenim ile bu çaba boşunaydı. Kıpırdayamadım bile. Çok kan kaybediyor olmalıydım. Nefes almam git gide zorlaşırken dudaklarımı araladım. Ciğerlerim yanıyor ve kalbim göğsümde çırpınıyordu. Gözlerim kararmaya başlarken son bir kez daha katilimin yüzüne baktım. Gözlerindeki kararma ölümüm yakın olduğu için gitmiş ve alışık olduğum o ela gözler yerini almıştı. Nefessizlikten bilincimi kaybederken her şeyin bittiğini, bunun son olduğunu bilerek gözlerimi yumdum karanlığa. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE