Nur ailesi ve arkadaşıyla gece yarısına kadar Gül'ün doğum gününü kutladı.
Üç kız saatlerce dans edip eğlendiler.
Ablasının doğum günü sürprizi kızı çok mutlu etmişti. Küçük kız sürekli Nur'a sarılmış, defalarca teşekkür etmişti.
Gül, öz kardeşi olsa anca bu kadar severdi Nur.
Küçük kızı o kadar çok seviyordu ki
Onun mutluluğu için yapamayacağı şey yoktu.
Atlas'ın siniri geçecek gibi değildi.
Atlas, kendi evladının sevgisini bile kazanamamış iken bu kızı etrafındaki herkes seviyor bağrına basıyordu.
Babasının villasından ayrıldıktan sonra
otelindeki suitine gelen Atlas yardım etmek isteyen çalışanları durdurarak kendisi çıkmıştı odasına.
Yerde sürünse kimseden yardım kabul etmezdi adam.
Çünkü gururu buna müsade etmezdi.
Atlas'ın bacaklarında ki ağrı dayanılacak gibi değildi.
Bugün ayakta çok kaldığı için bacaklarını zorlamıştı.
Şimdi ise ağrısı çoğalmıştı.
Odasına zorla girip kendini koltuğa attı.
Bir kaç dakika dinlendikten sonra kalkıp mutfağa geçti.
Bugün doğru dürüst bir şey yememişti ama yine de canı bir şey yemek istemiyordu.
Dolaptan ağrı kesici alıp içti. Sonra da yatak odasına gitti.
Yatağına uzandığında aklındaki tek şey Nur'u nasıl mutsuz edeceğiydi.
Kızın kucağına düştüğünde kızaran yüzü ise sürekli gözünün önündeydi.
Bu kızdan şimdi daha çok nefret ediyordu.
Çünkü düşüncelerini sürekli meşgul etmeye başlamıştı.
Gece gündüz aklında sadece Nur vardı.
Nur, ertesi gün yine Mehmet'ten önce gelmişti işe.
Emlak ofisinin kapısını yine Nur, açmıştı.
Önce çiçekleri suladı. Sonra da çay yapmak için mutfağa geçti.
O sırada ofise gelen Mehmet kızı bir süre sessizce izledi.
Dünkü gördüğü adam neden Nur'u işten çıkartmasını istiyordu.
Bu kızın kimseye bir zararı olamazdı.
Nur, o adamlara ne yapmış olabilirdi de bu kızla uğraşıyorlardı.
Arkasını döndüğünde Mehmet'in geldiğini fark eden Nur, korkuyla sıçramıştı.
"Mehmet, neden sessiz geliyorsun, ödümü kopardın. Çok korkuttun beni" dedi sistemle karışık.
Mehmet, dünkü adamın söylediklerini kıza söyleyip söylememek arasında kararsız kalmıştı.
"Kusura bakma fıstık. Korkacağını düşünemedim. Özür dilerim."
"Önemli değil. Bu arada hoş geldin daha geç gelirsin sanıyordum." dedi Nur. Bu sefer gülümseyerek söylemişti.
"Sen gelince işlerim daha da açıldı fıstık. Bugün erken saatlerde iki tane randevum var.
"Tamam o zaman. Kahvaltı yap önce öyle çık. Aç açına gezme."
"Tamam annecim."
"Ya Mehmet!!!"
Nur, simit, poğaça, peynir, domates dörtlemesine çayında eşlik ettiği kahvaltısını hazırlayıp koydu.
Hızlı bir şekilde yapılan kahvaltıdan sonra Mehmet hemen ilk müşterisi için yola çıktı.
Nur, sofrayı toplayıp kendi masasına geçti ve çalışmaya başladı.
Mehmet'in işyerini daha fazla tanınabilmesi için broşürler hazırlayacaktı.
Daha az para harcayarak reklam yapacaklar daha çok tanınacaklardı.
Ayrıca internetten de tanıtacaktı emlak ofisini.
Enis, sabah erkenden Nur'un iş yerinin önüne gelmişti.
Arabasında oturup beklerken önce Nur, gelmişti iş yerine.
Kız her zaman olduğu gibi işe yine erkenden gelmişti.
Kısa bir süre sonra da patronu olacak adam gelmiş, yarım saat sonra da tekrar ayrılmıştı.
Anlaşılan Nur'u işten çıkarmamıştı bu adam.
Enis, arabasında beklerken çalan telefonuyla yerinden sıçradı.
"Seni!!!" Arayanın Atlas, olduğunu anlamıştı zaten.
Bu saatlerde ancak o manyak arardı.
"Alo "diyerek öfkeli bir sesle açtı telefonu.
Atlas'ın, "Neredesin lan" diye bağırmasına gözlerini devirerek cevap verdi.
"Verdiğiniz görevin başındayım efendim."
"Başlatma lan efendine. Kızı kovmuş mu o lavuk onu söyle."
"Kız hala çalışıyor Atlas Bey.
Yani anlayacağınız adam kızı işten çıkarmamış."
"Öyle mi demek çıkarmamış ha. Yürek mi yemiş lan bu adam?
Ben ona var ya.. neyse. Sen izlemede kal " diyerek telefonu Enis'in yüzüne kapattı.
Nur, her şeyden habersiz bilgisayar da çalışıyordu.
En kısa sürede Mehmet'in Emlak bürosu daha çok tanınacak daha çok müşterisi olacaktı.
Bir saat kadar çalıştıktan sonra, başını kaldırıp camdan dışarı baktı. Dışarda üç tane siyah arabanın büronun önüne park ettiğini gördü.
İçinden çıkan adamlar hızla içeriye daldılar.
Nur, hemen masasından kalkarak adamlara doğru yürüdü.
"Bir şey mi istemiştiniz, size yardımcı olayım" dedi
Adamlar hiç bir şey söylemeden ortalıkta ne varsa kırıp dökmeye başladılar.
Kız o kadar korkmuştu ki adamlardan.
Önce onlardan uzaklaştı ve kendini korumaya çalıştı.
Bir süre adamların kırıp dökmesini izledi korkuyla.
Sonra daha fazla dayanamayan Nur, engel olmak için öne atıldı.
Nur'un onlara engel olmaya çalıştığını gören adamlardan biri onu tutup yere fırlattı.
Canı çok yanan Nur bir daha yerinden kalkmadı ve adamların gitmesini bekledi.
Büroyu harabeye çeviren adamlardan biri Nur'a yaklaştı.
"Eğer burada çalışmaya devam edersen bir daha ki sefere patronunun ölüsünü atarız önüne" dedi.
Adamlar başka bir şey söylemeden geldikleri gibi gittiler.
Etraftan hiç kimse müdahale etmemişti adamlara.
Şehrin göbeğinde güpe gündüz bir iş yerini dağıtmışlardı.
Ne polis gelmişti nede yardıma gelen olmuştu.
Adamlar gittikten sonra düştüğü yerden zorla kalkan Nur,
gözyaşları içinde etrafa baktı. Büronun içi tamamen dağılmış ne kadar eşya varsa kırılıp dökülmüştü.
Nur, düşünce bacağı acıdığı için aksayarak dışarı çıktı.
Büronun dışındaki banka oturup ağlamaya başladı.
Enis, Atlas, telefonu kapattıktan sonra korkuyla beklemeye başlamıştı.
Kafasından yine ne geçiriyordu bu adam?
Bu sefer ne yapacaktı kıza?
Enis, Nur, için çok üzülüyordu.
İki yıldır takip ettiği kızın tek bir yamuğunu bile görmemişti.
Nur, ailesine bağlı mükemmel bir kızdı.
Enis, düşüncelere daldığı sırada gelen üç siyah araba Emlak bürosunun önünde durdu.
Enis, daha ne olduğunu anlayamadan adamlar büroya girdiler.
Dakikalar içinde her şeyi kırıp döktüler.
Hatta bir tanesi Nur'u yere fırlatmış ve sert bir şekilde yere düşmesine sebep olmuştu.
Büronun büyük penceresinden içerde olanlar görülüyordu.
Bir kaç dakika içinde ortalığı kırıp döken adamlar arabalarına atlayıp gitmişlerdi.
Enis, hemen arabadan indi.
Büroya doğru koşarak yaklaşmıştı ki Nur'un dışarı çıktığını gördü.
Kız aksayarak yürüyordu.
Enis, yumruklarını sıktı öfkeden.
Telefonunu çıkarıp kızın perişan halini kaydetmeye başladı.
Bir kaç dakika kaydettikten sonra Atlas'a gönderdi.
Arkasından da, 'Umarım eserinizden mutlu olursunuz Atlas Bey, yazarak gönder tuşuna bastı.
Sonra da tekrar uzaklaşıp kızı izlemeye devam etti.
Kız hala hüngür hüngür ağlıyordu.
Yanına gidip teselli etmeyi çok isterdi.
Üzülme kardeşim, yanında ben varım demek çok isterdi.
Ama ne yazık ki yapamıyordu.
Nur'a teselli veremiyordu.
Atlas Akcan'ı da bir türlü durduramıyordu.
Etkisiz eleman gibi ortalıkta dolanıyordu işte.
Altay, bir an önce gelse iyi olacaktı.
Çünkü Atlas, iyice zıvanadan çıkmak üzereydi.
Atlas, bugün henüz şirkete gitmemişti.
Enis ten Nur hakkında gelecek haberi bekliyordu.
Nur'un çalıştığı yere gönderdiği adamların işlerini doğru dürüst yapıp yapmadıklarını merak ediyordu.
Birkaç dakika daha bekleyip kendi arayacaktı Enis'i.
Ayağa kalkıp koltuk değneklerini eline aldı. Banyoya doğru yürüyordu ki telefonuna mesaj geldiğini duydu.
Arama olmadığını görünce ciddiye almayarak banyoya girdi.
Bir süre sonra işlerini halledip gelen Atlas, telefonu eline aldı.
Arama kaydına girip Enis'in arayıp aramadığına bakacaktı ki az önce gelen mesajın Enis'ten geldiğini görüp hemen açtı.
Gelen videoyu izlemek için tıkladı.
Görüntüde ağlayarak bürodan çıkan Nur, hemşire görülüyordu.
Sanki aksıyordu da bu kız.
Büronun dışındaki banka oturup ağlamaya devam ederken video dondu.
Görüntü orada bitmişti.
Çok üzülmüş ağlamıştı kız.
Atlas'ın kızın bu halinden mutlu olması gerekiyordu ama mutlu değildi.
Telefonun ekranına uzandı Atlas.
Kızın göz yaşını silmek ister gibi. Sonra aklına gelenler görüntülerle ateşe değmiş gibi çekti elini.
Enis, umarım kızın bu halinden mutlusundur yazmıştı.
Mutlu muydu kıza yaşattıkları için? Bas baya mutluydu işte.
Zaten istediği buydu. Kızın hep acı çekmesi.
Enis'i arayıp kızın neden aksadığını sordu.
Enis, sinirle homurdanıp,
"Gönderdiğiniz ayı kız ona karşı gelince yere fırlattı.
Siz nasıl bir insan olduğunuzun farkında mısınız Atlas Bey?
Umarım farkındasındır. Çünkü artık ona fiziksel olarak ta zarar vermeye başladınız."
"Sen benim işime karışma Enis.
Kız demek ki hak etmiş ki adam zarar vermiş."
Atlas, söyleyeceklerini söyledikten sonra.
Enis'in konuşmasını beklemeden telefonu kapattı.
Çünkü araması gereken biri daha vardı.
Oraya gönderdiği adamların başındaki adamı aradı öfkeyle.
Hemen şirkete gelmelerini söyleyip telefonu kapattı.
Sinirden gözü dönmüştü Atlas'ın.
Koltuk değneklerini alıp süitinden çıktı.
Nefret ediyordu Atlas, bu koltuk değneklerinden.
Onun yarım adam olmasına sebep olan eski karısından da nefret ediyordu.
Kaza gecesi Atlas'a ukalalık yapan hemşireden de.
Oğlunun ondan kaçmasından.
Her şeyden nefret ediyordu Atlas.
Şirkete geldiğinde sekreteri Atlas'a içerde onu bekleyen adamlar olduğunu söyledi.
Atlas, odasına girip çalışma masasına geçip oturdu.
Konuşmak istediği adamlardı karşısında duran adamlar.
"Konuş ne oldu orada, işi söylediğim gibi hallettiniz mi?" dedi başlarında ki sorumlu olan adama.
Adam buraya neden çağırdıklarını bile bilmiyordu.
Telefonda her şeyi zaten anlatmıştı.
Boğazını temizledikten sonra Atlas'a cevap verdi.
"Efendim telefonda da söylediğim gibi işi hallettik.
Mehmet, denilen adamın ofisini dağıttık. Ora da genç bir kız vardı sadece.
Bacaksız haline bakmadan bize engel olmaya çalıştı."
"Çok güzel bir kızdı yalnız. Bir içim suydu mübarek" diyerek söze girdi diğer adam.
Atlas'ın adamın söylediklerini duyunca kan beynine çıktı.
Gözü döndü delirdi.
Masanın üstünde duran ellerini yumruk yaptı sinirle.
"Çok güzel bir kızdı öylemi?" diyerek masanın çekmecesini açtı.
Elini uzatıp oradaki silahı aldı.
Silahı adamlara göstermeden konuşmaya devam etti.
"Hem de bir içim su demek"
"Evet patron aynen öyle"
"Başka ne oldu."
"Efendim kız engel olmaya çalıştı. Şükrü'de onu ittirdi.
Ondan sonra kız olduğu yerde kaldı bir şey yapamadı."
"Şükrü ittirdi demek. Şükrü hanginiz?" dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle.
Az önceki kızın güzel olduğunu söyleyen adam.
"Şükrü benim efendim." dedi sırıtarak.
" Öyle mi. Demek Şükrü sensin" dedi Atlas, dişlerinin arasından.
Ondan sonra odanın içinde bir el silah sesi duyuldu.
Silah sesiyle birlikte Şükrü kendini yere atarak sürünmeye başladı.
Atlas, elindeki silahı masaya bırakıp yerinden kalktı. Koltuk değneğini alarak adamın yanına kadar geldi ve adama baktı öfkeyle.
"Dua etki kızın sadece bacağı incinmiş. Başka bir şey olmamış.
Eğer o kıza bir daha dokunursan. Onun canını yakarsan bir daha ki sefere beynine sıkarım.
Size sadece orayı dağıtın dedim.
Birine zarar verin demedim.
Şimdilik sadece orayı dağıtacaktınız.
Ben ne istersem nasıl istersem öyle olacak.
Şimdi götürün şu adamı hastaneye.
Kendi kendini vurduğunu söyleyin."
Masada ki silahı almasını söyledi adama.
"Bu silahta sadece Şükrü'nün parmak izi olacak ona göre.
Benim başım ağrırsa senin de başın ağrır"
Adam "Tamam patron." diyerek yanındaki diğer adamlara Şükrü'yü
almalarını işaret etti.
İki kişi kolundan yaralanan adamı alarak Atlas'ın odasından çıktılar.
Atlas, biraz sakinleştikten sonra Enis'i tekrar aradı.
Enis, bıkkın bir sesle cevap verdi.
"Buyurun Atlas Bey ne istemiştiniz?" dedi.
"Kız ne yapıyor hala orda mı?"
"Evet hala burada ve hala ağlıyor rahatladınız mı?"
"Evet şimdi çok daha rahatım lan. Şimdi çok daha rahatım " diyerek bağırıp telefonu kapattı.
Nur, dakikalarca ağladığı emlak bürosunun önünden ayrılmak üzereyken hızla gelen arabadan Mehmet'in indiğini gördü.
Mehmet, koşarak gelip kıza sarıldı.
Oradan geçerken olaya şahit olan bir arkadaşı aramıştı Mehmet'i.
"İyi misin fıstık bir şey oldu mu sana?" diyerek art arda sorarken bir taraftan da kızı inceliyordu.
"Bir şeyim yok Mehmet. Ben iyiyim.
Sadece senin başını da derde soktum ona üzülüyorum.
Baksana iş yerin ne hale geldi.
Her şeyi dağıttılar kırdılar.
Çok korktum Mehmet. İnan bana çok korktum.
Peşimde kim var bilmiyorum ama ondan kurtulamıyorum ben.
Çalışmaya başladığım her iş yerini bu hale getiriyor."
"Üzülme sen fıstık, ne olacak ki toparlarız. Yeniden düzenler eski haline getiririz üzülme."
"Hayır Mehmet ben artık burada seninle çalışamam.
Sana zarar gelmesine dayanamam.
Kimseye benim yüzümden zarar gelmemeli artık.
Sen bensiz daha iyi olursun lütfen izin ver gideyim.
Baksana bir kaç gün de başına ne işler açtım."
"Saçmalama fıstık seni asla bırakmam.
O adam kimse seni ona karşı savunmasız bırakacağımı zannediyorsan yanılıyorsun."
Mehmet'in söyledikleriyle kız biraz rahatlamıştı.
Beraber büroya girip ortalığı toparlamaya başladılar.
Bilgisayarların işi bitmiş paramparça olmuşlardı.
Mehmet, hemen yeni bilgisayarlar getirmesi için arkadaşını aradı.
Saatlerce süren çalışmadan sonra büro eski haline gelmişti.
Olanları dışarıda arabasından izleyen Enis başını iki tarafa sallarken.
"Ne kadar dayanacaksın Mehmet Bey, Gerçekten çok merak ediyorum." dedi kendi kendine.
Enis, Mehmet ve Nur'un sarılırken çektiği fotoğrafa bakıyordu.
Bir anda ne olduğunu anlayamadan elini gönder tuşuna bastı.
İptal etmek istese de edememişti.
Fotoğraf Atlas'a gitmişti bile.
"Aptal kafam." diye söylenerek arabasını çalıştırıp oradan uzaklaştı.
İşler çığırından çıkmaya başlamıştı.
Bir an önce Altay'ın gelmesi lazımdı.
Atlas, şirkette yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyordu.
Bugün yine sayısız toplantıya girmişti adam.
Babası yurt dışından yeni döndüğü için henüz şirkete gelmiyordu.
Bu yüzden hala bütün işler Atlas'ın sorumluluğundadır.
Atlas, dosyalara dalmış çalışırken telefonuna gelen mesaj bildirimi ile başını dosyadan kaldırdı.
Gelen mesajı açıp baktığında Mehmet ve Nur'un birbirine sarılmış halde olan fotoğrafını gördü.
Bu Mehmet, denilen adam neden Nur'a sürekli sarılıyordu.
Kim oluyordu da sürekli Nur'un etrafındaydı.
Yoksa sevgili mi olmuştu bunlar?
Atlas'ın aklından geçen düşünceler kafasını karıştırıyordu.
Neden umurundaydı onların yaptıkları?
Ne yaparlarsa yapsınlar, onları neden kafasına takıyordu?
Atlas, öfkeden kendi kendine homurdanıyordu.
Sonra kendi kendine konuşmaya devam etti.
"Ne halt yerse yesin bacaksız.
Her gördüğünün kucağına atlayan kızdan her şey beklenir." dedi
Sonra da yavaş yavaş toparlanmaya başladı.
Bugün şirket çıkışı oğlunu görmeye gidecekti villaya.
Oğlu dün uyuduğu için uzun kalmamıştı yanında.
Bugün daha uzun kalıp oğluyla doya doya zaman geçirmek istiyordu.
Çağın, onu görmek istemese de Atlas, onu çok özlüyordu.
Yavaş yavaş işlerini bitirip koltuk değneklerini alarak odasından çıktı.
Herkes şaşkın bir şekilde patronlarına bakıyordu.
Atlas'ın odasından silah sesi gelmişti.
Ama adam hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gidiyordu.
Atlas, hiç bir çalışanın yüzüne bile bakmadan asansöre geldi.
Asansörü çağırıp gelmesini beklerken bir taraftan da annesini aradı.
Oğlunu görmeye villaya geleceğini söyledikten sonra telefonu kapatıp asansöre bindi.
Şirketten çıkıp şoförün getirdiği son model arabasına binen Atlas.
Oğlunu göreceği için heyecanlıydı.
Çağın, bugün babasıyla görüşecek miydi acaba?
Korkuyordu Atlas. Hem de çok korkuyordu.
Hayatta ki tek değer verdiği insan.
Canının parçası her şeyi oğlu. Çağını.
Onun la iki yıldır tek kelime bile etmemişti.
Çağın, dış dünyaya tamamen kapatmıştı kendini. Ne Atlas, ne de başkasıyla konuşmuyordu.
Fiziksel bir sorunu yoktu.
Bunu çok iyi biliyordu genç adam.
Şoförün, "Geldik efendim " demesiyle düşüncelerinden sıyrılan Atlas.
Arabadan inip kapıya doğru ilerledi.
Villanın kapısı geleceğinden haberdar olan yardımcı kadın tarafından açıldı. Atlas, salonda oturan ailesinin yanına geldi.
Annesi oğlunun geldiğini görünce ayağa kalkarak onu karşıladı. "Hoş geldin oğlum" diyerek sarıldı oğluna.
"Karnın aç mı oğlum?
Yemek yemediysen hemen bir şeyler hazırlatayım sana"
"Teşekkür ederim anne. Canım yemek falan istemiyor.
Çağın, odasında mı? Onu görmeye geldim ben."
"Evet Atlas. Oğlun odasında dinleniyor.
Bugün onu parka götürdüm.
Yakınlara yeni bir park açılmış.
Oraya gittik beraber.
Oğlun orayı çok sevdi Atlas.
Saatlerce oynadı, eğlendi.
Parktan gelince yemeğini yedi ve odasına çıktı.
Hemen yanına çık oğlum Çağın daha uyumamışlardı."
Atlas, babasıyla da selamlaştıktan sonra yavaş adımlarla yukarı çıkmaya başladı.
Odanın önüne geldiğinde, bir süre öylece bekledi.
Oğlu tarafından kabul edilmemek adama çok zor geliyordu artık.
Her seferinde aynı şeyleri yaşamak ağır gelmeye başlamıştı.
Ama oğluydu, canıydı Çağın.
Bu dünya da vaz geçemeyeceği tek varlıktı.
Kapıyı tıklattı önce. Sonra da açıp içeri girdi.
Çağın, babasının geldiğini görmüştü.
Ama kalkıp ne sarılmıştı nede yüzüne bakmıştı.
Elinde ki boya kalemleriyle masada oturmuş resim yapıyordu.
Babasının yanına yaklaştığını görünce boya kalemini elinden bıraktı.
Hiç bir tepki vermeden başı önünde beklemeye başladı.
Atlas, yavaş adımlarla oğlunun yakınına kadar geldi.
Koltuk değneğinin bir tanesini bırakıp tek eliyle oğluna arkadan sarıldı.
"Çağın, oğlum benim, seni çok özledim.
Nasılsın iyi misin babacım?" dedi
Çağın, ise dönüp babasının yüzüne yine bakmadı.
Öylece sessiz bir şekilde oturmaya devam etti.
"Lütfen oğlum, konuş benimle artık.
Bak yapayalnız baban.
Senden başka kimsesi yok.
Tutunacak bir dalım yok.
Sende üzgünsün biliyorum.
Sana karşı bir suçum varsa bin kez özür dilerim oğlum.
Beni senden mahrum etme yavrum.
Yeter artık. Lütfen bana kırgınlığın bitsin.
Ben bu ayrılığa dayanamıyorum artık.
Yüzünü dön bana yavrum. Sende sarıl babana. Sarıl da acıları dinsin artık.
Yine eskisi gibi baba oğul olalım."
Çağın, yine hiç bir şey söylemedi.
Hatta bir defa olsun dönüp babasına bakmadı bile.
Sadece yaptığı resme bakıyordu çocuk.
Atlas, oğlunun yaptığı resme çevirdi bakışlarını.
Çağın, salıncakta sallanan küçük bir çocuk resmi yapmıştı.
Çocuk salıncakta yalnızdı. Yanında hiç kimse yoktu.
Atlas, oğlunun bu haliyle bir kez daha yıkıldı.
Oğlu boya kalemlerini alıp resim yapmaya devam etti.
Babası orada yokmuş gibi davranmayı sürdürdü.
Atlas, bu duruma daha fazla dayanamadı.
Oğlunun başını öptü ve hemen odadan çıktı.
Anne ve babasıyla bile konuşacak hali kalmamıştı.
Hemen ailesinin villasından çıkıp kendi oteline geldi.
Önce otelin barına geçip kendini kaybedinceye kadar içti.
Sonra da adamlarının yardımıyla kendi süit odasına gitti.
Adamlar, perişan haldeki Atlas'ı yatağına yatırıp gittiler.
Onun bu haline alışmışlardı artık.
Atlas, kimseden yardım almazdı ama bu kez ayakta bile duramıyordu artık.
Nur ve Mehmet çok yorulmuştu bugün.
Ofisi resmen yeniden dizayn etmişlerdi.
İş çıkışı Mehmet, Nur'u evine yakın bir sokakta bıraktı.
Nur, eve gelir gelmez hemen kendini duşa attı.
Duş alıp rahatlamak biraz kendine gelmek istiyordu.
Oya'da bugün hastanede nöbetçiydi.
Nur'un bu gece ona çok ihtiyacı vardı oysa.
Biriyle dertleşmesi gerekiyordu.
Yoksa düşünmekten çıldıracaktı.
Annesini ve babasını üzmek istemediği için bir şey söylemiyordu kız.
Duştan çıktıktan sonra üstünü giyinip mutfakta yemek hazırlayan annesinin yanına gitti.
Yemekle ilgilenen kadına sıkıca sarıldı. Annesi de kızına sarıldı şefkatle,
"Güzel kızım bugün bacaklarım ağrıdığı için yemek biraz geç kaldı.
Çok acıktıysan atıştırmalık bir şeyler vereyim" dedi.
"Annem ben aç falan değilim.
Hem sen kendini bu kadar yorma.
Ne olursa yeriz ne olacak."
Asude Hanım kızını öperek işine devam etti.
Nur, babasını ve Gül'ü göremeyince annesine sordu.
"Babam ve Gül nerede anne?"
Nur'un sorduğu soruyla başını kızına çeviren Asude Hanım.
"Baban Gül'ü buraya yakın bir yere park açılmış oraya götürdü kızım.
Hava da kararmak üzere zaten, şimdi gelirler."
Daha annesinin sözü bitmeden dış kapı açıldı.
Gül, koşarak mutfağa geldi.
"Ablacım hoş geldin. Seni çok özledim ben" dedi neşeli çıkan sesiyle.
"Öyle mi fındığım? Ne tesadüf bende seni çok özledim"
"Dedem beni parka götürdü.
Bir görsen abla çok güzel eğlendik."
Küçük kızın heyecanla parkta yaptıklarını anlatmasını dinleyen Nur, babasına da gidip sarıldı.
"Nasılsın babacığım, küçük cadım seni yormadı değil mi?"
"Hayır kızım hiç yormadı.
Çok usluydu benim kızım. Beni hiç üzmedi"
Nur, babasıyla konuşmasını bitirip hemen annesine yardım etmeye başladı.
Önce masayı hazırladı. Annesinin yaptığı yemekleri masaya getirip koydu.
Hep birlikte neşe içinde yenen yemekten sonra herkes odasına çekildi.
Nur, arkadaşı Oya ile kısa bir telefon konuşması yaptıktan sonra uykuya daldı.
Aslında Oya ile saatlerce konuşurlardı ama Oya çalıştığı için konuşmayı kısa tutmuşlardı.
Atlas, sabah olduğunda başında şiddetli bir ağrıyla uyandı.
Bir süre yatakta kendine gelmeye çalıştı önce.
Dün gece yaşadıklarını aklına gelince yüzünü buruşturdu.
Kendini tanıyamıyordu artık genç adam.
Ne yapmaya çalıştığını çözemiyordu.
Başkaları için küçücük sayılacak bir tartışma yüzünden genç bir kızın hayatıyla oynuyordu.
Koskoca servetin tek varisi istediği her şeyi anında elde edebilen adam.
Hayatından sayamayacağım kadar çok kadın geçen adam.
Kısacası hayatta sahip olunabilecek her şeye sahip olan bu adam.
Atlas Akcan.
Onun için zerre değeri olmayan bir kıza zarar vermek için kırk takla atıyordu.
Bunu düşmanları duysa her yerleriyle gülerlerdi Atlas'a.
Atlas Akcan, büyük işlerin büyük olayların adamıydı.
Şu yaptıklarına bakınca kendine şaşıyordu.
Atlas, daha fazla düşünmeyi bıraktı ve yataktan kalkıp banyoya gitti.
Banyo da işi bittikten sonra mutfağa geçip bir kaç bardak su içti.
Odaya kahvaltı isteyecekti ama bundan vazgeçti.
Telefonu alıp önce annesini aradı.
Oğlunun nasıl olduğunu sordu.
Annesiyle konuşmasını bitirdikten sonra da Enis'i aradı.
Bir kaç çalıştan sonra Enis telefonu açtı.
" O kızdan bir haber var mı Enis?
O iş yerinde hala çalışıyor mu?
Bir saat içinde öğren ve beni ara" dedikten sonra telefonu Enis'in yüzüne kapattı.
"Emredersin paşam. Başka emrin var mı" dedi Enis sinirle.
Neyse ki Altay iki gün sonra geliyordu.
Kuzeni bu deliyi biraz zapt ederdi belki.
Enis daha fazla zaman kaybetmeden Atlas'ın verdiği emirleri yapmak için Mehmet'in emlak bürosuna doğru sürdü arabasını.
Büronun yakınına gelince arabayı her zamanki yerine durdurup beklemeye başladı.
Bir süre sonra Mehmet ve Nur aynı anda geldi büroya.
Nur'un açtığı kapıdan beraber içeri girdiler.
Onların içeri girmesinden sonra Enis Atlas'ı aradı mecburen.
Nur'un hala orada çalıştığını söyledi hiç istemeyerek.
Atlas, o kadar sinirlenmişti ki Enis'e oradan hemen ayrılmasını söyledi.
Sonra da hemen telefonu kapattı.
Enis, Atlas'ın derdini anlamıştı.
Bu sefer hedef Mehmet'ti.
Enis, Atlas'ın oradan ayrıl sözünü dinlemedi ve beklemeye devam etti.
Nur ve Mehmet işe gelirken yolda karşılaşmış beraber gelmişlerdi.
Büroya girince Mehmet, hemen randevulara bakmaya başladı.
Nur da kahve yapmak için mutfağa geçmişti.
Nur, kahveleri yapmış getiriyordu ki büronun kapısı sertçe açıldı.
Gelen yine aynı adamlardı.
Adamlar girer girmez direk Mehmet'e vurmaya başladılar.
Beş tane adam bir anda Mehmet'in üzerine çullandı.
Mehmet iyi dövüşmesine rağmen adamlara gücü yetmemişti.
Nur, daha fazla dayanamayıp adamlardan birinin üzerine atladı.
Adamın suratını tırmalayarak kan revan içinde bıraktı.
Adam Atlas'tan korktuğu için kıza bir şey yapamıyordu.
Bir süre sonra Mehmet'i bırakan adamlar.
"Bu ikinci uyarı Mehmet efendi.
Bir üçüncüsü olmayacak. Bu kızı ya işten çıkarırsın yada...." dediler ve hemen çıkıp gittiler.
Adamlar gittikten sonra Nur hemen Mehmet'in yanına koştu.
Dudağı patlayan ağzı burnu kan içinde olan Mehmet'i kaldırmaya çalıştı.
Adamı kaldırmaya gücü yetmeyen Nur, yere oturarak ağlamaya başladı. Nur'un sarsılarak ağlamasını Mehmet'in sözleri susturdu.
"Ağlama fıstık bir şeyim yok merak etme" dedi.
"Nasıl bir şeyin yok Mehmet, şu haline baksana.
Hemen polisi arayalım ne olursun.
Ne olursa olsun artık bıktım ben. Benim hayatımın ve yakınım da olan insanların hayatının mahvolduğunu görmekten bıktım anladın mı?
" Hayır polisi falan aramak yok.
Bir şeyim yok fıstık iyiyim ben" diyerek
zorla da olsa ayağa kalktı.
Nur'un yardımıyla gidip koltuğuna oturdu.
Nur, ilk yardım malzemelerini getirip Mehmet'in yaralarını temizledi ve sardı.
İşi bittikten sonra ayağa kalktı.
Kendi masasının üzerinde duran çantasını aldı.
İçinden emlak bürosunun anahtarını çıkardı.
Mehmet'in şaşkın bakışlarıyla arasında anahtarı masaya bıraktı.
"Ne ne yapıyorsun Nur?" dedi Mehmet sesi titreyerek.
"İşten ayrılıyorum Mehmet. Adamların söylediklerini yapıyorum."
"Saçmalama fıstık, seni asla bırakmam ben.
Hiç bir şeyim yok bak iyiyim ben.
O adamlara yenilmeyeceğiz lütfen gitme."
"Bir daha ki sefere senin öldürülmeni seyredemem Mehmet, bunu benden isteme."
"Ne ölümü Nur? Yok öyle bir şey. Adamlar sadece korkutmak istiyorlar.
Seni yıldırmak istiyorlar."
"Korktum ben Mehmet.
Beni korkutmayı başardılar.
Ayrıca pes ediyorum. Teslim oluyorum.
Hemen gideceğim buradan. Sana bir şey olmasına asla izin vermeyeceğim.
Lütfen itiraz etme artık.
Benim kararım kesin. Beni durduramazsın.
Kendine çok dikkat et olur mu?
Sen çok iyi bir arkadaşsın Mehmet hoşçakal."
Nur, Mehmet'in bir şey söylemesine fırsat vermeden ağlayarak çıktı bürodan.
Enis, kızın ağlayarak gittiğini görünce yumruğunu sıktı öfkeyle.
Atlas efendi yine yapmıştı yapacağını.
Kızı ağlatmıştı üzmüştü yine.
Atlas, neden bu kızın üzerine çok gidiyordu?
Neden bu kıza acı vermekten zevk alıyordu.
Enis, emindi aslında, çokta önemli bir şey olmadığına.
Küçücük bir kız ne yapabilirdi Atlas Akcan'a.
"Takıntılı manyak ne kadar sürecek bu eziyet.
Daha ne kadar acı vereceksin bu kıza?" dedi oradan ayrılmadan önce.
Nur'un işten çıkmasıyla Enis’te arabasını çalıştırıp oradan uzaklaştı.
Atlas Akcan, Nur için bir sayfayı daha kapattırmıştı.
Yolda Atlas'ı arayan Enis, kızın işten ayrıldığını söyledi.
Mehmet'in dayak yediği halde kızı bırakmak istemediğini yani işten atmadığını Nur'un işten kendi isteğiyle ayrıldığını söyledi.
Yine aynı şey olmuştu işte.
Bu kızda ne buluyorlar? Bir türlü anlamamıştı Atlas.
Adama dayak artırmasına rağmen.
Kızı yine kovmamıştı.
Kız kimseye zarar gelmesini istemediği için işi bırakmıştı anlaşılan.
Atlas, önce bu duruma sinirlense de sonra önemli olanın sonuç olduğuna karar verdi.
Enis'e tekrar mesaj göndererek kızı izlemeye devam etmesini söyledi.
Gelen mesajı okuyan Enis, "Baş üstüne paşam ne demek, köle yola çıktı bile" diyerek Nur'un ardından sürdü arabasını.
Nur, eve geldiğinde perişan haldeydi.
Oya, kızın ağlayarak geldiğini pencereden görmüş hemen dışarı koşmuştu.
Ağlamaktan harap olmuş kızı anne ve babası görmeden gizlice odasına çıkardı.
Dakikalarca ağlayan Nur biraz sakinleştikten sonra arkadaşı Oya'ya bütün olanları anlattı.
"Bu iki oldu Nur. Bu adam ne istiyor senden? Ayrıca kim bu adam? Yada da adamlar mı desek?"
"Bilmiyorum Oya. İnan ki bilmiyorum.
Zaten dört yıl boyunca hep seninle beraberdik.
Hiç ayrı bir şey yapmadık ki.
Kime ne yapmış olabilirim.
BENİM SUÇUM NE ? Bilmiyorum.
İnan ki bilmiyorum.
Bir süre daha konuşan kızlar annesinin yemeğe çağırması ile aşağı indiler.
Annesi kızının ağladığını anlamıştı ama üstüne varmak istememişti.
İsterse anlatırdı nasıl olsa.
Gül ve Oyanın şaklabanlıkları ile geçen yemek sonrası kızın neşesi biraz yerine gelmişti.
Enis, kızın mahallesinden ayrıldıktan sonra Atlas, gelmişti Nur'un sokağına.
Arabasının içinden oturmuş evi izliyordu yine.
Bu kız kendini mutlu edecek sebepler buluyordu hep.
Paraları pulları lüks evleri yoktu.
Mütevazı bir hayat yaşıyorlardı ama mutlu olmak için bir sebep buluyorlardı işte.
Başını koltuğa yaslayıp Nur'un büyülü sesiyle attığı kahkahalarını dinledi.
Bugün onu çok ağlatmıştı ama, günün sonunda kız yine kahkaha atıyordu.
Bu durumdan nefret ediyordu Atlas.
Kız onu ve defasında alt etmeyi başarıyordu.
Adam zarar verdikçe kız daha çok güçleniyordu.
Atlas, bile son zamanlarda kendini bu sokakta kızı izlerken buluyordu.
Onun ekseninin içinde buluyor kendini.