Bir iki lokma daha yemişken kapı tekrar açıldı ve beta ile cadılar içeri girdiler. Masanın yanına kadar yürüyüp saygıyla selam verdikten sonra yerlerine oturdular. Ancak üçünün de yüzü düşmüştü, bin parçaydı adeta. Yüzlerindeki ifadeyi gördüğüm anda bir şeylerin ters gittiğini anladım, fakat anlatmalarını beklemek için sessiz kaldım. Bora, her zamanki kendinden emin ve ağırbaşlı tavrıyla, "Buyurun, afiyet olsun," dedi. Şakacı bir ses tonuyla, "Gerçi ben başlamıştım bile," dedim ve hafifçe gülümsedim. Beta başını hafifçe eğerek, "Ah Lunam," dedi iç çeker gibi. "Geç kaldığımız için üzgünüz." "Hiç önemli değil, ama bekleyemedim malum," dedim ve karnımı göstererek gülümsedim. Bu küçük hareketim, masada hâkim olan soğuk havayı biraz olsun yumuşattı. Yüzleri biraz olsun gevşedi, ama yine de

