YEDİNCİ BÖLÜM

3078 Kelimeler
Atlas, piknik alanındaki büyük ağacın altında kendi oğlunu gördü önce. Üç kızla beraber oturmuş gülerek bir şeyler yiyordu. Oğlunun gülen yüzünü görünce gözlerine inanamadı adam. Çağın'ın iki yıldır hiç güldüğünü görmemişti. İki yıldır babasıyla bir kere olsun yemek yememişti. Başını kaldırıp gözlerinin içine bile bakmamıştı. Atlas, Çağın ve kızların bir az ilerisinde Altay ve Enis'i mangalın başında et pişirmeye çalıştıklarını gördü. Enis'i sabah aradığında Nur'un peşindeyim  Atlas Bey, demişti. Yalan söylemişti demek ki. Burada kızlarla eğleniyordu Enis efendi. Kuyruğu Altay'da yanındaydı tabi. Altay, geldi geleli yapışık ikiz gibi geziyorlardı zaten. Atlas'ın öfkesi git gide daha da çoğalıyordu. Koltuk değneklerinin izin verdiği kadar hızlı adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Atlas'ın gelişini ilk fark eden Altay, oldu. Kızgın bir boğa gibi onlara doğru gelen adamın kızlara özellikle Nur'a bir zarar vermesinden korktu genç adam. Mangalı hemen bırakıp kızların olduğu ağacın altına doğru yürüdü hızla. Altay'ın mangalın başından neden gittiğini merak eden Enis, dönüp Altay'ın arkasından baktı. İşte o an kızlara doğru yürüyen Atlası, o da gördü. Gerginlik ten mangal maşası elinden yere düştü. O da Altay'ın ardından kızların yanına yürüdü hızlı adımlarla. Atlas, hızla kızların oturduğu yere geldi ve tepelerine dikildi. Oğlunun gülerek  kızın ağzına üzüm uzattığını görünce çılgına döndü. Sonra da daha fazla dayanamadı ve bağırmaya başladı. "Burada neler oluyor lan!!? Benim oğlumun ne işi var burda? Kimden izin aldınız da oğlumu buraya getirdiniz ?" dedi. Kimseden ses çıkmayınca tekrar bağırdı. "Oğlumun bakıcısı kim lan? Çabuk bana cevap versin" Atlas'ın bağırmasıyla Altay, hemen Atlas'ın önüne geçti. Biraz sakin olur musun kuzen? Çocukları korkutacaksın" diyerek Atlas'ı sakinleştirmeye çalıştı. " Sen karışma Altay. Bu konu seni ilgilendirmez" "Lütfen Atlas Bey, Çağın gördüğünüz gibi gayet iyi. Çok da mutlu, ona iyi bakıyoruz. Hiç bir sorunu yok merak etmeyin" "Hele sen hiç konuşma Enis. Seni unuttum sanma, senin hesabın daha büyük olacak. Benim önce halletmem gereken başka bir konu var" dedi ve tekrar yer sofrasında oturan kızlara döndü. "Şimdi benim oğlumun bakıcısı kimse karşıma geçsin hemen" diye tekrar bağırdı. Kızlar tepelerinde dikilip onlara bağıran adamdan biraz çekinmişlerdi. Adamın deli dana gibi neden bağırdığını merak ederek ayağa kalktılar. Özellikle Gül, Oya'nın kucağına saklanmıştı korkudan. Çağın, ise gözleri kocaman olmuş bir şekilde babasına bakıyordu. Babasını en son iki yıl önce böyle görmüştü. Kaza yaptıkları gece böyle sinirliydi. Annesiyle tartışırken kaza yapmıştı. Çağın, o gün arabada aslında uyumuyordu. Anne ve babasının bağrışmalarından korktuğu için uyuyor numarası yapıyordu çocuk. Onların kavgası yüzünden olmuştu kaza. Çağın, o gün bugün babasını affetmemişti. Annesinin de yüzüne bakmamıştı. Babasından yine korkan Çağın, koşup Altay Amcası na sarıldı. Herkes sus pus olmuş olacakları izlerken, " Çağın'ın bakıcısı benim" dedi Nur, ayağa kalkarak. Atlas, bakışlarını karşısına dikilen kıza çevirdi. Ve gördüğü kişiyle hayatının en büyük şoklarından birini yaşadı. Aynı zamanda en büyük hayal kırıklığını. "Şimdi bittik biz. Gerçekten bittiğimiz an şu andır" dedi Altay, Enis'e yaklaşarak. Altay, Nur'u korumak için ona doğru yaklaştı hemen. Nur, karşısında gördüğü adamla gözlerine inanamadı. Bu adam Gül'ün doğum gününde alışveriş merkezinde çarpıştığı adamdı. Yine karşısına çıkmıştı. "Siz alışveriş merkezindeki..." "Evet alışveriş merkezindeki kucağına atladığın adam benim. İyi bildin" dedi. "Ben sizin kucağınıza falan atlamadım. Nereden çıkarıyorsunuz bunu? O gün sadece bir kazaydı" "Benim oğluma bakıcı olmak da mı kazaydı? Nerden tanıyorsun sen benim oğlumu? Hangi ara bizim villaya kapak attın sen? Hem senin gibi bir ukala benim oğluma falan bakamaz kızım. Artık bir işin yok kovuldun. Şimdi defol git oğlumun yanından." Babasının Nur'u kovduğunu duyan Çağın, koşup Nur'un bacaklarına sarıldı. Babasının Nur'a söyledikleriyle hem başını sallayıp hem  ağlamaya başladı. Atlas, yanlarına giderek oğlunu Nur'dan almaya çalıştı ama Çağın daha çok sarıldı kıza. Enis, öne atılıp "Atlas Bey oğlunuz korkuyor yapmayın" dedi. Bunun üzerine Nur, Atlas'ın ellerini itekleyerek," Siz beni işimden kovamazsınız. Beni işe alan siz değilsiniz" dedi. "Bak kızım kendini ne zannediyorsun sen? Sen kimsin söyle, sen kimsin ki bana cevap veriyorsun?" "Asıl sen kimsin be? Ne bağırıp duruyorsun kıçını köpek ısırmış gibi?" "Sen ne biçim konuşuyorsun lan? Sana kim olduğumu  söylerim ama. İnan beni tanımak bile istemezsin." "Kimsin ya Allah aşkına bir söylesene" "Benim adım Atlas, Atlas Akcan" "Bir dakika ya. Siz iki yıl önce kaza geçirip benim staj yaptığım hastanede kalmıştınız öyle değil mi? O gün orada paranızla  hava atmaya rüşvet vermeye falan kalkışmıştınız." "Sende bana ukalalık yapan bacaksız hemşiresin" "Ben size o gün ufaklıkla falan yapmadım. Size öyle gelmiş. Ben o gün gerçekleri söyledim. Her ne kadar anlamak istemesenizde. İnanmıyorum ya, kâbus gibisiniz. Yine karşıma çıktınız Ben de diyorum, bu adamı nerden tanıyorum. Bakıyorum sizde beni unutmamışsınız Atlas Bey. Öylede bir özelliğim vardır. Beni ne sevenler unutabilir, nede nefret edenler. " "Şimdi bırak boş konuşmayı sadede gelelim. Seni oğlumun yanında istemiyorum. Benim ailemin yanında istemiyorum. Son kez söylüyorum kovuldun anladın mı kovuldun? Enis, Çağın'ı al benim arabama götür. Altay ve seninle sonra konuşacağım" Çağın, Nur'u ne kadar bırakmak istemese de babasının Nur'a daha kötü davranacağından korkarak ellerini kızdan ayırdı. Enis, Çağın'ı kucağına alarak Atlas'ın arabasına götürüp arka koltuğa oturttu. Çağın'ın ağlayarak gittiğini gören Nur, çocuğun haline çok üzüldü. "Hala aynısınız hiç değişmemişsiniz. Siz hiç bir şeyden ders almaz mısınız? Derdiniz bana olan öfkeniz değil.. Çocuğunuzun mutluluğu olmalıydı." Sonra da Aylin ve Oya'a çevirdi bakışlarını. "Toparlanalım kızlar pikniğin tadı kaçtı" dedi. Kızlar ayaklanıp eşyaları toparlamaya başladılar. "Gül Atlas'ın karşısına geçerek ona yaşlı gözlerle baktı bir süre. "Siz çok kötü bir babasınız Çağın'ı çok üzdünüz" dedi. Sonra da Nur'un yanına giderek elinden tuttu. Atlas, küçük kızın söylediklerini umursamadan arabasına yürüdü. Bir kaç adım attıktan sonra Altay ve Enis'e döndürdü bakışlarını. "İki saat sonra villada olun vermeniz gereken bir hesap var" dedi ve arabasına binerek gaza bastı. Oya ve Aylin hemen Nur'un yanına geldiler. Oya, Nur'a yaklaşarak, "Kız bu adam oydu değil mi? Diyorum bende bu adamı nerden tanıyorum? Hala aynı öküz. Hatta öküzlükte boyut atlamış" "Neredeyse kafa göz dalacaktım. Nasıl bir insan bu ya?" dedi Aylin. "Hayatım da çok kaba insan gördüm ama paralı bir öküzü ilk defa görüyorum." Oya, bakışlarını Altay ve Enis'e çevirip "Siz ne bekliyorsunuz? Gitsenize sahibinizin ardından" dedi. Enis, Oya'nın kolundan tuttu sinirle. "Bana bak kızım dilinin ayarı yok senin. Benim fazla asabımı bozma o diline...tövbe tövbe" "Yalan mı söylüyor? Adam gelince ikiniz de süt dökmüş kediye döndünüz. Ödünüz koptu kabul edin" diyerek devam etti bu sefer Aylin. "Ya kızlar tamam uzatmayın. O bizim sahibimiz falan değil. Benim kuzenim. Enis'in de arkadaşı. Ondan biraz korktuğumuz doğru ama kendimiz için korkmadık. Size bağırıp üzeceği için korktuk. Gördüğünüz gibi korktuğumuz başımıza geldi. Atlas, Nur'u çok üzdü. Hadi hazırsanız sizi evinize bırakalım. Bizim Atlas'ın yanına gitmemiz lazım." "Siz zahmet etmeyin biz kendimiz gideriz. Arkadaşımıza bu kadar hakaret eden bir adamın arkadaşlarına muhtaç değiliz " diyerek yürüdü Oya. Arkasından Nur ve Aylin'de yürümeye başladı. Ellerindeki sepetler onları zorlasa da beklemeden yürümeye devam ettiler. Enis ve Altay koşup arabalarının aldılar. Yolda ilerleyen kızların yanında durdular. Uzun uğraşlar sonunda ikna ettikleri kızları arabaya alıp evlerine bıraktılar. Sonra ikisi beraber Atlas'la konuşmak için villaya geldiler. İçeri girdiklerinde, Atlas'ın öfkeden delirmek üzere olduğunu gördüler. Altay, korkunun ecele faydası olmadığını düşünerek Atlas'ın yanına yürüdü. Atlas, oturduğu koltuktan ayağa kalkıp elindeki bardağını tekrar doldurdu. Sonra da ikisine bakarak konuşmaya başladı. "Neden lan, neden?" dedi "Neden en güvendiğim insanlar bana yalan söylüyor ha? Benim nefret ettiğim kız bir haftadır benim evimde benim oğluma bakıyor. Enis Bey, zahmet edip söylemek lütfunda bile bulunmuyor. Neden Enis? Neden bana kızın benim evimde çalıştığını söylemedin?" "Bende sonra öğrendim Atlas Bey. Onu Dilek Teyze almış işe. Onun la çocuk parkında tanışmışlar. Tanıştıkları gün Çağın, parkta  kaybolmuş Nur da onun bulunmasında Dilek Teyze ye  yardım etmiş. Çağın'da onu çok sevmiş, yanından ayrılmasını istememiş. Nur, evine gidince arkasından çok ağlamış. Dilek Teyzem de kıza iş teklif etmiş. Kendi istemedi bu işe girmeyi Atlas Bey. Anneniz ve oğlunuz istediği için çalışıyordu. Bende sadece kızı değil oğlunuzu ve annenizi düşündüm. Oğlunuz en azından bir süre mutlu olsun istedim. Onu kovacağınızı bildiğim için size söylemedim." "Benim oğlumu ve annemi düşünmek sana kalmadı Enis. Sen benim verdiğim emirleri yerine getirmekle görevlisin." "Bende aynen öyle yapıyorum Atlas Bey. Sorgulamadan bütün emirlerinizi yerine getiriyorum. Şimdiye kadar sormadığım şeyler var mesela. Sizin bu kızla derdiniz ne Atlas Bey? İki yıldır sormadım çünkü kızı sadece izledik. Ama siz artık zıvanadan çıkmaya başladınız. Önce evinden kasabasından ettiniz. Sonra kendi mesleğini yapmasını engellediniz. Bununla da yetinmediniz. Bulduğu işlerden çıkmasını sağladınız. Bugün yaptıklarınız söylemiyorum bile. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir sonraki hamleniz ne ? Bir daha ki sefere kıza ne yapacaksınız?" "Sana hesap vermek zorunda değilim Enis. Ben ne istersem onu yaparım. Kızla aramda ne geçtiği seni ilgilendirmez." "Neden ilgilendirmez Atlas" dedi Altay. "Bal gibi de  ilgilendirir. Farkındaysan bizde bu işin içindeyiz şuan. Sen Atlas Akcan, akıl almayacak kadar büyük bir servetin sahibi. Her istediğini ve çok daha fazlasını elde edebilecek adam. Nur, gibi ekmek parasını kazanmaktan başka bir derdi olmayan kızdan hem de sana bir zarar vermesi imkânsız bir kızdan ne istiyorsun?" "Madem merak ediyorsunuz  tamam. Size nedenini söyleyeceğim. İki yıl önce kaza yaptığımız gün bizi götürdükleri hastane o kızın staj yaptığı hastaneymiş. Ben kendime gelince  oğlumu merak edip delirirken bu kız  beni azarlayıp   susturmaya çalıştı. Sonra herkesin içinde bana ders vermeye kalktı. En önemlisi kan grubu aynı olduğu  halde Çağın'a kan vermedi." "Bu mu yani? Senin iki yıl kızı takip ettirmek. Kızın evinin satılmasına sebep olman mesleğini yapmasına engel olman hepsi bunlar yüzünden mi?" "Bunlar sence önemli şeyler olmayabilir ama benim için çok önemli. O kim olduğunu zannediyor da bana haddi olmayan laflar ediyor? Kan grubu tuttuğu halde neden kan vermiyor? Sadece bana kızdığı için oğluma kan vermedi. Ben bunu çok iyi biliyorum." "Çağın'a kan vermemesinin kesin başka sebebi vardı. Yoksa Nur'un bir çocuk için yapamayacağı şey yoktur. Neden kan vermedin diye sordunuz mu? Kız belki hasta belki başka bir sebep vardı. Sormadınız değil mi ? Çünkü kızı ilk andan mahkum ettiniz. O sizi susturmaya çalıştığı için zaten kızmıştınız. Siz herkesi parmağınızda oynatmaya alışmıştınız. O kız istediğinizi yapmadı diye bunları yapıyorsunuz ona." "Sus artık Enis.. Bana o kızı savunma. Yıllardır benim yanımda çalışıyorsun. Benim verdiğim ekmeği yiyorsun." "Saçmalama Atlas, artık sus" dedi Altay. "Bırak Altay, bırak konuşsun. Eteğindeki taşları döksün. Ben sizin yanınız da çalıştığım için para aldım Atlas Bey. Yatarak kazanmadım. Aldığım her kuruşun hakkını verdim. Şimdi den sonra da yokum Atlas Bey. Bundan sonra yanınıza kendiniz gibi insanlara değer vermeyen kendinden başka kimseyi düşünmeyen, Sadece para güç için yaşayan birini bulun. Yalnız şunu söylemek istiyorum son kez. Nur'un hiç bir suçu yok. Siz sadece egonuzun ve gururumuz yüzünden kızın hayatını karartıyorsunuz" dedi ve çıkışa yöneldi. Altay, Atlas'ın karşısına geçip, " sen gerçekten bu hale geldin mi kuzen?" dedi ve Enis'in ardından çıkıp gitti. Atlas, elinde ki bardağı duvara fırlattı öfkeyle. "Allah kahretsin, ben öyle demek istememiştim" diyerek koltuğa oturdu. Bir süre sonra annesi geldi yanına. Çağın'ı zorla uyutmuş ve oğluna bakmaya inmişti. Atlas'ın Enis ve Altay, la olan tartışmalarına şahit olmuştu. Çağın, babasıyla beraber piknik ten döndükten sonra, babasının yüzüne bile bakmadan odasına çıkmıştı. O saatten beri de sürekli ağlamıştı. Atlas'ın yanına oturan annesi. "Çağın, zorla uyudu oğlum" dedi. Ve sabah emin ol kalkar kalkmaz Nur'u soracak. Neden oğlum, neden böyle bir şey yaptın? Enis ve Altay'a söylediklerini duydum. Böyle bir sebep için bu kızın iki yıldır peşinde misin sen? Sana hiç yakışıyor mu kızın hayalleriyle oynamak? O kız bana tek hayalinin çocuk hemşiresi olarak çalışmak olduğunu  söylemişti. Şimdi sen o kızın hayallerine mi engel oldun? Yazıklar olsun sana Atlas, başka bir şey söylemiyorum. Benim oğlumun bunu yaptığına  inanmak  istemiyorum" "O kızın hiç mi suçu yok anne,  tek ben mi suçluyum? Benim zor zamanımda beni herkesin içinde azarlayan küçük düşüren oydu. Kan gurubu aynı olduğu halde oğluma kan vermeyen yine oydu. Bir kere de beni savun anne yeter artık. O kıza ne olacağı umrumda değil. Çağın, unutsun onu. O kızın bu eve gelmesi kesinlikle yasak." "Sen bilirsin oğlum. Yalnız sana bir şey söyleyeceğim. Enis'e de yanlış yaptın. O çocuk yıllardır senin kaprislerini çekiyordu. Bir taraftan baban bir taraftan sen o çocuğa huzur vermediniz. Her nereye gitse iş bulabilir Enis . Ama sen arkadaşısın diye yıllardır senin yanında. Çok hata yapıyorsun Atlas. Çok hata yapıyorsun" Dilek Hanım başka bir şey söylemeden odasına gitti. Atlas, oturduğu yerden kalkarak çıkışa yürüdü. Bugünün bitmesi gerekti artık. Yoksa kafayı yiyecekti . Arabasına atlayıp hızla oteline geldi. Kendi odasına çıkarak üstünü bile değiştirmeden yatağına yattı. Nur, ertesi sabah sürekli çalan kapının sesiyle yatağından kalktı. Saate baktığında dokuz olduğunu gördü. Bugün günlerden  pazardı. Bu saatte kim gelmiş olabilirdi. Nur, düşünürken kapı hala çalıyordu ve açan yoktu. Herkes derin uykudaydı anlaşılan. Hemen odadan çıkıp kapıya gitti. Kapıyı açtığında  gördüğü kişiyle az daha küçük dilini yutacaktı. Nur, kapıyı açtığında gördüğü kişiyle büyük bir şok yaşadı. Gözlerine inanamadı. Daha ne olduğunu anlayamadan bir anda kollarına atlayan çocukla ne yapacağını şaşırdı. "Çağın, inanamıyorum buradasın" dedi telaşla. Çağın, Nur'un evine hiç  gelmemişti ki nasıl bulmuştu burayı? Hele babası duysa Nur'u mahvederdi. Nur'un kafasından olacaklar şimşek hızıyla geçerken bir taraftan da çocuğa sarılıyordu. "Çağın, sen ne arıyorsun burada canım? Nasıl gelebildin buraya?" dedi tekrar. Çocuk yaşlı gözlerle Nur'a baktı önce. Sonra da Nur'un elinden tutarak  hemen içeri çekti ve  kapıyı kapattı. Kapının sesine Oya'da, uyanıp gelmişti yanlarına. Oya, Çağın'ı görünce Nur'a yandık biz der gibi baktı. Çağın, daha önce hiç gelmediği halde sanki evi tanıyormuş gibi. Nur'u çekiştirerek kızın  odasına gittiler. Çağın, yatakta yatan Gül'ü görünce hemen gidip yanına yattı ve gözlerini kapattı. Nur, ve Oya ağızları açık bir şekilde Çağın'ın yaptıklarına bakıp kaldılar. Kızlar daha bir şey söyleyemeden beklerken. Çocuk başını yastığa koyar koymaz uyumuştu. Atlas, ise sabah erken saatlerde otelden ayrılıp  oğlunu görmek için villaya geldi. Çağın, dün eve gelinceye kadar arabada ağlamıştı. Çocuğun göz yaşları adamı çok üzmüş çok yaralamıştı. Ne söylendiyse oğlunu ikna edememişti. Villaya gelince de babasının yüzüne bile bakmadan arabadan inip odasına çıkmıştı. Atlas, oğlunu o saatten beri bir daha görememişti. Sabaha kadar oğlunun ağlayışları rüyasına girmişti. Sürekli uykuları bölünen adam sabahı zor etmişti. Atlas, kimseyi uyandırmak istemediği için kapıyı kendi anahtarıyla açıp içeri girdi. Ses yapmadan önce  salona ilerledi. Sonra da hemen oğlunun odasına çıkmak için merdivenlere yöneldi.  Uykusunda olsun oğlunu  izlemek istiyordu genç adam. Bugün koltuk değneğinin bir tanesini bırakmıştı artık. Yürüyüşü daha da iyi olmaya başlamıştı. Yavaş yavaş merdivenlerden yukarı  çıktı. Sonra da oğlunun odasının önüne geldi. Usulca kapıyı açıp içeriye baktı. Çağın, yorganı tepesine kadar çekmiş olmalıydı çünkü  eli yüzü hiç bir yeri göyünmüyordu. Atlas, Çağın'ın yatağına giderek üstündeki örtüyü açtı usulca. Gördüğü sadece yastıktı. Yatakta Çağın, falan  yoktu. Örtünün altında sadece yastıklar vardı. Atlas, bu duruma çok şaşırsa da pek üstüne durmadı. Büyük ihtimal Çağın, Babaannesinin yanında yatmıştı. Çağın'ın odasından çıkıp anne ve babasının odasına gitti. Kapıyı tıklatıp bir süre açılmasını bekledi. Kısa bir beklemeden sonra annesi uykulu gözlerle kapıyı açtı. Karşısında Atlas'ı görünce çok şaşıran Dilek Hanım, neden bu saatte geldiğini merak ederek, "Hayırdır oğlum bu saatte ne arıyorsun burada? Sen bu saatte pek uğramazdın" dedi. "Sana da günaydın anne" dedi hafif bir kırılmışlıkla. Çağın'ı merak ettim. Onu görmeye geldim. Hem benim evim değil mi burası? Neden gelmeme şaşırdın anne?" "Tabi ki senin evin oğlum, bunu unutan sensin biz değil" "Neyse anne tartışmayalım, başım çatlıyor zaten. Çağın, senin yanında mı yattı." "Anlamadım. Neden benim yanımda olsun?" "Neden şaşırdın anne? Burada olması lazım, çünkü odasında yok. Başka nerde olacak?" "Oğlum Çağın, odasında yattı. Benim yanıma da hiç gelmedi ki." "Anne ne diyorsun sen be?  Çağın, odasında falan yok. Bir saattir onu söylemeye çalışıyorum burada." "Nereye gidecek oğlum  lavabodadır  belki." Dilek Hanım oğluna bir şey söylemese de içine kurt düşmüştü bir kere. Kimseyi beklemeden hemen çocuğun odasına koştu. Odaya girer girmez yatakta üstü yorganla örtülmüş yastıklar dikkatini çekti. Annesinin ardından Atlas'ta odaya geldi. "Gördün anne yok işte nere gider bu çocuk?" "Evden nereye gidecek oğlum buralardadır her yeri arayalım buluruz. Annesiyle beraber her yeri aramaya başladılar. Aytaç Bey ve yardımcı kadının gelmesiyle aramayı daha da genişlettiler. Bütün villayı baştan aşağı aradılar. Ama çocuk hiçbir yerde yoktu. Dilek Hanım, göz yaşları içinde sağa sola koşturuyordu. Atlas ise çıldırmak üzereydi. Küçücük çocuk nereye gidebilirdi ki. Dilek Hanım, akşam onu odasına yatırmıştı. Uyuyuncaya kadar başında beklemişti. Bu çocuk büyük  kapıyı nasıl açıp çıkmıştı evden. " Eve geldiğimde kapı kilitliydi. Büyük kapıdan çıkmış olamaz. Başka nereden çıkmış olabilir bu çocuk?" "Koş mutfak kapısına bak" dedi Dilek Hanım, yardımcı kadına. Kadın mutfak kapısına bakmak için koşarak aşağı indi. Aytaç Bey, oğlunun omuzlarından tutarak, "Atlas, polisi arayalım oğlum. Biz bulamayacağız böyle." Yardımcı kadın koşarak geri geldi. "Efendim mutfak kapısı ardına kadar açık. Sanırım Çağın, oradan kaçtı." " Neden kapılara dikkat etmiyorsunuz?" diye bağırdı Atlas. Atlas'ın bağırmasıyla kadın olduğu yerde sindi. "Nere gider bu çocuk  kafayı yemek üzereyim. Siz nasıl bakıyorsunuz bu çocuğa ?" Atlas, polisi aramaya düşündüğü sırada. Dilek Hanım'ın telefonu çaldı. Dilek Hanım, telefonuna baktığında Nur'un aradığını gördü. Her ne kadar sırası olmasa da Nur'un neden aradığını merak ederek telefonunu açtı. Dilek Hanım, Nur'un söyledikleriyle ağlamayı bırakıp derin bir nefes aldı. Çağın, burada" demişti Nur.  Dilek Hanım'a hayatının en güzel haberini vermişti. "Dilek Hanım duyduklarıyla rahatlayarak, "Oh çok şükür kızım sabahtan beri harap olduk. Söylesene nasıl gelmiş oraya..." "Ne diyorsun anne sen kiminle konuşuyorsun? Kim gitmiş, nereye gitmiş? Kimin yanındaymış benim oğlum? Söylesene anne delirtme beni" dedi Atlas, bağırarak. "Şey Atlas, Çağın, Nur'un yanındaymış oğlum" "Ne diyorsun sen anne ya? Nur’un yanında mıymış? Benim oğlum o kızın yanında ne arıyor anne? O kızın evini nerden biliyor? O yaştaki çocuk oraya nasıl gider? Siz beni çıldırtacak mısınız anne? O kız fazla oldu artık. Dur bir dakika ya. Belki i de o kız kaçırdı oğlumu. Benden dün piknikte olanların intikamını almak için yaptı. Eminim o kız kaçırdı. Yoksa Çağın oraya gidemezdi." Saçmalama Atlas. Nur oğlunu kaçırsa neden  haber versin? Kız  merak etmeyin diye aradı o kadar. O kız senin gibi değil Atlas. İntikamın ne olduğunu bile bilmez." "Ben anlamam anne, ben anlamam. O kız benim korkudan perişan olmamın cezasını çekecek. Çağın'ı evde bulamadığımda onu yatağında görmeyince  kahroldum ben. Atlas, annesinin,  " Dur oğlum. Bir dinle önce" demesine aldırmadan villadan  çıktı. Arabasına atlayarak zaten yolunu çok iyi bildiği eve doğru sürdü arabasını. Yolda giderken yaptığı konuşmadan sonra telefonu kapatıp gaza yüklendi. Nur, ve Oya mutfakta çaylarını yudumluyorlardı. Henüz daha  uyanan  olmamıştı. Hiç bu saate kadar uymadıkları halde Annesi ve babası bile uyuyordu. Çağın, ve Gül, ikisi de hala mışıl mışıl uyuyordu. Nur, Dilek Hanım'ı arayıp Çağın'ın burada olduğunu söylemiş içi rahatlamıştı. Çağın'ı evde görmeyince kadının ne hale geleceğini tahmin etmişti kız. İki kız  hem sohbet edip hem de pazar kahvaltısı hazırlamaya başladılar. Çağın'ın neler sevdiğini az çok öğrenmişti Nur. Villada ki mutfakta olduğu gibi pek  zengin menü yoktu ama yine de çocuğu doyurabilirlerdi tabi ki. Onlar hazırlığa girişmişken kapı deli gibi çalmaya başladı tekrar. Elinde patates soyan Oya, Nur'a kapıyı açması için işaret verince Nur, hemen kapıya koştu. Kapıyı açtığında öfkeden kıpkırmızı olmuş. Nur'u öldürecek  gibi bakan bir adet Atlas, vardı karşısında. Nur, daha ağzını açıp bir şey söyleyemeden, "İşte oğlumu bu kız kaçırdı" dedi arkasında duran polislere.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE