Tüm bunlar olup bittikten sonra artık iştahım tamamen kaçmıştı. Kahvaltı masasının başında öylece oturmaya devam ettim. Masada kimsenin yüzü gülmüyordu, herkes derin bir sessizliğe gömülmüştü. Sanki odadaki hava ağırlaşmış, nefes almak bile zorlaşmıştı. Bora'ya göz ucuyla baktım, o da hiçbir şey yemiyordu. Gözleri boşluğa dalmış, kaşları hafif çatılmıştı. Sinirli mi, üzgün mü, yoksa sadece yorgun mu olduğunu anlamak zordu. Ama emin olduğum tek bir şey vardı: O da benim gibi kendini rahatsız hissediyordu. Hepimiz o kadar gergindik ki sanki keskin bir bıçağın ucunda dengede durmaya çalışıyorduk. En ufak bir harekette düşüp parçalanacak gibiydik. Sessizlik, boğucu bir şekilde üzerimize çöküyordu. Derken Bora’nın gözleri bir anlığına buğulandı, ama hemen toparlanıp kendini geri çekti. Bunu fa

