ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

4042 Kelimeler
Nur, çok üzgündü. Neredeyse bir aydan fazladır arayıp zor bulduğu işini de kaybetmişti. Restorandan ayrıldıktan sonra amaçsız bir şekilde dolandı bir süre. Eve gitmek istemiyordu hemen. Annesi ve babası yüzünden anlardı üzgün olduğunu. Bir de onlar üzülsün istemiyordu. Şimdi tekrar iş araması gerekiyordu. Yine günlerce belki de aylarca sürecekti iş bulması. Elinde ki Aylin'in verdiği karta baktı uzunca bir süre. Ne yapacağına karar vermiyordu bir türlü. İş aramaya başlarsa hemen bulamazdı bunu biliyordu. Onun için Aylin'in verdiği kartı değerlendirmeye karar verdi. Gidip konuşmaktan bir şey kaybetmedi. Verilen adrese doğru yürürken bir taraftan da kafasında onun işten çıkmasına sebep olan kişi vardı. Kimdi onun peşinde olan adam veya kadın? Mafya tipli bu adamlar Nur'u nerden tanıyorlardı? Hayatında öyle insanlarla hiç işi olmamıştı. Her zaman insanlarla iyi geçinirdi. Elinden geldiği kadar kimseyle tartışmaya bile girmezdi. Hal böyle iken neden Nur'a takmıştı bu adamlar? Bu düşünceler içinde verilen adrese geldi. Burası bir emlakçı ofisiydi. Burada ne iş yapacağını merak etmişti açıkçası. Kapıda iş ilanı falanda yoktu. "Aylin'in bir bildiği vardır. " diyerek içeri girdi. Büyük bir ofisti burası. Gayet zevkli döşenmiş otantik bir yerdi. Sahibi ince ruhlu biriydi anlaşılan. Büyük bir masa ve harika bir dönerli koltuk duvarlarında tablolar. Hayatında hiç böyle bir emlakçı görmemişti. Nedense kimse yoktu içerde. Kapı kilitli olmadığına göre buralarda bir yerdedir diye düşünerek etrafa bakınmaya devam etti. Sonra arkasından bir ses geldi. "Merhaba Nur, sen Nur' sun değil mi?" dedi gelen adam. Kız hemen arkasını dönüp, "Evet adım Nur. Kusura bakmayın rahatsız ettim" dedi. "Önemli değil bende seni bekliyordum. Kuzenim az önce aradı. Bir arkadaşımı gönderiyorum ona iyi bak yoksa kafanı kırarım dedi. Yapar mı yapar korkarım ben Aylin'den. Hadi geç otur konuşalım" Nur, adamın gösterdiği yere oturdu. "Bu arada adımı söylemedim. Adım Mehmet, tanıştığımıza memnun oldum." dedi gülümseyerek. "Benim adım Nur, biliyorsunuz zaten. Bende tanıştığımıza memnun oldum Mehmet Bey." "Evet Nur, Aylin, işten çıktığını söyledi. Baya sıkıntılar yaşamışsın. Senin orada çalışmandan memnun olmayan birileri varmış galiba." "İnanın kim olduğunu bende bilmiyorum. İşe gireli henüz bir hafta olmuştu. Önce Tunç Bey'i tehdit ettiler . O beni işten çıkarmadığı için iş yerini dağıttılar. Çalışan arkadaşları tartakladılar. Tunç Bey'e karşı çok mahcubum. Onun için kendim ayrıldım işten. Adama daha fazla zararım dokunsun istemedim. İnanın şu an bile korkuyorum. Beni takip eden adam her kimse size de zarar verebilir. Benim yüzümden kimse zarar görsün istemiyorum." "Korkma sen. Ben öyle hemen pabuç bırakacak bir adam değilim. Beni pes ettirmek biraz zordur." "İnanın size yada başkasına zarar gelsin istemem." "Bak Nur, Aylin, seni bana gönderdiyse seni çok sevmiş demektir ki Aylin, kolay kolay kimseyi sevmez. Senin için ne gerekiyorsa yapacağım merak etme. Benimle burada çalışacaksın bundan sonra. Ben dışarı müşterilerle çıktığımda burayla ilgilenecek birine ihtiyacım var. Şimdilik benimle çalışırsın daha iyi bir iş bulduğunda bakarız. Şimdi küçük Hanım, burası benim değil senin. Ne yapmak istersen onu yap. Telefonlara bak düzeniyle temizliğiyle ilgilenen. Bana kahve yap sık sık. Senin için iş icat ettim zannetme. Buraya gerçekten birini alacaktım. Ben boş zamanlarda spor tartışmaları yapabileceğim erkek eleman düşünüyordum. Seni gördükten sonra halt etmişim öyle düşünmekle diyorum. Sakın sana yürüdüğümü düşünme. Bunu şimdilik düşünmüyorum ama şimdilik. Sen bana en sevdiğim kuzenimden emanetsin fıstık. Yoksa Aylin'e ne derim? Alimallah derimi yüzer" "Öyle bir şey düşünmemiştim ben." dedi Nur, utanarak. "Neyse işe bugün başlasan bir sorun olmaz değil mi? Dışarı da buluşmam gereken bir müşteri var. Ben henüz çiçeklerimi bile sulamadım ." "Çiçekleriniz mi var?" dedi Nur, merakla. "Evet Nur, çiçeklerim var. Eh buranın bir çiçeği de sen olduğuna göre hem benim çiçeklerime hem kendine iyi bak. Sizli bizli konuşmayı da bırak. Sadece Mehmet anladın mı? Sadece Mehmet." "Anladım Mehmet çok teşekkür ederim ." "Hiç önemli değil. Hadi görüşürüz fıstık. Bir kaç saat sonra dönerim." Mehmet'in gidişinin ardından Nur, etrafı bir süre inceledi. Her taraf tertemizdi ama o yine de bir şeyler yapmak istiyordu. Önce Mehmet'in çiçeklerini suladı. Sonra yerleri sildi masayı tekrar düzenledi. Duvardaki asılı tabloları yerlerini değiştirdi. Aklına gelen bütün işleri yapmaya çalıştı. Hatta gelen birkaç telefona cevap verdi. Mehmet, için bir kaç tane randevu bile ayarladı. Ne iş yapacağım diye düşünürken iki saati dolu dolu geçmişti. İki saatin sonunda Mehmet geri döndü. İçeri girer girmez değişiklikleri fark eden Mehmet etrafı incelemeye başladı. Nur, onun kızdığını zannedip biraz tedirgin olsa da ses çıkarmadı. Bir süre sonra Mehmet'in gülümsemesiyle biraz rahatladı. "Şeyy Mehmet biraz değişiklik yaptım kızmazsın umarım." dedi. "Neden kızayım Nur harika olmuş. Ben neden düşünemedim diyerek hayıflandım şimdi. Demek ki neymiş? Kadın eli değmesi gerekiyormuş. Çok teşekkür ederim işyerimi benimseyip emek verdiğin için." Mehmet ve Nur bir süre gelen telefonlar ve randevularla ilgili konuştular. Saatin beşi geçtiğini gören Mehmet. "Mesainiz dolmuştur küçük hanım eve gitme zamanı." dedi. Kolundaki saate bakan Nur, zamanın ne çabuk geçtiğini anlayamamıştı. Mehmet, Nur'a evine bırakmayı teklif etse de kız kabul etmedi. İkisi beraber emlakçı ofisinden çıkıp ayrı yollara yürümeye başladılar. Atlas, adamlarının mekanı dağıttığını öğrendiğinde sevinmedi bile. Çünkü kızın işten kendisinin ayrıldığını öğrendi. Mekanına o kadar zararı dokunan kızı patronu olacak adam koymamıştı. Hatta gitmesini bile istemediğini öğrenmişti. Kız kendi isteğiyle ayrılmıştı restauranttan. Bu durum Atlas'ın hiç hoşuna gitmemişti. "Bu kızda olan şey ne, ne buluyorlar bu kızda anlamadım? Adamın mekanını tepesine geçirdik. Karşı çıkanları dayak manyağı yaptık adam hala kızın gitmesini istemedi." "Nur, çok iyi bir insan efendim. Hem çok çalışkan hem de çok güzel " dedi Enis. "Yapma ya çok güzel ha Enis Bey. İstersen senin için istemeye gidelim çok beğendiysen." Sonra söylediği şeyi fark edince kendine kendini yumruklamak istedi. "Yok efendim öyle demek istemedim. Kız her gittiği yerde çok seviliyor demek istedim." "Tamam tamam uzatma takibe devam et sen. O küçük cadı gittikçe daha çok sinirimi bozmaya başladı. Cezası fazlasıyla çoğalıyor haberi yok." Atlas'ın davranışlarına iki yıldır bir anlam veremeyen Enis, bir şey söylemeden dışarı çıktı. Bu adamın kızla derdi neydi tam bilmiyordu ama şunu iyi biliyordu. Nur, hiç de kötü biri değildi. Atlas, bu kızın çevreye yaydığı etkiye bile kızıyordu. Herkes hatta kendi adamı bile onun iyiliğinden, iyi bir kız olduğundan bahsediyordu. Atlas, biliyordu onun nasıl bir kız olduğunu. Üzerine gidilince içinden bir panter çıkıyordu. O gece hastanede adamı herkesin içinde rezil etmişti. "Herkesi parayla satın alamazsınız." diyerek kafa tutmuştu. İnsanların nasıl satın alınacağını gösterecekti ona. Paranın nasıl güçlü bir silah olduğunu, para için nasıl birbirlerini harcadıklarını gösterecekti. Şuan bütün sinirleri alt üst haldeydi. Bir taraftan da oğlunu çok özlüyordu. Oda sevmiyordu Atlas'ı artık. Çocuk babasının yüzünü görünce bile kaçıyordu. Hayatı karmakarışık olmuştu. O kahrolası kaza oğlunu bile almıştı elinden. Karısı onları bırakıp başka bir adamla kaçmıştı aylar önce. İclal'in yaptıkları Atlas'ın hiç de umurunda değildi zaten. Peşine bile düşmemişti. Ne aramış nede sormuştu. Hemen boşanma davası açıp bir celsede boşamıştı kadını. Atlas, için şu hayatta oğlundan başka kimse önemli değildi. Hele o hemşirenin toz kadar değeri yoktu gözünde. Ne kızın çektiği zorluklar nede ailesinin üzülmesi umurunda değildi. O kız ukalaca konuşmasının cezasını çekecekti. Atlas'ın karşısına kim çıkarsa çıksın. Nur'u elinde alamayacaktı. O kızı söylediklerine pişman olmadan bırakmayacaktı. Nur, eve geldiğinde yeğeni Gül, onu kapıda karşıladı. "Canım ablam gelmiş." diyerek kızın üzerine atladı her zaman yaptığı gibi. Nur, küçük çocuğu kucağına alıp etrafında döndürdü. Çok tatlı bir kızdı Gül sarı saçları yeşil gözleriyle boncuk boncuk bakar kendini sevdirirsin herkese. Oya'nın da işten gelmesiyle herkes tamamlamıştı. Hepsi beraber Asude Hanım'ın hazırladığı akşam yemeğini yediler. Yemekten sonra Nur ve Oya odaya çekildi. Nur, Oya'ya bugün olanları anlattı. Eski işinden ayrılışını. Yeni işini nasıl bulduğunu. Mehmet'in ona nasıl davrandığını anlattı. Oya, ağzı açık bir şekilde bakakaldı Nur'un anlattıklarına. Peşinde kim olduğu belli olmayan biri var. Nur, gayet doğal bir şekilde yeni bulduğu işten bahsediyordu. Oya, Nur, için çok korkuyordu . Ya arkadaşına bir şey yaparsa o psikopat. Adam Nur'u kafaya taktıysa, kim kurtarabilirdi o adamın elinden. İki kız saatlerce konuşup durum değerlendirmesi yaptılar. Okul hayatlarında kızdırdıkları biri onlara düşmanlık yapacak biri var mı diye düşündüler. Ne kadar düşünselerdi akıllarına kimse gelmedi. Nur, Oya, odasına gittikten sonra da düşünmeye devam etti. Kimdi bu adam, ne istiyordu Nur'dan? Yeni işine de engel olursa kız ne yapacaktı? Nur, düşünerek bir yere varamayacağını anladı. Ve kafasındaki bütün olumsuzlukları bir kenara bıraktı. Sonra da Gül'e sarıldı ve uykuya daldı. Enis, Atlas'ın yanından ayrıldıktan sonra Nur'un peşine taktığı adamı aradı. Adam telefonu açınca hemen Nur, hakkında sorular sormaya başladı. Enis, Nur'un yeni bir iş bulduğunu duyunca sevinsin mi üzülsün mü bilemedi. İki yıldır kızı takip ederken sevmişti onu. Bu sevgi bir erkeğin kadına duyduğu sevgi gibi değildi. Sanki o abi Nur'da kız kardeşti. Atlas, ona kötülük yapmaya kalktığında Onun suratını dağıtmak istiyordu. Atlas'ın bu haline bir taraftan da üzülüyordu. Adam kurulu robot gibi yaşıyordu. Ne sevgi nede aşk yaşamıştı hayatında. Ne onu çıkarsız seven bir kadın olmuş. Ne de o herhangi bir kadına değer vermişti. Tek derdi daha çok para kazanmak. Daha güçlü, en güçlü olmaktı. Enis, Nur'a karşı gittikçe daha takıntılı davranan Atlas'ı biraz frenleyecek birini biliyordu. Bu Atlas'ın kuzeni Altay'dı. Altay'ı arayıp buraya çağırmalıydı artık. Altay, Atlas'ın kuzenden çok dostuydu. En azından Atlas'ın kıza karşı daha ileri gitmesini engellemeye çalışır kıza zarar verdirmezdi. Enis, çok düşünerek zaman kaybetmek istemiyordu. Onun için hemen telefonunu çıkardı ve Altay'ı aradı. Ülkeye dönmek istemeyen Altay'ı ikna etmek için neredeyse bir saat dil döktü. Altay, Enis ve Atlas, üçü de liseden beri arkadaştı. Bu durum Altay ve Enis için daha çok geçerliydi. Atlas, Enis'i kendileri gibi zengin olmadığı için arkadaş kategorisine almıyordu pek. Yada Enis'e öyle geliyordu. Atlas, üniversite bittiğinde Enis'in yanlarından gitmesini istemediği için iş teklif etmişti. Enis'te teklifi kabul etti ve yıllardır Atlas'ın yanında çalışıyordu. Atlas, ona diğerlerine davrandığı gibi davranmazdı. Enis'in herkes ten mutlaka bir farkı vardı her zaman. Atlas, kendi bile kabul etmek istemese de herkesten çok güvenirdi Enis'e. Enis, Nur, konusunda tek başına Atlas'a söz geçiremiyordu. Onun için Altay'ın bir an önce buraya dönmesi gerekiyordu. Altay, bir kızın peşinden yurt dışına gitmiş peşinden gittiği kız onu bırakınca bir daha da ülkeye dönmemişti. Şimdi Enis'in isteği üzerine geri dönecekti artık. Çünkü Atlas'ı toparlamak lazımdı. İnsanları bir hiç uğruna harcamasını önlemeleri gerekiyordu. Enis, en çok ta Atlas'ın Nur'a daha çok zarar vermesinden korkuyordu. Kız ailesi için bu kadar uğraşırken Atlas, parasını kullanarak kızı üzüyor ve hayatını zorlaştırıyordu. Atlas, şirketten çıkınca yine otele geldi. Kendi süit odasına çıkıp yine içmeye başladı. İçki tek sığınağı olmuştu artık. Genç adam hayattan bir zevk alamıyordu artık. Ne para kazanmak ne de başarı mutlu etmiyordu onu. Takıntı halinde sürekli Nur, vardı hep aklında. Sürekli ona zarar verme isteği vardı. Nur'un yüzünü en son gördüğü hastanede ki halıyla hatırlıyordu. Bilgisayarında da o fotoğrafı vardı kızın. Saçı örgülü formalı hali kalmıştı aklında. Bir de sivri dili vardı tabi. O gece Atlas'ı çileden çıkarmıştı. Nur, her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp işine gitmek için hazırlandı. Babası her zaman, "Erken kalkanın nasibi çok olur kızım." dedi. Nur, bu sözü hep aklında tutar, yerine getirmeye çalışırdı. Öğrencilik hayatında da hep okula gitme saatinden çok daha erken kalkmaya çalışırdı. Annesi kızını kahvaltı etmeden göndermek istemediği için erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamıştı. Nur, mutfağa geldiğinde annesinin kahvaltı sofrası başında uyuklayarak onu beklediğini görünce yüreği ezildi. Kadının yanına gidip korkutmadan sıkıca sarıldı. Nur'un sarılmasıyla gözlerini açan annesine, "Annem lütfen erken kalkma artık. Kendini yorma bir daha. Ben kahvaltımı kendim yaparım. Rahatsız olma lütfen. Hem evde kahvaltı yapmasam da iş yerinde yaparım. Sen lütfen bak lütfen kendini benim için yorma sultanım." "Ama kızım ben kalkmasam sen aç açına işe gidersin. Kahvaltı bile hazırlamazsın. Ben biliyorum seni." "Sen merak etme annecim ben kendime bakarım. Hadi şimdi git ve yat lütfen. Saat henüz erken." Nur, annesinin elinden tutup odasının kapısına kadar götürdü. Annesi. odasına girdikten sonra kendisi mutfağa geldi tekrar. Canı hiçbir şey istemediği için ağzına bir zeytin atıp dışarı çıktı. İş yerine geldiğinde ofiste kimse yoktu. Mehmet, henüz ofise gelmemişti. Nur, anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Mehmet, dün iş çıkışı yedek anahtarı Nur'a vermişti. Hemen ofise girip ortalığı şöyle bir kontrol etti. Havalandırmayı açtı. Çiçekleri suladı. Küçük mutfak bölümüne geçip çay suyunu koydu. Yolda gelirken simit almıştı. Evden de peynir domates getiren kız onlarla küçük bir kahvaltı tepsisi hazırladı. Çayı demlemek için Mehmet'in gelmesini bekleyecekti. Mehmet, ofise Nur, içinde bir masa koymuştu. Onun başka yerde oturmasını istememişti. Mehmet, konuşmayı çok seven biriydi. Yardımcısıyla hem sohbet edip hem çalışmak istediğini söylemişti Nur'a. Nur, kendi masasını düzenlerken Mehmet girdi içeriye. "Günaydın fıstık erken gelmişsin. Bu kadar erken gelmene gerek yok. Kendini kasma rahat ol." dedi. "Ben erken kalkmayı seviyorum Mehmet. Benim için sıkıntı yok." "Hımm güzel kokular alıyorum. Simit mi var burada yoksa banamı öyle geldi?" "Simit aldım gelirken. Çayda demlenmeyi bekliyor." "Bak küçük hanım, ben böyle şeylere hemen alışırım. Hep isterim ona göre." "Bende patronuma hep simit alırım" dedi kız gülerek. Nur ve Mehmet, hem sohbet edip hem kahvaltılarını yaptılar. Mehmet, bakışlarını kızın yüzünden ayıramıyordu bir türlü. Hayatında hiç böyle bir kızla karşılaşmamıştır. Hem sıcak kanlı sevecen. Hem kafa dengiydi. Ayrıca insana huzur veren ruhunu rahatlatan bir ses rengi vardı. Nur, konuşurken nefes bile almadan onu dinlemek geliyordu içinden. Kahvaltıları bitince, Mehmet, hemen kendi masasına geçti. Nur, ortalığı toparlayıp oda masasına geçti. Randevuları sırasına göre ayarlayıp Mehmet'e verdi. "Bugün bütün gün dışardayım fıstık. Senin sohbetinden uzak kalacağım. O yüzden üzgünüm. Ama çalışmak lazım değil mi? Hadi ben kaçar." dedi ve ofisten ayrıldı. Mehmet'in şakacı sevimli tavırları Nur'un hoşuna gidiyordu. _______ Atlas, oteldeki odasında huzursuz bir şekilde uyandı. Bütün gece zil zurna sarhoş oluncaya kadar içmişti yine. Üzerindeki kıyafetlerle koltukta sızıp kalmıştı. Başı şu an çatlayacak şekilde ağrıyordu ve bu baş ağrısı Atlas'ın delirmesine neden oluyordu. Bütün gece bacaksız hemşire girmişti rüyasına. Sürekli hastanede söylediği sözleri haykırmıştı Atlas'ın yüzüne. "Sizin çevrenizdeki insanlar nasıl bilmem ama. Parayla herkesi satın alamazsınız." Nereden geliyordu bu özgüven. Kendini ne zannediyordu bu kız. Atlas, onun yüzünden her an patlamaya hazır bomba gibiydi . Sinirle ayağa kalkıp Enis'i aramak için telefonunu aldı. Bir kaç çalıştan sonra Enis, uykulu bir sesle telefonu açtı. "Buyurun Atlas Bey, sizi dinliyorum." dedi. Enis'in sitemkar şekilde ki konuşmasını umursamayan Atlas. "O kızdan bir haber var mı?" dedi. Enis, sessiz kalınca bir şey olduğunu anlayan Atlas: "Konuşsana lan naz mı yapıyorsun?" diyerek kükredi. Enis, telefonu kulağında uzaklaştırarak Atlas'ın bağıran sesini duymamaya çalıştı. Sonra ondan kurtulamayacağını anlayarak konuşmaya başladı. "Şey efendim. Dün işten ayrıldıktan sonra bir arkadaşının yardımıyla bir iş daha bulmuş kendine." "Öyle mi Enis Bey. Kimmiş bu arkadaş?" "Restorandan bir kızmış Atlas Bey." "Hemen git ve ya adam gönder ona iş veren kimse onunla konuşun. O kızı işten çıkartsın beni delirtmesin." "Atlas Bey, kız zor durumda. Biliyorsunuz yaşlı annesi babası ve küçükte bir kız var. Onlara bakmak zorunda. Babası da yaşlı olduğu için çalışmıyor. İzin verin en azından bir kaç ay çalışsın." "Onun ne durumda olduğu umurumda değil. Ben ne istiyorsam onu yap Enis. Sen yapmazsan yapacak adam çok" dedi ve Enis'in cevap vermesini beklemeden telefonu kapattı. "Bu adam iyice kafayı yedi." dedi Enis sinirle. Çaresiz dediğini yapacaktı. Bir kaç gün sonra Altay, gelecekti. O zaman Enis, biraz rahatlayacaktı. Enis, arabaya atlayıp Nur'un çalıştığı adrese doğru yola çıktı. Yarım saatin sonunda verilen adresin bir emlakçı olduğunu kızın orada çalıştığını anladı. Ofisi görebileceği mesafede arabasını park etti. Bir süre bekledikten sonra Nur'un elinde bir poşetle içeri girdiğini gördü. Arabasında beklemeye devam eden Enis. Yirmi dakika sonra genç bir adamın da ofise girdiğini gördü. "Nur'un patronu bu adam galiba." dedi kendi kendine. Adam hiç te kötü birine benzemiyordu. Atlas, ne yapmaya çalışıyordu böyle? Neden insanlara zarar veriyordu? Enis, nasıl bir adamın yanında çalışıyordu? Enis, bir süre daha arabada oturmaya devam etti. Yarım saat sonra adam ofisten çıktı. Kendi arabasına doğru yürümeye başladı. Adamın bir yere gideceğini anlayan Enis. Hemen arabadan inip adamın yanına doğru yürümeye başladı. Mehmet, tam arabasına binmek üzereyken. "Bir dakika baksana." diyen sesle arkasını döndü. Sonra da yanına doğru hızlı adımlarla gelen adamı beklemeye başladı. Enis, Mehmet'in yanına gelince, "Bu iş yerinin sahibi sen misin?" dedi. "Evet, benim kim soruyor" dedi Mehmet. "Soranı boşver. Nur, adında bir çalışanın var mı senin?" "Sana ne kardeşim hesap mı soruyorsun? Benim çalışanım seni neden ilgilendiriyor?" "Bak sana bir tavsiye. Bir an önce o kızı işten çıkar." "Kim istiyor kızı işten çıkarmamı? Ayrıca benim kimi çalıştıracağıma kimi işten çıkaracağıma kimse karışamaz. Onun kararını ben veririm." "Kendi canını seviyorsan uyarıyı dikkate alırsın. Patronum böyle istiyor ve sende yapacaksın." "O patronuna selamımı söyle. Her kuşun eti yenmez. Nur'u asla işten çıkarmayacağım. Elinden geleni arkasına koymasın." "Bak adın her neyse kardeş. Sen onu tanımıyorsun. Yapacaklarının sınırı yoktur. Sana da Nur'a da acımaz. Bugün ben uyarmak için geldim. Kabul etmezsen yarın başkaları gelir burayı başına yıkar. Ona göre ben sana söyledim. Bence bu uyarıyı dikkate al" Mehmet, Enis'e bir cevap vermeden arabasına binip oradan uzaklaştı. "Ben senin cesaretine tüküreyim. Sen kendini Battal gazi zannediyorsun herhalde." dedi giden Mehmet'in ardından. İçinden içeri girip Nur'u da uyarmak geçti ama ekmek yediği yere ihanet etmek istemediği için arabasına binip oradan uzaklaştı. Nur, Mehmet, gittikten sonra kahvaltı sofrasını toparlayıp hemen masasına geçti. Bugün işler hızlı gibiydi. Ofis en geldiğinden bu tarafa telefonlar susmamıştı. Gün boyu sürekli arayanları sıraya koymuş Mehmet'i verilen adreslere yönlendirmiştir. Nihayet mesai bitimine yakın Mehmet, iş yerine dönmüştü. Genç adam içeriye girip hızla Nur'a sarıldı. "Sen bana uğurlu geldin fıstık. Tüm zamanların rekorunu kırdık." dedi. Mehmet'in sarılmasına şok olsa da belli etmemeye çalışan Nur. "Çok sevindim patron." dedi. "Hadi kutlama yapalım seni yemeğe götüreyim." "Bugün olmaz Mehmet, bizim ufaklığın doğum günü. Ona pasta alıp doğum gününü kutlamak istiyorum." "Kim sizin ufaklık kardeşin falan mı?" "Kardeşim sayılır. Sonra anlatırım sana." "Adı ne ufaklığın?" "Adı Gül. Görsen o kadar tatlı ki." "Senin kardeşin olup ta tatlı olmaması mümkün değil." "Hadi beraber alalım pastayı. Ona bende bir hediye almak istiyorum." "Olmaz kabul edemem Mehmet." "Ne demek kabul edemem ben sana değil Gül'e alıyorum fıstık. Söz hakkı onun." "İyi tamam be kızma hemen." Mehmet, Nur'un elinden tutup kendi arabasına yönlendirdi. "Ben sana kızar mıyım fıstığım." dedi. Gül'e hediye almak için beraber alışveriş merkezine gittiler. _______ Atlas, babasıyla telefonda konuşmuş yurt dışından bugün döneceklerini öğrenmişti. Oğlunu çok özlemiş gözünde tütüyordu adamın. Bir an önce dönsünler istiyordu. Şirketten çıkıp alışveriş merkezine gidecekti önce. Oğlunun çok istediği kumandalı helikopteri almak istiyordu. Çağın, babasının aldığı hediyeyi kabul etmezdi. Atlas, bunu biliyordu . Ama yine de alacaktı oğluna o helikopteri. Alışveriş merkezine geldiğinde girişe en yakın yere arabasını park etti. Koltuk değneklerini alarak arabadan indi. Siyah gözlüklerini takıp ben buradayım diyen karizmasıyla alışveriş merkezine girdi. İstediğini bulmak için oyuncak mağazalarını dolanmaya başladı. Yanına hiç bir adamını almamıştı gelirken. Koltuk değnekleriyle biraz zorlanıyordu ama umursamadı. Oğluna hediyesini bu sefer kendi almak istiyordu. Etrafı inceleyerek yürürken bir oyuncak mağazasının vitrinindeki helikopter dikkatini çekti. Hemen oraya doğru adımlamaya başladı. Tam kapıdan girmek üzereyken kucağına düşen kızla geriye doğru birkaç adım sendeledi. Koltuk değnekleriyle dengesini zor sağlayan Atlas, yere düşmekten son anda kurtuldu. Kız hemen toparlanıp hızla geri çekildi. "Özür dilerim ayağım kaydı" diyerek bakışlarını kucağına düştüğü adama çevirdi. O sırada ceketini düzelten Atlas duyduğu sesle hızla başını kıza çevirdi. Karşısında ki kız Nur'du oydu işte. İki yıldır Atlas'ın nefretine sahip olan kız. Aklında hep iki yıl önceki hastanede ki hali vardı ama bu oydu. Atlas'ın bakışları anında buz gibi oldu. "Dikkat etsene kızım. Her gördüğün adamın kucağına atlamak için bu bahaneye mi sığınıyorsun." dedi öfke dolu sesiyle. Adamın dedikleriyle bir anda afallayan Nur. Kendini toparlayarak sert bakışlarını adama çevirdi. "Ne diyorsun sen be, karşıdan bakınca öyle biri gibi mi görünüyorum?" "Tamda öyle biri gibi görünüyorsun bücür." "Sen kendini ne zannediyorsun? kimsin sen bana böyle şeyler söylüyorsun?" Nur, adamın bakışlarındaki soğukluğu görünce içi ürperdi. Bu bakışlar bir yerden tanıdık geliyordu ama şu an aklına gelmiyordu. Bu yüzü de tanıyordu fakat sinirden kafasını toparlayamıyordu ki. Atlas, kıza bir şey söylemek için dibine kadar gelmişti ki Mehmet'in sesini duydu. Mehmet, hızla kızın yanına gelip elini tuttu. "Nereye kayboldun fıstık dakikalardır seni arıyorum." dedi kızı kendine çekerek. Atlas, Mehmet'in sesiyle kızdan biraz uzaklaştı. Adamın gelip Nur'un elini tutuşuna öfkeyle baktı. Hele kızı sahiplenircesine kendine çekmesine öyle kızdı ki adamı oracıkta öldürebilirdi. Mehmet, Atlas'ı görmezden gelip Nur'u çekiştirip götürdü. Gül, için yaptıkları alışverişi bitiren Nur ve Mehmet, aldıkları oyuncaklarla mağazadan çıktılar. Mehmet, Nur'la o adamın tartıştığını uzaktan görmüştü. Biraz yaklaştığında adamın kim olduğunu anladı. Mehmet, Atlas Akcan'ı tanıyordu. Onun nasıl bir insan olduğunu çok iyi biliyordu. Atlas Akçan, tam bir belaydı. Ne iş dünyasında nede herhangi bir yerde kimse ona bulaşmak istemezdi. Mehmet, olay çıkmaması için hemen kızı oradan uzaklaştırmıştı. Nur'u, evine yakın bir sokağa kadar Mehmet götürdü. Evine kadar gitmek hatta Nur'un annesi babasıyla tanışmak istese de dedikodu olmaması için kızı orada bıraktı. Mehmet'e veda eden Nur hızlı adımlarla evine gitti. Kapıdan girer girmez Gül'ün neşeli çığlığı karşıladı onu. Nur, hemen elindekileri yere bıraktı. Çünkü kesin Gül kucağına atlayacaktı. Küçük kız koşarak gelip, "Hoş geldin ablacım." diyerek Nur'a sarıldı. Yüzünün her yerini öpücüklere boğdu. Sonra Nur'u karşılamaya annesi geldi. "Hoş geldin kızım elini dolu görünce yardıma geldik gülümle." dedi. "Evet, abla ne var bu paketlerde söylesene." "Sürpriz küçük Hanım. Sürpriz söylenmez." "Anne ya baksana ablama." dedi Gül üzgün bir suratla. "Ay haspam küsermiş de. Tamam, söyleyeceğim üzülme. Senin doğum gününü kutlamak için aldım bunları. Paketlerde pasta var. Sana hediyeler var. Patronum da sana hediye aldı. Mutlu yıllar diliyor sana." "Ablacım benim çok sevindim teşekkür ederim. Canım ablam seni kocaman seviyorum." diyerek ablasına tekrar tekrar sarıldı. "Gül'ün bu mutluluğu hem annesinin hem de Nur'un gözünün yaşlanmasına sebep oldu. Nur, başını iki yana sallayarak hüzünlü ortamdan çıktı. Hemen içeri geçip önce yemeklerini yediler. Oya'nın gelmesinden sonra hep beraber Gül'ün doğum gününü kutlamaya başladılar. Gece yarısına kadar dans edip eğlendiler. Onların bu eğlencesini dışarıda arabasında oturan Atlas, sinirden ellerini yumruk yapmış bir halde izliyordu. Nur'un mutlu olup eğlenmesi onu deli etmişti. Perdenin arkasında dans ettikleri belli oluyordu. Gölgeleri sürekli hareket halindeydi. Atlas'ın içine düşen sinir bozucu bir şüpheyle etrafa bakmaya başladı. Onun gibi başka izleyen var mı diyerek çevreyi kolaçan etti. Bunu niye yaptığını kendi bile anlamamıştı ama yine de kimse onun sesini duysun istememişti. Alışveriş merkezindeki aptalda da kimdi. Neden Nur'un elini tutup götürmüştü yanından? Sevgilisi falan mıydı acaba? Enis, hayatında kimse yok demişti. Kafasındaki saçma sorulardan bunalmıştı Atlas. Artık buradan gitmesi gerekiyordu hemen. Atlas, arabayı çalıştırıp oradan hızla uzaklaştı. Alışveriş merkezinden çıktıklarından bu tarafa takip ediyordu onları. Bütün işini gücünü bırakıp kızın peşine düşmüştü. Bu kız son zamanlarda kafasını daha fazla meşgul ediyordu. Buda Atlas'ın hiç hoşuna gitmiyordu. İki yıldır Enis'e ve Enis'in bulduğu adamlara takip ettiriyordu kızı. Enis, bile kıza karşı korumacı kesilmişti başına. O kızda Atlas'ın görmediği onların gördüğü ne vardı? Ne vardı ki herkes ona gereğinden fazla değer veriyordu. Koskoca Atlas Akcan, bile hiçbir vasfı olmayan bu kız için, saatlerdir arabasının içinde onu takip ediyor kapısında bekliyordu. Atlas, düşüncelere dalmış yolda ilerlerken telefonu çaldı. Arayanın babası olduğunu görünce hemen telefonunu açtı. Babası yurt dışından döndüklerini onu görmek istediğini söyleyip telefonu kapatmıştı. Atlas, arabasının yönünü ailesinin villasına çevirdi. İki hafta olmuştu onlar gideli ve oğlunu çok özlemişti. Villaya geldiğinde hemen arabasından inip koltuk değneklerini eline aldı. Ona yardıma gelen adamı da hediyeyi aldı ve beraber içeri girdiler. Annesi gözyaşları içinde karşıladı onu. Çok özlemişti Atlas'ı. Oğlu yıllardır yalnızdı annesi hariç ne bir seven olmuştu onu nede bir değer veren. Atlas, babasından görmediği sevgiyi belki onun istediği gibi bir evlat olursam sevgisini kazanırım" diye düşünmüştü hep. Bu yüzden babasının istediği gibi acımasız biri olmuştu. Annesi Atlas'ı hiç suçlu bulmuyordu. Böyle olmasına sebep babası ve onun paraya güce olan tutkusuydu. Para ve güç hırsı yüzünden oğluna hiç sevgi göstermemiş onun acımasız güçlü bir adam olması için kurulu bir robot gibi yaşamasını istemişti. Önce annesine sarılan Atlas sonra da babasına gidip sarıldı. Adamı oğlunun hediyesini masaya bırakıp gitmişti. Oğlunun odasında olduğunu öğrenen Atlas, bir süre ailesiyle oturdu. Sonra onun için aldığı oyuncağı alıp oğlunun odasına gitti. Odaya girdiğinde ise çocuğun uyuduğunu gördü. Sessiz bir şekilde odaya girip kapıyı kapattı. Oğlu bir melek gibi uyuyordu. Aldığı oyuncağı kenara koydu. Çocuğun yatağının ucuna gidip oturdu. "Seni çok seviyorum oğlum çok seviyorum" dedi. "Çok özledim seni, ne olur eskisi gibi sevsen beni. Yine baba oğul olsak. Beraber vakit geçirsek. Eski günlerimizi çok özledim Çağın. Seninle geçirdiğimiz saatleri oynadığımız oyunları. Senden başka hiç kimse beni mutlu edemiyor oğlum. Kalbim ruhum o kadar karanlık ki. O zindandan kurtulmak için bir ışık arıyorum. Benim ışığım sensin Çağın. Sen benim kirlenmemiş yanımsın." Bir süre daha oğlunun yanında kalan Atlas. Oğlunu öperek odadan çıktı. Babasıyla oğlunun sağlık durumu hakkında sürekli iletişim halindeydi zaten. Oğlunun durumunun fiziksel olmadığını biliyordu. Çağın, babasına küstüğü için kimseyle konuşmuyordu. Atlas, bunu ta başından beri hissediyordu. Anne babasının yanına bir daha uğramayan Atlas. Villadan çıkıp arabasına yanına geldi. Otele gitmeden önce halletmesi gereken bir konu vardı. Telefonunu çıkarıp Enis'i aradı. Bir kaç çalıştan sonra Enis, telefonu açtı. "Yarın o kız o işten çıkarılacak Enis. Eğer adam çıkarmaz karşı çıkarsa bana söyleyeceksin." dedi ve telefonunu kapattı. Enis, başını iki tarafa sallayıp, "Saplantılı manyak taktı yine." dedi kendi kendine.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE