İsra
Uçakta hayatımın sürprizini mi desem yoksa şoku mu desem bilemedim. Kocam sağ olsun, görev aşkımızı bir kez daha kanıtlamıştı. Ona hiç kızmadım çünkü biz görevimizi her şeyin önünde tutan bir çifttik. Küçük bir şakayla kocamı korkutsam da, kurduğum plan sayesinde kocamın gönlünü yine fethetmiştim. Azgın kocam, kucakladığı gibi soluğu uçağın uyku bölümünde almıştı. Miran, baş koltukta oturan hostese de lütfen 2 saat rahatsız etmeyin diye uyarı geçti.
- Hiç utanmanda yok, kocam resmen ilan ettin ya.
- Neyi güzelim?
- Hımm.
- Hım ne hım, uyuyacağız bitanem, sen ne sandın ki? diyerek göze kırptı. Benimle oynamayı seviyordu ayıcık.
- Hiç canım, ben de uyuyalım diye şey ettim.
- Sorun yok o zaman.
- Yok, beni yatırıp kendi de yanıma uzandı, göğsüne çekip azıcık dinlen, bitanem, uzun bir macera bizi bekliyor.
- Haklısın, mavişim diyerek esnedim.
- Esnerken öpeni de ilk kez görüyordum.
- Miran, yaaa az uslu olsan.
- Sen de o ağzını kapat, güzelim; her halinle çekiyorsun yavrum. Suç sende, her halin ayrı güzel. Ben ne yapayım? Kıkırdayıp sarıldım kocama. Evlendikten sonra ayrı bir romantik olmuştu sevimli ayıcığım..
***
Ne kadar uyudum bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda hâlâ havadaydık. Miranda kolunu boynumdan geçirmiş, cenin pozisyonunda sıkıca sarılmış uyuyordu. Yavaşça yüzüne dönüp bir kez daha uyuyan kocama baktım. Kaşları, kirpikleri ok gibiydi. Vicdansızın, çenesindeki o gamzesi yok muydu? Bir kez daha aşık oldum ben kocama. Yüzünü yavaşça severken içim fokur fokur kaynıyordu. Önce çenesine, sonra gözlerine, yanaklarına, en son yavaşça dudaklarına bir öpücük kondurdum. Mavi boncuklarını aniden açıp dudaklarıma yapışması bir oldu. Dudaklarından zorlukla sıyrılıp, "Sen uyumuyor muydun, mavişim?"
-Cıks, daha kıpırdadığın an uyandım. Sen beni tatlı tatlı severken uyumak adil değildi, karıcığım. Yüzünü hafifçe tokatlayıp avcumun içinde sıktım.
-Ya bak, komutan, fazla tatlısın, bir ayar olmuyor. Değilim bu hallerine, sadece ben göreceğim. Başkasına sakın tatlı olma, bozuşuruz.
-Balım, ne zaman gördün sen benim birine her hangi bir harekette bulunduğumu da şimdi uyarıyorsun. Benim tüm gardım sana indi, tüm hallerimi yalnız sen görüyorsun. Başkasına bırak tatlı olmayı, zehir olurum, tükürmeye bile fırsat bulamaz.
Artık bende film kopmuştu, resmen aşktan boğuluyordum ama bu boğulmadan kurtulmaya hiç niyetim yoktu.
Dayanamayıp ben yapıştım bu kez kocamın dudaklarına. Miran bunu gole çevirirdi elbet.
***
Üzerini giyinirken artık uçakta da sevişmedim, hatta banyo yapmadım demem artık.
-Sen kaşındın karıcım, ben uslu uslu uyuyordum. Kocanı öpücüklere boğup yoldan çıkaran sendin.
Hemende üste çık, hiç fırsatı kaçırma.
-Zevkle karıcığım, sen ne zaman istedin de ben üstüne çıkmadım? dedi o aşık olunası piç sırıtışını gösterirken.
Arsız ve yakışıklısın diyerek göz kırptım.
**
Giyinip uçağın yolcu bölümüne geçtik. Hostesin imalı ve gülen bakışları gözümden kaçmamıştı. Yemekleri önümüze koyarken kıkırdayıp duruyordu. Bir an dikkatlice gözlerimi diktim ama bu kıkırdama tamamen mutlu bir imrenişti. Karnımızı güzelce doyurduk. Dubai’ye iniş için az bir mesafe kalmıştı, pilotun uyarısıyla kemerlerimizi taktık. Oldukça ateşli ve güzel bir yolculuğumuz olmuştu. İlk defa bir görevde bu kadar rahat davranıyorduk çünkü aynı zamanda balayındaydık. 😎😎 O kadarı da olsun, değil mi?
**
Otele giriş yaptık. Geçen seferki görevi hatırlayınca midemde bir sızı olmuştu. Bir an o anlar geldi gözümün önüne ama Miran'a belli etmemek adına hemen kendimi toparladım. Geçip gitmiş ve o görev aslında bana Miran'ı vermişti.
Miran, ne geçti yine güzel aklından, hemen gölgelendi bakışların.Tebessümle beni bu kadar tanıma aşkım, düşünemiyorum bile. Neyse, hadi odamıza gidelim, malum görevimiz balayı, dedim göz kırparak.
Anlıma baskın bir öpücük bırakıp gidelim, güzelim. Odamıza yerleşip görevi nerede ve nasıl başlayacağımızı hesaplamaya başladık. Bu kez amacımız güven kazanıp belki de dost olmaktı. Karşımızdaki insanlar kötü niyetli, hain değildi; ülkeler arasındaki anlaşmaları titizlikle taşıyan ve herhangi bir ülkenin zarar görmesini istemeyen bir nevi uluslararası diplomattı aslında. Süha Danyel, birçok ülkeyi savaş noktasından döndürmüşlüğü bile vardı.
Uçakta sadece sevişmemiş, Süha - Loya çiftinin kimliklerini, yaşantılarını detaylıca incelemiştik komutan kocamla. 😎 Ayrıca, karısının Moğol asıllı olması ve Türk kanı taşıması bu çifte ayrı bir sempati duymamı sağlamıştı.
-Evet, zeka küpüm, bu çifte nasıl yaklaşacağız?
Hımm, bir düşünelim.
Tatildesin sahilde şezlonga uzanmış, kitap okuyorsun ya da müzik dinliyorsun.
Sevgili karıcığın da bikinisini giymiş, denizden seksi edayla çıkmış, ıslak saçlarının suyunu sıkıyor.
- Eee?
Dur şimdi hemen sinir modunu açma.
Sonra cankurtaran gelip karıcığına ufaktan asılıyor.
- Eeee?
Sen de doğal olarak sinirleniyorsun ve yanında duran adama da dert yanarak biraz argoyla kavga çıkaracağını belli ediyorsun.
- Her şey iyi hoş, güzel karıcığım ama sana asılan o lavuk sağ kalacak mı? Bu konuda bir netlik kazanalım.
Kocam, gerçekten asılmayacak ya, oyun işte, hemen niye sinirleniyorsun?
Ben anlamam, oyunda olsa o lavuğu döverim.
Yanağını okşayıp, "Kocam, görevdeyiz, rol yapıyoruz, olayın farkına bir varır mısın?"
Miran yüzünü buruşturup oflayarak, "Haklısın ama başka şekilde tanışsak?"
Olmaz, adamın bam teli kıskançlık, oradan yola çıkıp sana abilik yapmasını sağlayacağız.
Peki karıcım, cankurtaran lavuğu nasıl ayarlayacağız? Görevdeyiz diyemeyiz. Keşke timden birini alsaydık yanımıza, gerçi bir taraftan baş başa kalamazdık. Offf!
O iş bende, kocam, merak etme.
- Ne yapacaksın?
- Bana bırak, lütfen sen sadece sinirle oyunu bozma yeter.
- Karıcım, lütfen bam telime oynama, ne yapacaksın lütfen söyler misin?
- Parayla çözeceğim elbet kocam.
Can kurtaranda kocamı azıcık sinirlendirmem gerekiyor, evliliğimizin gidişatı için falan diye rol keseceğim.
- O lavukta parayı görünce balıklama atlayacak tabi.
- Hı hı, aynen öyle kocam.
- Bu iş hiç hoşuma gitmese de plan güzel, büyük olasılıkla iyi niyetli Süha Bey de beni sakinleştirecek.
Peki, yapalım bakalım.
Aferin kocama, hadi bakalım. Öncelikle işimiz akşam yemeğinde yeni evli çift olarak aşkımızı göstermek.
Yemeğe indiğimizde biraz restoranın önündeki locada oyalanmıştık.
Süha-Loya çiftini bekliyorduk, amacımız onların oturduğu masaya yakın oturup konuşmalarımızı duymalarını sağlamaktı.
Çok geçmeden Süha-Loya çifti restorana giriş yaptı, onların ardından biz de el ele tutuşup girdik.
Yan masalarına geçip oturduk.
Azıcık sesli konuşmada birbirimizi duymamız kaçınılmazdı.
Garson siparişleri alırken, "Ya mavişim, düğünümüz çok güzeldi," diyerek göz kırptım. Miran ne yapmak istediğimi anlayıp güzel ve bizi güldüren anılardan bahsetmeye başladı, her şey doğal akışında ilerliyordu.
Bir ara gözlerimi yavaşça çevirip yan masaya baktım.
Loya hanım dikkat kesilmiş, bizi dinliyordu. Sanırım düğünümüzdeki adetler ona oldukça ilginç gelmişti. Zafer edasıyla sırıtarak Miran'a göz kırptım. O da genişçe gülümseyip tanışma anımıza geçti. Tanışma anımız pek sevimli değildi, onun için ben de mimiklerimi geri çekmedim. Loya hanım dikkat kesilmiş, resmen bizi dinliyordu. Süha bey öksürüp kendine bakmasını sağladığında tatlısına döndü. Göz göze gelmemek için yoğun bir çaba sarf ediyordum, bir taraftan da doğal davranmak zor olmamıştı bizim için çünkü hepsi bizzat kocamla yaşadığım anılardı. "Karıcığım, biraz dağıtmaya ne dersin bu gece?" diyerek elimi tuttu. Bunu oyun için mi yoksa normal mi söyledi, bir an anlamadım ama "Olur ayıcığım," diyince bu kez Süha bey gözlerini kocaman açmıştı. Sanırım konuşmalarımız Süha bey'in de dikkatini çekmişti. Miran'ın sırıtan ifadesi doğru yolda olduğumuzu gösteriyordu. Eminim peşimizden geleceklerdi. Biz kalkıp çıkışa doğru giderken, onlar da kalkıyordu masadan. "Miran, kesin peşinizden gelecekler, bak gör, dikkatlerini çektik."
-“Evet akıl küpüm, sen gel bakayım, demek ilk gün beni çok beğendin ama sinir ve kıskançlıktan inat ettin demek," diyerek itirafıma laf sokuyordu. "Yaaaa ben onu…" derken hiç utanmadan duvar kenarına çekip dudaklarıma yapıştı ayıcığım. Bir an her şeyi kenara bırakıp anı yaşadım kocamla. Hafif öksürük sesiyle kendinize gelirken yanımızdan Süha Loya çifti gülümseyerek geçtiler.Utançtan yanaklarım kızarırken Miran'ın koluna vurup, "Hiç doğru durmuyorsun , rezil olduk," dedim. -"Ne rezilliği balım, iki nikahlı anlı şanlı karımsın, kimden utanacağım ben acaba? Ayrıca işe yaradı, bak Süha bey de Loya hanımı sıkıştırıyor." Gerçekten de yürürken eli ayağı durmuyordu adamın, Loya hanım yalandan itmeye çalışırken kıkırdıyordu. Sanırım bizim çekimimiz onları da etkileyip aşka gelmişlerdi.😎
İki gün boyunca kendimizi Süha Loya çiftinin gözüne sokmuştuk. Artık karşılaştığımızda aramızda bir diyalog geçmese de baş selamı verir olmuştuk birbirimize. Bugün de planın ikinci kısmına geçecektik. Kıskançlık…
Ben sahildeki can kurtaran çocuğu abla edasıyla kafalayıp planımı iyice işlemiştim. O da sevenlere can feda, ablam elbet yardım ederim diyerek kabul etmiş, hatta para teklifimi reddetmişti. Hazırlıklar tamamdı. Ben denizden çıkarken ayağım burkulacak, can kurtaran yakında olduğu için bana yardım ayağıyla hafiften asılacaktı. Miran'la yine Süha-Loya çiftinin yakınındaki şezlonga havlularımızı serdik, biraz sohbet edip kremledik birbirimizi. Sonra ben biraz serinleyip geleceğim, kocacım sen de gelmek ister misin diye sordum. Miran da, "Sen yüz balım, ben biraz kitap okuyayım, biraz da güneşleneyim, sana katılırım" dedi.
Miran'la bikini konusunda ufak bir tartışma yaşak da el mahkum kabul etmişti. Bordo bikinim azıcık 🤏 minnacık seksiydi ama plan için gerekliydi, yoksa kocamı gerçekten kudurtmakla hiç alakası yoktu, tamamen rol gereğiydi.😎
****
MİRAN
Ah ah o bikiniyi sana giydiren aklıma sıçayım ben, oyun rol derken karımızı milletin gözüne sunacak olmak kudurtuyordu beni. İsra sınırlarımı fena halde zorluyordu, ah inatçı bal küpü, ben sana bunların hesabını elbet akşam sorardım. Neyse ki can kurtaran çocuk efendi bir tipti. İsra çocukla konuşurken konuşmaların tamamını dinlemiştim. Kötü niyetli sapık ,fırsatçı bir pislik değildi, üstelik sevdiğine kavuşmak için yurt dışında çalışmak zorunda kalan esaslı bir gençti. Bunu duyduğumda gence yardım etmeyi de kafaya koymuştum.
İsra denize girerken role odaklanmak pek de zor olmadı çünkü karımı takip etmek zaten olağan bir durumdu; kitap okuma bahanesiyle İsra'yı gözetliyordum. Loya hanım da denize girmişti, planımız tıkır tıkır işliyordu. Süha bey yan şezlongta, o da karısını pür dikkat izliyordu. Aynı konudan müzdarip olmak işimi daha kolay hale getirecekti.
Kısa bir süre sonra İsra denizden çıktı, o sırada can kurtaran Ahmet de tesadüf eseri sahilde volta atıyordu. Derken İsra'nın hafif ayağını burkulmasıyla yanına koştu fakat hesap edemediğimiz bir şey oldu; nereden çıktığını anlamadığım yakışıklı kaslı bir adam karımı tutmak suretiyle kucaklayınca bende kayış koptu.
"Ne oluyor lan?" diyerek yerimden fırladım. İsra'nın yanına gelmem sanırım iki ya da üç saniyemi almıştı. Herif resmen kucaklamıştı karımı, hızla İsra'yı kucağından çekip "Ne oluyor lan burada?" diyerek kükredim. İsra hafif korkuyla "Miran lütfen" derken "Sen sus, sakın sesini çıkarma, sana bunu giyme dedim mi, demedim mi?" diyerek sanırım sesimin ayarını kaçırmıştım. Kaslı piç "Hey hey sakin ol, odun musun arkadaşım, niye bağırıyorsun hanfendiye?" diye araya girince rolü filan unutup adama kafayı gömdüm.
Ortalık bir anda karışmıştı. İkinci yumruğu indireceğim sırada bir el bileğimi tutup, "Sakin ol genç, sakin!" diyerek durdurdu beni. Derin bir nefes alıp burada ne için ve neden olduğumuz aklıma gelmişti, şükür. "Tamam, sakinim," dedim. Küçük bir hıçkırık yine tüm dengemi sarsmıştı. İsra'nın ağlamasıyla ona dönüp kolunu tuttum; ben ağlatmayacaktım ki, bal gözlümü bu hem ona hem kendime sözümdü. O sinirle kaslı yavşağa tekrar dönüp, "Ulan senin yüzünden ağlattım karımı," diyerek bir yumruk geçirdim. Adamı elimden zor alırlarken Süha Bey bu kez, "Yeter!" diye bağırdı. Kaslı pislik, "Bunun hesabını vereceksin oğlum," diye tehditler savururken uzaklaştırıldı. Süha Bey, beni sakinleştirmek için kenara çekerken Loya Hanım da İsra'ya destek oluyordu. "Sana başta söyledim, çocuk sakin ol," dedim. "Şimdi iyi mi oldu? Bak karın nasıl korktu, değdi mi aslanım? Bir dinlesene, ne hemen dalıyorsun adama?" "Abi," diyerek bir samimiyet ifadesi kullandım. "Abi, görmedin mi ya karımı kucakladı, nasıl durayım? He, sağ ol, karımı kucakladın mı diyeyim adama?" "Onu da deme," diyerek gülümsedi. "Ama karını uzaklaştırıp önce ne olduğunu anlayabilirdin. Şimdi iyi mi oldu yani?" O sırada İsra ve Loya Hanım da yanımıza geliyordu.
Süha Bey, koluma dokunup "Sakin ol ve karının gönlünü al" dedi. Hafifçe kafamı sallayıp ayaklandım. İsraya doğru giderken yanımdan geçen Loya Hanım, "Odunlukla çözemessin genç adam, sorunlarını biraz medeniyet öğren lütfen" diyerek lafı çakıp kocasının yanına geçti. Ben İsra'nın yanına gidip duyulmayacağımızdan emin olunca, "Özür dilerim bal tanem, olay tamamen rolden çıktı" dedim. İsra çaktırmadan göz kırpıp, "Ağlamam işe yaradı" diyerek kakırdadı. "Ulan, seni yaramaz küçük arı, hepsi mi oyundu? Beni bile kandırdın mı?" dedim. "Ne sandın kocam? Ama şimdi biraz trip atmam lazım, role odaklan, sakın bozma" diyerek suratıma okkalı bir tokat indirdi. "Uppss, işte bunu hiç beklemiyordum." "Sen beni ne duruma düşürdün, farkında mısın?"Miran.
Okkalı vurmuştu zalımın kızı gözlerim yaşarmıştı resmen , İsra özür dileyen gözlerle rolüne devam etti. "Sen beni suçladın koca ayı, sakın gözüme gözükme" diyerek hızlıca şezlonga gidip eşyalarını topladı. O giderken sap gibi arkasından baka kaldım.
Kısa bir şokun ardından ben de peşinden giderken Süha Bey bir kez daha sakin ol, git karının gönlünü al, yardım gerekirse de aramaktan çekinme diyerek kartını uzattı. Eyvallah diyerek İsra'ya yetişmeye çalıştım. Sanırım amacımıza ulaşmıştık. Hızlıca odaya gidip kapıyı tıklattım. İçeri girdiğimde İsra yanıma gelip sarıldı. Yanağımı okşayıp, "Özür dilerim mavişim, elimin ayarını kaçırdım, yaaa çok acıdı mı? Role kendini fazla kaptırıp canını acıttım, aşkım çok özür dilerim." dedi. Krizi fırsata çevirmede üstüme olmayan bir piç olmak benim suçum değildi. Yüzümü buruşturup, "Çok acıdı zalımın kızı, artık acısını nasıl alırsın bilem." diyerek belini kavradım. İsra numaramı anlayınca, "Hımm alırım ben acısını." diyerek öpmeye başladı. Yanağımdan boynuma, oradan yavaşça dudağıma öpücükler bırakarak, "Oldu mu, geçti mi acısı?" dedi.
"Cıks, biraz daha ilgi gerekiyor." diyerek kucakladım. Dedim ya, krizi fırsata çevirmekte üstüme yoktu. Hedefinize ulaşıp rolümüzün hakkını vermiştik, şimdi biraz karımı yememde bir sakınca yoktu, sonuçta görevimiz balayıydı. 😎