Hissiyat

1748 Kelimeler
Evin burnunda soluyordu. İçeri salona geçip oturdular. Azer yan gözle onlara bakıyordu. Tufan lavaboya gitmiş, gelmişti. Azer onu görünce ayağa kalktı: “Hoş geldin ortak.” Tufan elini tutarken, gözü Evin’e kaymıştı: “Hoş buldum ortak.” Onlar yerlerine otururken Evin kaşlarını çatarak amcasına döndü: “Bu kertenkele suratlı senin ortağın mı amca?” Azer tek kaşını kaldırıp baktı: “Hayırdır Evin? O benim ortağımda sen niye böyle celallendin?” Tufan gülerek araya girdi: “Az önce merdivenlerde bana tosladı yeğenin. Hem suçlu, hemde üste çıkmaya çalışıyor.” Evin sinirle çıkıştı: “Ben miyim suçlu. Önüne bakmayan sensin. Hem amca sen böyle dingillerle ortaklık mı yapıyorsun?” “Keçe çırte. Senin ağzının ayarı iyice bozulmuş, bak ben düzeltirsem fena yaparım.” Evin sinirden köpürüyordu. Bu adam kim oluyordu da, ona böyle üstten bakıyordu? Hem amcasıda onu savunuyordu. İyice gıcık olmuştu Tufan’a. Ona dik dik bakmayı sürdürdü. Günler geçmişti. Amcası abisini deli gibi sınıyordu. Serhat bu işlerin adamı değildi, ama nedense amcasına boyun eğiyordu. O da tabi bir yere kadar sürdü. Çünkü sonunda Serhat’taki kayışlar atmış, Gülay’ı amcasının evinden alıp kendi konaklarına getirmişti. Birde kendi ailesinden isteyip, düğün yapacağını söylemişti. Konaktaki aksiyonlar bitmek bilmemiş, bu seferde amca kızı Kader kocaya kaçmıştı. Hemde Yasemin’in erkek kardeşi Fuat’a. Evin’in aklı almaz olmuştu. Yasemin’in yaptıklarından sonra Kader nasıl böyle bir şey yapabilirdi. O aileden birisini nasıl sevebilirdi. Fuat’ı tanımıyordu, ama Onunda aynı Yasemin ve Filiz gibi olduğunu düşünüyordu. Hem o kadar derdin içinde Kader nasıl bu kadar sinsi olabilmiş, nasıl fırsat bu fırsat diyerek Fuat’a kaçmıştı? Aslında Kader’i seviyordu. O ona her derdini anlatırken, Kader ona hiçbir şey dememişti. Fuat’ı sevdiğini ona kaçınca öğrenmişti mesela. Belki de bu sebeplerden dolayı çok kırgındı. Evin’in bir huyu vardı. Bu huyunu bazen kendiside sevmiyordu, birine küsünce kolay kolay barışmazdı. Birinden soğuyunca tekrar ısınmazdı. Ve bir insanı ilk gördüğünde hissettikleri genelde doğru çıkardı. Yasemin’in kimsenin görüp bilmediği bir kardeşi daha varmış. Babasının başka bir kadından olan çocuğu. Olaylar nasıl buraya geldiğini bilmesede, Ömer abisi o kızla evlenmişti. Hivda. İsmide kendi gibi güzeldi. Hivda bir kürt kızı olmanın aksine sarılındı. Yani genelde kürt kızları esmer olurdu. Saçları, kaşı, kirpiği simsiyah olurdu. Evin öyle olduğu için öyle biliyordu belkide. Hivda bu bildiklerinin tam zıttıydı. Mesela saçları turuncuydu. Kıvırcık ve kabarıktı. Teni bembeyazdı. Zayıftı. O kadar zayıftı ki çocuk gibi duruyordu. Zaten çocuktu da. On yedi yaşındaydı. Evin aynı Gülay’ı ilk gördüğünde hissettiği duyguları Hivda içinde hissetmişti. Onu gördüğü ilk andan sevmişti. Ömer abisi gerçek evlilik olmayacak demişti kıza. Gerçi bunu Evin’de istemezdi. Çünkü Hivda reşit bile değildi. Bu küçük yaşında evlenmesi zaten zordu onun için, birde birinin karısı olacak olması, Evin’i derinden üzmüştü. Evin Hivda’yı da tıpkı Gülay gibi benimsemiş, sahiplenmişti. Evin birini sevince, çok severdi. Kızları da çok sevmişti. Rojda ve Havin yengelerini de seviyordu. Ama galiba kızların yaşı kendine yakın olduğundan, onları ayrı bir sevmişti. Belkide yaşadıkları yüzümden, kim bilir? Onları alıp çarşıya gitmek istiyordu. Hivda buralıydı ama hiç dışarı çıkmamıştı. Sekiz yaşından beri o evde hapis hayatı yaşamış, insan yüzü görmemişti. Gülay zaten buralı değildi. Onlara Mardin’e götürmek, gezdirmek istiyordu. Çılgınlar gibi alışveriş yapmak istiyordu. Kızları ve kocalarını ikna etmişti. Mardin’e gidip, gezdiler. Diledikleri gibi alışveriş yaptıklarında, sonunda bir kafeye geçip oturdular. Gülay hemen bir sigara yakmıştı. Evin tuvalete gitmek için ayaklandı. Hivda eşlik etmek istedi, onu kollarından tutup oturttu: “Ne kız çocuk gibi çişe mi götüreceksin beni?” Hivda söylediği şeyin saçma olduğunu düşünerek yeniden oturdu. Evin ikisine de bakıp: “Siz siparişleri verin hemen geliyorum.” Evin arkasını dönüp masadan ayrıldı. Tuvaletlerin olduğu yöne doğru ilerledi. Koridora geldiğinde, arkasında bir ıslık sesi duydu. Sesin geldiği yöne baktığında, ellerini ceplerine sokmuş, omzunu duvara yaslamış olan Tufan onu izliyordu. Evin şaşkınlıkla baktı adama: “Senin ne işin var burada?” Tufan gülümseyerek konuştu: “Naber kız erkek Fatma? Görüşmeyeli hala küfür ediyor musun?” “Erkek Fatma anandır. Sana ne küfürümden?” “Anama bak ikidir laf ediyorsun. Üçüncüde affetmem.” “Senin ananı sikeyim.” Tufan yaslandığı duvardan ayrıldı. Ellerini cebinden çıkarıp, Evin’in dibine girdi: “Bak daha hala sövüyor. Kız sen elimde kalırsın benim.” “Ne yapayım? Senin gibi bir oruspu çocuğunu doğurmuş, bende hakkını veriyorum işte. Hem sen benim elimde kalacaksın haberin yok.” “Valla mı? Ne yaparsın mesela?” Tufan konuşurken Evin’in üzerine daha çok eğildi. Evin yüzünü buruşturarak konuştu: “Yaklaşma sikerim belanı.” Tufan söylediklerini duymamış gibiydi. Baş parmağını Evin’in dudaklarının üzerine bastırdı: “Ne kadar ayıp, bu güzel ağza küfür yakışmıyor.” Evin hızla eline vurdu: “İndir elini dokunma sakın bana.” Tufan Evin’in yüzüne dikkatle baktı bu sefer: “Evin eninde sonunda seni sikicem kızım. Bunu aklından çıkarma.” Evin -tai otoshi- hareketi yaparak, tek hamlede Tufan’ı yere serdi. Dizlerinin üzerine eğilip, orta parmağını kaldırdı: “Nah sikersin oruspu çocuğu.” Evin yeniden ayağa kalkıp, saçlarını savurarak yeniden içeri yürüdü. Tufan neye uğradığını şaşırmıştı. Normalde böyle bir şeye müsaade etmezdi ama boşluğuna denk gelmişti işte. Arkasından bakarken alt dudağını ısırdı. Tam ona göreydi Evin. Artık bunu bugün daha net anlamıştı. Evin sinirle yürüyüp masaya oturmuştu. Eskiden judoya olan merakı az önce çok güzel işine yaramıştı. Zaten boş işlere merak salan bir koz değildi. Masaya oturduğunda kızlar şaşkınca ona bakıyordu. Hivda merakla sordu: “Bir şey mi oldu?” “Yoo ne olabilir ki ? Tufan denen sikikle karşılaştım sadece.” Gülay yüzüne dikkatle baktı: “Yine atıştınız mı?” “Ne münasebet?” “O zaman bu halin ne?” “Sinirimi bozuyor çünkü. Şerefsiz ya, bana erkek Fatma dedi. Sinirimden tuvalete bile gitmedim, çişim geri kaçtı amına koyayım.” “Öylesin ama.” “Hiçte bile, değilim.” Gülay gözlerini kısarak baktı Evin’e: “Evin hiç sevgilin oldu mu?” “Hayır, ilgilenmiyorum ben öyle şeylerle.” “Neden?” “Erkekler ilgi alanıma girmiyor çünkü.” “Eşcinsel misin kızım?” “Höst amına koyayım. Öyle değil, ben sevmiyorum muck muck. Hem bir insan sikilirken nasıl zevk alabilir? Bence çok saçma.” “Yaşamadığın için bilemezsin tabi.” “Şuan içimizde en tecrübelisi sensin tabi. Hivda’da yarın öbür gün yer. Bende bakire Teresa halimden gayet memnunum. Sıkıntı yok bence.” Konuşan Hivda oldu bu sefer: “Neden bu kadar ön yargılısın?” “Ooo bak sen bizim kıvırcığa. Nasılda hevesli maşallah. Ben tiksiniyorum, düşüncesi bile midemi bulandırıyor.” Kahve siparişleri gelmişti. Kahvelerini içerken Gülay konuştu: “Büyük konuşuyorsun Evin.” Evin konuşmadı. Belki haklılardı, ama ona göre kendisi de haklıydı. Kahveleri içip kasaya geçtiler. Gülay hesabı ödemişti. Kapıya yöneldiklerinde Tufan kapıya yakın bir konumda Evin’e bakıyordu. Evin bakışlarından rahatsız olmuştu. Yanına yaklaşıp laf söyleyeceği sırada Tufan konuştu: “Bende bu diyorum, bu kızı nereden tanıyorum? Senin yeğenin değil mi ortak?” Karşısında oturan adam arkasını döndüğünde, Evin şaşkınlıkla baktı. Az önceki yaptıkları neydi? Amcasından saklıyor muydu birde? Korkak adam diye düşündü. Azer tek kaşını kaldırıp onu süzerken konuştu: “Hayırdır Evin ne işin var burada?” Evin Tufan’a göz ucuyla baktı: “Bizimkilerle geldik amca. Alışveriş yaptık, kahve içtik.” Arkadan gelen Gülay’da onlara selam vermişti. Azer Hivda’nın yüzüne baktı: “Aileye hoş geldin Hivda.” “Amca sen Hivda’yı tanıyor musun?” “Benim bu ailede uçan kuştan haberim olur Evin bilmiyor musun?” Azer’in Evin’e söylediği şey, Evin’in tüylerini kaldırmıştı. Amcasının Tufan’ın yaptığından da haberi olurdu o zaman. Gerçi kendisi bir şey yapmamıştı ki ortak bozuntusu ona sarmıştı başta. Azer kızlara tekrardan baktı: “Geçin oturun. Az işim var, sonrasında bırakırım sizi.” Gülay Azer’e karşı ön yargılıydı. Serhat olanları anlatmamıştı ama biliyordu, amcası ona pis bir şey yaptırmıştı: “Zahmet vermeyelim amca.” “Ne zahmeti? Zaten Sultan annemi görmeye gideceğim bugün.” — Zaman akıp giderken, Hivda Ömer’le normal bir evlilikleri olmadığına üzülüyordu. Gerçi Ömer’de akıllanmış, o da artık Hivda gibi düşünüyordu. Onlar artık gerçek karı koca olmuşlardı. Hivda on sekiz yaşına girmişti. Doğum günüde Ömer ona resmi nikah kıyıyordu. Bu belkide hiç unutamayacağı bir doğum günü hediyesiydi. Nikah şahidi Evin ve Engin’di. Evin için Engin erkek bile değildi. Zaten abisi dal yarak deyip durduğu için, o da aynı görüyordu. Hem zaten ona karşı bir şeyler hissedecek kadar kafayı yemiş olamazdı. Evin bunu net bir şekilde biliyordu. Ama bilmeyen biri vardı. Tufan. Evin nedenini bilmiyordu, ama onu görünce heyecanlanıyordu. Hem ayrıca ona neydi ki, nikaha gelmişti? Kimdi, bu ailenin nesiydi? Amcasının ortağı olabilirdi, ama bu onu aileden yapmazdı. Evin aslında umursamazdı, ama Tufan sanki bir tek Evin varmış gibi, sadece onu izliyordu. Bu Evin’i hem utandırıyor, hem sinirlendiriyordu. Gözlerindeki kıskançlık bir kilometre öteden bile belli oluyordu. Nikah kıyılmıştı. Aile yakınları takı takmak isteyince, küçük bir takı merasimi düzenlendi. Evin takısını önden takıp, lavaboya gitmişti. İşini bitirip ellerini yıkıyordu ki, içeri Tufan girdi. Evin aynadan kaşlarını çatarak baktı ona: “Ne işin var senin burada?” Elinin yıkayıp, kurularken devam etti: “Kadınlar tuvaletinde hemde.” Tufan kapıyı kilitleyip, yanına geldi. Arkasına geçip, aynadan ona baktı: “Giyecek başka bir şey bulamadın mı?” “Bu seni neden ilgilendiriyor?” Tufan Evin’in kolundan tutarak, kendine döndürdü: “Sana, sen bana aitsin demiştim.” “Allahallah ne zaman?” “Avm de. Ne çabuk unuttun?” “Ha o mu? Sen ve gereksiz laflarına takılmadığım için, aklımda tutmamış olmamda gayet normal.” “Engin denen dal yarakla aranda ne var?” Evin daha da kaşlarını çattı: “Sana ne?” Göğsünden tutarak, Tufan’ı itti. Sesi bir tık daha yükselmişti: “Sana ne?” Tufan Evin’in kolunu tutup sıktı: “Evin sabrımı zorlama.” “Sen kimsin lan? Sen kimsin de bana hesap soruyorsun oruspu çocuğu?” Tufan Evin’in dudaklarına yaklaştığında, Evin hızla kendini çekti: “Hoşt. Bir daha aynı şeyi yapmana izin vermem.” “Aynı şey mi? Daha sikicem lan seni.” “Sikicem derken, sikilme sonra. Defol git, bağırırım. Herkesi toplarım buraya.” “Ne kadar da korktum ama.” “Korkuyorsun tabi. Amcamın yanında kedi gibi olduğuna bakarsak, köpek gibi korkuyorsun hemde.” “Evin…” “Bırak kolumu, sikerim belanı.” Tufan Evin’in kolunu bırakmıştı ama ellerini kalçalarına gitti. Kendine çekerek, erkekliğine bastırdı: “Benim olanı, benden başkasına gösterme. Seni öldürürüm.” Evin kendini hızla çekip, Tufan’a sert bir tokat attı: “Bir daha karşıma çıkardan ben seni öldürürüm.” Evin kapının kilidini açıp, hızla lavabodan çıktı. Sinirden kızarmıştı. Hızla içeri gitti. Kimseye bir şey çaktırmamaya özen gösteriyordu. Tufan’da içeri geçip, yine karşısında durdu. Yine ona delici bakışlar atıyordu. Sanki orada hiç yokmuş gibi davranmaya gayret ediyordu. Tufan Azer’le derin bir sohbetteydi. Evin’e kaçamak bakışlar atsada, baktığını Azer’e farkettirmemeye çalışıyordu. Eğer farketse neler yapardı, bunu sadece Allah bilirdi. Şuan henüz sırası değildi. Burada olması gerekiyor, Azer ile ters düşmemesi gerekiyordu. İşi bittiğinde zaten gidecekti buralardan.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE