Oturduğum koltukta iyice geriye yaslanırken RV’nin gülerek radyoyu kapatmasını izliyordum somurturken.
‘’ Şu insanlar ve gerçeğe uydurdukları sahte kalıpları bir türlü anlamayacağım. Gaz kaçağının oluşturduğu patlama mı? Gerçekten mi? Kendimi aşağılanmış hissediyorum şu anda. ‘’ Dediklerim ile kollarımı göğsümde birleştirdiğimde RV bana kısa bir bakış atmış ardından kıkırdamıştı. Dün gece bir binayı yerle bir ettiğim gerçeği haberlere gaz kaçağı olarak geçmişti. Gözlerimi devirdim. Ölen ve yaralananlar vardı. Ölenlerin birçoğu dönüşümümden önce ölmüştü. Şükür ki o bina doğaüstü yaratıklara ait bir binaydı. Alt kat bar olarak, diğer katlar ise otel olarak kullanılıyordu. Her hangi bir insanın o enkazdan sağ çıkma olasılığı çok düşüktü.
‘’ Asıl aşağılanmış olan benim. Resmen hiçbir şey yapamadım. ‘’ Yerde oturan Richard’a kafamı çevirdiğimde yorgun bir şekilde bana baktığını gördüm. Gözlerinde tuhaf bir bakış vardı ama anlamlandıramadım. Bir şeyler dememi mi bekliyordu? Kaşlarımı çattım ve RV’ye döndüm yardım istercesine. İkimiz arasında bakışlarını gezdirip ardından kıkırdayarak az önce kalktığı koltuğa geri oturmuştu.
‘’ Sanırım Richard senden teselli bekliyor. ‘’ RV’nin dedikleri ile hızla Richard’a döndüm. Gerçekten mi? Richard tek gözü seğirirken RV’ye döndü. Ben birine teselli verebilecek son insanım. Duygular hakkında konuşabilmek için önce o duygulara sahip olmak gerekir. İntikam, nefret, acı, hüzün ve aldatılmışlık hissi dışında pek fazla duygu hissettiğimi hatırlamıyorum. Ara sıra savaşlarda elde edebildiğim haz ve mutluluk duygusu vardı bir de.
‘’ Ondan teselli falan beklemiyorum. Sadece ‘ Kılıcım seni kestiği için pek etkili olmadın. ‘ gibisinden bir şeyler diyebilirdi tabi. ‘’ Richard’ın dedikleri ile göğsümde birleştirdiğim kollarımı çözdüm ve RV’ye döndüm tekrardan.
‘’ Sahi, biraz daha pratik yapmam lazım. Ben bahçeye çıkıyorum. ‘’ Ayağa kalkarken dediklerime RV itiraz etmek için dudaklarını aralamıştı ama sonra bundan vazgeçerek Richard’a bakmıştı. Aslında biraz hava almaya ihtiyacım vardı. Kendimi bunalmış hissediyordum. Bir de babamın hançerini orada unuttuğum için kendimi oldukça kötü hissediyordum. Sıkıntı ile derin bir nefes alıp RV ve Richard’ı arkamda bırakarak kapıya doğru yöneldim.
‘’ Yanlış bir şey mi dedim? ‘’ Richard’ın sorusunu RV cevaplarken kapıyı açtım ve dışarı çıktım.
‘’ Sorun yok, tanımadığı kişilere karşı mesafelidir genelde. Gel, yaralarını kontrol edeyim. ‘’ Kapıyı arkamdan kapatıp dolunayın aydınlattığı kocaman arazide gözlerimi dolaştırdım yavaşça yürürken. Şehirden ve o pis gürültüden uzakta güzel bir yerdeydi çiftlik evi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. RV haklıydı. Artık kimseye kolay kolay güvenemiyordum. Güven zor kazanılan ama kolay yıkılabilen bir şeydi.
Seksen küsur yıl Benjamin’e güvenmiştim de ne olmuştu? Ailemin katillerinden birini baba yerine koymuştum da ne olmuştu? Hiç beklemediğim bir zamanda hiç beklemediğim bir kişiden yemiştim ihanetin acısını. Acaba ailem de böyle hissetmiş miydi? Ölmeden önce aldatılmışlık duygusu ile kalpleri sızlamış mıydı? Burnum sızlarken derin bir nefes aldım ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
RV tuhaf bir kızdı. Asıl formu olan ejderhaya dönüşemeyen, üstün büyü güçleri olan, deli dolu bir kızdı. Cesurdu, korkusuzdu. Kalbinde ailesine karşı duyduğu kırgınlık olsa da hala daha güvenebiliyor ve sevebiliyordu. Ona güvendiğimi hissediyordum tuhaf bir şekilde. Güvenmemem gerektiğini ara sıra kendime hatırlatsam da en ufak bir hareketinde, söylediği kısa cümleler de bile bana o kaybettiğim güven duygusunu aşılıyordu.
Dürüst davranıyordu. Kendisi hakkında, geçmişi hakkında, hisleri ve düşünceleri hakkında. Bana karşı oldukça dürüsttü. Beni eğitirken hatalarımı yüzüme vuruyor, eksiklerimi, yanlışlarımı söyleyerek düzeltmeme yardımcı oluyordu. Yaşadığım keşmekeşi bir tek ona anlatabilmiştim bu zamana kadar. Dört yaşından beri hissettiğim o tarifsiz acıyı ilk defa RV’nin yanında kelimelere dökebilmiştim. Benim ile birlikte ağlamış, beni teselli etmişti. Benjamin’in bana yaptıklarını dinlerken benimle birlikte öfkelenmiş intikamımda bana yardım edeceğini söylemişti. Ama bir şartla.
İntikam isteğimin içimdeki küçük çocuğu öldürmemesi karşılığında. Ruhumu kirletmememi, benliğimde nefretten ve intikamdan başka duygulara da yer vermem gerektiğini söylemişti. Bu yüzden bekliyor, alelacele bir intikama girişmemi istemiyordu. Karakterimi, yitirdiğim özgüvenimi geri kazandırmaya çalışıyordu. Kazanıyordum da. Her geçen gün kendime olan güvenim artıyor, yavaş yavaş karakterim de güçleniyordu. Fiziksel yaralarım RV’nin evinde bundan bir yıl önce uyandığımda iyileşmiş olabilirdi ama ruhumun aldığı yaraları iyileştirmek o kadar kolay olmuyordu.
Bazen kendimi öyle sinirli, öyle nefret dolu hissediyordum ki içimdeki öfkeyi kusacak birilerini arıyordum. Genelde de RV yakınımda olduğu için can acıtan sözler söylüyordum. Kalbini kırıyordum. Yüzü düşüyordu ama birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra sanki onu üzmemiş, kalbini kırmamışım gibi benim ile ilgileniyor, aç olup olmadığımı soruyordu. Beni anlıyordu. İçimdeki acıyı azaltmama, dengesiz ruh halimi düzeltmeye çalışıyordu.
Evden baya bir uzaklaştığımı küçük gölete geldiğimde anladım. Gölün kenarındaki kütüğün üstüne oturup dolunayın sudaki yansımasına baktım. Buraya bir kez beni RV getirmişti. Evde boğulacak gibi hissetmiş ve kapıyı çarpıp evden çıkmıştım. Hemen peşimden gelip, ‘Seni dünyadaki en büyülü yere götüreceğim. ‘ diyerek buraya getirmişti. Yine böyle bir geceydi. Tahminen yedi ya da sekiz ay önceydi. Bu kütüğü o zaman buraya koymuş ve onun isteği ile yanına oturmuştum. Ardından ufak bir büyü mırıldanmış ve etraftaki ateş böcekleri birden göletin üzerinde ahenk ile dans etmeye başlamışlardı. Çok güzel bir manzaraydı.
Düşüncelerimden sıyrılmak için derin bir nefes aldım ve RV ile Richard’a dediğim gibi pratik yapmaya başladım. Her açıdan mükemmel olmak istiyordum. Yenilmez bir savaşçı olmak istiyordum. Büyü güçlerim olmayabilirdi ama ejderha olmamın getirdiği ufak çaplı bazı büyüleri de mükemmel bir şekilde yapmak istiyordum. Varon soyuna layık bir savaşçı olmak istiyordum.
Kılıcım yarım metre uzağımda yere düştüğünde somurttum ve eğilip aldım. Tekrar tekrar deneme yaparken sabır ile mükemmelleşmeye çalıştım. Bu kılıcı tanışmamızın – daha doğrusu RV’nin beni ölümün kıyısından çekip kurtarmasının – üzerinden tam bir yıl geçtiği için RV geçen hafta bana hediye etmişti. Paslanmaz, keskin, dengesi mükemmel ve aynı zamanda büyü ile dövülmüş bir kılıçtı. Bir de RV efsunlamıştı. Bunlar RV’nin tabirleriydi tabi ki. Özel bir kılıç olabilirdi ama benim için tüm kılıçların işlevleri aynıydı. Saldırı ve savunma için kullanılan basit araçlar.
‘’ Nasılsın? ‘’ Arkamdan RV’nin sesini duymam ile ayağıma saplanmak üzere olan kılıçtan son anda kurtuldum. Dikkatim dağılmıştı ve havada beliren kılıcı kapamamıştım. Arkamı dönüp ona baktım. Giydiği trençkotun ceplerine ellerini sokmuş bir şekilde bana bakıyordu. Üşümediğini biliyordum ama mevsimine göre giyinmeyi seven bir moda delisiydi. Kılıcı toprağa saplandığı yerden çıkarıp büyü ile geri göndermeden önce omuz silktim.
‘’ İyiyim sanırım. Sen nasılsın? ‘’ Sorduğum sorunun ardından ona baktım merakla. Genelde bu kılıç çağırma antrenmanında ilk günden sonra beni hep yalnız bırakmıştı. Bunda kendi can sağlığı da etkiliydi tabi. Birkaç kez ona zarar vermiş olabilirim. Kendime verdiğim zararları saymıyorum bile. Kendini yanıma, kütüğün üstüne bıraktığında bacak bacak üstüne atarak gölete çevirdi bakışlarını. Düşünceli, hatta dalgın bir hali vardı. Endişelenirken onu daha önce hiç böyle görmediğimi fark ettim.
‘’ Sorun ne? ‘’ diye sordum kendimi bile şaşırtarak. Daha önce de dediğim gibi. Hisler hakkında konuşmayı sevmezdim ama RV’yi böyle görmek beni huzursuz etmişti. Endişelendirmişti. Bakışlarını bana çevirip omuz silkti aynı az önce benim yaptığım gibi.
‘’ Bunca yıldır kurduğum bir hayalim var. Bağımsız bir ordu kurmak. Hiçbir ülkeye, ırka ya da zihniyete bağlı olmayan özgür bir ordu. Adalet için savaşan, haklıların yanında olan bir ordu. Ama nereden başlayacağımı, nasıl ilerleteceğimi bile bilmiyorum. Yorulduğumu hissediyorum. Bir yandan dünyada büyütmeye çalıştığım bir şirket, bir yandan da kurmak istediğim, hayalim olan ordu.
Hep yalnızdım. Doğumum ve ejderhaya dönüşememem yüzünden hep dışlandım. Ailem hissettirmese de zaten bir süre sonra da onlardan ayrılmak zorunda kaldım. Güçlü olmak, ejderhaya dönüşemesem de güçlü olduğumu göstermek istedim hep. Çalıştım. Sürekli çalıştım. Tüm diyarlardaki büyü kitaplarını toplamaya, sahip olduğum bu yeteneği geliştirmeye çalıştım. Fiziksel olarak sürekli kendimi eğitim. Zamansız boyutta kaç yıl geçirdiğimi bile hatırlamıyorum. Bunları sırf bir şeye ait olmak için yaptım. Neye ait olmak istediğimi bilmeden. Sonra bu hayal belirdi kalbimde.
Bana ait bir ordu. Benim ait olduğum kocaman bir aile. Kan bağı olmak zorunda değil. Birlikte dünyayı değiştirebileceğim, ülkeleri fethedebileceğim bir ordu. Adaletsizliğe, haksızlığa, kötülüklere karşı benim ile birlikte savaşabilecek bir ordunun hayalini kurdum. Bilmiyorum işte Destiny. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Dün kendimi o kadar yalnız hissettim ki. Sen Richard’ı kurtarabilmek için geride kalmak istedin. O an mantıklı gelmişti ama binadan çıktığımda yaşayan cadılardan birinin dönüşümünü engelleyebileceği ihtimali aklıma geldi ve ben kafayı yedim.
Orada yalnız olmak zorunda değildik, bütün bu ırklar birbirine düşman olmak zorunda değildi. Anlıyor musun? Ben – ‘’
‘’ RV, seni takip etmeme izin verir misin? Liderim, yol göstericim ve akıl hocam olur musun? Orduyu kurmana yardım etmeme izin verir misin? ‘’ RV’nin sözünü keserek dediklerimin ardından ayağa kalktım ve önünde diz çöktüm. RV şok olmuş bir şekilde bana bakarken sağ elimi yumruk yapıp kalbimin üstüne koydum ve kafamı eğdim.
‘’ Sen izin vermesen de ben seni takip edeceğim. Düzeni getirmek için yanında savaşacağım. Seni liderim bilip, seni koruyacağım. Ejderhaya falan dönüşememen umurumda değil. Sen tanıdığım en güçlü savaşçısın. En güçlü ejderhasın. İki dudağının arasından çıkan kelimeler seni güçlü yapan şey. Büyüden bahsetmiyorum. Tabi büyülerin hafife alınacak şeyler değil. Seni sen yapan güçler onlar ama onun dışında eşsiz karakterin. Az önce hayalini kurduğun şey uğruna savaşmama izin ver RV. İzin ver hayalin hayalim olsun. İzin ver senin ilk takipçin, ordunun ilk askeri olayım. ‘’ Dediklerimin ardından bir süre daha RV’den ses gelmeyince kafamı kaldırıp ona baktım. Gözleri dolu dolu bana bakarken dudağını ısırıyordu. Birden boynuma atılıp bana sıkıca sarılmaya kalktığında tek dizim üzerinde olduğumdan dengemi sağlayamayıp ikimiz de yere düştük. Şaşkınlığımı atlattığımda gülmeye başladım. RV üzerimden kalkıp kendini yan tarafıma bıraktığında o da gülmeye başladığında bakışlarımı ona çevirdim. Elini bana doğru uzatıp omzuma koydu ve gözlerini bana odakladı. Gözleri gülerek bana bakarken konuştu.
‘’ Destiny Varon. Seni ordumun ilk üyesi ve asil komutanı ilan ediyorum. ‘’