Yemekten sonra Bora elimi tuttu ve birlikte bir yürüyüş teklif etti. Bunu memnuniyetle kabul ettim çünkü sarayda mutfak, yatak odası ve ofis dışında gittiğim başka bir yer yoktu. Biraz olsun dışarı çıkmak, hava almak, farklı bir ortamda olmak bana iyi gelecekti. Ancak Bora’nın yüzüne dikkatlice baktığımda, canının sıkkın olduğunu hemen fark ettim. İçinde bir şeyler vardı, konuşmak istediği bir konu belliydi ama bir türlü dile getiremiyordu. Onu tanıyordum; böyle davrandığında zihni düşüncelerle dolup taşardı ama kelimelere dökmekte zorlanırdı. Mutfaktan çıkıp sarayın çıkışına doğru yürüdük. Bora, bir saniye bile elimi bırakmıyordu. Sanki elimi bırakırsa kaybolacakmışım gibi sıkıca tutuyordu. Bu bana hem güven hem de bir ağırlık hissi veriyordu. Bahçeye çıktığımızda çiçeklerin arasına dald

