Bitiş ve başlangıç

1080 Kelimeler
Aşk… Bazen bir şehrin en kalabalık yerinde bile sadece bir kişiyi duymaktır. Herkes konuşurken onun sessizliğini seçmek, herkes giderken onun kalışına tutunmaktır. Aşk, birinin adını kalbinde dua gibi taşımaktır. Kızsan da güçlü, kırgın ya da inatçı olsan da onun yanında içindeki o küçük çocuğa dönüşmektir. Aşk… İki yarım insanın birbirini tamamlaması değil, iki güçlü insanın birbirini seçmeye devam etmesidir. Evin ve Tufan’ın aşkı buna uyuyor muydu? Hangisi daha çok seviyordu diğerini? Bu sorunun asla cevabı bulunmazdı. Aslında Evin, Tufan’ı terketememişti bir türlü. İçinde hala onu yaşıyordu. Ağzı ne kadar bitti desede, kalbi tam tersini söylüyordu. Ailesi vardı, hayatı, sevdiği adamın adamın hayatı vardı işin içinde. Ama kendine ettiği büyük bir yeminde vardı. Ne olursa olsun bu işin peşini bırakmayacaktı. Gerçekler neyse öğrenecekti. Esra’yı ilk meyhane önünde, Tufan’ın arabasında görmüştü. Ne geceydi ama, abisini basmaya gelip, rezil olmuşlardı. Tufan bir o kızı kuzeni diye tanıştırmıştı. Daha o gün, o an içine sinmeyen şeyler vardı. O zamanda hoşlanmamıştı, şimdide hoşlanmıyordu. Ama aht etmişti, o Esra’nın ne mal olduğunu çıkaracaktı ortaya. Şimdilik bir şeylerin bitmesi gerekiyor, ya da yeniden başlaması.. Çünkü Evin’in hayatının dönüm noktası, aşkını bitirmekten geçiyordu. Bugün o büyük adımı atacaktı. Karakoldan çıktığında, kendini sahile attı. İçi dışına çıkana kadar, hüngür hüngür ağladı. Ne kadar zaman geçti bilmiyordu. Gün akşam olmaya dönmüştü. Ayağa kalktı, yürüdü. Yine kendini hastanede buldu. Bahçedeki banka oturup, bir sigara yaktı. Hastaneyi izleyerek içti. İnsanların telaşını izledi uzun uzun. Acildeki kargaşa, gelip giden ambulanslar, hastalıktan ağlayan çocuklar.. Hepsini izledi, sessizce. Sigarası bittiğinde, hastaneden içeri girdi. Tufan’ı görmeyi deli gibi istesede, önce doktorun yanına gitti. Durumunu öğrenince, kapısına geldi. Sessizce açtı kapıyı. O uyanmadan gitmesi gerekiyordu. Zaten uzun bir zaman uyanacağıda görünmüyordu. Komadaydı. Odada sadece cihazlardan çoktan ses vardı. Yanına yaklaştı. Elini ağzına basarak ağladı. Sesi çıksın istemiyordu. Ağlaması biraz durunca, ellerini tuttu Tufan’ın. Soğuktu, buz gibiydi. İçi ezildi. Daha çok canı yandı. Daha dayanacak hali kalmamıştı, hızla çıktı odadan. Kendini yeniden dışarı attı. Aldığı nefes ciğerine batıyordu. Yeniden evine döndü. Mutfaktaki kan lekelerine baktı. Sonra içeriden deterjanlı su dolu kovayla geri geldi. Bütün lekeleri temizledi. Sonra banyoya gitti. Sıcak suyu açıp, altına girdi. İçi o kadar acıyordu ki, suyun sıcaklığını hissetmiyordu bile. Tüm vücudu buruk buruş olana kadar kaldı. Gözyaşları istemsiz akıyordu. Duştan çıkınca, valizini topladı. Gelişi güzel doldurdu eşyalarını içine. Sabah olmak üzereydi. Uçak saati yaklaşıyordu. Evden çıkıp, havaalanına gitti. Susmuştu, bir şeyleri geride bırakmış gibi davranıyordu. Uçak Mardin’e indiğinde, konaktan önce amcasının yanına gitti. Amcası depodaydı ve Evin buraya ilk kez geliyordu. İlk girişte sarı bir vinç karşıladı onu. Sonra ofis yazan yazıyı takip etti. Amcası masada oturmuş, telefonda konuşuyordu. Evin’i beklemiyordu. Hayli şaşırmıştı: “Evin hayırdır yeğenim?” Evin sinirle oturdu koltuğa: “Hayrını sikeyim amca. Sen bizim hayatımızın içine etmişsin, birde hayır mı konuşuyorsun?” Azer’in kaşları çatıldı: “Sen önce bir düzgün konuş bakalım. Ne bu haller? Kim kuyruğuna bastı seninde, gelip bana carlıyorsun?” Evin hayretle baktı yüzüne: “Düzgün olsaydında, düzgün konuşsaydım amca.” Azer bu kızın neye sinirlendiğini bilmiyordu, ama kendini de sinirlendiriyordu: “Evin sabrımı sınamaya mı geldin lan? Ne derdin varsa söyle.” “Derdimi merak ediyor musun gerçekten? Söyleyeyim o zaman. Derdim Esra. Esra Yıldız.” Azer bir an durdu. Ne işi olurdu ki Esra’yla Evin’in. Hem neden dert olmuştu ona?: “Ne alaka lan Esra?” Evin güldü: “Ne alaka onu da söyleyeyim. Biz uzun zamandır, Tufan ile birlikteyiz. Geçen büyük bir tartışma yaşadık, ve ben onu bıçakladım. Şuan komada. Bu Esra karısı bana istihbaratta çalıştıklarını, senin bu ile dahil olduğunu söyledi. Ve beni Tufan’dan ayrılmak için tehdit etti.” Azer’in kaşları mümkünmüş gibi daha çatıldı. Neler anlatıyordu Evin? Bunlar ne demekti? Hangi birine şaşıracağını, şaşırmıştı: “Ne saçmalıyorsun Evin?” “Duyduğun gibi amca. Saçmalık falan yok. Olanların hepsi bu ve o oruspu beni ailem ile tehdit etti. Kim bu kadın amca?” “Bak Evin, bu anlattıkların imkansız. Ben Tufan’ı sıçtığı boka kadar araştırıp, yanıma öyle aldım. Eğer öyle bir şey olsaydı illaki bulurdum. Ayrıca Esra Yıldız, dediğin gibi değil, bizim nakliyatları takip eden bir çalışan sadece. Sen ya rüya görüyorsun, ya da büyük taşak geçmişler seninle. Ayrıca Tufan’la birlikteyiz ne demek Evin?” Azer sözlerinin sonuna doğru, sesi yükselmiş, yumruklarını sıkmıştı. Evin amcasından duyduklarına mı inansın, yoksa Esra’nın anlattıklarına mı inansın bilemiyordu: “Birlikteyiz amca işte, yani birlikteydik. Biz, biz ayrıldık.” “Benden habersiz birlikte oldunuz, ve yine benden habersiz ayrıldınız öyle mi?” “Bilsen ne olacaktı amca?” “Ne demek ne olacaktı Evin. O piçi yaşatır mıyım lan ben? Ailemin içine giripte, sana göz koymuş pezevenk. Bu affedilir gibi değil.” Evin telaşla baktı amcasına: “Amca lütfen. Beni seviyorsan bir şey yapma. Hem ayrıldık zaten biz.” Azer yerinden ayağa kalktı. Odanın içinde bir sağa, bir sola doğru yürüdü. İçine kurt düşmüştü bir kere. Sigarasını yaktı: “Bu Esra ne zaman söyledi sana bunları? Nerede söyledi? Başka bir şey söyledi mi?” Evin amcasına baktı. Fazla sinirliydi: “Ben Tufan’ı bıçaklayınca, karakola götürdüler. Orada geldi yanıma. İşte o zırvalıkları anlattı, sonra da ben çıktım geldim işte.” Azer düşünüyordu. Bu olanlar ne demek oluyordu? Evin’de ayağa kalktı, amcasının yanına geldi: “Amca, biliyorum senin bağlantıların çok. Bana yardım et. Ben bu Esra denen karıyı araştırmak istiyorum.” Azer tek kaşını kaldırıp, baktı ona: “Neden bu kadar istiyorsun?” Evin amcasının elini tuttu: “Amca sen dışarı kötüde olsan, ailene karşı iyi bir adamsın. Sevene karşı saygın sonsuz onu da biliyorum. Ne kadar sana ters olsa, sinirlendirsede, ben Tufan’ı seviyorum. Tüm benliğimle seviyorum. Ona bir şey yapma amca. Bu Esra için bana yardım et. Lütfen.” Azer Evin’i baştan aşağı süzdü. Sinirliydi, ama yeğeniydi, ayrıca kadındı. Hem sevdiğini söylüyordu. Derince soludu: “Tamam ben araştırıp, sana söylerim.” Evin minnetle baktı, yüzüne. Ama istediği bu değildi: “Amca ben araştırmak istiyorum. Bana izin verir misin? Ben kendim bulmak istiyorum ne varsa.” Azer yeniden süzdü Evin’i. Neyin peşindeydi bu? Bir an bile gözünü üstünden artık ayırmayacaktı, bir daha ondan habersiz iş çevirmelerine izin vermeyecekti. Ayrıca sonuna kadarda yanında duracaktı: “İyi tamam. Ne istiyorsan yardımcı olacağım.” Evin’in yine gözyaşları akıyordu, ama bir yandanda gülüyordu: “Teşekkür ederim amca. Çok teşekkür ederim.” Azer Evin’e sarıldı: “Bu olanların bir hesabı olacak Evin. Bunu unutma olur mu?” Evin amcasından ayrılığ, yüzüne baktı: “Ben şu işimi halledeyim, sonra söz amca. İstediğini yapabilirsin, söz itiraz bile etmeyeceğim. Ben şu gerçekleri açığa çıkarayım, sen sonra istediğin hesabı sor.” Bu söz bir mühürdü artık. Bir şeylerin bitişi, ama başka bir şeylerin başlangıcıydı. Her şey bundan sonra başlayacaktı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE