6.BÖLÜM

1379 Kelimeler
Şöyle gelir geçer hayat. Bazen ani yaşamak istersin bazen bırak gitsin akışına. Ama ben hiçbir şey diyemezdim. Akışına bırakacağım ne bir hayatım vardı, nede anı yaşamayı sağlayan bir düzenim. Ben oradan oraya sürüklenip gidiyordum. Nereye gittiğimi bilmeden, kim olduğumu bilmeden gidiyordum. Ben, aslında kim olduğumu bilmek istiyordum. Ama şimdi benden bağımsız gelişen bu olaylar kim olduğumu sorğulatıyordu ve korkmama neden oluyordu. Bir diğer sorun ise kimlikte! Kimlik başka bu adamın dudaklarından dökülenler, onca resimler başkaydı. Benden bir tane olma olasılığı.. Vardı belki ama şuan yoktu. O resimler gözümün önüne geldikçe ben ben olmaktan korkuyordum. Ben iki çocuk annesi ve evli bir kadın olmaktan korkuyordum. Peki ya öyleyse o kimlikte yazılanlar neydi? Aslında kimdim ben? Dolunay mı? Bahar mı? "Bahar hanım " Kolumdan dürtüklenmemle bir anda irkilip kendime geldim. Evden sessizce çıkıp buraya yani hastaneye gelmiştik. Bir sürü tahlil, kontrol ve emar gibi zırvalıklar olmuştu. Şimdi ise doktorun konuşmasını bekliyorduk. Benim de doktora dönmemle adam genzini temizleyip "tahlilleriniz temiz. Fakat başınıza aldığınız darbe sizi hafıza kaybına zorlamış gibi düşünüyoruz. Çünkü tam olarak beyin de bir hasar tespit ettik. Ufak bir ameliyat olmuş ama beynin hafıza bölümü yoğun kanama aldığı için diğer tahlilleriniz ve hastanedeki olduğunuz ameliyat sonuçları sizi hafıza kaybına zorlamış. Yada siz kendinizi buna zorladınız. Bazı olayları insanlar zihinlerinden atmak ister ve böyle tuhaf kazalar da bunlara ön görü olur. Şuan hafızanızın ne zaman geleceğini bilemiyoruz. Belki kısa bir zaman da gelir, belki de hiç gelmez. Ama isterseniz yani size yardımcı olması için bir psikolog dan yardım alabilirsiniz. Daha iyi olur sizin açınızdan" Doktor cümlelerini bitirdiğinde elindeki kağıda bir şeyler karalamış ve yanımdaki adama uzatmıştı. Bu adamın dediği hiçbir şeyi anlamamıştım aslında. Zaten kafam karışık ve yorgundu. Ve bu adamın konuşması iyice yormuştu. Ben tıkanıp kalmıştım aslında. Kendime çıkış yolu bulamıyordum. Hayatım tepetaklak olmuş gibiydi sanki. Yada bu aile karşıma çıkmadan önce rutin bir hayatım vardı. Şimdi ise tuhaf derece de hızlı gerçekleşen olaylar yer alıyordu yaşamımda. Barut la beraber adamın elini sıkıp odadan çıktığımız da derin bir nefes aldım. Kapalı alanları sevmiyordum. Aslında böyle yerleri sevmiyordum. Ben ev sıcaklığına bayılıyordum. Hastanelerden neden hoşlanmadığımı, bana boğucu geldiğini ise o ilk uyandığım sabah yüzündendi. Hiçbir şey bilmeden bir bilinmezin içine uyandığım sabah böyle yerlerden nefret ettim. Elimi kaplayan sıcaklıkla irkildim bir anda. Elimi hızlıca çekip üzerimdeki deri ceketin içine soktum ellerimi. Barut hüzünle gözlerimin içine baktığında ilk defa gözlerimi kaçırdım. Alışkın değildim. Alışmam uzun zaman alırdı. Korkuyordum işte . Ne olduğunu bilmediğim için deli gibi korkuyordum. Beni de anlamalıydı. O orman yeşillerini bana hüzünle dikmemeliydi. Yapmamalıydı. Çünkü içimde tarifi imkansız şeyler oluşuyordu. "bugün bir randevu alırım" gözlerindeki hüzün sesine yansımıştı şimdide. Başımı eğip ayaklarımı incelediğim de neyi kast ettiğini biliyordum. O yüzden "gerek yok" diye mırıldandım. Sonra kollarım da hissettim ellerini. "gerek var bahar'ım. İyi olman için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Hatırlaman için. En azından çocuklarımız için" Derin bir nefes aldığım da kaldırdım başımı. Baktım uzun uzun gözlerinin içine. Çocuklarımız.. Sahi onlar gerçekten bizim çocuklarımız mıydı? Ben emin değildim işte. Tamam çocukları daha ilk dakikadan sevmiştim. Ama tereddüt ediyordum işte. Ben nasıl iki çocuk annesi olurdum ki? Buna inanmam güçtü. Tuhaftı. Başımı sallayabildim sadece gözlerimin içine yoğun bakan adama. Yürümeye başladığım da hemen yanımda yerini aldı. İkimiz yan yana, dip dibe yürüyorduk. Dirseklerimiz birbirine değerken çıkışa ulaşmıştık. Bizim kapıya çıkmamızla bir kaç adam hemen etrafımızı sardı. Korkuyla Barut'a sokulurken birden kolunu omzuma atmasıyla irkildim. Başımı çevirdiğim de boğazını temizleyerek "korkma benim adamlarım. Güvenliğin, güvenliğimiz için" dedi. Rahatlayarak kolunun altından çıktığımız da araba gelmişti. İlk önce ben sonra ardımdan o bindi. Sırtımı deri koltuğa yasladığım da araba hareket etmişti. Soğuklar iyice kendini belli ediyordu artık. Arabanın içi ne kadar sıcak olsa da dışarısı soğuktu. Başımı cama yasladığım da acaba çocuklar için dna testi istesem ne tepki vereceğini düşünüyordum. Kızar mıydı? Bağırır mıydı? Hiçbir şey bilmiyordum. Kocam olduğunu iddia eden adamın daha nasıl bir kişiliği olduğunu bile bilmiyordum. Belki, belki istesem benim de Bahar mı dolunay mı olduğumu anlardım. Bir kararla yanımda oturan adama döndüm. Bir an göz göze gelmemizle bana baktığını o an anladım. Güçlükle yutkunup başımı ellerime çevirdim. Tırnaklarımı yolarken "şey" dedim. Büyük bir el iki elimi kavradığında derin bir nefes aldım. Geri nefesimi verdiğim de bir cesaret "dna testi istiyorum. Çocuklar için" dedim. Başımı kaldırıp tuhaf bir biçim de bana bakam adamın gözlerinin içine baktım. "bana inanmıyor musun?," diye fısıldamasıyla hızla elimi kaldırıp salladım. "ben, ben kimseye güvenmiyorum. Bu sadece sana özel değil. Ben kimseyi bilmiyorum. Anlayın beni lütfen. Hem o zaman Bahar mı, Dolunay mı olduğumu daha iyi anlayacağım" dedim. Bir anda derin bir nefes veren adama baktım. Dişlerini göstererek gülümsemesiyle nefesimi tuttum. Bir adama gülümsemek bu kadar yakışabilir miydi? Sanki, sanki o an kalbim kıpır kıpır oldu. Ben nefes almayı unuttum. Yanaklarımda el hissettiğim de hızlıca nefesimi üfledim. "Bahar, baharım iyi misin? Bem beyaz oldun" panikle konuşan adama sadece "iyiyim" diye bildim. Aslında iyi değildim. Bana ne oluyordu hiçbir fikrim yoktu. Amansız, tuhaf bir durumdu bu. Karmakarışık. Sanki bu gülüşü bir yerden hatırlıyordum. Bir yerde görmüş gibiydim. Kendimi zorla toparlayıp "nereye gidiyoruz" dedim kendimi geri çekerek. O sıra elleri ise boşlukta kalmıştı. Hüzünle gülümseyip "baba dediğin adama. Bir de ondan dinleyelim durumu" dedi. Hevesle başımı salladığım da ciddi bir şekilde babamı özlediğimi fark ettim. Ve nasıl da deli olduğunu düşündüm o an. Dünden beri ortalıkta yoktum. Ben, evden çıkmayan yanından ayrılmayan ben bu durum ortaya çıktığından beri eve girmiyordum. Belli bir süre sonra tanıdık mahalleyi görünce ellerim titredi. Heyecanlanmıştım. Belki de babam işteydi. Karısından kalan kafesinin başında. Ah babam. O da ne acılar çekmişti. Evin önüne durduğun da araba kapının açılmasıyla önce Barut arkadan ben indim. Koşar adımlarla bahçe kapısını açtım. Arkamdan kapanma sesini duyduğum da onun da girdiğini anladım. Heyecanla zile bastığım da ellerim titriyordu. Sanki yıllardır babamı görmemiş gibi. Kapı açıldığında ilk önce babamın hüzün dolu gözleri girdi görüş açıma, sonra çökmüş omuzları. Babamla göz göze geldiğimiz de gözleri öyle ışıldadı ki tarifi yoktu bunun. "kızım" diyerek öyle sarıldı ki gözlerim doldu. Babamda işte. Öz olsun manevi olsun ne fark ederdi ki? Babaydı o işte. Bende kızı. Birbirimize sıkı sıkı sarılırken babamın hüzünle "neredesin kızım sen. Korkudan öldüm öldüm dirildim. Yine seni kötü bulmaktan korktum yavrum" dedi kesik kesik. Ağladığını o an anladım. Benim de göz yaşlarım yanaklarım dan akarken daha sıkı sarıldım babama. "özür dilerim" diye fısıldadığım da babam kendinden uzaklaştırıp önce gözlerimi öptü sonra ise alnımı. "yapma kızım bir daha böyle bir şey. Dayanamaz bu yaşlı bedenim" Tekrar babama sarıldığım da arkadan bir öksürük sesi duyuldu. Babam beni kendinden uzaklaştırıp düz bir şekilde baktı. Bende döndüğümde babam Barut 'a hitaben "buyur oğlum" dedi. Barut boş bir ifadeyle bakmaya devam ederken babam "kimsiniz evladım. Yoksa siz mi getirdiğiniz dolunay' ı mı?" diye sordu. Barut başını sallarken "içeride konuşabilir miyiz?," dedi. Babam bir an kendine kızar gibi homurdanıp "kusura bakma evladım. Yaşlılık hali işte" deyip eliyle içeriyi gösterip "buyur" dedi. Barut ayakkabılarını çıkarıp içeri girerken bende aynısını yaptım. Beraber içeri girerken babam kapıyı kapatıp geldi peşimizden. Koltuklara oturduğumuz da Barut boğazını temizleyip "Bahar'ı siz mi buldunuz?" diye sordu. Babam kaşlarını çatarak Barut ' a bakıp "Bahar?" dedi. "evet Bahar. Yani sizin deyişinizle Dolunay" Babam anlamaz bir şekilde bana döndüğünde "ben de bir şey bilmiyorum baba inan benim de kafam karışık" dedim. Barut söze girdiğinde ikimizde ona döndük. "Bakın beyefendi" dediğinde babam "İsmail" dedi. Barut yeniden başını sallayıp kollarını dizlerine dayadı. "İsmail bey sizin tabirini le Dolunay benim diyişim le Bahar benim karım. Bu size tuhaf gelebilir ama bir kaç sene önce Bahar yok oldu. Sonra tesadüf eseri çocuklarımız sayesinde yeniden buldum onu. Bahar benim karım 2 çocuğumun annesi" Babam kaşlarını çatarak Barut 'a baktığında "de gel yalan konuşma! Ne demek tuhaf bir şekilde kayboldu" dedi. Barut derin bir nefes aldığında nedenini bende bilmiyorum " dediğinde ilk defa bu adama karşı içimde kuşku oluştu. Tuhaf bir şekilde nasıl oluyordu ki? Yalan mıydı acaba diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Barut bana göz ucuyla baktığında" Bahar benim karım" dedi. Babam bana dönüp "madem Badem gözlüm senin karın çocuklarının anası o zaman test yapar bunu kanıtlanırız" dedi. Barut usulca başını salladığında da bu sefer içimde kuşku oluşmadı. O da emindi bu durumdan ve öyle çıkacağını sanki biliyordu. Ama babam "testi benim oğlan yapacak anca o zaman inanırım" dediğinde de Barut kendinden emin bir şekilde gülümsedi. O zaman olabilir mi diye iyice panik yaptım. Bu durum bir yandan beni korkurken bir yandan da mutlu ediyordu. Gerçekten ailem var mıydı? -bölüm sonu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE