8.BÖLÜM

1464 Kelimeler
Korkuyordum. Evet şuan hissettiğim tek şey buydu. Hayır kendim için korkmuyordum. Yanımdaki bu iki melek için korkuyordum. Göğsüme sinip ağlayan iki evladım için. Evet sadece evlatlarım için korkuyordum. Ve o an şunu anladım. Ben zaten ne olursa olsun bu iki meleğin annesi olmaya hazırdım. Aksi çıksa bile o testlerde ben yine anneleri olurdum. Sadece o an bunu anladım. Göz yaşlarım yanaklarımdan sessizce süzülürken koynuma sinmiş çocuklarıma "korkmayın. Ben yanınızdayım" diye fısıldadım boğul sesimle. Alya daha sıkı boynuma sarılırken bir yandan da Asrın'ı tuttuğum elimin üzerine koydu elini. Sanki bu küçük kız da kardeşini korumaya çalışıyordu. Göz yaşlarım daha hızlı akmaya başladı o an. Böyle küçücük çocuk her şeye rağmen yine de kardeşini düşünüyordu. Omzumda akan göz yaşlarımı silmeye çalışırken göz ucuyla etrafa baktım. Herkes bizim gibi masaların altına girmişti. Girmeleri ve korkmaları normaldi. Resmen mekana baskın yapar gibi kurşun yağmuruna tutulmuştuk. Şuan ne olduğunu bilmiyordum. Birine bir şey oldu mu onu bile bilmiyordum. Bilmediğim o kadar çok şey vardı ki şu hayatta. Sonra kızımın "anne korkuyorum" diye fısıldamasını duydum. Ardından bir kaç silah sesi daha. Bir kaç bağırış duyduğum da göz yaşlarım eşliğinde hızlıca çocukları kendime bastırıp elimden geldiğince kulaklarını tıkladım. Bu ne biçim şanstı böyle. Tam aile olmak için ilk adımı atmış, çocuklarla vakit geçirirken neler oluyordu böyle. Asrın'ın titrediği hissettiğim de o an aklım çıkacaktı. Küçücük çocuk hiçbir şeyden anlamazken bu sesler onu daha fazla korkutuyordu. Alya daha güçlü kapanırken göğsüme çocuklara hitaben kısık sesle "size hikaye anlatmamı ister misiniz?" diye sordum. Çocukların dikkatini çekmem gerekirdi. Bu korku onların bünyesine fazlaydı. Biri 5 diğeri 2 yaşındaydı. Allah aşkına küçücük çocukları ne hallere düşürüyorlardı. Asrın ve Alya yaşlı gözlerle yüzüme baktığında göz yaşlarıma inat gülümsedim. "bir varmış bir yokmuş" diye başladığım da o an benim hiç masal bilmediğim aklıma geldi. Fakat çocukların biraz olsun gülmeye başladığını gördüğüm de yere el verdiğinde oturdum. Aslında halim tuhaftı. Bir masanın altında kurşun sesleri eşliğinde çocuklara masal anlatmaya çalışıyordum. "evvel zaman içinde kalbur saman içinde,uzak diyarlarda bir prenses ve prens varmış. Bunlar iki kardeş birbirine çok düşkünmüş" diye bağladığım da çocukların bir nebze de olsa dikkatini çektiğim için o an Allah'a şükrettim. Sesler azalsa da daha hiçbir şey belli değildi. Barut gelene kadar da çıkmaya niyetim yoktu. Her şeyden önce bu iki meleği riske atamazdım. Masalın daha başındayken çocuklar derin bir sessizliğin içinde uykuya daldı. Gözlerinin kapanmasıyla derin bir nefes aldım. Barut daha gelmemişti. Korkuyordum. Korkum hiç bir şekilde geçmezken zaman geçtikçe daha da arttı. Sonra bir kıpırtı hissettim masanın başında. Korkuyla solunumu tutarken ister istemez çocuklara daha çok sarılmıştım. Örtü yavaşça kalkıp da Barut 'un gördüğüm de kaç dakikadır tuttuğum nefesimi salıverdim. Göz yaşlarım aynı hızla akarken sanki her yerim titremişti.. Öyle bir kaptırmıştım ki kendimi bir şey olacak diye. Ödüm patlıyordu şuan. Barut hızlıca gözlerini üzerimizde gezdirdikten sonra sessizce "Alya'yı ver güzelim" dedi. O an çocuklara fazlaca sarıldığımı fark ettim. Çünkü Barut hüzünle gözlerime bakıp Alya'yı almaya çalışıyordu. Alya'yı ona uzatırken o kızına dikkat ederek masanın altından çıkardı. Daha sonra yeniden eğilip kollarını uzattı. Asrın'ı da ona uzatırken yeniden ayağa kalktı. Tekrar eğildiğinde bu sefer kollarını bana uzattı. Dolmuş bir şekilde ona uzanırken dikkatli bir şekilde beni yukarı çekti. Hemen önümüzden çocukları kucaklayıp giden adamları gördüğüm de "çocuklar!" diye bağırıp hareketlendim. Fakat bir çift kol beni belimden yakalayıp "korkma benim adamlarım onlar. Çocukları arabaya taşıyor" dedi. Hızlıca kollarından çıkıp kaç saattir yapmak istediğim şeyi yaptım. Beline sarılıp içimi delercesine ağladım. Bir süre daha ağladığım da "iyi misin?" diyeb sesini duydum. Kollarının arasından yavaşça çıkıp göz yaşlarımı sildim. Benimle beraber Barut 'ta göz yaşlarımı sildiğinde bir öksürük sesiyle dikkatim dağıldı. Başımı çevirdiğim de o geceki adamı gördüm. Bana durmadan yenge diyen. Bana kısaca bakıp gülümsedikten sonra "abi polisler geliyor. Siz çıkın arka kapıdan. Çocuklar arabada. Biz burayla ilgileniriz" dedi. Barut başını salladığında elimi tutup hızlıca yürümeye başladı. Barut'u sessizce takip ettim. Şuan bir şey demeyecek eve gidince neler olduğunu soracaktım. Dedikleri yere geldiğimiz de buraya gelirken ki olan arabayı gördüm. Bir sürü adam arabayı kuşatırken onların arasından sıyrılıp arabaya bindik. Çocuklar karşı koltukta uyuyordu. Bizim arabaya binmemizle çalışması bir oldu. Kapı yavaşça kapandığında hakaret ettiğimizi hissettim. Başımı cama çevirip yaslandığım da bu olanlara bir anlam veremiyordum. Nasıl bir durumdu bu. Bir günde insanın aklına gelmeyecek şeyler olmuştu. Tuhaftı. Çok tuhaf hemde. Nasıl bir durum olduğunu hala kavrayamamış bir haldeydim. Neresini düşünürsem düşüneyim anlam yükleyemiyordum. Yüklemek zordu. Arabanın durmasıyla Barut "geldik" dedi. Bir adam kapıyı açtığın da ayağa kalktım. Çocuklara doğru ilerlediğim de Barut beni durdurup "çocukları adamlar alır. Sen dur. Zaten kötü durumdasın" dedi. Evet öyleydim aslında. Kötüydüm. Hiç olmadığım kadar hemde. Yavaşça arabadan inip yürümeye başladım. Çocuklar arkamızdan geliyordu. Yardımcıların kapıyı almasıyla içeri girip üzerimdeki ceketi çıkardım. Herkesin emine anne dediği kadın benim ve Barut 'un ceketini aldığında Barut "çalışma odana gitmek ister misin?" diye sordu. Şuan aklıma bile gelmemişti orası. Tuhaftı. Yorgun, bitkin, korkmuş bir haldeydim ama çalışma odası dediğinden beri sanki o olanlar yaşanmamış gibi içime bir heyecan oluşmuştu. Başımı usulca salladığım da bu kadar heveslendiğime anlam veremedim. Belki de kendim için yeni bir şey öğrenmek beni başka şeylere sürüklemişti. Onunla beraber usulca merdivenleri çıktım. En üst kata çıktığım da 2 kapı olduğunu gördüm. Barut sanki iki kapıya baktığımı fark etmiş gibi '' soldaki benim çalışma odam yanında da senin odan Var" dedi. Ona başımı salladığım da Barut önden yürüyüp cebinden çıkardığı bir anahtarla kapıyı açtı. Ona anlamaz gözlerle bakınca "sen gittikten sonra bir daha açılmadı bu kapı" dedi. Neden olduğuna anlam veremesemde açtığı kapıdan içeri girdim. Bakışlarımı yukarı kaldırdığım da birden zihnime dolan görüntüler beni yerimden sarstı. "bu güzel kadın nerede diye dolanıyordum bende fakat yine çocuklarının yanındaymış" ardımdan duyduğum sesle yüzümdeki kocaman gülümsemeyle arkama döndüm ve o muhteşem orman yeşili gözleri gözlerimin önüne buldum. Sevgilim yine ı muhteşem gülümsemesiyle bana bakıyordu. Barut burnunu boynuma gömüp sessizce nefes aldığın da huylanıp gülmeye başladım. "Barut" diye kollarının arasında kıvranırken sevgilim beni daha çok kollarının arasına hapsedip "buyur Barut 'un gönlü" dedi. Yüzümdeki gülümseme daha çok büyürken gözlerinin içine ışıl ışıl baktım. Barut' un gönlü demesi beni mest etmekle beraber kalbimi yerinden çıkaracak şekilde attırıyordu. "seni seviyorum adam. Hemde çok seviyorum" dediğimde güzel gözlü adamım alnıma uzun bir öpücük bırakıp "semi seviyorum kadın. Ömrümü sana adayacak kadar çok seviyorum" dedi. Görüntü gözlerimin önünden bir film gibi geçerken dizlerim titredi. Gözlerim karardı. Yeniden yerimden sarsılmamla bir çift kol hızla bedenime dolandı. Birden havalanıp sıcak yere konulmamla daha çok sarsıldım. O sesler hala kulağımdaydı. Bu adam doğruyu söylüyordu. Bu adam benim geçmişimdi. Bu adam benim hayatımdaydı. Bu adamı ben sevmiş 2 çocuk vermiştim. "Bahar "diyen sesi duyduğum da görüntü yavaş yavaş netleşmişti. Kendime gelmeye başlarken başımı çevirip arkamdaki Barut 'a baktım. Derince yutkunup" Barut " dedim. Barut gözlerimin içine derince bakıp" söyle Barut' un gönlü " dedi. Gözlerinin içine tuhaf bir şekilde bakarken " hatırladım " diye fısıldadım. Barut biliyor gibi başını salladığında" nasıl? " diye sordum. Elini burnuma götürüp" yeniden kanadı ve sen yine atak geçirdin" dedi. O an fark etmemiştim. Hızlıca elim burnuma giderken Barut tutup "dokunma güzelim" dedi. Sonra cebinden bir mendil çıkarıp burnumu temizledi. Kendime tam anlamıyla geldiğimde Barut "ne hatırladın" dedi. Gözlerinin içine bakıp daha sonra odada gezdirdim gözlerimi. "çok mu anımız var bu odada" diye fısıldadım. Barut 'un başını salladığını hissettim. "Ne kadar çok" dediğim de "kızımıza burada hamile kalacak kadar çok" dedi. Başımı hızlıca ona çevirdiğim de şok olmuştum. Nasıl yani? Biz? Burada? Ağzım yavaşça açılırken Barut keyifle gülüp "hala kızarıyorsun. Zaman hiçbir şey götürmemiş senden" dedi. Bakışlarımı 2. Defa kaçırdığım da dudaklarını saçlarımda hissettim. Derin bir nefes alırken "Barut'un gönlü dediğin zamanı hatırladım" dedim. Dudakları saçlarımda kalırken dudaklarının kırıldığını hissettim. Ona doğru döndüğüm de gülümsüyordu. "ben bu odada sana bir çok kez dedim bu güzelim. Dilim de hep sen" Ne diyeceğimi bilemez bir şekilde önüme döndüğüm de "albüme bakmak ister misin?" diye sordu. Ona dönmeden "ne albümü" dediğim de bir kaç tıkırtı duydum. Başımı çevirip ne yaptığına baktığım da yandaki masanın çekmecesinden büyük bir şey çıkarıp önüme getirdi. "aç" dediğinde onu ikiletmeden açtım. "bu" diye fısıldadığımda "düğün resmimiz" dedi. Gözlerim resmin üzerine gezerken ne kadar da mutlu olduğumu gördüm. Yüzüm ışıl ışıldı. Sanki çok da genç. İkinci sayfaya geçtim ardından. Sonra ise bir bir geldi resimler. Hiçbir şey zihnime dolmazken resimler için yeniden pişman oldum onları hatırlamadığıma. Bu güzel tabloyu hatırlayamamak yine içimi yaktı. Resimlere bakarken bıkmadan usanmadan anlattı her şeyi Barut. Birinde oğlumuz ilk doğduğunda çekilmişiz. Hastahane odasında. Diğeri ise kızımızı kucağımıza aldığımızda. Diğeri de ben asrın a hamileyken. Tatile gitmişiz o zaman. Bana ne kadar Alya'yı kucağına alma dese de ben dinlememiş almışım. Sonrası ise Asrın. Daha 1 ay önce çekmiş onu Barut. Gelmiş sonra albüme koymuş resmi. Barut ve Alya olan resmi ben çekmişim. Beraber çizgi film izliyorlarmış o zaman da. Sonrasının hepsini anlattı işte. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan. Ben bir kez daha pişman oldum. Bir kez daha göz yaşı döktüm. Ama Barut, kocam olduğuna artık inandığım adam teker teker sildi göz yaşlarımı dudaklarıyla. -bölüm sonu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE