:Beş yıl önce:
Evin, bir yetmiş sekiz boyu, upuzun siyah saçları, kömür gibi gözleri, Serhat’ın tıpatıp aynısı. Onun kız versiyonu, bir tanecik kardeşi. Gözünün nuru. Neşe dolu, hayalleri olan, kıpır kıpır bir kız.
Bin insan ne kadar değişebilir? Hani bazen tanıdıklarımız az biraz bile değilse, bize çok gelir. Peki Evin’de ki bu büyük büyük değişikler, onda nasıl etkiler bırakacak?
Evin küçüklüğünde Kore dizilerini çok severdi. En sevdiği bir oyuncunun, aşçı olduğu diziyi defalarca kez izlemişti. Aşk bilmezdi, ama o oyuncuya platonikti.
Aslında bu da aşk değildi. Evin takıntılı bir kızdı. Bunu söylemese, çok belli etmesede her halinden belliydi. O kadar takıntılıydı ki, sörf o sevdiği oyuncu için aşçılık okuyacak kadar takıntılıydı.
Büyüdükçe başka takıntıları oluştu. Mesela artık suç temalı filmler izliyordu. Ve izlediği filmlerin büyük çoğunluğu Los Angeles’ta çekiliyordu. Evin’in artık iki büyük takıntısı vardı. Bir aşçı olmak, iki Los Angeles’ta restoran açmak.
Yıllarca araştırdı, okudu, kurlara gitti. Sadece yemek kursu değildi gittikleri. Karate, judo, dil kursları, vb. kendini geliştirecek bir çok kursa gitmişti. Baya iyiydi.
Ailenin sevilen, her istediği olan bir kızdı. Sevgi doluydu, herkesi severdi. Ayrıca fazlasıyla kinciydi. Yapılan kötülüğü, hayatta unutmaz, birisine kötü deyince, bir daha iyi demezdi.
Yasemin’i ilk gördüğünde de kötü demişti. O da kötüydü zaten. Kıskanç, çıkarcı bir kadındı Yasemin. Evin onu ilk gördüğünde de sevmemişti. İlk görüş derken, aile dostlarıydı babası, o zamanlar bir sıkıntısı yoktu. Gerçi çok denkte gelmemişti. Taki abisiyle ilişkiye girdiğini söyleyip, onunla evlenene kadar.
Evet sadece Esma hanıma anlatmıştı Yasemin bu durumu, ama Evin onlar konuşurken duymuştu. Abisiyle konuşmuştu. Abisi evlendiğinde pek bir şey diyememişti. Ama bildiği bir şey vardı. O da Yasemin’in iyi biri olmadığıydı.
Yıllar geçti. Dedikleri açığa çıkmaya başladı. Yasemin’in aile ile kavgaları, Serhat’ı doldurmaya çalışmaları. Gerçi serhat pek Yasemin’e inanmıyordu. Ama o yine de vazgeçmiyordu.
Sırf Baran’a olan aşkından abisiyle evlenmişmiş. Bu, bu saçmalığın daniskasıydı. Evin bunları öğrenince daha çok nefret etti ondan. Evin karıncayı bile incitmeyen bir insandı, ama o zamanlar Yasemin’i ciddi ciddi öldürmek istemişti. Hemde boğarak.
Ettiği dua mı kabul olmuştu, yoksa Yasemin çekirgesi artık zıplayamamış mıydı bilinmez, kaza geçirmişti. Komaya girmişti. Ölse üzülmezdi Evin, ama bu haline de sevinmemişti.
Ya abisi, sevmediği bir kadın için berdel istemesi, hayatında duyduğu en saçma şeydi. Ne gereksiz bir olaydı, Evin hayatı boyunca bu berdel meselesini çözememişti. Hemde içinde yaşadığı halde.
Ama Evin asla kabul eden, boyun eğen olmadı. Hep dik durdu, bu durumların karşısında durdu. Ailesi en büyük şansıydı Evin’in. Her zaman yanında olmuşlardı. Ne istediyse yapmış, her kararını desteklemişlerdi.
Gülay..
Abisini yeni karısı, zorla evlendiği kız. Evin’le aralarında çok yaş farkı yoktu. Serhat zorla evlenip, bide kızı vurarak konağa getirmişti. Kızdaki, kurşun yarası, ellerindeki yüzlerinde ki yaralar, üstünün başını pisliği, kurumuş kan lekeleriyle insanlıktan çıkmıştı.
Halini görünce içi acımıştı. Babası Serhat’ı haşlarken, o ve annesi kızı kollarından tutarak misafir odasına taşıdılar. Doktor çağırıp, pansuman yaptırdılar. Ayrıca da muayene edildi. Gülay takılan serum etkisiyle derin uykudaydı. Evin başında oturup, onu izledi.
Sevmekten önce beğenmişti Evin onu. Güzel kızdı Gülay. Kendinden biraz kısaydı, ama fiziği çok düzgündü. Onun gibi iri göğüsleri ve büyük kalçaları yoktu. Bu da onu daha derli toplu gösteriyordu.
Kendi kıyafetlerinden verdi. O duş alınca Saçlarını tarayıp ördü. Saçları güzeldi Gülay’ın. Ombre yaptırmıştı. Evin bir ara kendisi de heveslenmişti, ama o esmer olduğu için yakışmayacağını düşünmüştü.
Gülay’ı ilk gördüğünde sevmişti. Belki de Yasemin’in yaptıklarından sonra, onun melek gibi gelmesi etkilemişti. Bunu bilmiyordu. Yaşamadan da göremezdi.
Abisi Gülay’ı hiç rahat bırakmadı. Acı çektirmek istiyor gibiydi. Ama dibindende ayrılmıyordu. Yasemin’in yaptıkları o kadar üzmüştü ki Serhat’ı, acısını Gülay’dan çıkarıyordu.
Hem canını yakıyor, hem kızın götünden ayrılmıyordu. Evin hayatında ilk kez abisine bu kadar gıcık olmuştu.
Yine, yeniden Gülay’a musallat olduğunda, Gülay ona makas saplamıştı. Yaralanan abiside olsa, Gülay’la gurur duymuştu Evin. Zaten ilk görüşte sevmişti, şimdi daha bir sevmişti.
Bu olay üzerine babası Gülay’ı konaktan gönderdi. Gülay kendi istemişti. Onu Döndü anaya göndermesi, kimsenin aklına bile gelmemişti. Abisi deli gibi yeni karıcığını ararken, o köydeydi. Evin’de yanına gitmiş, beraber abisine sövmüşlerdi. Çünkü yaptıklarının yenilir yutulur yanı yoktu.
Tabi ki kafadan çatlak abisi, yine durmamıştı. Yerini öğrenmiş, soluğu karısının yanında almıştı. Evin’de diğer aile üyeleri gibi hem ikisi birbirini sevsin, mutlu evlilikleri olsun istiyordu, hem abisinin yaptıklarını onaylamıyordu. Nasıl olacak o da bilmiyordu. Manyak abisi birde Gülay’ı kaçırmış, konakta büyük bir kaos yaratmıştı.
Bir hafta sonrasında gelselerde, ikiside değişmişti. Birbirlerine olan bakışları bile değişmişti. Bir an için araları düzeldiği için sevinselerde, çok sürmedi, Yasemin kahpesi uyandı. Uyanır uyanmazda yine yılan zehrini heryere saçmaya başladı.
Saltanatı çok sürmemişti, foyası ortaya çıkmıştı. Kadın yaptığı şerefsizlik dudak uçuklatmıştı resmen. Kadın hem kuzeni Baran’ın, hem abisinin hayatını mahvetmişti. Evin boğmak, öldürmek için can atar olmuştu, ama abisi kimseye o fırsatı vermeden kendi işini kendi görmüştü. Yasemin’in kafasına sıkmıştı.
Bu duruma kimi iyi oldu derken, kimi demiyordu. Buna iyi demeyenlerden biri de Gülay’dı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Aynı zamanda korkmuştu. Şok geçirmişti. Dizlerinin üzerine çökmüştü. Yasemin’in başındaydı. Ortaya çıkan fotoğrafta, Yasemin’in başı da ağlayan tek kişi kuması Gülay olmuştu. Ona üzüldüğü için miydi, yoksa yaşadıklarını kaldıramıyor muydu? Ailesi bile Yasemin için üzülmemişti. Gerçi kimse üzülmemişti.
Yine yeni bir kaos başlamış, Gülay yine gitmişti. Hemde amcasının yanına. Azer’in. Azer tam psikopattı. Devlete çalıştığını biliyorlardı, ama detay bilmiyorlardı. Sadece nakliye işini yaptığını biliyorlardı.
Ama bildikleri bir şey daha vardı, Azer haksızlığa gelemezdi. Ve Gülay’ın yaşadığı haksızlık göz önünde bulundurulursa, asla Gülay’ı Serhat’a vermezdi.
Serhat ettiği çekecekti. Bunu hakettiğini düşünüyorlardı, ama işte kendi kanlarında olmasından ötürü, dayanamıyorlardı da.
Gülay’ın gidişinin sabahında, Evin onun yanına koştu. Gülay’a sıkı sıkı sarıldı:
“Nasılsın güzelim?”
“İyi değilim.”
“Ağladın mı sen? Gözlerin kapanmış şişten.”
“Ben ağlamayım, kim ağlasın Evin?”
“Amcam bir şey dedi mi?”
“Evin amcan nasıl biri? Ben korkuyorum ondan.”
“Herkesin korkması gereken biri ama sen rahat ol, aileden birine kötülük yapmaz.”
“Ömer abi işkence falan dedi akşam. Serhat’a yapma dedi.”
“Amcam insanların derisini yüzüp tuzlamakta meşhurdur.”
Gülay gözlerini dehşetle açtı:
“Ne? Ne saçmalıyorsun Evin?”
Evin omzunu salladı:
“Öyle ama. Yolda gören herkes yönünü değiştirir onu görünce. Karanlık işler yapıyorda biraz.”
“Sende bunu normalmiş gibi anlatıyorsun. Bende salak gibi dinliyorum seni.”
“Ne kızım, olanı söylüyorum işte.”
“Ona bir şey yapar mı?”
Gülay akşamki konuşmayı hala aklından çıkaramamıştı. Korkuyordu Serhat için. Evin ne dediğini anlamıştı:
“Amcam bu sağı solu belli olmaz. Hem abim haketmedi mi?”
“Haketmiş olsada işkence yapılması ne kadar doğru?”
“Ay sen abimi mi düşünüyorsun? Kıyamam ben sana.”
“Kötü bir şey olmasını istemiyorum.”
“O ite aşık oldun değil mi?”
Gülay cevap vermedi. Bir süre sonra başını öne eğip konuştu:
“O nasıl?”
Evin elini Gülay’ın omzuna koydu:
“Sabaha kadar dışarda oturdu. Sabahta gitti. Nereye gitti bilmiyorum.”
Gülay ne diyeceğini bilemez haldeydi. Hizmetli kapıyı çalıp, Azer’in onları çağırdığını söyledi. Evin Gülay’ın sigara içtiğini biliyordu. O a sigara getirmişti.
Kendisi sigaradan nefret ederdi, kokusuna bile dayanamazdı:
“Sen sigaranı iç ben önden gideyim amcamın yanına.”
Gülay minnetle bakıp hemen bir tane yaktı. Evin merdivenleri inerken bir kayaya çarptı. Kaya değildi aslında ama karşısında duran adam tam olarak kaya gibiydi karşısında. Başını omzuna yatırıp konuştu:
“Önüne baksana kızım kör müsün?”
Evin kaşlarını çattı:
“Asıl sen kör müsün? Ben gayet önüme bakıyorum da sen bakmıyorsun anlaşılan.”
Adam güldü:
“Bu evde hizmetliler ne zamandan beridir cevap verir oldu?”
Evin sırtını dikleştirdi:
“Hizmetli senin anandır. Sen kimsin de benimle konuşmaya cesaret edebiliyorsun?”
“Bana bak yerden bitme. Asıl sen kimsin de bana dayılanıyorsun?”
Evin artık sinirlenmeye başlamıştı. Yerden bitme değildi ki, bir yetmiş sekiz boyu vardı onun:
“Ben Nesih ağanın biricik kızıyım. Sen ne haltsın bilmiyorum ama fena boka bastın. Amcama söyleyim de gör gününü.”
Adam dudağının kenarını yukarı kaldırdı:
“Selamımıda söyle. Adın ne senin.”
“Sana ne?”
“O nasıl isim amına koyayım. Öyle isim mi olur?”
“Çekil önümden sıfatsız.”
Onlar atışırken Gülay geldi. Evin’in yanına gelip, kolunu tuttu. Karşısında ki adamı oda tanımıyordu. Evin’e bakıp konuştu:
“Evin bir sorun mu var?”
Adam pis bir şekilde güldü:
“Evin demek.”
Evin dik dik baktı:
“Lan siktir git başımdan. Ya da bekle bak nasıl amcama söylüyorum seni.”
“De kızım. Hatta deki Tufan’a kafa tuttum de. Bakalım ne yapacak?”