Bazen yanlış bildiğiniz doğrular vardır. Bazen bildiğiniz doğrular yanlış olur. Ben son bir kaç senedir hiçbir şey bilmezken, kocaman bir bilinenin içine düştüm. Neyi düşünürsem düşüneyim bir sonuç bulamadım. Beynim karmakarışık bir durumdaydı. O olayın üzerinden bir hafta geçmişti. Beni, Bahar olduğuma inandıran olayın aslında. Ben Dolunay değildim. Ben bahardım. Babamın o konuşmasından sonra hemen testler yapılmıştı. Babamın oğlu yani bana ağabeylik yapan adam dna testlerini çalıştığı hastane de yaptırmış ve dün sonuçları elimize almıştık. Ve o ili melek %99.99 benim çocuklarım çıkmıştı.
Bu olanlar tesadüf müydü yoksa kader mi bilmiyordum. Ne şekilde gelişti olaylar hiçbir fikrim yoktu. Çocuklar benim çocuklarımken o adamın da kocam olduğuna inanmıştım. Yani gerçekten benim bir ailem vardı. Bi kocam 2 çocuğum vardı. Çocuklara içim giderken o adama karşı hala bir kabullenemez durumum da vardı aksine. Olmuyordu. O adama içim ısınmıyordu. Beni iten bir kaç şey varken, çeken bir kaç şey de vardı. Ve bu beni paniğe sürüklüyordu.
"anne saçımı tarar mısın? "
Alya 'nın sesini duymamla düşüncelerim den sıyrıldım hemen. Dün sonuçlar çıkınca Barut hiçbir şey dinlememiş beni eve getirmişti. Beraber yaşıyormuşuz bu evde.
Alya' ya gülümseyerek kucağıma oturttum. Kızım hevesle kucağıma zıplarken o an şunu fark ettim. Ben bu çocukları zaten daha en başından kabullenmiştim. Alya'nın buğday sarısı saçlarını tararken ben hemen anne olmaya alıştığımı hissettim. Ben anneydim galiba. Galibasını geçtim evet anneydim. 2 çocuk annesi.
"anne " diyen Alya 'nın sesini duyduğum da" efendim canım" dedim. Alya hemen bana dönüp "bize kek yapar mısın?" diye sordu. Gözleri ışıl ışıl parlayan çocuğa baka kaldım. Ben kek yapmayı bilmiyordum ki. Daha doğrusu yapsam bile şuan hatırlamıyordum. Boğazımı temizlediğim de "ben bilmiyorum" dedim. Alya kaşlarını çatıp dudaklarını sarkıttı. "ama babam senin çok güzel kek yaptığını söylemişti" dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Barut benim güzel kek yaptığımı mı söylemişti. Sıkıntıyla iç geçirdiğim de "Kızım" diyen sesle beraber kapının girişine döndüm. Barut elinde takım elbisesinin ceketiyle duruyordu. Bir kolunu kapının girişine dayamıştı. Alya "baba!" diyerek kucağımdan inip koşmaya başladı. Barut kızını kollarının arasına aldığında yanaklarını ısırdığını gördüm. Yavaşça ayağa kalktığımda o da bana doğru ilerledi. Yüzündeki gülümseme o kadar güzel duruyordu ki bir an tuhaf geldi. Sanki bu adam hep gülüyordu. Önümde durduğun da hızlıca saçlarıma bir öpücük bıraktı. Gözlerim kocaman olurken o "Asrın nerede?" diye sordu. Hızlıca kendime gelip "uyuyor" dedim. Kendi sesimi ben zor duyarken o yeniden gülümseyip başını salladı. Yemek masasına bir kaç saniye göz atıp "bugün yemeği dışarı da yiyelim ne dersin" diye sordu. Dudaklarımı ısırırken "sen bilirsin" dedim. Ne diye bilirdim ki hala bu eve yabancı gibiydim ben. Tuhaf geliyordu bana. Kocam bir ege sahip olmak. Böyle bir ailem olması. Barut Alya'yı yere bırakırken "farklılık olsun bizde uzun zamandır çocuklarla dışarıda yemek yemiyoruz" dedi. Sonra Alya'ya eğilip "birtanem mutfaktakilere söyle hazırlık yapmasınlar akşam dışarıdayız" dedi. Alya çığlık atarak koşarken arkasından gülümsedim. Bu kızın enerjisi hiç bilmiyordu.
"Bahar" diyen sese döndüğüm de Barut 'un gözlerindeki buğuyla karşılaştım. "efendim" dediğim de "biz sen gittikten sonra hiçbir şey yapmadık. Hep yarımdık" dedi. Başımı eydiğim de ne diyeceğimi he söyleyeceğimi bir türlü bulamadım. Ne demeliydim ki? Ne yapmalıydım. Tamam onlar benim ailemdi ama ben yeni biliyordum bunu. O kadar kötü bir durumdu ki bu. İnsan ailesini nasıl unuturdu. Nasıl onları bilmezdi. Ben onları unuttuğumu bildikleri canım yanıyordu. Bir insan, nasıl bir insan ailesini sevenlerini unuturdu.
Bir anda sıcak kolların arasına çekilmemle ağzımdan kocaman bir hıçkırık kaçtı. Sıkı sıkı tutundum o kollara. Ağladım doyasıya. Umrumda değildi artık. İnat etmeyecektim. Alışacaktım bu insanlara. Madem ailemdiler alışacak ve hatırlayacaktım onları. Bırakmıştım artık her şeyi. İnat etmeyecektim bu adama karşı hazır olacaktım ailem demeye. Ne kaybedecektim ki artık. Hafızası olmayan bir insanın kaybedecek neyi olabilirdi?
Uzun bir süre sonra ağlamam azalmış ben kendimi daha iyi olmuş gibi hissettim. Başımı kaldırdığım da Barut la göz göze geldik. Onun da gözleri dolmuştu. Ne olduğunu anlamaz bir şekilde yüzüne baktığım da sanki beni kırmaktan korkar gibi yanağımı okşayıp "senin bir damla göz yaşın için ölürüm" diye fısıldadı. Dudaklarımj birbirine baktırdığım da bir damla daha yuvarlandı yanağımdan. Beni böyle seven bir adamı nasıl unuturdum. Neden unutmuştum ki? Nedenlerim kimdeydi? Susmalı mıydım yoksa bu adama sormalı mı?
Bir boğaz temizleme duyduğum da hızlıca Barut 'un kollarının arasından çıktım. Sesin geldiği yöne başımı çevirdiğim de evin yardımcısı hala uykulu bir şekilde duran Asrın' ı kollarının arasına almış bize bakıyordu. Barut yerinden kalkıp onlara doğru ilerlerken ben hala onları izliyordum. Barut oğlunu kucağına alıp "aslan parçası uyanmış" dedi. Asrın yeniden başını babasının göğsüne dayayıp uyumaya başladı. Benim kıkırdamamla Barut birden bana dönüp kocaman gülümsedi. Gerçekten bu adamın gülümsemesi ışıl ışıldı.
Bana doğru geldiklerinde Barut kısık bir sesle "amma uykucu bir oğlumuz var hiç bize çekmemiz" deyip yanıma oturdu yeniden. Ardından da Ayla koşa koşa gelip kucağıma tırmandı. Kızımı hemen kollarımın arasına aldığım da Barut'a "biz çok uyumaz mıyız?" diye sordum. Barut cıklayıp "hayır biz her sabah erken kalkarız" dedi. Ardından "beraber kahvaltı yaparız ben işe giderim sen atölyene" dedi. Barut susunca kaşlarımı çattım. Atölye?
"anlamadım " dediğim de Barut" senin bir atölyen var" dedi. "ama evimizde. En üst katta resim atölyen var. Sen ressamsın"
Kendimle ilgili bir şey duymamla heyecanlanmıştım. Ben ressamdım. Benim resim atölyem vardı. Bu çocuk güzel bir şeydi. Heycanıma yenik düşüp "görebilir miyim?" diye sordum. Barut benim bu hevesli halime gülüp beni kendine çekip "tabiki ama önce yemeğe gidelim çocuklar acıkmış olmalı, gelince bakarız olur mu?" dedi. Bir an heyecanım sönse de çocuklar için yeniden gülümseyip başımı salladım. "hadi o halde" diyen adamla beraber ayağa kalktık. Yemeğe gidiyorduk. İlk aile yemeğimize. Kabuk ettiğim ailemle.
****
Güzel bir restorantın önünde durduğumuzda kapıyı açan adamlarla beraber Barut 'un yardımıyla indim. Ben Asrın' ı kucağıma almışken o Alya 'nın elini tutuyordu. Beraber içeri girdiğimizde bir kaç kişinin yanımıza gelmesiyle masamıza geçtik. İlk girerken ki bu yer beni büyülemişti. Devasa bir yerdi. Eski bir olduğunu da çok açıktı bu mekanın. Sanki yapıt eski içi yeni gibi. Tuhaf bir hava sunuyordu bize.
Masamıza geçtiğimiz de mekanın ne kadar kalabalık olduğunu fark ettim. Yanımıza gelen insanlar Barut 'a konuşurken ben Asrın' ı yanıma oturttum. Sonra Alya'yı ise babasının yanına. Çünkü Barut şuan bir adım ötemiz de hala konuşuyordu. Bende yerime geçtiğim de çocuklarımla ilgilenmeye başladım. Asrın oturduğu yerden yine başını dizlerime dayadı. Bu çocuğun yer fırsatta uyuma hecesi beni güldürüyordu.
"anne " diye kızıma döndüğüm de sanki bir sıkıntısı var gibiydi. " ne oldu canım" diye sorduğum da kızım ellerini minik dudaklarına kapatıp güldü. "bana canın demeni çok seviyorum" diye kızımla hüzünlendim. Başıma gelenler yüzünden çocuklarımdan ayrı kalmış ve onları kendimden bahrum bırakmıştım. "bende seni seviyorum bitanem" dediğim de Ayla sandalyesinden kendi çabasıyla inip yanıma geldi. Bana sımsıkı sarılmasıyla bende kollarımı ona doladım. Sonra kızım kulağıma eğilip "Asrın babamla otursa. Ben senin yanın da oturmak istiyorum" dedi. Başımı kaldırıp beklentiyle bana bakan kızıma bakıp "bitanem Asrın küçük benim onu yedirmem gerek. Ama söz bir daha ki sefere sen benim yanımda oturursun olur mu? Yada evde kahvaltı da beraber otururuz ha" diye sorduğum da Alya'nın yüzü düşmüştü ama sonra aklına ne geldiyse yeniden gülümseyerek yerine döndü. O sıra da da Barut gelmişti. Barut kızını yerine yerleştirip karşıma geçtiğinde "evet ne yiyoruz bakalım" dedi. Ben dudaklarımı büzerken Alya "patates" dedi neşeyle. Barut kızına dönüp "daha sabah yedin onu şimdi et zamanı" dedi. Alya kollarını kendine dolayıp "ben et yemicem" dedi. Barut la göz göze geldiğimiz de ona gülümseyip "biz asrın la et yicez. Ben ona sordum. O da sen ne yiyeceksen bende onu yerim dedi. Yani biz et yiyoruz" dedim. Alya masanın altındaki kardeşini görmek için biraz doğrulup "hayır anne ben seninle beraber et yicem Asrın babamla aynı yesin" dedi. Aynı anda Barut la gülmrye başladığımız da Alya 'nın o an ne kadar kıskanç bir kız olduğunu anladım. Yada sevdiklerimi kıskanan biri.
Barut hepimize aynı yemeği söylediğinde Alya' nın tatlı konuşmalarına cevap verdik ikimizde. Yemekler geldiğinde kendimden önce Asrın'ı doyurdum. Beni ise ara ara Barut. Alya ise etlerini çaktırmadan babasının tabağına koymaya çalıştı. Tabiki bu bizim gözümüzden kaçmadı ve Barut Alya 'yı bi yandan doyurdu. Hepimiz doyduğumuz da derin bir nefes aldım. İlk defa bu kadar gülüp çok yemek yemiştim. Hiçbir şey düşünmeden, bir şeyi kurcalamadan kendi akışındaydı bugün.
Sonra bir gürültü koptu. Barut "Bahar" diye bağırıp ne olduğunu anlamadan çocuklarla beni masanın altına soktu. Ne olduğu ne bitti o an anlamadım. Her yerden bir çığlık koparken ağlayan çocukları göğsüme bastırdım. Barut'un kalkacağını anladığım an koluna asılıp "gitme" diye fısıldadım. Barut yaşlı gözlerime bakıp "korkmayın gelicem" dedi. Alya daha çok göğsüme yaslanırken bir kolumla da Asrın'ı göğsüme yaslıyordum. Elimi sıkı sıkı Barut 'un koluna geçirip "gitme... Korkuyoruz" diye fısıldadım. Bir gürültü daha koptuğun da çığlık attım. Bunlar neyin nesiydi böyle. Barut dişlerini birbirine bastırıp "gelicem güzelim korkmayın. Sen sadece çocuklara göz kulak ol tamam mı yanından ayırma" dedi. Daha ne olduğunu anlamadan elim bom boş kalmıştı. Bu neyin nesiydi böyle? Yeniden keyiflenmek resmen kursağımda kalmıştı.
-bölüm sonu