"Gökyel," diye seslendi. Bakmadım yine de umursamayıp söze başladı, "Vücudun sarsıldığı an, tüm bedenin kesikler içinde kalır." Dedi, göz ucuyla bakış attığımda, gözlerime merhametsiz baktı. Merhamete olan yoksunluğu nefesimi kesti.
Gökyüzüne, alamadığım nefesi çekerek baktım.
Avuçlarımın sıkılı yumrusundan kurumuş kanları tazeleyen, avuçlarımı açsam kesiklerinden kan fışkıracağını bildiğim boğumlarımdan iki üç damla kan taştı. Baskı olduğundan kan derimin altında toplanıyordu.
Avuç içlerim daha derin deşilmesin diye dikkat ederek dizimi örgüden diğer tarafa atmaya çalıştım, avuçlarım hareketlerimden dolayı kıpırdanıyor, canım öylesine çok yanıyordu ki, ameliyat masasında doğrandığımı hissediyordum. Belim eğikti, bacağımı attığımda Emir Sayer'i dikine ve tamamen görüyordum. Boynu kalkık, beni izliyordu. Gitmeye niyeti yoktu.
"Aşağıya inip benimle konuşmayı seçsen, şu yoldan çok daha acısız olacak." yağmur sesinin baskısında bile sesi kudretliydi. "Bu ne yabanilik?"
Beni yakalamak için bedenini iki saniyede yukarı atabilir, bu sayede teli sarsabilirdi.
Kazancı, her yeri kesilmiş bedenimi yerde savunmasız yatarken kolayca, zafer kazanarak öldürebilirdi. O cinayet dosyasında resimlenmiş cinayetin biraz hafifi kalırdı.
Ancak vazgeçeceğime inanıyor, tıpış tıpış aşağıya ineceğimi düşünüp bekliyordu; bu onun için daha doyurucu bir zaferdi.
"Bir hareketini daha affetmem Gökyel, aşağı in." Dedi yoldan araba sesinin gelmesiyle dikkatini oraya aktardığından kısık sesiyle.
Telleri beyaz ışığıyla aydınlatan araba farı, hızlı süratına sert freniyle son verdi. Sayer gözleri ışıktan yanınca başını omzuna çevirdi. Araba sileceklerinin cama sürtünme sesini işitiyordum. Onun bu zayıf anından yararlanarak diğer ayağımı da kaldırdım.
Birisi arabadan son sürat inip kapısını son güçle vurdu. Dizlerim titredi, dengem yitip gidiyordu.
O an, arabadan inen kişinin dehşet öfkesiyle karşı karşıya kaldım ki, "Yaptın yapacağını yine değil mi?" diye bağrışını merminin saplanışından sonra mermi sesini duymak misali; önce sarsıldım. Dengemi kaybetmiştim. "Kanı bozuklarla uğraşma dedim sana!"
Sonra bacağım jiletli tellere sürtündü, düşmemek için çırpındığımdan ve belimi eğip dengemi toplamaya uğraştığımdan, jiletler bacağımdan çok karnımı büsbütün kesti.
Bedenim üzerinde geçmişten kalan yaralarım çığlık attı.
Yaralarım bir kez daha yara aldı.
Kasığımda tedavi edilmediğinden buruşmuş yanık izim ve yırtık girintili morumsu izler üzerinden bir iz daha çizildi. Jilet izi.
Yaraların kabukları döküldüğünde silik ve beyazımsı kalacak bir iz daha. Şu an yarayken, izini bıraktığında yaram olacak jilet kesikleri.
Geçmiş iz bırakmaya ben ölene denk devam edecekti.
Teller titreyişini yavaşça kesti, bedenim dengesini toparlayamadı. Aşağıya süzüldüğümü, kafamın toprağa vurarak, göğsüm üzerine çakılışımı anbean hissettim.
Algılarım açık, bilincim yerindeydi ama kıpırtısızdım. Gözlerime biriken yaşların kanımdan yavaş aktığını algılayacak kadar kendimdeydim. Yüzüm toprağa dayalı, göğsüm gökyüzüne yarı çevriliydi.
Ve artık jiletli tellerin yırttığı kıyafetlerimden dışarıya, kanım özgürce sızıyordu, akış çok yavaştı.
Yağmur taneleri kulağıma damlıyor, kulağım tıkanıyordu; sesler uğulduyordu. Omuzlarıma düşen yağmur taneleri pıt pıt seslerini çıkartmakta şiddetleniyordu.
Kesiklerimdeki kanı gök temizliyordu. Yağmur hızlandı, gök kendi sessizliğine çekildi.
Başım darbe aldığından, o sarsıntının zihnimin duvarlarında dağılmasıyla, bilincim gelip gitti. Reflekslerim zayıftı, gözlerim uykuya dalarcasına kapanıyordu.
Uyuma dedim kendime. Uyursan, teslim olursun. Uyursan, senden istediklerini senden alırlar dedim. Duyuramadım.
Koşar adım sesleri, önümde durdu, postal erkek botlarını bulanık gözlerle seçtim. "Baban nerede? Gelsin de kızının yaralarını üflesin. Uf olmuşsun." ses, bu ses, ayırt etmek üzereydim.
Geçmişin en köhne ve en sessizleşmiş köşesinden tanıyordum bu sesi. Endişesizdi ama plansızdı da.
Teller titreşti. "Jiletli onlar, düz yoldan gel oğlum." Dedi sesi yaşını almış peste. Emir Sayer'i önemsediğini gizleyemiyordu.
Zihnim bulandı, düştü, sonunda kalktığı yerde silkelendi.