Tapınağın taş duvarları sabahın ilk ışıklarıyla hafifçe soluk bir griye bürünmüştü. Geceden kalan gölgeler hâlâ kenarlarda saklanıyor, ışık içeri girmekte tereddüt ediyor gibiydi. Meva önce rüyadaymış gibi kıpırdandı. Başının altında yumuşak bir sıcaklık vardı. Nefesinin değdiği yer canlı, ritmik… Gözlerini araladığında, gece boyunca sarıldığı şeyin bir yastık değil, Araf’ın göğsü olduğunu fark etti. Araf hâlâ uyuyordu. Meva, onun kolunun belinin üzerinde gevşekçe durduğunu gördü. Parmakları istemsizce Araf’ın gömleğinin üzerinde durmuştu sanki gece boyunca bırakmamıştı. Bir an için nefesi kesildi. Bu kadar yakın Bu kadar gerçek. Araf’ın saçlarına düşen sabah ışığı, yüzündeki sert çizgileri daha yumuşak gösteriyordu. Dudaklarında hafif bir gölge vardı sanki o da rüyasında bir ş

