Sabah erken saatlerde Enis, yine iş başındaydı.
Nur'un evinin yakınlarında kızın evden çıkmasını bekliyordu.
Bugün de kızı gözünden kaçırırsa işi çok zordu.
Atlas'ın hışmından bu sefer kurtulamazdı genç adam.
Atlas Akcan'ın gözü dönmüştü artık.
Nur'u kafaya iyice takmıştı.
Enis, duyduğu çocuk sesiyle başını kaldırıp karşısında ki eve baktı.
Nur'un yanında ki küçük kızla beraber evden çıktığını gördü.
Gül'ün öpücükleri ve neşeli gülüşleriyle evden çıkan Nur, Gül'e el sallayarak evden ayrıldı.
Mahalleden çıktıktan sonra ana yolu geçip karşı kaldırıma çıktı.
Nur, hızlı adımlarla yürümeye devam etti bir süre.
Sonra da ilk günden işe geç kalmamak için taksiye binmeye karar verdi.
Yanından geçen boş bir taksiye el kaldırdı.
Hemen yanında duran taksiye binip adresi söyledi.
Taksi yola devam ederken oda
Çağın'la beraber bugün neler yapabileceklerini düşünüyordu.
Kafasında kurduğu planla geçti takside ki zamanı.
Yirmi dakika yolculuktan sonra da Çağın'ın evine daha doğrusu villasına geldi.
Taksinin parasını ödeyip villanı büyük kapısından girdi.
Kapıyı çaldığında hiç beklemediği biri açmıştı kapıyı.
Çağın, sabah erkenden kalkmış Nur, için süslenmiş hazırlanmıştı.
Kahvaltısını Nur'la yapmak istediği için sofraya oturup kahvaltı bile yapmamıştı.
Salonda oturmuş beklerken çalan kapıyla yerinden fırlamıştı.
Hemen koşup kapıya gitmişti.
Kapıyı açtıktan sonra Nur'un kucağına atlamıştı.
Aniden gelen sarılmayla afallayan kız dengesini zor sağladı.
Nur'a sıkıca sarılıp yanağını öpücüklere boğan Çağın, sonra da kızın elinden tutup içeriye sürükledi.
İçeriye girdikten sonra da zaten hazır olan kahvaltı masasına doğru yürümeye devam etti.
Nur, Dilek Hanım'a mahcup bir şekilde baktı.
Dilek Hanım, gülümseyerek kıza oturacağı yeri gösterdi.
"Kızım bizde seni bekliyorduk.
Çağın, sen olmayınca sofraya bile oturmadı.
Kahvaltısını seninle yapmak istiyormuş" dedi.
"Öyle mi Çağın, ne tesadüf benim de karnım çok açtı.
Hadi beraber yapalım kahvaltımızı"
Çağın, Nur'a gülümseyerek neşe içinde oturdu sofraya.
Hep beraber yapılan kahvaltıdan sonra
Çağın ve Nur, oynamak için Çağın'ın odasına gittiler.
Enis, ise şaşkınlıktan ağzı açık bir şekilde villaya bakıyordu.
Nur'u takip ederek geldiği yer daha doğrusu Nur'un geldiği yer Atlas'ın ailesinin villasıydı.
Nur, villaya girmiş bir daha da çıkmamıştı.
Ne işi vardı bu kızın burada?
Hem de onu bir kaşık suda boğacak adamın ailesinin evinde.
Enis, arabasında bir süre daha oturdu.
Nur'un, saatlerdir içerden çıkmaması üzerinde arabadan inip villaya girdi.
İki yıldır Nur'u takip ediyor yada Başka bir adamına veriyordu bu görevi.
Hiç Nur'a kendini göstermemişti.
Olaylar öyle bir gelişiyordu ki hızına Enis, bile yetişemiyordu artık.
Hızla villanın bahçe kapısından girdi.
Kapıyı çaldığında meraktan içi içini yiyordu.
Yardımcı kadının açtığı kapıdan içeri girdi hemen.
Kadının "hoş geldiniz Enis Bey" demesiyle transtan çıktı.
Salona doğru adımlayan Enis, Dilek Hanım ve Aytaç Bey'i kahve içerken buldu.
"Hoş geldin Enis, hangi rüzgar attı seni buraya?" dedi Aytaç bey.
"Şey efendim buralardan geçiyordum da Çağın'ı görmek istedim.
Bir süredir görmedim küçük sıpayı.
Çok özledim."
"Ah oğlum" dedi Dilek Hanım.
"Bir görsen Çağın iki gündür o kadar mutlu ki.
Ya öyle mi Dilek Hanım. Buna çok sevindim. Sebebi nedir acaba?"
"Dünden önceki gün parkta bir kızla tanıştık.
Çağın, o kızı çok sevdi.
Bende onu Çağınla ilgilenmesi için işe aldım"
"Çağın'ın mutlu olmasına çok sevindim Dilek Hanım"
"Dilek Hanım ne Enis?
Teyze diyeceksin teyze"
"Tamam anlaştık Dilek Teyze, kızın nasıl biri olduğunu biliyor musun?
Belki çok tehlikeli biri.
Belki Çağın'a zarar verecek"
"Hadi ama Enis. Bu kadar yıllık hayatımız da kim iyi kim kötü anlarız çok şükür.
Nur, çok iyi bir kız Çağın'da onu çok seviyor"
"Kızın adı Nur, demek" dedi Enis, sanki bilmiyormuş gibi.
"Evet Nur, şimdi Çağın'ın odasında oynuyorlar.
İstersen çık yukarı bak.
Nasıl bir insan olduğunu sende göreceksin"
"Ben onun iyi bir insan olduğunu zaten biliyorum teyzeciğim.
Önemli olan bunu senin oğlunun bilmesi" dedi sessiz bir şekilde.
"Bir şey mi söyledin oğlum?" dedi kadın.
"Hayır teyzem bir şey söylemedim.
Ben Çağın'a bir bakayım" diyerek merdivenlere yürüdü.
Çağın'ın odasının önüne gelince kahkaha sesleri geldi kulağına.
Enis, iki yıldır ilk defa şahit oluyordu Çağın'ın gülmesine.
O da kapıda daha fazla bekleyemedi. Gülümseyerek kapıyı tıklattı.
Gülme sesleri hala devam ediyordu.
Kimse kapını tıklatılmasını duymamıştı anlaşılan.
Yavaşça kapıyı açıp içeri süzüldü.
İçeri girdiğinde gördüklerine inanamadı genç adam.
Nur ve Çağın birbirlerini gıdıklıyorlar
ve kahkahalarla gülüyorlardı.
O kadar mutlu görünüyorlardı ki gözleri kimseyi görmüyordu.
Bir süre daha Enis'i görmeden oyunlarına devam eden ikili nefes nefese yere uzandılar.
Sonra Nur, Enis'i fark ederek hemen ayağa kalktı.
"Şey affedersiniz korkutmak istememiştim.
Kapıyı çaldım ama duymadınız" dedi Enis.
Enis'in sesini duyan Çağın koşup adamın kucağına atladı.
Enis, kucağında Çağın'la beraber Nur'a yaklaştı.
"Merhaba ben Enis, Çağın'ın ailesinin bir çalışanıyım" diyecekti ki Dilek Hanım içeri girdi.
"Enis'te benim oğlum sayılır kızım. Benim oğlumun yani Çağın'ın babasının arkadaşı"
"Aynı zamanda da çalışanıyım" dedi Enis.
"Memnun oldum bende Nur. Çağın'ın yeni bakıcısı"
Çağın, hemen başını sağa sola salladı.
"Yani yeni arkadaşıyım" diyerek lafını değiştirdi Nur.
Bir süre hep beraber sohbet ettikten sonra Enis, ayaklandı.
"Ben gideyim artık, tanıştığımıza memnun oldum Nur" dedi.
Nur, başını salladı gülümseyerek.
Enis, Dilek Hanımla beraber odadan çıktı.
Dışarı çıkınca Dilek Hanım, konuşmaya başladı.
"Nasıl buldun Enis iyi kız değil mi?" dedi gülerek.
" Bence de iyi biri teyzem. Yalnız Atlas, bu duruma ne der onu bilmiyorum"
"Sen merak etme Enis. Atlas, oğlunun mutlu olmasını ister herhalde.
Çağın, Nur'u gördüğünden beri çok mutlu, yüzü de hep gülüyor.
Atlas'ın kızı kovacak hali yok .
Buna asla izin vermem zaten.
Torunum iki yıldır ilk defa mutlu."
"Siz oğlunuzu benden daha iyi biliyorsunuz Dilek Teyze.
Kızdan hoşlanmazsa kimseyi dinlemez o"
"O da doğru ya oğlum. Sen haklısın. Dün gece ona söyledim bir şey söylemedi. Görelim bakalım ne olacak"
"Dün gece siz Atlas'a Nur'dan mı söz ettiniz?"
"Evet ne var bunda şaşılacak?
Kızın adını söylemedim ama Çağın'ın onu sevdiğinden söz ettim"
Derin bir nefes alan Enis.
Dilek Hanım ve Aytaç Bey'e veda ederek villadan ayrıldı.
Nur'un nerede olduğu belliydi artık.
Onun için Altay'ın uçağının gelmek üzere olduğunu düşünerek havaalanına sürdü arabasını.
Havaalanına giriş yaptığında Altay'ın uçağının çoktan indiğini gördü.
Altay'ı telefonla arayınca bekleme salonunda olduğunu öğrendi.
Hızlı adımlar la oraya doğru yürüdü.
Bir kaç dakika sonra beklemekten sıkılmış Altay, karşıladı onu.
İki arkadaş dostça sarılıp hasret giderdikten sonra Enis'in arabasına binip havaalanından ayrıldılar.
Enis, yol boyunca olup biten her şeyi Altay'a anlattı.
Atlas'ın Nur'a yaptıklarını.
Kıza olan ama kimsenin bilmediği öfkesini.
Kızın bulduğu her işten nasıl çıkmasına sebep olduğunu.
Kısacası Nur hakkında her şeyi Altay'a anlattı.
Altay'da Nur konusunda Enis'e elinden geldiği kadar yardım edeceğine söz verdi.
Enis'in Nur'a bu kadar korumacı davranmasından şüphelenen Altay.
Enis'in kıza karşı özel duyguları olup olamadığını da sordu.
Enis, "hiç olmayan kız kardeşim gibi" diyerek cevap verdi Altay'a.
Enis, için Nur, iki yıldır takip ettiği birisi değil. Korumaya çalıştığı kız kardeşi gibi olmuştu.
İkili kısa süre sonra beraber Atlas'ın oteline geldiler.
Bu otel ve diğer şirketlerde Altay'ın da hissesi vardı.
Altay'ın ailesi öldüğü için Aytaç Bey, büyütmüştü Altay' ıda.
Ona da para ve güç konusunda Atlas'a yaptığı konuşmaları yapmıştı sık sık.
Altay, hiç bir zaman para ve güç hırsı olan adamlardan olmamıştı.
O yüzden Atlas ile para güç konusunda pek anlaştığı da söylenemezdi.
Ama yine de kuzendi onlar inatçılıkta birbirlerine çok benziyorlardı.
Otele geldiklerinde Atlas'ın kendi süitinde olduğunu öğrendiler.
İkisi birden Atlas'ın odasına çıkmak için hemen asansöre bindiler.
Atlas, dün çok yorulduğu için sekreterini arayıp şirkete öğleden sonra geleceğini söylemişti.
Bu yüzden saat ona kadar uyudu. Uyandıktan sonra da odasına kahvaltı istedi.
Atlas, bir taraftan kahvaltısını yapıyor bir taraftan da gazetesini okuyordu.
O sırada kapının çalmasıyla koltuk değneklerini eline aldı ve ayağa kalktı.
Yavaş yavaş yürüyerek kapıya ulaştı.
Yürüyüşü gün geçtikçe daha iyi oluyordu.
Yakında koltuk değneklerini bırakacaktı adam.
Buna daha da emin olmaya başlamıştı.
Kapıya açtığında karşısında gördüğü kuzeni onu çok şaşırmıştı.
Altay, Atlas'ın bir şey söylemesini beklemeden.
"Hoş geldin yok mu kuzen?" dedi Atlas 'a bakarak.
"Ne hoş geldin lan, kendin geldin ben çağırmadım.
Geldiğin gibi de geri git buradan"
"Ayıp olmuyor mu kuzen, kaç kilometre yoldan geldim.
İnsan gelir sarılır tek kuzenine"
Atlas, "Benim o çok kıymetli kuzenim zor günlerim de neredeydi acaba?" diyerek az önce kalktığı koltuğuna geri döndü.
Altay ve Enis, Atlas'ın arkasından gelip onlarda oturdular.
"O günlerde benimde aklım başımdan değildi kuzen. Bende çok zor günler yaşadım"
"Ne zor günü yaşadın lan.
Seni senden daha zengin biri için bırakan.
Hiç bir boka yaramayan bir kadın için çektiğin acıdan bahsetme bana"
"Doğru konuş kuzen ben o kadına aşıktım"
"Aşıkmış Altay Bey. O kadın da sana o kadar âşıkmış o kadar âşıkmış ki ilk bulduğu adama kaçarak seni şutlamış"
"Sen ne anlarsın aşktan Atlas.
Sen hiç âşık oldun mu ki"
"Olmadım olmayı da düşünmüyorum.
Ben senin gibi aptal değilim.
"Ben aptalım tamam mı? Aşık oldum en azından o duyguyu yaşadım.
Çok güzel bir duygu olduğunu öğrendim.
O kadın beni bıraktıysa benim değil onun suçu.
Benim karşıma bir gün yine biri çıkacak.
Ben yine aşık olacağım, Ben para için değil sevdiğim için evleneceğim.
Ha duyduğuma göre senin karında seni terk etmiş.
O çok değerli servetin paran karını elinde tutmaya yetmemiş"
Enis, iki kuzenin konuşmalarını bıkkınlık içinde dinledi.
Bu iki salak her zaman böyleydi.
Birbirlerine acımasızca konuşurlar.
Öfkeleri geçince de hiçbir şey olmamış gibi sarılırlardı.
"O kadın benim umurumda mı sanıyorsun çakma kuzen.
Defolup gittiği benim içinde iyi oldu.
Yoksa hayatımı mahvettiği için benim elimde kalacaktı."
"Senin hiç suçun yok değil mi Atlas?
Sen sütten çıkmış ak kaşıksın.
Sevmediğin kadınla evlenmeseydin."
"Ben asla birini sevmeyi düşünmüyorum Altay.
Hiç bir kadın sevilmeyi hak etmiyor."
"Tamam kuzen ya sıkıldım kavgadan" dedi Altay.
"Bende sıkıldım hadi bir şeyler içelim" diyerek ayaklandı Atlas.
Enis, üçüne de gidip mutfaktan meyve suyu getirdi.
Atlas, bu duruma bozulsa da bir şey demedi.
Öğleden sonra işe gitmesi gerekiyordu.
Onun için kafası ayık olmalıydı.
"Bu akşam amcam ve yengemi görmeye villaya gideceğim.
Sende gelsene" diyemeden sırtına gelen darbeyle sarsıldı.
"Ne var lan ne vuruyorsun" dedi Enis'e.
"Bu akşam dışarı çıkacaktık ya Altay Bey" dedi Enis kaş göz işareti yaparak.
Aklı birden başına gelen Altay,
"Evet, evet doğru yolda öyle kararlaştırmıştık kuzen.
Sence bir sakıncası yoksa." dedi.
Söylediklerini toparlamaya çalışarak.
Neredeyse her şeyi mahvediyordu.
"O kız ne yapıyor ondan bir haber veya bir gelişme varmı?"diye sordu Atlas.
Atlas'ın Nur'u sormasıyla afallayan,
Enis, ne söyleyeceğine karar veremeyerek bir süre konuşmadı.
"Konuşsana lan. O kızı bugün takip ettin değil mi!!?"
Atlas'ın bağırmasıyla bir anda ortam gerildi.
Enis, hemen ayağa kalkarak Atlas'ın gözlerinin içine baktı sinirle.
"Evet Atlas Bey, takip ettim.
Bir süre dışarıda iş baktı. Sonra evine geri döndü rahatladın mı?" dedi aynı sertlikle.
Gerginleşen havayı dağıtmak isteyen Altay, konuşmaya başladı.
"Kim bu kız Enis? Güzel mi bari sevgilisi falan var mı?" dedi.
Az önce Atlas'la gerginlik yaşayan Enis.
"Evet şahane denilecek kadar güzel. Sevgilisi de yok.
Kim olduğuna gelince onu Atlas Bey'e sor"
Altay, bakışlarını Atlas'a çevirerek,
"Kız çok güzelmiş kuzen.
Sen tanıyorsun bizi onunla tanıştırsana.
Belki hayatımın kadını odur ha ne dersin?
Fırsatları kaçırmayalım olmaz mı?
Güzel bir kadın her zaman çıkmıyor insanın karşısına"
Altay'ın Nur hakkında ki yorumlarına sinirlenen Atlas,
"Eğer Nur'a bir adım yaklaş yada ona sırnaş.
Seni vururum Altay, kuzenim demem vururum"
"Uu bu çok ağır oldu kuzen. Yoksa sen mi seviyorsun Nur'u?"?
"Ne sevmesi be adam. Ondan nefret ediyorum. Anladın mı Altay? Ondan nefret ediyorum."
"Neden Atlas, kız ne yaptı sana?"
"Bu seni ilgilendirmez. Kızdan uzak dur.
Seni bir daha uyarmam"
Atlas, sinirle odadan çıktığında Altay ve Enis göz göze geldiler.
Atlas'ın dün gece Nur'un mahallesinde sabahladığını söylemişti Enis.
Altay sırf Atlas'ın tepkisini ölçmek için söylemişti her şeyi.
Altay Enis'e göz kırparak.
"Her iddiasına varım dostum.
Atlas, bu kız için bize çok ağlayacak."Nur, işe başlayalı neredeyse bir hafta olacaktı.
Bugün cuma ve haftanın son günüydü.
Yarın hafta sonu olduğu için Oya ve Gül'e pikniğe gitmek için söz vermişti. Dilek Hanım'a henüz bir şey söyleyememişti.
Çünkü Çağın, Nur'un tatilde bile yanında olmasını istiyordu.
Nur, çıkış saati yaklaştığında Dilek Hanım’ın yanına gitti çekinerek.
Kadına bir an önce söylemek ve Gül'e verdiği sözü tutmak istiyordu.
Dilek Hanım, salonda oturmuş kahve içerken Nur, kadının yanına gelip durdu ve konuşmaya başladı.
"Şey efendim sizinle bir şey konuşabilir miyiz?" dedi.
"Tabi ki kızım. Tabi ki konuşabiliriz.
Önemli bir şey mi söyleyeceksin?"
"Yarın cumartesi olduğu için yeğenime ve arkadaşıma söz verdim. Onları pikniğe götüreceğim.
Sizin için sorun olmaz değil mi?" dedi.
Tabi kızım. Ne demek sorun falan?
Hafta sonu yarın ve senin tatilin.
Ne yapmak istersen onu yapacaksın tabi ki.
Dilek Hanım, bu sözleri söyler söylemez Çağın'ı merdivenlerde başını sağa sola sallayıp ağlarken gördü.
Nur, Çağın'ın ağladığını görünce hemen yanına giderek çocuğa sarıldı.
"Ağlama canım. Ben pazartesi tekrar
geleceğim.
Ne olur üzme beni lütfen"
Çağın, hala ağlamaya devam ederken
bu sefer Dilek Hanım, söze girdi.
"Bir sakıncası yoksa yarın Çağın'ı da götürür müsün pikniğe?
Çağın, seni çok sevdi kızım. Senden ayrılmak istemiyor.
Seni gidecek gelmeyecek zannediyor yavrum.
"Tabi ki Dilek Hanım, siz izin verirseniz tabi ki gelebilir.
Hem ben hem Gül, çok mutlu oluruz.
Hem yeğenim Gül ve arkadaşımla da tanışırlar.
Merak etmeyin siz. Çok iyi bakarım Çağın'a"
"Biliyorum canım, sana güvenmesem izin vermem zaten"
"Çağın'a dönüp, yanaklarını sevgiyle öptü. Sabah erkenden gelir seni alırım. Tamam mı canımın içi?" dedi.
Çağın, başını olumlu anlamda sallayarak Nur'a bir daha sarıldı.
Dilek Hanım ve Çağın'la vedalaşan Nur, villadan ayrıldı.
Eve erken gelebilmek için taksiye binen Nur, yarın yapacakları piknik için hazırlık yapmaya başladı.
Nur'un annesi biraz rahatsız olduğu için annesi ve babası pikniğe gelemeyeceklerdi.
Nur, Oya ve Gül üçü gideceklerdi.
Şimdi Çağın'da onlara katılınca bir kişi daha eklenmiş oldu.
Atlas, kaç gündür oğlunu göremiyordu.
Oğlunu çok özlemişti. Gözünde tütüyordu evladı.
Her villaya gitmeye kalktığında
Enis ve Altay tarafından engelleniyordu.
Annesini her gün arayıp haberini alıyordu ama yine de görmek istiyordu onu.
Oğlu yeni bakıcısıyla çok mutluymuş.
Öyle söylemişti annesi.
Çok seviyormuş onu ve çok iyi anlaşıyorlarmış.
Bir haftadır sanki yeniden hayata dönmüş gibiymiş oğlu.
Oğlunun bu halleri Atlas'ın çok zoruna gidiyordu.
Villaya gitmeyi sırf bu yüzden erteliyordu.
Çağın'ın bakıcısına kötü davranmak ve oğlunu üzmek istemiyordu.
Altay, geldiği günün ertesinde gitmişti villaya.
Amcası ve yengesini görmüş hatta Nur'la da tanışmışlardı.
Altay, Enis'in Nur hakkındaki düşüncelerine hak vermişti.
Nur, gerçekten de harika bir insandı.
Kimseye kötü bir şey yapmış olamazdı kız. Kalbi iyiydi bir kere. Kalbinin güzelliği yüzüne yansımıştı.
Nur'u gördükten, onunla tanıştıktan sonra Atlas'ın kız hakkında ki düşüncelerini daha da sorgulamaya başlamıştı.
Atlas, neden bu kadar nefret ediyordu Nur'dan?
Aynı zamanda da hem Altay'dan hem Enis'ten kıskanıyordu.
Hatta Altay'a ona yaklaşırsan seni vururum bile demişti.
Altay'ın aklı karmakarışık olmuştu bu durumdan.
Enis, Atlas'a bir haftadır kız hakkında yalan söylüyordu.
Onun iş bulamadığını her gün sokaklarda boş boş dolanıp evine geldiğini söylüyordu.
Bugün sabah erkenden Atlas, aramıştı yine.
Enis, yine yalan söylemek zorunda kalmıştı. Kızın peşinde olduğunu söylemişti Atlas'a.
Onu sürekli takip ettiğini ve gözden kaçırmadığını söylemişti.
Enis, bunları düşünürken telefonunun çalmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı.
Arayan Atlas'ın annesi Dilek Hanım'dı.
"Alo buyurun Dilek Teyzem" dedi olabildiğince nazik konuşmaya çalışarak.
"Senden bir ricam var oğlum.
Eğer işin yoksa bana yardımcı olur musun?" dedi kadın.
"Tabi teyzeciğim yapabileceğim bir şeyse yardımcı olurum.
Buyrun sizi dinliyorum" dedi.
"Nur'u yeğenini ve arkadaşını evlerinden alıp bizim eve getirir misin?
Sonra da bizim evden Çağın'ıda alıp en yakın piknik alanına gidecekler.
Sende git onlarla. Hem Çağın'a hem kızlara göz kulak olursun.
Enis, "Tamam teyzem. Sen nasıl istersen. Ben hemen gidip onları alırım" dedi.
"Dilek Hanım ise. "Nur'un adresini atıyorum sana" diyerek telefonu kapattı.
Dilek Hanım, sabah erkenden Nur'u arayarak bu teklifi yapmıştı.
Ne torununun nede Nur ve ailesinin sıkıntı yaşamasını istemiyordu.
Nur, bütün gece piknik için hazırlık yapmıştı.
Tam işini bitirip yatacağı sırada kayıtlı olmayan bir numaradan arama gelmişti.
Kim olduğunu bilmediği numaraya bir müddet öylece bakan Nur.
Arayanın ısrarcı olması üzerine, telefonu cevaplamaya karar verdi.
"Alo" diyerek telefonu açtığında karşıdan gelen sesle gülümsemeye başladı.
Arayan arkadaşı Aylin'di Mehmet'ten Nur'un telefon numarasını alan Aylin bir türlü fırsat bulup Nur'u arayamıştı.
Restorandan bir kaç gün izin almıştı kız. O da bu fırsatı değerlendirip Nur'u görmek istediği için aramıştı.
Aylin, Nur'la buluşmak ve onunla vakit geçirmek istiyordu.
Nur'un kaç günlerdir ne yaptığını çok merak ediyordu.
Nur, telefonda konuşurlarken
Oya ve Gül'le yarın pikniğe gideceklerini söyledi.
Eğer işi yoksa Aylin'in de onlarla pikniğe gelmesini istedi.
Nur'un teklifini hiç düşünmeden kabul eden Aylin, Nur'un evinin adresini alıp telefonu kapattı.
Sabah erkenden kalkan Nur, yarım kalan hazırlıklarını tamamladı.
Oya ve Gül'de erkenden kalkmış hazırlamışlardı.
Oya, Nur'un hazırladıklarına baktı.
Dün akşam çok yorgun olduğu için Nur'a yardım edememişti.
Nur'a sarılarak yardım edemediği için ondan özür diledi.
Nur, "Saçmalama kızım ya, sanki ben yorgun olsam sen yapmayacaksın.
Aramızda böyle şeylerin sözü bile olmaz" dedi.
Onlar hazırlıklarına devam ederken Dilek Hanım, aradı ve Enis'in de onlarla gelmesini istedi.
Çağın'ın da geleceği için Nur bu teklifi kabul etti.
Yanlarında bir erkek olması iyi bile olurdu.
En azından içi biraz rahat ederdi.
Enis, yarım saat sonra gelecekti.
Kızlar da son hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.
Onlar koştururken kapı çalmaya başladı.
Nur hemen, "Ben bakarım" diyerek kapıya koştu.
Kapıyı açtığında karşısında Aylin'i gören Nur, " Hoş geldin Aylin" diyerek kıza sarıldı.
Onlar kapıda konuşurlarken Oya ve Gül de yanlarına geldi.
Aylin'i Oya ve Gül'le tanıştırdıktan sonra gitmek için hazırlardı artık.
Herkes tamam olunca piknik sepetlerini dış kapıya bırakıp Enis'i beklemeye başladılar.
Bu arada da Nur, Aylin'i ailesiyle de tanıştırdı.
Oya da Gül'de Aylin'i çok sevmişlerdi.
Kızların artık bir arkadaşları daha olmuştu.
Onlar gülerek neşe içinde sohbet ederken dışarıdan korna sesi duyuldu.
Nur, hemen kapıyı açıp baktı ve Enis'in geldiğini gördü.
Enis'e "Geliyoruz" diyerek işaret ederek tekrar eve girdi.
Nur, Gül'ün ayakkabılarını giymesine yardım ederken kızlarda kendi ayakkabılarını giydiler.
Anne ve babasıyla da vedalaştıktan sonra piknik sepetlerini alarak dışarı çıktılar.
Enis, elleri kolları dolu gelen kızlara yardım etmek için hemen onlara doğru yürüdü.
Önce Oya çıkmıştı evden Enis önce onun elindekileri alıp koydu arabaya.
Sonrasın da Nur ve Aylin'in elindekileri de alarak bagaja koydu ve bagajı kapattı.
Nur, Enis'i kızlarla tanıştırdıktan sonra hep beraber arabaya geçtiler.
Nur, Gül'le beraber arkaya bindi.
Aylin'de onların yanına binince Oya mecburen öne binmek zorunda kaldı.
Enis, yanına binen kızın hemşire olduğunu ve özel bir hastanede çalıştığını biliyordu zaten.
Nur'un arkadaşı olduğu için kızı sık sık görüyordu genç adam.
Oya'yı soru sorarak ne kadar sıksa da kız hakkında daha çok şey öğrenmeye çalışıyordu.
İlk başlarda sadece sohbet amaçlı sorduğu sorulara kızın verdiği bıkkın cevaplar Enis'in ilgisini çekmeye başlamıştı.
Oya, verdiği cevaplarla çapkınlıkta sınır tanımayan asi çocuğumuzu defalarca dumura uğratmıştı.
Oya oldum olası böyle meraklı tiplerden hiç hoşlanmıyordu.
Onun için Enis'in sorduğu soruların çoğuna saçma sapan cevaplar vermişti.
Yarım saat yolculuktan sonra hep beraber Dilek Hanım'ın villasına geldiler.
Arabanın sesini duyan Çağın villanın kapısından fırladı.
Dilek Hanım ve Aytaç Bey'de dışarı çıkarak onların yanına geldiler.
Aytaç Bey'i iki yıl önce olsa hiç bir güç bir başkasının ayağına getiremezdi.
Bu iki yıl düşüncelerini çok değiştirmişti adamın.
Bu arada villanın büyük kapısından giren başka bir araç herkesin dikkatini oraya çekti.
Arabadan bütün neşesi ve yakışıklılığıyla Altay, indi.
Altay, hemen kızların olduğu yere doğru gelerek orada olan herkese selam verdi .
"Hayırdır millet neden toplandınız" dedi gülümseyerek.
Dilek Hanım, gelen misafirleriyle tek tek sarıldıktan sonra Altay'ı da sarılıp öptü.
"Hep beraber pikniğe gidiyorlar Altay.
İşin yoksa sende git onlarla" dedi.
Sonra da kızlara bakarak:
"Sorun olmaz değil mi kızlar?" diye sordu.
"Tabi ki gelebilir" diyen ise Nur'du.
Altay, işi olduğunu öne sürerek reddedecekti ki, Enis'in arabasından çıkan kız bir anda susmasını sağladı.
Aylin, arabada düşen telefonunu bulduktan sonra yanlarına geldi.
Altay, kızı yakından görünce gözleri kocaman açıldı.
"Böyle güzel kızları görüpte gelmemek olmaz tabi.
Sizi rahatsız etmezsem tabi ki gelirim kızlar" dedi. Çapkın gülümsemesiyle.
Herkes onayladıktan sonra hemen arabalara yürüdüler.
Enis'in arabasına sığamayacakları için iki arabayla yola çıktılar.
Enis, kızları ve çocukları alırken Altay piknik için hazırlanan yiyecekleri ve diğer şeyleri aldı.
En yakın piknik alanına gidecekleri için kısa zamanda istedikleri yere ulaştılar.
Hepsi beraber arabalardan indiler. Eşyaları ellerinde taşıyarak en büyük ağacın altına gölgenin en güzel olduğu yere yerleştiler.
Erkekler hemen topu alarak taştan kale yaptılar. Sonra da oynamaya başladılar.
Gül ve Çağın'da onların peşlerinden kalmıyorlardı.
Nur, Gül'e Çağın'ın konuşmadığını daha önce anlatmıştı.
Gül'de ablasının sözünü unutmamış sanki büyük insanmış gibi Çağın'ı korumaya çalışıyordu.
Çağın, Nur'u Gül'le beraber görünce çok kıskanmıştı başlarda.
Sonra ise Nur, ikisine de aynı ilgiyi gösterince kıskançlığı biraz geçmişti. Hatta Gül'ü sevmeye bile başlamıştı.
Altay, bir taraftan top oynarken, bir taraftan da Aylin'i göz hapsine almıştı.
Bakışlarını Enis'e çevirip ,"Hayatımda gördüğüm en güzel kız" dedi.
Enis, hemen Altay'ın baktığı yöne baktı.
Oya ve Aylin oturmuş sohbet ediyorlardı.
Altay'ın sözleriyle Enis, kalbinin üzerinde bir ağırlık hissetti.
Altay, hangisinden bahsediyordu acaba.
Hangi kızı güzel buluyordu.
Bir anda sessizleşen Enis'in kızlara bakarken dalıp gittiğini gören
Altay, tereddüt ederek ama açıkça sordu.
"Enis, sen hangisini güzel buluyorsun" dedi.
Enis, Altay'ın sorduğu soruya şaşırsa da oda açık yüreklilikle cevap verdi.
"Sarışın olana bakarsan gözünü oyarım" dedi.
Altay, "O zaman sorun yok dostum benim gözüm kızılda" diyerek topun ardından koşmaya devam etti.
Enis, derin bir oh çekti ve Çağın ve Gül'e doğru yürüdü.
Nur ve kızlar her şeyi hazırladıktan sonra beylerin mangalı yakmasını beklemeye başladılar.
Normalde Nur, her zaman mangalı yakan kişiydi ama Oya ve Aylin izin vermemişti mangalı yakmasına.
Nasıl olsa yanlarında iki tane erkek vardı.
Oya ve Aylin sohbet ederken Nur'da diğer hazırlıklara baktı.
Sonra da Dilek Hanım'ı arayıp piknik alanına geldiklerini ve piknik alanının yerini söyledi.
Oya ve Aylin otururlarken Altay ve Enis'in onlara bakarak konuştuğunu görmüştü.
Bir süre konuşan adamlar sonra top oynamaya devam etmişlerdi.
Kızlar onların ne konuştuklarını merak etseler de pek üstünde durmamışlardı.
Yarım saat geçmesine rağmen adamların mangal yakmaya gelmemesi üzerine sinirlenen Oya, söylenmeye başladı.
Kızın söylemelerini uzaktan duyan Enis, hızla yanlarına geldi.
"Ne oldu bir sorun mu var Oya" dedim kıza bakarak.
"Sence" dedi Oya sinirle.
"Bir şey anlamadım neden kızgınsın?"
Kızın bir şey söylemeden atarlanması Enis'in de sinirlenmesine yol açmıştı.
Elinden geldiği kadar sakin olmaya çalışarak.
"Ne olduğunu söylersen halletmeye çalışırım sarışın"
Oya gözünü kısarak Enis'in gözlerine baktı. "Mangalı bir erkeğin yakması gerekmiyor mu acaba?
Buraya geleli yarım saati geçti.
Gelip hiç bir şeyle ilgilenmiyorsunuz.
Ne yani burada iki tane erkek varken mangalı biz mi yakacağız?"
"Biraz sakin olur musun? Söyleseydin zaten yapardık istediğini.
İnan benim hiç aklıma gelmedi.
Tabi ki ben yakarım mangalı.
Kusura bakmayın kızlar" dedi Nur ve Aylin'e bakarak.
Sonra Oya'ya biraz daha yaklaşarak.
"Atarını sevsinler sarışın" diyerek mangal malzemelerinin olduğu yere doğru yürüdü.
Yanına Altay'ın da gelmesiyle sohbet ederek mangalı yakmaya başladılar. Daha doğrusu yakmaya çalıştılar.
İkisi de mangal konusunda çok beceriksizdi.
Ne kadar uğraşsalarda mangalı bir türlü yakamadılar.
Onları gülerek seyreden kızlara sinirle baktı genç adamlar.
Altay ve Enis'in bu haline dayanamayan Nur, kalkıp yanlarına gitti.
Mangalın nasıl yakılacağı hakkında bir şeyler söyledi.
Nur'dan talimat alan iki adam hemen uygulamaya başladılar.
Oya, uzaktan bağırarak.
" Siz barbekü partilerinde yetiştiniz değil mi, bu işler sizi aşar."
Enis, kızın sözlerine bozulsa da bir şey söyleyemedi.
Çünkü kız haklıydı. Söyleyecek bir şeyi yoktu.
Altay, Enis'e yaklaşarak," senin işin zor dostum.
Senin sarı çok cadı çıktı."
Enis, mangal yanınca sevinçle kızlara baktı.
"İşte yandı kızlar, çokta zor değilmiş"
Oya, dudağını büzerek bakınca Enis hızla kızın yanına yaklaştı.
"Eğer o dudağını bir daha büzersen o dudağına neler yapacağımı tahmin bile edemezsin."
Enis'in söyledikleriyle Oya'nın gözleri faltaşı gibi açıldı.
"Pis sapık " diyerek hemen Enis'in yanından uzaklaştı.
Yüzü alev alev yanmıştı kızın.
"Utanmaz adam ne olacak" dedi elleriyle yüzünü yelleyerek.
Enis, gülerek mangalın başındaki Altay'ın yanına gitti tekrar.
Altay, Enis'i dürterek,
"Ne dedin kıza yanından kaçarcasına gitti."
"Hiç önemli bir şey söylemedim" dedi dönüp Oya'ya bakarak.
Kızında ona baktığını görünce çapkın bir bakış atıp, sonra da göz kırptı.
Oya da sinirlenip hemen yüzünü çevirdi.
Altay'da Aylin'i izliyordu sürekli.
Kız bir defa olsun dönüp bakmamıştı adama.
Bu duruma Altay, baya bozulmuştu.
Çünkü hiç bir kız Altay'a kayıtsız kalmamıştı şimdiye kadar.
"Ben artık yaşlanıyorum dostum' dedi Enis'e bakarak.
" Ne diyorsun oğlum nerden çıktı bu?"
"Baksana Aylin, bir kez olsun dönüp yüzüme bakmadı."
"Dostum bunlar sizin dünyanızın kızlarına benzemez.
Bu kızlar aşktan önce ekmek parasını düşünürler.
Nur'da, Oya'da Aylin'de üçü de çalışıp para kazanmak için çok zorluk çekiyorlar"
"Nereden biliyorsun Aylin'in çalıştığını?"
"Biliyorum Altay, çünkü Aylin, Nur'un bir kaç hafta önce çalıştığı restoranda çalışıyor.
Nur'a da çok yardımı dokunmuştu.
Tabiki Atlas Bey Nur'un işten çıkmasını sağlayıncaya kadar."
Atlas, sabahtan beri otelde sıkılmıştı.
Bugün villaya oğlunu görmeye gitse iyi olacaktı.
Nasıl olsa bugün hafta sonuydu.
Bakıcı da gelmez diye düşündü.
Önce annesini arayıp haber verecekti.
Atlas, hiç beklemeden telefonunu çıkarıp hemen annesini aradı.
Annesi Çağın'ın bakıcıyla birlikte pikniğe gittiğini söyledi.
Atlas, bu duruma çok sinirlendi .
Oğlu artık yabancılarla vakit geçiriyor babasını görmek bile istemiyordu.
Oğlunun üzerinde hiç bir söz hakkı kalmamıştı neredeyse.
Annesinden zorla da olsa piknik yapmaya gittikleri yeri öğrendi.
Koltuk değneklerini alarak olabildiğince hızlı otelden çıktı.
Dilek Hanım, oğlunun Çağın'ı ve Nur'u üzeceğinden korktuğu için Enis'i aradı.
Enis, telefona cevap vermeyince Altay'ı aradı.
Hiç kimse telefonuna cevap vermiyordu.
Yapacak bir şeyi kalmayan Dilek Hanım, olacakları korkuyla beklemeye başladı.
Atlas, arabasına atlayıp son hız piknik alanına geldi.
Arabasını biraz uzağa park ederek arabadan indi.
Koltuk değneklerini alarak piknik alanına içine doğru yürümeye başladı.
Bir taraftan da etrafına bakarak onları görmeye çalışıyordu.
Piknik alanı oldukça kalabalık olduğu için, onları bulmak hiçte kolay olmayacaktı.
Atlas, bakıcının oğlunu böyle bir yere getirmesine daha çok sinirlenmişti.
Çağın, Atlas Akcan'ın oğluydu.
Böyle yerlerde işi olamazdı.
Daha da çoğalan öfkesiyle yürümesini hızlandıran Atlas.
Piknik alanının en sonunda büyük ağacın altında oturanları görünce öfkesi volkan gibi kaynamaya başlamıştı