Nur, sabah yine erkenden kalktı.
Sonra da dışarı çıkmak için hemen hazırlandı.
Gidecek bir işi olmadığı için iş araması gerekiyordu yine.
Bir kaç aydır sürekli yaptığı gibi.
Bu bir kaç ayın içinde iki işe girmişti.
Kim olduğunu bilmediği bir zorba yüzünden iki işinden de ayrılmak zorunda kalmıştı.
Kısa bir kahvaltıdan sonra çantasını telefonunu alıp hemen evden çıktı.
Önce şöyle bir gök yüzüne baktı. Gözünü yakan parlak güneşle gözlerini kırpıştırdı.
Çantasından güneş gözlüğünü çıkardı.
Gözlüğü gözüne takıp yürüyeceği sırada, evlerinin on beş yirmi metre kadar uzağında köşede siyah bir araba dikkatini çekti.
Bu sokakta böyle lüks bir arabanın ne işi olduğunu çok merak etmişti kız.
Mütevazi dar gelirli ailelerin yaşadığı bir yerdi bu sokak.
Kısa bir süre arabaya baktı.
Siyah camından içeride kim ve nasıl biri olduğu görünmüyordu.
Nur, daha fazla burada oyalanamazdı.
Yapacak daha önemli işleri olduğu için hiç beklemeden yoluna devam etti.
Atlas, kolunun direksiyona çarpması yüzünden derin uykusundan uyandı.
Adam o kadar derin uyumuştuk ki ne zamanın nede uyuduğu yerin farkına varamamıştı.
Gözlerini açıp bir süre nerede olduğunu anlamaya çalışan Atlas. Biraz kendini topladığında dün gece Nur'un mahallesine geldiğini hatırladı.
Atlas, dün gece gelmişti kızın sokağına. Dün gece kızın evinden gelen kahkahaları duymuştu ara ara.
Kızın sesi gülüşü insanı dinlendiren bir müzik gibiydi.
Atlas, nefes bile almıyordu sesleri duymak için.
Balkon kapıları açık olduğu için gülme sesleri dışarıdan bile duyuluyordu.
Atlas, bir süre sesleri dinlemişti. Sonra da evine bile gidemeden uyuyup kalmıştı.
Hem de arabanın içinde iki büklüm bir şekilde.
Ağrıyan gözlerini ovuşturup kızın evine baktığında kapının açıldığını gördü.
Daha dikkatli baktığında dışarı çıkanın Nur, olduğunu anladı. "Sabahın köründe dışarıda ne işi var bu kızın?" dedi Atlas öfkeyle.
"Sokakların tehlikelerinden haberi yok mu acaba?"
Düşüncelerinde bile iyice saçmaladığının farkına vardığında.
Kendi kendine söylenmeye devam etti.
"Onun için tek tehlike sensin Atlas.
Ona senden başka zarar veren yok."
O sırada Nur'un arabaya doğru baktığını gördü.
Kızın bakışı Atlas'ın heyecanlanmasına neden olmuştu.
Kızın arabanın içini görmesine imkan yoktu.
Yine de Atlas tedirgin olmuştu.
Bir süre arabaya bakan kız, daha sonra mahallenin çıkışına doğru yürümeye başladı.
Kızın yüzü saçlarının uçuşması yürüyüşünde ki endam muhteşem di.
Kaç metre uzaktan belliydi zarifliği.
Atlas, kızın bir büyücü gibi herkesi etkisi altına nasıl aldığını şimdi daha iyi anlıyordu.
Çünkü kendisi bile sürekli onu düşünüyordu artık.
Atlas, bir daha buraya gelmemeye karar vererek arabasını çalıştırıp mahalleden ayrıldı.
Enis, henüz mahalleye gelmemişti bile. Güya Nur'u takip ediyordu Enis Bey.
Kız evden çıkmış ve büyük ihtimal iş aramaya gidiyordu.
Hiç pes etmiyordu bu kız.
Başına ne gelirse gelsin ertesi gün kendini toparlıyor tekrar yoluna bakıyordu.
Atlas, Enis'i arayıp nerede olduğunu sordu.
Enis, "Emrettiğiniz gibi Nur'un peşindeyim." efendim dedi.
"Bakıyorum da sen bu kızı çok sevdin Enis.
Kırk yıllık arkadaş gibi adıyla hitap ediyorsun."
"Onun adı Nur Atlas Bey. Başka ne dememi istiyorsunuz kıza?"
"Ona değer verdiğini biliyorum Enis, ve bu benim hiç hoşuma gitmiyor."
"Sizin Nur'a yaptıklarınız da benim hoşuma gitmiyor Atlas Bey.
Yine de sizin için çalışıyorum gördüğünüz gibi.
Ha illa işi bırak diyorsanız benim için sorun yok.
Hemen istifa edebilirim."
"Ben işi bırakmandan bahsetmiyorum saçmalayıp durma Enis efendi.
Kızı takip etmesi için başka birini mi görevlendirsem diyorum."
"Siz bilirsiniz Atlas Bey. İsterseniz hemen bırakabilirim Nur'un peşini."
"O da olacak Enis. Yalnız bugün değil.
Kızdan gözünü ayırma sakın.
Her yaptığından haberim olacak."
"Yalnız Atlas Bey, kızı takip edecek adam kırk yaş üstü olsun.
Yoksa Nur'un güzelliğini gören her adam ona hemen aşık olur.
Sizi uyarayım da." dedikten sonra telefonu kapattı.
"Aptalsın sen Atlas Akcan.
Senin savaşın Nur'la değil kendinle aslında.
Nur'u kendine bahane etmişsin.
Onunla derdin ne senin bilmiyorum.
Hem kıza acı çektirmeye çalışıyorsun. Hem kapısında sabahlıyorsun.
İnşallah ona yaptıklarına bir gün pişman olmazsın." diyerek Nur'u takibe devam etti.
Atlas'ın Nur hakkında söyledikleri doğruydu aslında.
Enis, iki yıldır bazen kendi bazen de adamlarıyla da olsa Nur'u takip ediyordu.
Kızla arasında acayip bir bağ olmuştu.
Nur, Enis'i tanımıyordu bile.
Ama Enis, onun hakkında her şeyi biliyordu.
Ona değer veriyordu. Onu seviyordu.
Ama bu sevgi Atlas'ın ima ettiği gibi bir sevgi değildi.
Atlas, Nur'un evinin olduğu sokaktan ayrıldıktan sonra direk şirkete sürdü arabasını.
Acil girmesi gereken toplantı vardı ve Atlas, üzerini bile değiştirememişti.
Yolda giderken otelde ki adamlarını aradı.
Şirkete çok acil takım elbise getirmesini istedi.
Yarım saat sonra da şirketin otoparkına girdi.
Arabasından indiği andan itibaren bacakları ağrımaya başlamıştı. Asansöre kadar koltuk değnekleriyle bile çok zor yürümüştü adam.
Gece arabada ayakları sürekli oturur halde kaldığı için tutulmuştu.
Ne kadar zorlansa da kimseye hissettirmeden asansöre bindi.
Kimsenin kendisine acımasına izin veremezdi genç adam.
Gururu buna müsaade etmezdi.
Odasına geldikten sonra kendini zorla koltuğa attı.
İkili koltuğa bir süre uzanıp bacaklarını dinlendirdi.
Bir süre sonra tıklatılan kapıdan sekreteri girdi.
"Efendim otelden istediğiniz kıyafetler geldi" dedi.
"Oraya bırak" dedi Atlas sert bir şekilde.
Kadın takım elbiseyi bırakıp hızlı adımlarla odadan çıktı.
Sekreteri çıktıktan sonra ayağa kalkıp kıyafetlerini değiştirdi.
Çok yorgun olduğu için de toplantıyı kendi odasında yapmaya karar verdi.
Sekreterini çağırıp, toplantıyı odasında yapacağını ve herkese haber vermesini söyledi.
Nur, sabah evden çıktığından bu tarafa iş arıyordu.
Önce gazetelerde ki ilanları işaretledi. Sonra da işaretlediği adreslere gitmeye başladı.
Genç kız bütün gittiği yerlerden eli boş döndü.
Bugün iş bulamayacaktı anlaşılan. Belki bundan sonra ki günlerde bile bulamayacaktı.
Saat beşe yaklaşırken yorgunluktan bitmiş bir halde yolda gördüğü çocuk parkına girdi.
Parkta oynayan çocukların aileleri için yapılan banka oturdu.
Çocukların neşeli seslerini dinleyip biraz huzur bulmak istiyordu.
Evinin yakınında olduğu için rahat rahat oturabilirdi.
İkindi serinliği olduğu için yavaş yavaş çocuklar çoğalmaya başlamıştı.
Nur'un biraz ötesinde ki bankta sessizce etrafı izleyen bir çocuk dikkatini çekti.
Çocuk kalkıp diğer çocuklarla oynamıyordu nedense.
Yanında ki yaşlı kadına sırtını yaslamış öylece etrafı izliyordu.
Nur, çocuğa bir süre bakıp sonra başını çevirdi ve etrafı izlemeye devam etti.
Çok istemişti Nur, çocuk hemşiresi olmayı.
Atanıp hastanede çocuk servislerinde çalışmayı.
Şimdi geldiği nokta ise çok farklıydı.
Sanki onca yıl okumamıştı.
Herhangi bir mesleği bile yoktu sanki.
Şuan o kadar karamsardı ki kız.
Bütün umutları bir bir tüketiyordu.
Kendi işini yapmak hayal olarak kalacaktı belki de.
Peşinde ki her kim ise ona hiç bir zaman huzur vermeyecekti.
Nur, düşüncelere dalmışken bir kadın çığlığıyla yerinden fırladı.
Etrafına bakıldığında karşısındaki bankta bir kadının ağladığını gördü.
Az önceki çocuğun yanında ki kadındı ağlayan. Kadın hem ağlıyor, hem de bir sağa bir sola koşturuyordu.
Nur, ne olduğunu merak edip hızla kadının yanına gitti.
"Neyiniz var efendim bir şey mi oldu?" dedi ağlayıp duran kadına.
Yaşlı kadın yaşlı gözlerini Nur'a çevirdi.
"Torunum torunum az önce şurada ki salıncaktaydı ama şimdi yok."
Kadının aradığı çocuk Nur'un az önce izlediği küçük çocuktu.
Nurda telaşla etrafa bakmaya başladı.
Yaşlı kadınsa sürekli ağlamaya devam ediyordu.
"Allah’ım ben ne yaparım şimdi, oğluma ne derim?
Keşke buraya getirmeseydim onu.
Nereden bileyim böyle olacağını. "
"Lütfen sakin olun efendim. Buralardadır torununuz.
Bakın parkın etrafı kapalı.
Hem nereye gidecek, üzülmeyin siz."
Kadın biraz sakinleştikten sonra Nur ve parktaki diğer aileler çocuğu aramaya başladı.
Nur, parkın içindeki bütün oyuncakların etrafına ve bakılabilecek her yere baktı.
Çocuk hiç bir yerde yoktu.
Nur, ne yapabileceklerini düşünürken parkın çevresindeki büyük ağaçlar dikkatini çekti.
Bir kaç kişiye diğer ağaçlara gidip bakmalarını söyledikten sonra.
Kendisi de oyun alanından on beş yirmi metre ilerdeki büyük ağaca doğru hızla yürümeye başladı.
Ağacın yanına gelirken bir taraftan da çevresine bakmaya devam ediyordu.
Neredeyse parkın içinde ki herkes çocuğu arıyordu.
Nur, çınar ağacının altına geldiğinde gördüğü manzara karşısında donup kaldı.
Çocuk ağacın gövdesine yaslanmış elindeki yavru kuşu korumaya çalışıyordu.
Çocuğun bu hareketi Nur'u çok şaşırtmış hem de duygulandırmıştı.
Nur, etrafa baktığında bir sürü kedinin dolandığını gördü.
Çocuk kuşu kedilerden koruyordu anlaşılan.
Nur, gülümseyerek baktı çocuğa. Sonra da onu korkutmaya çalışarak yavaş yavaş yanına yaklaşarak,
"Merhaba " dedi.
Çocuk başını kaldırıp Nur'a baktı korkulu gözlerle.
Sonra da avucunun içindeki kuşu korumak için saklamaya devam etti.
Çocuğun bu çabasını gören Nur,
"Korkma benden canım. Ben kuşuna zarar vermem. İstersen bende bu kuşu korumak için sana yardım edebilirim.
Sen kedilerden önce davranmış kuşu kurtarmışsın aferin sana."
Çocuk Nur'un söyledikleriyle biraz rahatlamış gibiydi.
Nur, kuşa bakarak konuşmaya devam etti. "Kuş çok küçük değil mi?
Ne kadar da güzel" dedi çocuğa biraz daha yaklaşarak.
"Bende tutabilir miyim acaba kuşunu?" diyerek çocuğa gülümsedi.
Çocuk önce Nur'un gözlerinin içine baktı.
Sonra da başını olumlu anlamda salladı ve kuşu kıza uzattı.
Nur, kuşu alıp baktığında küçücük bir yavru olduğunu gördü.
Ağacın tepesinde ki bir yuvadan düşmüş olmalıydı.
Kuşu bir süre okşayarak sevdi.
Çocuk kuşu tekrar istediğinde kuşu incitmeden çocuğun avucuna geri bıraktı.
"Fazla sıkma canım olur mu?" dedi.
Çocuk başını salladı tekrar.
Bu durum Nur'un dikkatinden kaçmamıştı.
Çocuk hiç konuşmuyordu sanki.
Ama söylenenleri anlıyordu.
"Senin ailen yok mu, buraya kendi mi geldin?" diye sordu kız.
Çocuk hayır anlamında başını sağa sola salladı.
"Peki yakının nerde, beni onun yanına götürür müsün?"
Çocuk yerden ayağa kalkıp bir eliyle Nur'un elinden tutarak parka doğru yürümeye başladı.
İkisi beraber az önceki ağlayan kadının yanına geldiler.
Ağlamaktan ve korkudan perişan olan kadın torunu görünce bu sefer sevinç gözyaşları döktü.
Torunu kucağına çekerek sıkı sıkı sarıldı.
Dünyalar onun olmuştu. Çok rahatlamıştı kadın. Derin bir nefes aldı. Neredeyse kalp krizi geçirecekti korkudan.
Torunundan sonra da onu bulan Nur'a sarıldı.
"Teşekkür ederim güzel kızım.
Eğer sen olmasaydın onu bulamazdım.
Babasını aramak zorunda kalırdım.
Oğlum çıldırır yeri yerinden oynatırdı.
Bir bilsen bana ne kadar büyük bir iyilik yaptın.
Sana ne kadar teşekkür etsem az yavrum."
Nur, kadına gülümseyerek.
"Önemli değil efendim kim olsa aynı şeyi yapardı."
Kadına çocuğu teslim eden Nur, veda edip gideceği sırada.
Çocuğun elini tutmasıyla birden afalladı.
Çocuk başına sağa sola sallayarak Nur'un gitmesini istemediğini söylemeye çalışıyordu.
Kadın torununun kızın elinden sıkıca tuttuğunu görünce Nur'a,
"Biraz oturalım mı kızım?" dedi Nur'a bakarak.
"Torunum seni çok sevdi galiba ayrılmak istemiyor senden.
İlk defa birine böyle yakınlık gösteriyor kızım."
Nur, çocuğa baktı önce ve sonra da kadının teklifini kabul etti.
Kadın ve çocukla beraber parkın yakınındaki kafeteryaya girdiler.
Cam kenarında bir masaya oturduktan sonra birer kahve söylediler.
Kadın Nur'a bakarak konuşmaya başladı.
"Kızım, benim adım Dilek.
Bu yakışıklıda benim torunum Çağın" dedi
"Benim adım da Nur, tanıştığımıza memnun oldum efendim"
Affedersin kızım, merakımı mazur gör.
Sen ne iş yapıyorsun, yani çalışıyor musun?"
"Hayır, efendim şu an çalışmıyorum."
"Peki, daha önce çalışıyor muydun?"
"Efendim ben hemşirelik mezunuyum.
İnşallah atanırsam kendi mesleğimi yapmayı istiyorum.
Ama atanıncaya kadar çalışmak için iş bakıyorum kendime."
"Peki iş buldun mu kızım?"
"Aslında iki tane iş buldum efendim. Ama bazı aksilikler oldu.
İşten ayrılmak zorunda kaldım."
Bu arada Çağın, hala Nur'un elini bırakmamıştı.
Diğer elinde ki kuşu ise masaya peçetenin üzerine bırakmıştı.
Kuş küçük ve güçsüz olduğu için çok fazla hareket edemiyordu.
Nur, "Artık ben gitsem efendim, ailem merak eder" diyerek hareketlendiğinde Çağın başını iki tarafa sallayıp kızın elini bu sefer iki eliyle sıkıca tutmuştu.
"Şey kızım biraz daha oturalım ben seni bizim şoförle bıraktırırım evine merak etme.
Ben sana bir teklifte bulunmak istiyorum."
Çağın'ın yüzüne bakan Nur, her an ağlayacakmış gibi duran çocuğa kıyamadı ve yerine tekrar oturdu.
Dilek Hanım, Nur'un ne tepki vereceğini bilmese de torunu için şansını deneyecekti.
Çünkü torunu şaşılacak derecede Nur'u çok sevmişti.
Kızım eğer başka iş bulamadınsa bizim evde çalışmak ister misin?
"Sizin evde mi, sizin evde ne iş yapacağım Dilek Hanım?"
"Torunumla yani Çağın ile ilgilenir misin Nur?
Torunum seni çok sevdi. Malum ben de yaşlandım artık.
Onunla istediğim gibi ilgilenemiyorum.
Evde torunumun her işini yapan yardımcılarımız var, sakın yanlış anlama.
Ben torunumu mutlu edecek onu eğlendirerek onunla iletişim kuracak birini istiyorum.
Biraz daha Nur'a yaklaşıp.
Torunum konuşamıyor daha doğrusu konuşmuyor. Doktorlar psikolojik diyor.
Fiziksel hiç bir sorunu yokmuş."
"Ama efendim ben onunla nasıl bir iletişim kurabilirim ki?" dedi sessiz bir şekilde.
"Kurdun bile kızım. Ona bir baksana.
Elini hiç bırakmıyor. Gideceksin diyerek korkuyor yavrum.
Birini sevmek, iletişim kurmak için en iyi başlangıçtır kızım. Çağın seni çok sevdi sanırım."
"İnanın bilmiyorum. Düşünmeme izin verin lütfen"
"Kızım lütfen iyi düşün para sorun değil istediğin ücreti veririm."
"Konu para değil efendim. Konu benim yeterli olup olmamam.
Ben hayatımda hiç çocukla ilgilenmedim. Çocuklarla nasıl ilgilenilir bilmiyorum."
"Bak kızım evde bende olacağım zaten.
Sen gençsin Çağın'a rahat ayak uydurursun."
"Peki annesi babası ne diyecek?
Onlar bakıcı isteyecekler mi?"
Kadın kuşla oyuna dalan torununa bakıp yalnızca Nur'un duyabileceği bir şekilde.
"Annesi ve babası boşandı neredeyse iki yıl oldu.
Annesi yurt dışında şimdi.
Orada başka bir adamla evlenmek üzereymiş.
Babası ise bizimle yaşamıyor.
Çağın, babasıyla hiç iletişim kurmuyor. Onu görmek bile istemiyor.
Çağın, tek benimle ve dedesiyle olduğu zaman yüzü gülüyor.
İki yıldır ilk defa seni sevdi.
Bende bu fırsat kaçırmak istemiyorum.
Belki senin sayende babasıyla da araları düzelir bellimi olur."
"Dediğim gibi efendim düşünmem lazım."
"Yarına kadar düşün kızım.
Telefon numaramı bu kağıda yazıyorum.
Yarın saat bir de seni bekliyorum.
Mutlaka gel, olur mu kızım? Lütfen gel ."
Nur, başını çevirip Çağın'a baktı.
Onun masada duran kuşla ilgilendiğini gördü.
Ona farkettirmeden masadan hemen kalktı.
Dilek Hanım'a el sallayıp kafeteryadan çıktı.
Eve biraz geç kalmıştı kız. Annesi merak edebilirdi.
Onun için hızla evine doğru yürüdü.
Eve geldiğinde Oya ve annesini mutfakta buldu.
"Merhaba ben geldim" diyerek hemen mutfağa daldı.
"Hoş geldin kızım." dedi annesi.
Nur, önce annesine sonra da Oya'ya sarıldı.
Oya, yardıma çağırınca hemen odasına gitti. Üzerini değiştirip mutfağa geri geldi.
Hep beraber hızlı bir şekilde yemeği hazırlayıp sofrayı kurdular.
Yemeklerini yedikten sonra, Nur ve Oya Nur'un odasına gittiler.
Nur, bugün olanları Oya'ya anlattı uzun uzun.
Oya, Nur'un Dilek Hanım'ın evinde çalışmasının taraftarıydı.
Çünkü peşinde ki adam kimse bir çocuğa ve yaşlı bir kadına zarar vermezdi herhalde.
Nur, yine de çok korkuyordu. Adamların Mehmet'i ne hale getirdiklerini görmüştü.
O yaşlı kadın ve çocuğa da zarar gelirse bu sefer Nur, asla toparlanamazdı.
İki kız geç saate kadar konuştuktan sonra bir karara varmadan uyudular.
Oya, sabah erkenden kalkıp işine gitti.
Nur'da hemen arkadaşının ardından evden çıktı.
Yine her yer de iş aramaya başladı.
Sabah kalktığında kendi kendine karar vermişti kız.
Bugün öğleye kadar iş arayacaktı. Eğer bulamazsa Dilek Hanım'ın teklifini kabul edecekti.
Bir kaç restorana girip çıktı. Temizlik için eleman arıyorlardı.
Ama geç kalmıştı. İşler çoktan başkasına verilmişti.
Nur "şansıma tüküreyim" diyerek devam etti iş aramaya.
Saat biri geçmişti çok tan ve Nur, hala iş aramaya devam ediyordu.
Yorgunluktan bitmişti yine.
Ayakları bile isyan ediyordu artık.
Bir yere girip hem karnını doyurmak hem de dinlenmek istiyordu.
Etrafına baktı göz ucuyla. Karnını doyurabileceği bir yer aradı gözleri.
Yolunun üzerinde köfte ekmek satan bir mekan dikkatini çekti.
Daha fazla beklemeden mekana girdi.
Karnı açlıktan gurulduyordu artık.
Yarım köfte ve ayran söyleyip bir masaya oturdu.
Yemeği gelinceye kadar telefonunu çıkarıp sosyal medya hesaplarına göz atmaya başladı.
Daha sonra cüzdanını çıkardı ve yeterli para olup olmadığına baktı.
O sırada Dilek hanımın verdiği telefon numarası ve adresin yazılı olduğu kağıt yere düştü.
Nur, düşen kağıdı yerden alıp uzun süre baktı.
Kadının evine gidip gitmeyeceğine bir türlü karar veremiyordu.
Nur, kara kara düşünürken siparişi geldi oturduğu masaya.
Nur, gelen köfte ekmekten hemen bir ısırık aldı. Tadı muhteşemdi ve Nur bu tada bayılmıştı.
Bundan sonra buraya sık sık geleceğini hemen aklına not etti.
Bu arada da hem karnını doğurup hem de düşünüp ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu.
Sonra Çağın'ın bakışı geldi gözünün önüne.
Nur, gidecek diye nasılda korkmuştu çocuk.
Sıkı sıkı tutmuştu kızın elini.
Dilek Hanım'ın sözlerini düşündü daha sonra.
Torununun iki yıldır ilk defa birini sevdiğini söylemişti kadın.
Neden öyle demişti acaba?
Bu durumu çok merak etmişti kız.
Nur, karnını doğurup dışarı çıktığında kararını vermişti.
Dilek Hanım'ın istediğini yapacaktı.
Her gün evlerine giderek torunuyla ilgilenmeye çalışacaktı.
Adrese baktığında şu an bulunduğu yerden çokta uzak olmadığını gördü.
Biraz uzun yürüyecekti ama olsundu.
Taksiye binip para harcamak istemiyordu.
Dilek Hanım, ise dünden beri ona küsmüş olan torununu ikna etmeye çalışıyordu.
Nur'un ayrılışını başlarda fark edemeyen Çağın, sonradan fark etmiş ve çok ağlamıştı.
Çağın, babaannesi ve dedesinin gece yüzlerine bile bakmamıştı.
Sabah ta inat edip kahvaltısını yapmamıştı.
Dilek Hanım, torununa nasıl davranacağını şaşırmıştı artık.
Çocuk gitgide kendini dış dünyaya kapatıyordu.
Sabah kalktığından bu tarafa bir şey yemiyor oyun bile oynamıyordu.
Aytaç Bey ve Dilek Hanım'ı çocuğun yüzünün bir türlü gülmemesi çok üzüyordu
Dilek Hanım, eğer Nur, gelmez ise yurt dışında olan kızını çağıracaktı buraya.
Çağın'ın yüzünü bir az da olsa halası güldürebiliyordu.
Aytaç Bey ve kızının arası açıktı yıllardır.
Kızı Ayça, babasının Atlas, merakı yüzünden iki yıldır ülkeye bile gelmiyordu.
Aytaç Bey'in kızını hiçe sayarak sadece Atlas'ı düşünmesine hep onunla ilgilenmesine çok üzülmüştü yıllarca.
Ayça, şirkette ağabeyiyle çalışmak çok istemişti ama ne babası ne de Atlas, buna sıcak bakmamıştı.
Sırf babasından ve ağabeyinden değer görmek şirkette onların yanında çalışmak için eğitim almıştı kız.
Ama ne yaptıysa olmamıştı. Babası Ayça'yı bir kez olsun görmemişti.
Varsa yoksa Atlas'tı babası için.
Kız ağabeyi ve babasının onu görmezden gelmesine daha fazla katlanamayıp İngiltere'ye gitmişti. Orada ikinci üniversitesini okumaya başlamıştı.
Aytaç Bey, evde kızının adını bile anmıyordu.
Aslında kızını o da çok özlüyordu.
Ama gururundan kızına gel bile diyemiyordu.
Dilek Hanım, düşüncelerin içinde kaybolmuştu.
Bir taraftan da torununu odasından nasıl çıkaracağını düşünüyordu.
Çocuk şimdi de odasına girmiş bir türlü çıkmıyordu.
Onlar da karı koca endişeli bir şekilde otururlarken birden bire kapı çalmaya başladı.
Yardımcı kadının koşarak açtığı kapıdan gelen kişi Dilek Hanım'a büyük sevinç yaşattı.
O da hızlı adımlarla gitti ve kıza sarıldı.
"Ah kızım seni Allah gönderdi" dedi gülerek.
Kız da aynı şekilde gülümseyerek Dilek Hanım'ın sarılmasına karşılık verdi.
"Çağın dünden beri sürekli ağladı. Ayrıca da yemek bile yemedi.
İnan bizi de çok üzdü.
İyi ki geldin kızım. Çok sevindim geldiğine"
"Çok teşekkür ederim Dilek Hanım.
Ben çok kararsız kaldım inanın.
Ama en sonunda her şeyi göze alıp geldim."
"Geldin ya önemli olan bu kızım.
Seni hemen sıkmak istemem ama Çağın, çok üzgün.
Kahvaltı bile yapmadı saat kaç oldu.
Şimdi odasın da onunla ilgilenir misin?"
"Tabi ki efendim ne demek.
Zaten benim işim Çağın'la ilgilenmek.
Onun için geldim buraya"
Dilek Hanım, hemen Nur'u Çağın'ın odasına götürdü.
Nur, kapıyı tıklatıp yavaşça başını içeri uzattı.
Çağın, yatağının üzerinde üzgün bir şekilde oturuyordu.
Nur, "Gelebilir miyim Çağın?" dedi. Çocuğa gülümseyerek.
Çağın, başını kaldırıp kapıya baktı.
Kapıda Nur'un gülen yüzünü görünce olumlu anlamda başını salladı.
Dilek Hanım ve Nur, beraber içeri girdiler.
"Çağın bak Nur, geldi oğlum" dedi Dilek Hanım.
Çağın, yataktan atlayıp sevinçle koşup Nur'un kucağına atladı.
Kızda sevgiyle sarıldı çocuğa. Saçlarını okşayıp yanaklarını öptü.
"Sen beni mi özledin canım içi" dedi gülerek.
Çağın, hızlıca başını salladı.
Nur'un elinden tutarak oyuncaklarının yanına götürdü heyecanla.
Dilek Hanım'da peşlerinden gitti.
Nur ve Çağın, oyuncakların yanına yere oturdular.
Dilek Hanım, oyuncakların içine baktığında yurt dışından döndükleri gün babasının getirdiği helikopteri gördü.
Çağın oyuncağı kutusundan bile çıkarmamıştı henüz.
Atlas, bu duruma çok üzülecekti.
Oğlunun oyuncağı kabul etmemesi Atlas'ı yıkacaktı.
Çocuk helikopteri çok istemesine rağmen, babası aldı diye açmamıştı bile.
Dilek Hanım, Nur ve Çağın'a baktığında onların oyuna daldığını gördü.
İkisini rahatsız etmemek için sessizce odadan çıktı.
Keyifle bir şekilde kocasının yanına gitti.
"Oh çok şükür hayatım sonunda sana bahsettiğim kız geldi.
Bir görsen torunumuz nasıl da mutlu.
Kıza bir sarılması vardı.
Neredeyse muslukları açacaktım bende.
Son anda toparlandım kendimi."
"Çok sevindim sultanım.
Çok üzülüyordun dünden beri."
Nur ve Çağın, bir saattir oynuyorlardı.
Çağın, çok acıkmıştı ama oyundan bir türlü ayrılamıyordu.
Çağın'ın karnının guruldama sesini duyan Nur,
Ona nasıl yemek yedireceğini düşünmeye başladı.
Sonra aklına gelen fikirle karnını tutup kıvranmaya başladı.
Onun kıvrandığını gören Çağın.
Soran gözlerle Nur'a baktı.
"Dünden beri yemek yemedim Çağın. Ben çok açım" dedi.
Çağın da gülerek karnını gösterdi.
"Sende mi açsın" diye sordu Nur.
Çağın, başını salladı utanarak.
"Hadi aşağı inip mutfakta neler var bakalım olur mu?"
Nur'un teklifini kabul eden Çağın, kızın elinden tutarak yerden kaldırdı.
"Sen ne centilmen çocuksun öyle" dedi Nur. Çağın'ın yanağını öperek.
İkisi beraber hemen aşağı indiler.
Nur, Çağın'a mutfağın yerini sordu.
Çağın, da çok bilmiş bir tavırlarla Nur'u mutfağa götürdü.
Mutfağa geldiklerinde yardımcı kadının akşam yemeğini hazırladığını gördüler.
Nur, kadından atıştırmalık bir şeyler istedi.
Kadın ise mutfak masasını Nur ve Çağın için donattı.
İkisi beraber hemen masaya oturdular.
Nur, Çağın'ın yemesini bekliyordu.
Çağın'sa Nur'un yemesini.
Öyle birbirlerine bakarken kahkahalarla gülmeye başladılar.
Onların sesine Dilek Hanım, geldi.
Mutfağa gireceği sırada masada hem bir şeyler yiyip hem gülen torununu görünce çok mutlu oldu.
Onları rahatsız etmemek için hemen geri dönüp mutfaktan çıktı.
Nur ve Çağın, neredeyse bir saate yakın mutfakta kaldılar.
Çağın, konuşmasa da Nur'un sorduklarına başıyla cevap veriyordu.
Çocuğun yüzü sürekli gülüyordu artık.
Bu durum Nur'u çok mutlu etmişti.
Çağın'ın gülümsemesi huzur vermişti kıza.
Gül'ü de mutlu etmeye çok çabalardı evde olduğu zamanlarda.
Belki ilerde Gül ve Çağın'ı tanıştırırdı.
Gül'ün neşesi Çağın'a iyi gelirdi belki.
Nur, düşüncelere dalmışken.
Çağın'ın dürtmesiyle ona baktı.
Artık doyduğunu anlatmaya çalışan Çağın.
Tekrar odasına çıkmak ve oynamak istiyordu.
İkisi de el ele Çağın'ın odasına çıktılar tekrar.
Oyuna dalınca da vaktin nasıl geçtiğini anlayamamışlardı bile.
Nur'un gitme zamanı yaklaşıyordu artık.
Çağın'ın giderken ne tepki vereceğini kestiremiyordu.
Saat beşi geçtiği zaman Dilek Hanım, Çağın'ın odasına geldi.
Nur'a saati işaret etti.
Nur'da Çağın'ı gösterdi Dilek Hanım'a.
Ne yapacağını sorar bir şekilde.
Dilek Hanım, torununa yaklaşarak.
"Oğlum Nur Ablanın gitme zamanı geldi.
Evden onu merak ederler.
Şimdi gitsin yarın sabah tekrar gelecek" dedi.
Çağın, hızla ayağa kalkarak başını sağa sola sallamaya ve ağlamaya başladı.
Hem Dilek Hanım, hem de Nur, ne yapacaklarını şaşırdılar.
Çağın, Nur'un elini sıkı sıkıya tutmuş bırakmıyordu.
Nur, Çağın'ın önüne dizini kırarak çöktü.
"Çağın, bana inanıyorsun değil mi?" diye sordu çocuğa.
Çağın, Nur'un sorusuna olumlu anlamda başını salladı.
"Ben şimdi evime gideyim.
Yarın sabah erkenden geleceğim buraya.
Sana söz veriyorum. Anlaştık mı canım?"
Çağın, babaannesine bakınca onunda başını salladığını gördü.
Biraz tereddüt etse de elini Nur'dan çekti.
Nur, Çağın'ın yanağına bir öpücük bırakıp odadan çıktı.
Dilek Hanım da Nur'un peşinden çıktı.
"Yarın seni mutlaka bekliyoruz kızım" dedi.
Nur, Dilek Hanım'a "Tamam efendim" diyerek villadan ayrıldı.
Dilek Hanım'ın çok zengin olduğu belliydi.
Resmen evin her köşesinden zenginlik akıyordu.
Bu durum Nur'u biraz tedirgin etse de
Dilek Hanım ve Çağın'ı çok sevmişti.
Bu işten de ayrılmak zorunda kalmayı hiç istemiyordu.
Atlas, şirkette çalışma masasına oturmuş yeni yapacağı anlaşmaların dosyalarını inceliyordu.
Aklını tam olarak işine veremiyordu adam.
Sabah Enis'in söyledikleri Atlas'ı çok sinirlendirmişti.
Nur'un peşine takacağı adamın genç olmamasını söylemişti Enis.
Sanki Nur'u izleyecek adam kıza yan gözle bakabilecekti.
Alnından vururdu Atlas, ona bakan adamı. Hele Nur'a bakmayı denesin.
Enis de Nur'u sahipleniyordu sanki.
Ona göre kız çok güzelmiş güya.
Enis'e zevksiz diyecekti ama Enis, hiçbir zaman zevksiz bir adam olmamıştı.
Enis'in bir gün bile güzel olmayan bir kadınla çıktığını görmemişti.
Her zaman en güzel kadınlar Enis'e pervaneydi.
Tabi Atlas'tan sonra. Atlas, Altay ve Enis, çok güzel zamanlar geçirmişlerdi bir zamanlar.
Öğrencilik yılları geldi aklına Atlas'ın.
Atlas'ın arkadaşları hep zengin çocuklarıydı.
Enis'te Altay'ın en iyi arkadaşıydı.
Atlas, başlarda Enis'i kabul etmek istemese de sonra en güvendiği adamı olmuştu.
Belki de en iyi arkadaşı.
Çünkü Atlas'a Enis'in söylediklerini başka biri söylese dünyayı ona dar ederdi.
Tıpkı Nur'a yaptığı gibi.
O kız şimdi Atlas'a söylediği ukalaca sözlerin bedelini ödüyordu.
Bu dünyada para kimdeyse gücün onda olduğunu öğrenecekti o bacaksız hemşire.
Atlas, işini bitirip kaldığı oteline gitmek için şirketten çıktı.
Artık koltuk değnekleriyle daha rahat yürümeye başlamıştı.
Doktorunun söylediği gibi gün geçtikçe bacağı daha iyi oluyordu.
Atlas, önce annesini aradı.
Oğlunun bugün çok güzel bir gün geçirdiğini ve yüzünün hep güldüğünü öğrendi annesinden.
Bunun nedenini sorduğunda ise. İşe yeni alınan bakıcıyı çok sevdiğini söyledi annesi.
Çağın, ilk defa birini seviyordu.
Atlas'ın bile iki yıldır yüzüne bakmayan oğlu nasıl olup ta bir yabancıyı sevmişti.
Bakıcının kim olduğu güvenilir olup olmadığını sordu annesine.
Annesi "Gayette, güvenilir. Sen hiç merak etme" demiş başka da bir açıklama yapmadan telefonu kapatmıştı.
Atlas, ise fazla irdelememişti.
Nasıl olsa evde çok insan vardı. Oğluna kimse zarar veremezdi.
Atlas, otelinde ki odasına gelip kendini hemen duşa attı.
Bir kaç gündür çok yoruluyordu genç adam.
Bir taraftan da Nur, aklını kurcalıyordu.
Duş yaparken bile aklında o kız vardı.
Ne yapmıştı acaba? Yeni bir iş bulabilmiş miydi?
Atlas, hızlıca duş alıp çıktı banyo dan.
Havlusunu beline sarıp yatak odasına geldi.
Üzerine rahat bir şeyler giydikten sonra telefonunu eline aldı.
Saat biraz geç olmuştu ama bu Atlas, için sorun değildi.
Enis'i yedi yirmi dört arayabilirdi nasıl olsa.
Telefonunda Enis'in numarasını bulup hemen tuşladı.
Enis, bugün bir ara telefona dalınca Nur'u kaybetmişti.
Sonra da etrafı çok aramıştı ama Nur'u bir türlü bulamamıştı.
Atlas'a ne cevap vereceğini düşünürken çalan telefonla yerinden sıçradı.
Arayana bakınca gözlerini devirdi.
"Hah işte iti an çomağı hazırla diye boşuna dememişler" dedi sinirle.
"Alo buyrun Atlas Bey" dedi bıkkın bir sesle.
Atlas'ta aynı umursamazlıkla sordu soracağını.
" Nur, ne yaptı bugün, iş bulabildi mi?"
dedi.
"Bilmiyorum Atlas Bey. Ben Nur'u öğle saatinde gözden kaybettim."
"Nasıl kaybettin onu? Kız ortadan kaybolurken sen ne yapıyordun Enis?
Sorması ayıp olmazsa"
"Bir ara telefona dalmışım Atlas Bey. Kız yemek yiyordu.
Ne olduğunu anlayamadan bir de baktım ortadan kaybolmuş.
Onu bulamayınca evinin yanında beklemeye karar verdim.
Kız altıya doğru eve geldi.
Şimdi de evinde patron"
"Bir daha aynı şey olursa Enis.
Seni bacaklarından boğaz köprüsünden sallandırırım ona göre.
Yarın o kızın ne haltlar karıştırdığını öğreneceksin bana."
"Peki patron. Başka emriniz var mı?" dedi Enis.
Daha fazla Atlas'ı sinirlendirmek istemiyordu.
Yarın nasılsa Altay, geliyordu.
Atlas, telefonu kapatınca hemen yatağına uzandı.
Gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı.
Uyumak için zorlansa da yorgunluğa daha fazla dayanamadı.
Nur, eve geldiğinde anne ve babasını yine mutfakta buldu.
Gül'de yanlarında onları seyrediyor hem de bebeğiyle oynuyordu.
Nur, onları mutfakta bırakıp odasına gitti. Hemen üzerini değiştirip tekrar geldi.
Sonra da annesine yardım ederek yemeği hazırladılar.
Anne ve babasına girip çıktığı işlerden bahsetmiyordu Nur.
Onların üzülmesini istemiyordu.
Onlarda belki hissediyordu ama kızlarına bir şey sormuyorlardı.
Yemeklerini yedikten sonra Gül, hemen uyudu.
Nur'da mutfaktaki işleri hallettikten sonra oda yatmaya gitti
Oya, nöbetçi olduğu için bu gece yoktu evde.
Nur, telefonla arayıp Oya'ya da söyledi
işe başladığını.
Oya, arkadaşı adına çok sevinmişti.
"Nihayet şansın dönüyor arkadaşım" dedi.
"Hadi inşallah Oya. Yeni işimi çok sevdim.
Çağın, çok tatlı bir çocuk biliyor musun? Beni de çok seviyor."
"Çok sevindim arkadaşım hadi telefonunu kapat yat artık yarın işe gideceksin."
Nur, Oya'yla vedalaşıp telefonu kapattı.
Kapatır kapatmaz da tekrar çalan telefonuna baktı.
İki gündür sürekli arayan Mehmet tekrar arıyordu.
Nur, iki gündür cevap vermiyordu Mehmet'e.
Onu daha fazla üzmemek için telefonu açmaya karar verdi.
"Alo Mehmet nasılsın" dedi.
"Çok şükür Nur. Neden cevap vermiyorsun iki gündür meraktan çatladım"
"Özür dilerim Mehmet, sana bir zarar gelmemesi için senden uzak duruyorum işte."
En azından telefonlarıma cevap ver fıstık.
Beni merakta bırakma.
Seni benim kuzen de merak etmiş.
Ona evinizin adresini verdim.
Seni görmeye gelecekmiş"
"Çok sevinirim Mehmet. Bende çok özledim Aylin'i.
Onun sayesinde seninle tanıştım.
Benim yüzümden başına çok dertler açıldı. Yine de senin gibi bir dostum olduğu için çok mutluyum"
Mehmet, Nur'un dostum lafına bozulsa da belli etmedi.
Nur, ona farklı gözle bakmayacaktı.
Bunu anlamıştı Mehmet.
Bundan sonra Nur'da Mehmet'in dostuydu.