Yalnızlık farklı bir şeydi, yalnız olmak başka bir şey. Ben, kendimi bildim bileli yalnız bir insandım. Yalnızlığın beden bulmuş hali.. Koskoca bir ömür gibi geliyordu bu durum bana.. Hiçbir şey bilmeden etmeden, yalnız olmak. Yalnızlık neydi aslında onu da bilmiyordum. Bilmediğim çok şeydi vardı benim. Yeni doğmuş bir bebek gibiydim. Aslında yeni doğmuş bir bebek nasıldı onu da bilmiyordum. Düşündükçe beynime ağrılar saplanıyor, işin içinden çıkamıyordum. Ben kimdim? Neydim, neciydim.. Sanki sadece bu 1 senedir vardım ben. Anlatılanları biliyordum. Bilmediğim onca şeyin içinde bir anlatılanlar vardı bende. İsmim bile bir yabancıydı sanki bana. Doktorların anlatması, kimliğim de yazılanlar dışında pek bir bilgim yoktu hakkımda. Tuhaf bir şekilde arabamla kaza yapıp hafızamı kaybettiğimi söylemişti doktorlar. İlk kendime geldiğimde o kadar tuhaf gelmişti ki her şey bana hala dün gibi aklımdaydı. Ailem var mı yok mu onu bile bilmiyordum. Vücuduma ve başıma aldığım darbeler aslında kazadan çok darp gibi görünüyormuş doktorlara göre. Fakat hiçbir şey hatırlamadığım için, bunun hakkında da yorum sahibi değildim. En kısa sürede hafızamın yerine geleceğini söylemişlerdi ama koskoca 1 sene geçmesine rağmen beynimde hala kocaman bir boşluk vardı. Dolduracak bir şey yoktu,dolmuyordu. Her ay kontrole gitmeme rağmen pek bir sonuç elde edememiştim. Kimliğim de ise ismim, ailemin adı soyadı doğum yerim yazıyordu. Hafızamı ne kadar zorlasam da yine bir şey çıkmıyordu. İsmim bile bana garip gelirken kimliğim de yazanları okudukça zorlanıyordum. Aslında düşünmek istemiyordum artık. Hayatı akışına göre yaşamak istiyordum. Kendimi zorladım mı her yerim uyuşuyor, beynim patlayacak duruma geliyordu. Kendimi bırakmış durumdaydım son bir kaç aydır. Hastaneden ilk çıktığım zamanlar o kadar ürkek ve çaresizdim ki hala o durum gözlerimin önüne gelince ürperiyordum. Hastane masraflarını bile ben ödeyememiştim. Başhekim halime acımış da hiçbir şey istememişti. Hastaneden çıktıktan sonra ise öyle perişan bir halde sokaklarda yürürken 'babam' saydığım adam beni bulmuş yuva vermişti bana. Baba kelimesinin anlamını bile ondan öğrenmiştim. Bana küçücük çocuk gibi her şeyi bu bir sene de işlemiş, öğretmişti. Okuma yazma bile öğretmişti. Yaşımın 25 olduğunu kimliğim deki doğum tarihimden bakmış söylemişti. Beni çalıştığı yere almış elime para vermişti. O zamanlar ilk defa boş bakışlar yerine o adama sanki daha önceden bildiğim bir duyguyu hissetmiş, hemen sevmiştim. Gözlerim ilk onun için parlamıştı. İşte bu 1sene de çok şeyi babam sayesinde öğrenmiştim.
Onun beni alıştırdığı bu çocuk parkında akşamları saatlerimi geçiriyordum. Gelen geçeni saatlerce izleyip tanıyabilir miyim umuduyla oturuyordum. Fakat ne kimseyi tanıyabiliyordum nede hafızam da bir şeyler canlanıyordu. Bir çıkış yolu var mıydı bilmiyordum aslında. Yada ne zaman gelecekti bu hafıza. O kadar bom boş hissediyordum ki bu boşluk dolmuyor sanki. O kadar çalışsam da düşüncelerimin önüne geçemiyordum.
Derin bir nefes aldım. Daha fazla düşünmek yeniden baş ağrılarına neden olacaktı o yüzden düşünmek yoktu. Yeniden derin bir nefes aldığımda denizin o tuzlu kokusu doldu ciğerlerime. Sanki bu koku bana benliğimi hatırlatıyor gibiydi. Sanki bu koku yıllardır hayatımda gibi de ben ondan uzaklaşmış gibiydim.
Çantamı koluma takıp ayağa kalkacağım sıra bir ağlama sesi doldu kulaklarıma. Sesi hem uzak hem yakın gibiydi. Öyle içli ağlıyordu ki sesi kulaklarım da yankı yaptı bir anda. Ses bir Ken daha fazla oldu. Kaşlarım kademe kademe çatılırken ayaklarım benden bağımsız hareket etmeye başladı. Sesin geldiği yöne döndüğüm de hafif bir karartı vardı. Biraz daha temkinli adımlarla ilerlediğim de bir hareketlilik hissettim. Adımlarım yavaşladı. Sesin küçük bir çocuk sesi olduğunu fark ettiğim de duran adımlarım benden bağımsız hızlanması başladı. Çalılığa girdiğim de iki küçük çocuk gördüm. Biraz büyük olan kız çocuğu göz yaşlarını sessiz sessiz akıtırken küçük oğlan çocuğu öyle içli ağlıyordu ki gözlerim doldu. Yanlarına yaklaştığım da dizlerimin üzerine çabucak çöküp "ne oldu size" diye bir feryat döküldü dudaklarımdan. Hızlıca küçük oğlan çocuğunu kucağıma aldığım da başını omzuma yasayan çocuk birden ağlamasını kesti. Başımı çevirip kız çocuğuna baktığım da bakışları bana tuhaf geldi. Birden gülmeye başlayan kız ellerini çırpmaya başladı. Göz yaşlarını elleriyle temizleyen kız hızlıca ayağa kalktığın da boyunun kısa oluşu ve gözlerinde okuduğum o mutluluk bana babamla karşılaşmamı hatırlattı. Birden boynuma sarılması beni sendeletse de hemen toparladım kendimi. Kız birden yanaklarımı öpüp sarılmaya devam ederken kucağımdaki çocuk hala başını omzumdan kaldırmamış üstelik ellerini saçıma atmıştı. Kız başını kaldırıp birden yanaklarımdan tutup gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki saf mutluluk içimi birden sım sıcak yaptı. Bende onunla beraber gülümserken kız ellerini yanaklarımdan çekmeden "annem.. Geldim anne" demesiyle gülümsemem dudaklarımda dondu. Bana anne diyen kıza bakarken gözlerinin dolması beni dumura uğramıştı. Yeniden kızın "annem" demesi ve bana sımsıkı sarılması yerimde çıkılmama neden oldu.
-bölüm sonu