SEKİZİNCİ BÖLÜM

4836 Kelimeler
Nur, nezarete getireli iki saat olmuştu. Geldiğinden beri ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuş  bir halde oturuyordu. Yanında bir kaç tane daha tutuklu vardı. Kızın sürekli ağlamasından rahatsız olup başka köşeye gitmişlerdi. Nur, iki gündür olanlara bir türlü inanamıyordu. Resmen iki yıl önce ki kabus hortlamış yeniden kızın karşısına çıkmıştı. Nur, acil serviste kaza günü yaşadıklarından sonra adamı bir kaç kez internetten araştırmıştı. Onun çok tehlikeli bir adam olduğunu öğrenmişti. Daha sonra da daha fazla üstünde durmamış adamı unutmuştu çoktan. Bu nasıl bir tesadüftü böyle? Çağın, o adamın oğlu çıkmıştı resmen. O gece ameliyatına girdiği çocuk Çağındı demek. Nur,  çocuğun adını bile unutmuştu oysa ki Atlas Akcan, iki gündür nefret kusuyordu kıza. Dün piknik alanında rezil etmişti onu. Bugün de çocuğunu kaçırıldığını söyleyip  nezarete düşmesine sebep olmuştu. Nur'un ailesini üzmüş ve yine herkese rezil etmişti. Mahalledeki komşuları film izler gibi izlemişlerdi olanları. Nur'un hakkında kim bilir neler düşünüyorlardır şimdi. Annesi ne kadar ağlamıştı ardından. Yaşlı kadın kızı için çırpınıp durmuştu. Atlas Akcan'a lanet  etti Nur. Nasıl bir insandı bu adam. Öfkesi yüzünden, kendi çocuğunun  mutluluğunu bile düşünmüyordu. Nur, hem olanları düşünüyor hem de ağlıyordu. O sırada nezaretin kapısı açıldı. Polis memurunun yanında Mehmet girdi kızın yanına. Nur, hemen kalkıp Mehmet'e sarıldı ve ağlamaya başladı tekrar. Kendini  çok aciz hissetmişti saatlerdir. "Mehmet sen nerden öğrendin" dedi. Kesik kesik çıkan sesiyle. "Oya, Aylin'i aramış fıstık. Aylin de beni aradı. Kendisi de gelecekti ama patronu acil çağırdığı için restorana gitmek zorunda kaldı. Hadi ağlama be fıstık. Yalnız değilsin. Bak yanında ben varım. " Sağolasın Mehmet. Geldiğin için çok teşekkür ederim" "Tabi ki geleceğim Nur. Teşekkür falan etme bana. Şimdi sadede gelelim fıstık. Sen ne arıyorsun nezarette? Senin gibi mükemmelliğin vücut bulmuş hali olan bir kız ne suç işlemiş olabilir." "Yapma Mehmet ya inan gülecek falan halim yok." "Gül diye söylemiyorum fıstık, gerçek olduğu için söylüyorum." O sırada başka bir polis geldi yanlarına? "Nur Aydın, komiserim sizi bekliyor hemen  gidelim" dedi. Nur ve Mehmet, polis memurunu takip ederek komiserin olduğu odaya geldiler. Komiser Nur'a oturmasını söyleyerek kendisi de masasına oturdu. Sonra da Nur'a bakarak konuşmaya başladı. "Nur Aydın. Atlas Bey, az önce ifadesini verdi. Sizden şikayetçi olmadığını sadece yanlış anlaşılma olduğunu söyledi. Sizde ifadenizi imzalayıp gidebilirsiniz Serbestsiniz Nur Hanım" dedi. Nur, hemen ayağa kalkarak, " Ben suçsuz oldu mu zaten biliyordum konserim. Atlas Bey'in biraz geç olsa da anlamasına sevindim" diyerek komiserin odasından çıktı. Mehmet le beraber emniyetten dışarı çıktılar. Nur, derin bir nefes alarak kendisini sakinleştirdi. Sonra da Mehmet'in arabasıyla Nur'un evine geldiler. Kız defalarca zile bastı ama kapıyı açan olmadı. Evin kapısı kilitliydi ve  ses seda  yoktu. Nur'un anahtarı da telefonu da yanında değildi. Nur, herkesin nereye gittiğini merak ederek etrafa bakınırken dışarı çıkan komşusu Nur'u gördü. "Kızım anneler hastaneye gittiler" dedi. Duyduklarıyla eli ayağı titreyen Nur, Kadının konuşmasının devamını beklemeden Mehmet'in yanına koştu. Mehmet, Nur'un eve girmesini beklediği için henüz mahalleden gitmemişti. Koşarak arabaya gelen kızı görünce hemen arabadan indi. "Ne oldu fıstık neden koşuyorsun" dedi kıza telaşla. "Çabuk Mehmet hemen hastaneye gitmeliyim. Ailem hastaneye gitmiş. Mehmet, hemen arabayı çalıştırdı ve hiç beklemeden gaza bastı. Nur'un telefonu yanında olmadığı için Mehmet'in telefonunu alıp Oya'yı aradı. Bir kaç çalıştan sonra telefonu açan kızdan hangi hastanede olduklarını öğrendi. Mehmet'e gidecekleri hastaneyi söyledikten sonra Oya'ya kimin hasta olduğunu sordu. Oya, önemli bir şey olmadığını gelince konuşabileceklerini söyleyerek telefonu kapattı. O sırada Kemal Bey, ameliyattan çıkmış yoğun bakıma alınmıştı. Hemen doktorların yanına koşan Oya, ameliyatın başarılı geçtiğini ve Kemal Bey'in gayet iyi olduğunu öğrendi. Derin bir oh çekti kız. Hemen Asude Hanım ve dizinde yatan Gül'ün yanına gitti. Küçük kız yorgunluktan uyuyup kalmıştı. Asude Hanım'ın kulağına eğildi, " Kemal Amcam ameliyattan çıktı Asude Teyzem. Durumu da gayet iyiymiş merak etme üzülme artık tamam mı?" "Allah senden razı olsun kızım sen olmasan biz ne yapardık?" "Sen üzülme artık Nur'da geliyor buraya" "Nurum kızım. Kurtulmuş mu, bırakmış mı polisler?" "Tabi ki teyzeciğim Nur'un suçu yoktu ki. Neden bırakmayacaklar? Sadece bir yanlış anlaşılmadır." "Ben kızımı restoranda çalışıyor zannediyorum. Neler oluyor Oya, Nur, bizden neler gizliyor  kızım?" "Sadece siz üzülmeyin diye söylemiyor her şeyi. Siz üzüleceksiniz diye aklım çıkıyor. Sizi kendisinden çok seviyor teyzem. Sizi mutlu etmek için çok çabalıyor . Kızınız hayatımda gördüğüm en iyi insan. İyi ki kızınız gibi bir arkadaşım var teyzeciğim." "Bilmez miyim ben kızımı? O benim herşeyim. Benim ve eşimin tek mutluluk sebebi. Rabbim bir evladımız olacağından ümidimizi kestiğimiz zaman verdi onu. Bizim evimize mutluluk huzur getirdi. Bizi hiç utandırmadı yavrum. Hep gurur duydum onunla." "Annem ne oldu?" diyerek hemen gelip annesine sarılan Nur, Oya ve Asude Hanım'ın konuşmalarını böldü. Annesinden sonra da Oya'ya sarılan Nur. "Anlatın artık ne oldu meraktan korkudan  öleceğim" dedi. "Sakin ol canım. Gül'ü korkutacaksın. Baban rahatsızlandı biraz. Ama sakın korkma şimdi çok iyi." "Babam mı? Ne oldu babama? Anne, Oya anlatın artık hadi. Oya, Nur'u onların yanından biraz uzaklaştırdı. "Bak canım baban sabah polisler seni götürdükten sonra yığıldı kaldı. Kalp krizi geçirdi. Bizde hemen hastaneye getirdik. Acil ameliyata aldılar. Şimdi durumu gayet iyi merak etme" "Hepsi o Atlas Akcan, pisliği yüzünden. Onun yüzünden babam kalp kriz geçirdi. Onun yüzünden nezarete düştüm" "Evet onun da etkisi var. Üzüntü tetikledi ama babanın zaten ameliyat olması gerekiyordu canım. Biliyorsun onu ameliyata ikna edemiyorduk" "Şimdi iyi ya önemli olan da bu. Daha fazla kendini harap etme" Oyam canım, çok sağol aileme yardımcı oldun. Bizi yalnız bırakmadın." "Ne diyorsun kızım, tabi ki yardım edeceğim. Siz benim ikinci ailemsiniz." Onlar konuşurlarken yanlarına Mehmet geldi. Nur, Mehmet'i Oya ve annesiyle tanıştırdı. Tanışma faslından sonra  beraber oturup sohbet etmeye başladılar. Bu arada Enis, Nur'un babasının nasıl olduğuna  bakmaya ve bu bahaneyle Oya'yı görmeye hastaneye  gelmişti. Mehmet 'le Oya'nın birbirlerine gülümseyerek tokalaştıklarını görünce sinirden kudurdu. Elini yumruk yapıp avucunun içine bastırdı. "Bu Mehmet denilen lavuk yine çıktı ortaya. Yediği dayak az gelmiş anlaşılan" dedi kendi kendine. Hemen yanlarına gidecekti ki Mehmet'i nasıl tehdit ettiği geldi aklına. Başlarında bu kadar sıkıntı varken birde bunun öğrenilmesini istemiyordu. Onun için uzak durarak Mehmet'in gitmesini beklemeye başladı. Mehmet, gittiğinde hem Nur'la hem de Oya, cadısıyla konuşacaktı. Kemal Bey'in durumunu doktorlardan az önce  öğrenmişti zaten. Aklı fikri şuan sadece Oya'daydı. Bu kızda öyle bir güç vardı ki bir bakışıyla etkisine alıyordu Enis'i. Enis, Nur'u takip ettiği zamanlarda Oya'yı görüyordu ama sarışın afete hiç alıcı gözüyle bakmamıştı. Yada bakmıştı ama kıza kapılmak istememişti. Bunu kendisi de çözememişti henüz. Mehmet, az önce restorandan Aylin'i almaya gitmişti. Oya'da Nur'u soru yağmuruna tutmaya başladı. Buraya geldiğinde Nur, üzgün olduğu için bir şey soramamıştı. "Kızım nasıl kurtuldun anlatsana. Mehmet mi kurtardı seni? Kız yoksa aranızda bir şeyler mi var?" "Of Oya bir sakin gülüm. Beni Mehmet, falan kurtarmadı. Sadece Aylin, onu aramış Mehmet'te yanımda olmak için geldi. Onunla aramız da  hiç bir şey yok  olamaz da. Sadece dostum arkadaşım olabilir. Beni Atlas Akcan, şikayetçi olmadığı için yani şikayetini geri aldığı için bıraktılar." "Aman lütfetmiş aptal. Biz onlara haber vermiştik çocuğun bizim evde olduğunu. Gıcıklığından yaptı. İki yıl önce sana kızdı ya bu kafayı taktı bence"  "Her neyse Oya benden ırak olsun. Cehenneme direk olsun umurumda değil" O sırada uzaktan onları izleyen Enis, yanlarına geldi. Nur'a, "geçmiş olsun Nur" diyerek elini uzattı. Oya'nın öfke dolu bakışları arasında Nur'un elini uzatmasını bekledi. O sırada başka yere bakan  Nur, başını çevirip bakınca Enis'in ona elini uzattığını gördü. Enis, Nur, ona bakınca tekrar, "geçmiş olsun  babanın durumunun  iyi olduğunu öğrendim az önce" dedi. Nur, Enis'i daha fazla bekletmeden sağ ol Enis" diyerek adama sarıldı. Enis, Nur'un ona kızmasını beklerken kızın sarılmasıyla yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. O sırada öfkeli Oya, konuşmaya başladı. "Neden konuşuyorsun Nur, bununla. Buda arkadaşı gibi kötüdür emin ol. Yüz verme bunlara" "Enis Nur'dan biraz uzaklaşarak, kendine saydıran kıza yaklaştı. "Ben kötü biri değilim Oya. Kötü biri olsam sabah Atlas'ın ardından giderdim. Fark ettiysen senin yanında kalıp yardım etmeye çalıştım." "Aman çok iş yaptın sanki" Oya'ya cevap vermeyen Enis, tekrar Nur'a çevirdi bakışlarını. "Yapabileceğim bir şey var mı Nur? Söyle lütfen. Elimden ne gelirse yaparım." "Aman sen eksik kal. Biz kendimiz hallederiz ,kendi işimizi." "Bak kızım..." "Merhaba Nur, geçmiş olsun" diyerek gelen adamla herkes bakışını oraya çevirdi. Enis, lafını tamamlayamadan oraya gelen Altay'a doğru yürüyüp sarıldı. Bir kaç saat önce Çağın'ın nasıl olduğunu öğrenmek için  Dilek Hanım'ı arayan Altay, olanları yengesinden öğrenmiş ve  hastaneye gelmişti. "Sağ ol Altay, teşekkür ederim" dedi Nur. "Hah bir de bu vardı değil mi" dedi Oya öfkeyle. Oya'nın Altay'a da laf soktuğunu duyan Enis kızı kolundan tutarak sürüklemeye başladı. "Bırak elimi Enis. Ya bıraksana öküz canım yanıyor. Bak yoksa bağırırım" diyen Oya. Hem Enis'e saydırıyor hem de hızlı yürüyen adama yetişmeye çalışıyordu. Enis, Oya'nın sözlerine aldırmadan kimsenin olmadığı bir alana getirdi. Oya'yı sert bir şekilde duvara yasladı. Burnunun dibine kadar iyice sokularak, "Bana bak kızım.  Eğer bana bu ettiğin lafları başkası etseydi inan bana ağzı ve burnu yer değiştirirdi. Bunu yapanın kız olması da fark etmezdi. Ben Atlas, değilim, ona zarar vermeye çalışmıyorum tamam mı? Şimdi eğer bana bir daha laf sokarsan.. " Ne yaparsın döver misin beni de?" "Hayır dövmem. Seni dövmem. Kıyamam çünkü. Ama öperim anladın mı? Seni herkesin içinde o laf soktuğun anda öperim sarışın" diyerek oradan ayrıldı. Oya, olduğu yerde kalakalmışım. Nefes almayı bile unutmuştu. Neler söylemişti bu gerizekalı. Oya, Enis, gözden kaybolana kadar arkasından baktı. O kadar yakışıklıydı ki aptal. Ona baktıkça bakası geliyordu insanın. Kendini toparlayarak sarı saçlarını arkaya attı. Yüzünü elleriyle yelledi ve Nur'un yanına doğru ilerledi. Nur'un yanına geldiğinde yanlarına Aylin'de katılmıştı. Aylin'e sarıldıktan sonra Enis'in gözlerinin içine bakarak, "Mehmet nerde Aylin o gelmedi mi" dedi. "Canım onun acil işi çıktı. Yine uğrayacak. Selamı var size" diyerek cevap verdi. Aylin, Oya'nın niyetini anlamıştı. Enis, Oya'ya sinirli bir bakış attı. Mehmet'in gelmesine gerek yok. Bir şey lazım olursa biz varız burada" dedi. "Aynen öyle" diyerek Enis'i destekledi Altay. "Pardon da siz kimsiniz, tanışalı daha ne kadar oldu? Dün bir bugün iki. Bizim kimseye ihtiyacımız yok" "Mehmet le çocukluk arkadaşısınız  herhalde Oya Hanım" "Hayır Mehmet Nur'un eski patronuydu  Enis Bey. Yani sizden önce o vardı." Onlar laf dalaşı yapıyor etrafındakiler film izler gibi Oya ve Enis'i izliyorlardı. O sırada yanlarına gelen hemşire. Nur'un babasının normal odaya alındığını ve görebileceklerini söyledi. Nur, babasının yanına gitmeden önce koltukta Gül'le beraber oturan annesinin yanına gitti. Annesi oturduğu yerde uyuyup kalmıştı. Yavaşça dürtüp kadını uyandırdı. "Anne babam kendine gelmiş. Hadi görmeye gidelim" dedi. Asude Hanım, hemen kalkacaktı ki dizinde yatan Gül, aklına geldi. Aylin, hemen kızı almak için yürüdü Aylin, kızı  kucağına almak için uzandığı sırada Altay, kızdan önce davranıp Gül'ü aldı. Asude Hanım, kalkınca yerine Aylin, oturdu. Altay, çocuğu Aylin'in dizine yatırdı. Asude Hanım ve Nur, Kemal Bey'i görmek için yanlarından ayrıldı. Altay, Aylin'in yanına otururken, Oya, gidip başka bir koltuğa oturdu. Enis, Oya'yı takip ederek yanında ki koltuğa oturdu. "Sana ne Mehmet'ten de soruyorsun sarışın." "Pardon." "Diyorum ki. Sana ne Mehmet'ten, neden onu soruyorsun?" "Soramaz mıyım Enis Bey?  Belki beğeniyorum adamı ne biliyorsun?" Enis, sinirle ayağa kalktı. "Umrumda değilsin Oya. Git kimi beğenirsen beğen" dedi ve yanından ayrıldı. Enis'in gitmesiyle Oya, üstüne çok gittiğini düşünerek, "Bu biraz fazla oldu galiba" dedi. Kemal Bey'in yanına giren Nur ve Asude Hanım, onun iyi olduğunu görünce derin bir nefes aldılar. Asude Hanım, kocasına bir şey olacak diye çok korkmuştu. Saatlerdir onun  için gözyaşı döküyor dua ediyordu. Nur, babasının yatağına yaklaşarak ellerini tuttu yaşlı adamın. "Babacım bizi çok korkuttun. İyisin değil mi?" dedi. "İyiyim kızım. Ben iyiyim de sen nasıl kurtuldun yavrum. Senin için çok korktum canımın içi. Seni koruyamadım diye kahroldu yaşlı baban. O adamın sana iftira atmasına engel olamadım durduramadım olanları. Polisler seni götürürken nefes alamadım kızım." "Üzülme babacım. Sen çok iyi bir babasın. Kendini kesinlikle suçlama. Her şeyin bir yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıktı. Adam şikayetini geri aldı zaten. Bak yanındayım, üzülme artık." "Neden bize yalan söyledin kızım?" "Anlamadım ne yalanı babacım?" "Biz seni restoranda çalışıyor diye biliyorduk. Ama sen çocuğa bakıyormuşsun. Bizi neden olayların dışında tutuyorsun? Bize neden güvenmiyorsun?" "Böyle söyleme babacım. Ben size nasıl güvenmem. Üzmek istemedim sadece. Zaten evinizden barkınızdan ayrıldınız. Bir de benim yüzümden üzülmenizi istemedim. Özür dilerim, affedin beni." "Biz beraber olduğumuz sürece her şeyin üstesinden geleceğiz kızım. Bizden bundan sonra hiç bir şey gizleme. İyi de olsa kötü de olsa öğrenelim yavrum. Bizi kendinden soyutlama." "Özür dilerim bir daha olmaz babacım annecim. Çok özür dilerim. " Tamam  Kemal, üzme artık kızımı. Kendini de üzme.  Daha kaç saat oldu ameliyattan çıkalı. Sonra konuşuruz bunları. Şimdi sen  dinlen lütfen." "Tamam Asude'm haklısın. Kızım kurtuldu ya önemli olan bu. Annesini babasının yanında bırakan Nur, dışarı çıktı. Burası özel bir hastaneydi. Hiç te ucuz bir hastaneye benzemiyordu. Ne kadar ödeme yapması gerektiğini sorması lazımdı. Babası Emekliydi ama ne kadarını karşılıyordu sigorta bilmiyordu. Koridorda yürürken karşılaştığı görevliye ödeme yapacağı yeri sorup oraya doğru yürüdü. Kimseye görünmeden gittiği hastane görevlisinden öğrendiği miktar kızı şok etti. Nur, bu kadar ödeme çıkacağını düşünmemişti. Üzgün bir şekilde oradan ayrıldı. Oya'nın ve Aylin'in yanına gidip oturdu. Aylin, babasının durumunu sorduğunda dalgınlıktan duyamamıştı. Oya, Nur'un ellerinden tutarak. " Ne oldu Nur, neden  çok dalgınsın? Baban iyi her halde öyle değil mi." "İyiyim Oya. Babamda iyi, yorgunum sadece. Başka bir şey yok sıkma canını." Oya, Nur'un bir sıkıntısı olduğunu anlamıştı ama şimdi konuşmanın sırası değildi. O sırada Nur'un yanına tekrar gelen Enis,  geçmiş olsun diyerek Altay'la beraber hastaneden ayrıldılar. Giderken ikisi de telefon numaralarını Nur'a bıraktılar. Aylin ve Oya, hastanede kalmak için ısrar etseler de Nur, kalmalarına izin vermedi. Gül'ü ve annesini alıp eve götürmelerini söyledi. Asude Hanım, ne kadar kalmak istese de Nur, buna izin vermedi. Annesinin daha fazla yıpranmasını istemiyordu kız. Aylin ve Oya Asude Hanım ve Gül'ü alıp eve gittiler. Önce babasının odasına giden Nur, babasının uyuduğunu görüp odadan çıktı. Bekleme salonunda oturdu bir süre. Yarın ödeme yapacaktı. Birikmiş hiç parası yoktu. Babasının emekli maaşı anca evin masraflarına yetiyordu. Mecburen sattıkları evin parasından verecekti. Annesi ve babası buna çok üzülecekti ama yapacak bir şeyi yoktu. Daha fazla düşünmek istemediği için, bekleme salonunda ki  koltuğa uzandı ve gözlerini kapattı. Atlas, otelin barında saatlerce içtikten sonra odasına çıkmak için hareketlendi. Masadan  kalkıp asansöre doğru yürüdü. Tam asansöre bineceği sırada yine Nur, geldi aklına. Çok ağlamıştı kız polisler götürürken. Atlas'ın gözlerine nefretle bakmıştı. Başını iki tarafa sallayarak aklındaki görüntüyü göndermeye çalıştı. Hemen telefonu çıkarıp şoförünü aradı. Arabayı otelin önüne getirmesini söyleyerek telefonu kapattı. Nur'un babasının kaldığı hastaneye gidecekti ve arabayı kullanacak durumda değildi. Atlas, sarsak adımlarla otel çıkışına yürürken şoförü arabayı getirmiş Atlas'ı bekliyordu. Atlas, çıkışa gelerek hemen arabanın arka koltuğuna attı kendini. Kafası iyice allak bullak olmuş bakışları bile farklıydı. Şoföre zorla da olsa gideceği adresi vermiş gözlerini kapatmıştı. Hastaneye vardıklarında şoför arka koltuğa baktı. Atlas'ın koltukta sızdığını gördü. Bir süre ne yapacağını düşündükten sonra arabadan inip arabanın arka kapısını açtı. "Atlas Bey, hastaneye geldik efendim uyanın" diyerek seslendi defalarca. Atlas'ın uyanmaya niyeti yoktu. Bir süre daha uyandırmaya çabalayan şoför, Uyandıramayacağını anlayınca vazgeçti. Tekrar şoför koltuğuna geçip otele geri dönmeye karar verdi. Arabayı çalıştırıp tam yürüyeceği sırada Atlas, gözlerini ovuşturarak  uyandı. "Hastaneye geldik mi" diye sordu. Şoför "geldik efendim" diye cevap verdi. "O zaman neden uyandırmıyorsun be adam?" diyerek arabadan indi. Hastaneye girip asansöre yürüdü. Yolda biraz uyumak iyi gelmişti. En azında düzgün yürüyebiliyordu. Koltuk değneğini diğer eline alıp asansörün düğmesine bastı. Bir süre sonra çağırdığı asansöre binerek ikinci kata kardiyoloji servisine çıktı. Saat gecenin yarısıydı ve ortalıkta kimse yoktu. Hastane sanki sessizliğe bürünmüştü. Atlas, Nur'un babasının hangi hastanede, hangi bölümde ve hangi odada yattığını çok tan  öğrenmişti zaten. Biraz daha yürüdükten sonra Kemal Bey'in odasının önüne geldi. Kapı biraz aralık kalmıştı nedense. Atlas, kapıyı ittirip içeriye baktı. Kemal Bey, hasta yatağında uyuyordu. Yanında kimseler yoktu. Nur, ortalıklarda görünmüyordu. "Nereye gitmiş olabilir bu kız?" dedi kendi kendine. Atlas, tekrar koridora çıkıp etrafa bakarak yürümeye başladı. İleri de bekleme salonu vardı. Oraya gidip bakmaya karar verdi. Bekleme salonuna geldiğinde bomboş olduğunu gördü. Koltuklara daha dikkatli baktığında yanıp sönen ışık dikkatini çekti. Oraya doğru ilerleyince koltukta iki büklüm olmuş uyuyan kızı gördü. Telefonu çalıyordu ve sessiz de olduğu için Nur, duymuyordu. Aylin, Nur'un evde kalan telefonunu bir kaç saat evvel  getirmiş, kıza bırakıp gitmişti. Atlas, arayanın kim olduğuna baktığında Mehmet'in aradığını gördü. Yumruklarını sıkarak gelen aramayı görmezlikten gelmeye çalıştı. Atlas, eğilerek Nur'un yüzüne yaklaştı. Uyurken o kadar güzel ve masum görünüyordu ki. Çok güzeldi Nur. İnsanın aklını başından alabilecek kadar güzel. Dokunmak istedi ona. Saçlarına uzattı ellerini. Ama takıntılı bir manyak olduğu için iki yıl önceki kızın söyledikleri geldi yine aklına. Oğluna kan vermemesi geldi. İçindeki uyuyan canavar tekrar uyandı. Nur, içinde bir ürpertiyle uyuduğu koltuktan fırladı. Bir süre şaşkın halde etrafına bakındı. Sonra kalktığı koltuğa tekrar oturdu. O sırada bekleme salonundan az ilerisinde  asansörün kapısının kapandığını gördü. Kızın aklına hastanede olduğu  geldi. Hemen oturduğu koltuktan kalktı. Koşarak babasının odasına gitti. Kapıyı açıp baktığında hemşirenin babasının tansiyonunu baktığını gördü. Nur, odaya girdi sessiz olmaya çalışarak. Sonra saatine baktı  gece yarısını çoktan geçmişti Yorgun ve uykusuz görünen hemşireye gülümsedi. "Çok teşekkür ederim hemşire Hanım. Siz dinlenin lütfen. Ben ilgilenirim bundan sonra. Bende hemşireyim merak etmeyin sorun çıkmaz" dedi. "Ya öyle mi demek meslektaşız. Çok sevindim. Adım Aysel, tanıştığımıza memnun oldum" "Ben de Nur, tanıştığımıza bende memnun oldum. Lütfen dinleyin yardıma ihtiyacınız olursa da çekinmeyin elimden geleni yaparım." "Çok teşekkür ederim Nur, iyi geceler" diyerek odadan ayrıldı Aysel hemşire. Nur, önce babasını kontrol etti. İlaçların etkisiyle adam derin uyuyordu. Nur, oda da ki tek kişilik koltuğa oturdu. Başını koltuğa dayadı ve tekrar gözlerini kapattı. Bir hafta sonra Nur'un babası hastaneden taburcu oldu. Hastane masraflarını sattıkları evin parasıyla ödemişlerdi. Hastane masrafı paranın önemli bir kısmını harcamalarına yol açmıştı. "Önemli değil" dedi Nur sürekli üzülen babasına. "O evi siz çalıştınız, siz aldınız baba. Parasının sana  harcanmasına neden üzülüyorsun? Biz birlikte olduğumuz sürece başımıza gelen her sıkıntının üstesinden geleceğiz diyen sendin. Şimdi lütfen üzülme ve bir an önce iyileş babam. İyileş ki benim de gücüm kuvvetim yerine gelsin. Sen ve annem benim güç kaynağımsınız" Kemal Bey, kızının söyledikleriyle çok duygulandı. Kızına sıkıca sarılarak alnını öptü. "Seni bize veren Rabbime şükürler olsun kızım" dedi. Nur, babasıyla iki üç günde evde ilgilendi. Sonra iş bulması  gerektiğini düşünerek tekrar yollara düştü. Oya ve Aylin'de boş zamanlarında Nur, için iş bakıyorlardı. Bu arada Mehmet, aramış ve tekrar yanında çalışmasını istemişti. Nur, bu teklifi kabul etmedi tabi ki. İnsanlara özellikle sevdiği insanlara bir zarar gelsin istemiyordu kız. Nur, iş arıyordu ama bir taraftan da iş bulmaktan korkuyordu. Yine başına aynı şey geleceğinden  yine işinden olacağından korkuyordu. Peşinde nasıl bir bela varsa kıza hayatı zindan ediyordu. Güçlü bir kızdı ama bir yerde gücü tükeniyordu artık. Vazgeçmezdi de ailesi vardı. Ona ihtiyacı olan yaşlı annesi babası. Bir de küçük Gül'ü vardı. Atlas, o gece hastanede Nur'u izledi bir süre. Kızın güzelliğine kapılıp gitti genç adam. Dokunduğu saçların yumuşaklığı kokusu aklını karıştırmıştı. Sanki büyücüydü  bu kız. Her gördüğünde ona kapılmaktan kurtulamıyordu bir türlü. Yumruğunu  sıktı öfkeyle. İçinde ki  kıza olan öfke neyin öfkesiydi? Kızın ukala konuşmasına mı? Yoksa kızın haklı olduğunu bildiği için miydi bu öfke? Atlas, ilk defa böyle düşünüyordu. İlk defa kendini sorguluyordu. Acaba suç kendisinde miydi? O geceyi kafasında canlandırdı. Dakikalarca kızın yüzüne bakarak düşündü. Gururu, o kahrolası gururu kendini suçlu çıkarmasına izin vermedi. Atlas Akcan, suçlu değildi. Suçlu olan o bacaksız hemşireydi ve suçunun cezasını ödüyordu. Nur'un kımıldamaya başlamasıyla hemen oradan ayrılıp asansöre yürüdü. Hastaneden ayrıldıktan sonra şoförü onu otele geri götürdü. Sonra ki günlerde her gün villaya oğlunu görmeye gitti. Her defasında boş dönse de yine de gidiyordu bir umut. Çağın, babasını ne odasına alıyordu nede yanına geliyordu. Çocuk bir haftadır doğru dürüst yemek bile yemiyordu. Dilek Hanım, torununun bu durumuna kahroluyordu. Bir çözüm yolu bulmaya çalışıyordu. Aklında bir şeyler vardı ama bunu yaparsa canı yanacak olan yine kendi canının  parçası olacaktı. Enis  ve Altay villaya gelerek Çağın'ı oyalamaya çalışıyorlardı ama nafile. Çocuğun yüzü bir türlü gülmüyordu. Atlas, Enis'i iki gün önce aramış, işinin başına tekrar dönmesini istemişti. Gururu yüzünden özür dilemesini bile bilmiyordu Atlas Akcan. Enis'e şirkete dönmeye mecbursun. Başka hiçbir şansın yok" demişti. Enis, aslında dönmeyi düşünmüyordu. Kendine iş bile bulmuştu ama Altay, onu eski işine dönmesi için ikna etti. Onlar ikisi de Atlas'ın içindeki fırtınayı anlamıştı aslında. Anlamayan sadece Atlas Akcan'dı. Enis, Altay'ın ve Aytaç Bey'in ricalarını kırmadı ve tekrar işinin başına döndü. Şirkete  gider gitmez de Atlas'ın karşısına çıktı. "Nur, bundan sonra benim dostum kardeşim. Bu saatten sonra ne onu takip ederim. Nede ona verdiğin zararlara ortak olurum Atlas Bey" dedi ve çıkıp gitti. Atlas, hiç bir şey söylemedi. Enis'in işten ayrılışı onu çok sarsmıştı. Onu çalışanı gibi görmediğini o zaman  anlamıştı. Atlas, kabullenmek istememişti yıllarca ama Enis, onun en iyi ve tek dostuydu. Altay ve Enis, şirketin başka bölümünde çalışmaya başlamışlardı. Enis'in Atlas'a kırgınlığı hala devam ediyordu. Onu bir süre daha görmese iyi olacaktı. Altay, ne Enis'i nede Atlas'ı yalnız bırakmamaya çalışıyordu. Altay ve Enis'in başka bir sıkıntısı da onlara yüz vermeyen hatta onlarla  konuşmak  bile istemeyen Oya ve Aylin'di. Adamlar günlerdir kızların peşlerinden koşuyor, konuşmaya çalışıyorlardı.  Kızlar ise ne telefonlarını açıyorlar ne de yüzlerine bakıyorlardı. Enis, hastanede Mehmet'i kıskanıp gittiğinden bu tarafa Oya, temelli sinir olmuştu adama. Aylin, ise sırf Atlas'ın kuzeni olduğu için görmek  istemiyordu Altay'ı. Dilek Hanım ve Aytaç Bey yine torunlarına yemek yedirmeden odasından çıktılar. Bugün yine çok ağlamıştı Çağın. Sürekli Nur'u istediğini yazmıştı defterine. Babaannesi  ve dedesi, torunları için çok üzülseler de yazıyla olsun bir şeyler söylemesine sevinmişlerdi. Nur'un sevgisi iyi geliyordu çocuğa. Çağın'ın konuşmayacağını anladıklarında özel eğitim alması için okula göndermişlerdi ve hala okula devam ediyordu. Ama çağın ilk defa yazarak bir şey istiyordu. Şimdiye kadar yazıyla bile kimseyle konuşmamıştı. Dilek Hanım ve Aytaç Bey  salona gelerek oturdular. Dilek, kocasına yaşlı gözlerle baktı. "Ne olursa olsun Atlas'ı ikna et Aytaç. Nur, tekrar buraya gelmek zorunda. Çağın, için en iyisi bu gördün sende. Nur'u çok seviyor. Onun yanına gelmesi için şimdiye kadar yapmadığı şeyi yaptı. Yazarak da olsa bizden bir şey istedi. Bizden Nur'u istedi Aytaç. Bu büyük bir gelişme. Ne yaparsın ne söylersin bilmem ama git oğlunu ikna et. Ben gerekirse Nur'a yalvaracağım. Çağın'ın yanına tekrar gelmesi için." "Sence Atlas, ikna olur mu Dilek? Onun gururunu biliyorsun. İnadını biliyorsun. Hiçbir şey onu kararından döndüremez. Ben ne söylersem söyleyeyim kabul etmez." "Kabul edecek Aytaç. Çağın için gururunu bir kenara bırakacak. Başka alternatifi yok. Yoksa ben yapacağımı biliyorum." Aytaç villadan ayrılıp hızla şirkete  gitti. Atlas'ın toplantıda olduğunu duyunca odasına girip orada beklemeye başladı. Aytaç Bey, bir haftadır şirkete gelmiyordu. Evde Dilek Hanım'la beraber Çağın' la  ilgileniyorlardı. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra Yorgun bir şekilde Atlas, geldi odasına. Odasında bekleyen babasını görünce yanına gitti hemen. "Hoş geldin baba. Hayırdır  hangi rüzgar attı seni buraya.  Bir haftadır şirkete uğramıyordun" dedi. "Çağın'la ilgilenmemiz lazımdı oğlum. Bugün de gelmeyecektim aslında. Beni annen gönderdi Atlas. Oğlun kaç gündür çok üzgün. Sürekli ağlıyor oğlum. Yemek bile yediremiyoruz ona. Ne yapmayı düşünüyorsun?" "O daha çocuk, unutur merak etmeyin. Biraz zaman verin. Yakında düzelir." "Nasıl Atlas? İki yıldır düzeldiği gibi mi?" Babasının bu sözlerine kızan Atlas kendine hakim olmaya çalışarak, "Ne demek istiyorsun, açık konuş baba" "Ne mi demek istiyorum? Sen gayet iyi biliyorsun ne demek istediğimi. İki yıl önce o arabanın içinde kaza geçirmenize sebep olacak ne yaşadıysanız. Çağın, bunu biliyor. Onun için senin yüzüne bakmıyor annesini sormuyor bile. Hiç kimseyle konuşmuyor. Sen hala çocuktur düzelir diyorsun" "O araba da hiç bir şey olmadı. Sadece kamyon bizim üzerimize sürdü. Demek istediğin başarısız bir baba olmamsa, başarısızım doğru. Ben başarısız bir babayım. Tıpkı senin gibi. Sen nasıl beni yetiştirmekte başarısız oldunsa, bende başarısız oldum baba." "Ben hatamı kabul ettim oğlum. Bu geçen iki yıl bana gerçeği gösterdi. İstiyorum ki sen geç kalma. Benim seni kaybettiğim gibi sende oğlunu kaybetme." "Ne yapmamı istiyorsunuz Aytaç Akcan siz söyleyin?" "Çağın senin oğlun, benimse canım kanım torunum en değerlim. İlk defa bugün bir şey istedi bizden. Hem de yazarak istedi. Biliyorsun okuma yazma bildiği halde yazarak bile iletişim kurmuyordu." "Gerçekten mi baba çağın bir şey mi istedi. Hem de yazarak istedi ha. Ne istedi söylesene, oğlum ne istedi?" "Nur'u istedi oğlum. Nur'un yanına gelmesini istedi." "Hayır baba. Bu istediği asla olmaz. Başka ne isterse istesin yaparım. Ben o kızı oğlumun yanında istemiyorum. Dünyayı istesin ayaklarının altına sererim ama o kız olmaz." "Neden olmaz oğlum? O kızla iki yıl önce yaşadıklarını anlattı annen. O kızı nasıl takip ettirdiğini de. Evsiz işsiz bıraktığını da. Kıza yapmadığını bırakmamışsın zaten. Ayrıca kızın sana söyledikleri  suç değil Atlas." "Ya Çağın'a kan vermemesi. Kan grubu tuttuğu halde oğluma kan vermedi." "Hastanede kan sorunu yoktu oğlum. Kan zaten vardı ve oğluna veriliyordu. Bahanelere sığınma. Başka bir şey var değil mi? Senin ona karşı olmanın başka bir sebebi var." "Başka sebep falan yok baba. Ben o kızı oğlumun yanında istemiyorum." "Son kararın bu öyle mi?" "Evet bu" "Peki bundan sonrasını annene  bırakıyorum. Onunla aranızda halledersiniz. Ben yapacağımı yaptım. Söyleyeceğimi söyledim" Aytaç Bey, Atlas'a başka bir şey söylemeden şirketten çıkıp gitti. Atlas, babası gittikten sonra sinirle koltuğa oturdu. Annesi ne olursa olsun o kızı eve getirirdi. Atlas, adı gibi biliyordu. Çünkü Dilek Hanım'ın torunu için yapamayacağı şey yoktu. Sevilmeyen bir Atlas'tı nedense. Bir ona sevgi gösteren yoktu. Babası Çağın'ın yaşındayken başlamıştı. Atlas'ın aklını karıştırmaya. Şimdi pişmandı babası. Pişmanlığı yüzünden okunuyordu ama son pişmanlık fayda eder miydi? Hem Atlas, değişebilir miydi, iyi bir insan olabilir miydi bu saatten sonra? Oğlu tekrar babam diyerek sarılabilir miydi? Atlas'a da bir kadın gerçekten aşık olabilir miydi? Çıkarı olmadan sevebilir miydi? "Ah Nur " dedi gözünün önüne gelen kızın hayaline.  Kızın adını söylemek bile boğazını yakıp geçti Atlas'ın. Aytaç Bey, villaya gelince karısına Atlas'ın söylediklerini anlattı. "Demek öyle" dedi Dilek Hanım. "Atlas Beyimiz izin vermezmiş öylemi? O daha annesini tanımıyor." Hemen telefonu çıkarıp Atlas'ı aradı. Atlas, telefonu açtığında Dilek Hanım Atlas'ın konuşmasına izin vermeden hemen konuşmaya başladı. "Babana  söylediklerini duydum. Demek öyle Atlas. Kararın kesin mi? Sana son kez soruyorum." "Evet anne kararım kesin" "Peki öyleyse bundan sonra villaya mesai saatleri içinde  gelmeni istemiyorum Atlas. Sen Çağın'ın mutluluğunu düşünmüyor olabilirsin ama onun mutlu olması benim için çok önemli. Çağın, Nur'un yanında çok mutlu. Ben o kızı tekrar villaya getirmeye karar verdim. Biliyorum senin yaptıklarından sonra kolay olmayacak ama.. Bir şekilde ikna edeceğim onu. Nur, seni burada görmek istemez haklı olarak. Onun için oğlunu görmek için sadece hafta sonları gel buraya. Geleceğin zaman da ararsan sevinirim. Çağın, seni görmek isterse de Enis'le gönderirim yanına." dedi ve telefonu kapattı. Atlas, annesinden bir hamle bekliyordu tabi ki. Ama Atlas'ın villaya gelmesini engelleyeceği aklına bile gelmemişti." Annesinin bilmediği şey ise  Atlas'a  hiç kimse engel olamazdı. "Gelsin bakalım  Nur Hanım" dedi yumruklarını sıkarak. "Gelsin de görsün başına neler gelecek." Dilek Hanım, kocasına Nur'un mahallesine gideceğini söyleyerek evden çıktı. Daha önce arayıp gelmelerini istediği Altay ve Enis arabada onu bekliyorlardı. Dilek Hanım, gelip arabaya bindi ve hep beraber Nur'un evine doğru yola çıktılar. Nur, ise bütün gün iş aramış ayaklarına kara sular inmişti. Hemen iş bulmayı beklemiyordu zaten. Hayat ona hiçbir zaman kolaylık tanımamıştı. Nur, sökerek alıyordu bazen hakkına düşeni. Hiçbir zaman karamsarlığa düşmemeliydi insan. Bazen mutlu olmak için sebepler bulman olmadı kendin  yaratman lazımdı. Babası iyi olmuş ayaklanmıştı ya işte bu mutlu olmak için bir sebepti . İşi de olacaktı mutlaka. Allah bir kapıyı kapatırsa diğerini açar derdi hep annesi. Nur ve ailesi hep beraber akşam yemeklerini yediler. Sofrayı topladıktan sonra Gül'ün bebekleriyle oynamaya başladılar. Nur, kaç gündür küçük kızla ilgilenememişti. Onunda sevgiye ilgiye ihtiyacı vardı. Gül, çok akıllı bir çocuktu. Babası hastayken hiç yaramazlık yapmamış annesini üzmemişti. Neredeyse bir saat oynadıktan sonra Gül, uykuya daldı. Nur, kızı yatağına yatırıp anne ve babasının yanına geldi. İkisinin ortasına  oturduğu sırada kapı çaldı. Nur "ben bakarım anne "diyerek kalkıp kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açtığına Dilek Hanım'ı karşısında görünce  çok şaşırdı. Bu eve gelmesini bekleyeceği en son kişilerden biriydi kadın. Hele ki son olaylardan sonra. " Dilek Hanım siz  buradasınız" dedi Nur. "Bizi içeri anlamayacak mısın kızım?" dedi Dilek Hanım. "Sizi derken?" "Yani bizi, hepimizi " diyerek Enis geldi kapıya. Arkasından da Altay. Nur, hepsinin birden burada ne aradığını merak etse de bir şey demedi. Kenara çekilerek, "Buyurun lütfen. İçeri geçelim" dedi. Dilek Hanım, önden yürüdü. Arkasından Altay ve Enis, içeri girdiler. Kemal Bey ve Asude Hanım, gelenleri görünce hemen ayağa kalktılar. "Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz" dedi Dilek Hanım. "Ne rahatsızlığı Dilek Hanım. Misafir bizi rahatsız etmez. Buyurun geçin oturun lütfen" Dilek Hanım, geçip koltuğa oturdu. Altay ve Enis de Kemal Bey ve Asude Hanım'ın ellerini öpüp oturdular. Herkes  oturduktan sonra Dilek Hanım, söze başladı. "Ben sizinle ve Nur'la önemli bir şey hakkında konuşmaya geldim. Konu torunum Nur. Bak kızım Çağın, bir haftadan fazladır her gün ağlıyor. Yemek yemiyor. Yanımıza gelmiyor. Odasından bile bile çıkmıyor. Bir görsen o kadar üzgün ki yavrum. Bu durum beni kahrediyor Nur. Ben, ben nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum? Nur, lütfen tekrar Çağın'ın yanına gel kızım lütfen." "Siz ne diyorsunuz Dilek Hanım? Oğlunuz kızıma neler yaptı siz biliyorsunuz. Çağın'ı kaçırdığını söyleyerek kızımı polise şikayet etti. Eşimin kalp krizi geçirmesine sebep oldu. Ben o eve kızımı asla göndermem kusura bakmayın." dedi Asude Hanım. "Biliyorum, biliyorum haklısınız. Hem de çok haklısınız. Ama, ama torunum kızınızı çok sevdi. İki yıldır kimseyi sevmeyen. Kimseye gülmeyen. Kimseyle arkadaşlık etmeyen torunumun kızınız sayesinde yüzü güldü. Benden bugün ilk defa yazarak bir şey istedi. Düşünebiliyor musunuz? Okuma yazma bildiği halde yazarak bile iletişime geçmiyordu bizimle. Bugün ilk defa yazarak benden Nur'u istedi. Onu yanına getirmemi istedi. Çağın, seni çok seviyor kızım. Senin sayende torunum belki de tamamen iyileşecek. Yine eskisi gibi sağlıklı olacak. Ne olur kızım benim için değil. Kimse için değil sadece çağın, için gel lütfen. Çağın'ın tek ilacı sensin. Sen ve senin sevgin. Bak Atlas'a resti çektim. Malikaneye gelmesini yasakladım. Merak etme. Seni  rahatsız edemez. Buna ben kesinlikle izin vermem" Nur, baştan sona konuşulanları dinledi. Sonra da. "Bakın Dilek Hanım" dedi.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE