"Seni benim elimden kim alabilir? Söylesene küçük hemşire, seni benim elimden kim alabilir?"
"Ben alırım lan. Benim olanı ben alırım"
Rıza arkasından gelen sese dönüp baktığında gördüğü kişiyle gözleri fal taşı gibi açıldı.
Yanına doğru hızla gelen adama bakarak,
"Oo kaçak koca da çıktı meydana" dedi.
Atlas, Rıza'nın sözleri bitmeden gelip yumruğunu Rıza'nın burnuna geçirdi.
Rıza, ağzı burnu kanlar içinde yere yığıldı.
Rıza, daha kendini toparlayamadan
Atlas, Rıza'nın üstüne çöküp ard arda vurmaya devam etti.
Bir taraftan da ağzına ne gelirse söylüyordu.
"Sen kimsin lan şerefsiz? Sen kimsin ki benim kadınıma askıntı oluyorsun ha?
Seni öldürürüm, seni öldürürüm köpek.
Ben onun saçının teline kıyamazken, sen kimsin ki onu rahatsız ediyorsun?"
Atlas'ı görünce bir an şoka giren Nur, Gül'ün çığlıklarıyla kendine geldi.
Sonra yerde boğuşan Atlas ve Rıza'yı fark etti.
Hemen koşup Atlas'ın kolundan tutup Rıza'nın üzerinden çekmeye çalıştı.
"Bırak Atlas, öldüreceksin onu.
Başın derde girecek o pislik yüzünden diyerek bağırdı"
Atlas, Nur'dan kolunu kurtarıp Rıza ya var gücüyle vurmaya devam etti.
Çığlık seslerine bütün mahalle oraya toplandı.
Sesleri duyan Kemal Bey, hemen gelip Atlas'ı Rıza'nın üzerinden Nur'un da yardımıyla çekip aldı.
Ağzı burnu kanlar içinde kalan Rıza Atlas, üstünden kalkınca yerden zorla kalktı.
Ayağa kalkar kalkmaz da tehditler savurmaya başladı.
"Bunun hesabını vereceksin çakma koca bozuntusu.
Ne zamandır aklın neredeydi?
Bir karın olduğu aklına şimdi mi geldi?
Onu sana bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun.
Yanlış kişiye bulaştın Atlas Akcan.
Sen beni daha tanımıyorsun" dedi burnunu tutarak.
"Ulan ben sana çakma kocayı gösteririm" diyerek Rıza ya tekrar saldıran Atlas'ı bütün mahalle güçlükle zapt etti.
"Sen benim karıma sarkıntılık edeceksin ha. Ben seni yaşatır mıyım lan? Asıl sen beni tanımıyorsun.
Atlas Akcan kim bilmiyorsun.
Bunu sana zevkle göstereceğim"
Rıza, Atlas'ın elinden kurtulunca küfürler ederek oradan kaçtı.
Elleri yara bere içinde kalan Atlas, hızla Nur'un yanına geldi.
Kemal Bey'in gözlerine baktı önce. Kemal Bey, tamam anlamında başını sallayınca Nur'un elinden tutarak sürüklemeye başladı.
Nur'un, "Dursana Atlas. Bırak beni diye bağırmasına aldırmadı. Mahallenin yakınına park ettiği arabasının yanına getirdi.
Ön kapıyı açıp Nur'u içine bindirdi.
Nur, inmeye çalışınca onu tekrar arabanın içine itti.
"Nur'un, canının yanıp "Ah!!" diye inlemesini o kızgınlıkla dikkate almadı.
Hemen sürücü koltuğuna atlayıp gaza bastı.
O kadar sinirliydi ki arabayı nasıl sürdüğünü bile bilmiyordu.
Hız sınırını çoktan aşmıştı. Atlas'ın bu hali Nur'u çok korkutsa da ses çıkarmadı.
Emniyet kemerini takıp Atlas'ın sakinleşmesini beklemeye başladı.
Bir süre daha arabayı son hız süren Atlas, aniden arabayı durdurdu.
Bom boş tenha ve karanlık yolda onlardan başka kimse yoktu.
Atlas, arabadan inerek yol kenarında ki ağacın yanına gitti. Sırtını ağaca yaslandı.
Derin derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.
Nur, arabanın içinde ses çıkarmadan Atlas'ı izliyordu.
Biliyordu Atlas, ona hiçbir zarar vermezdi. Yine de şuan bir şey söyleyerek onu sinirlendirmek istemiyordu.
Atlas, bir süre sonra arabanın yanına tekrar geldi. Önce derin bir nefes alarak kapıyı açtı. Nur'u yavaş bir şekilde arabadan indirdi.
Kızın yüzünü avuçlarının arasına alarak alnından öptü. Bir süre o şekilde bekledikten sonra, "Neden kadınım?" dedi.
Ne, neden?" dedi Nur. "Neden beni aramadın? Bu adam sana aylardır sarkıntılık yapıyormuş.
Mehmet, denilen serseriye bile güvenip haber ediyorsun da, neden bana bir şey söylemiyorsun ha? Neden bana bir kez olsun Atlas zor durumdayım demiyorsun?
Tek başına öyle bir adamla nasıl başa çıkmayı düşünüyorsun?
Ben neyim senin için Nur? Ben senin için neyim ha söylesene?
Beni seviyorsun. Bunu biliyorum. Gözlerinden okunuyor bu. Ben de seni çok seviyorum. Her şeyden çok seviyorum. Birbirimizi bu kadar sevmemize rağmen bana neden güvenmiyorsun?
Bana olan öfken neden bitmiyor?
Söylesene Nur, bana olan öfken neden bitmiyor?
Çok pişman olduğumu görmüyor musun?
Ben artık seni bırakmam Kadın. Bunu aklına bile getirme.
Bu saatten sonra seni hiç bir şekilde bırakmam."
"Sen beni zaten bıraktın Atlas Akcan.
Sen bana yalanlar söyleyerek zaten bırakmayı, kaybetmeyi göze almıştın.
Mehmet, gerçeği anlatmasaydı ne olacaktı? Eninde sonunda yine öğrenecektim.
Öğrendikten sonra yine seni bırakacaktım. O zaman belki hamile bir halde ortalıkta kalacaktım.
Sen beni düşündün mü ki bana gelip düşünceli koca ayakları yapıyorsun"
"Ben Nur. Ben var ya? Bu ayrı kaldığımız bir seneden fazla zamanın her dakikasında her saniyesinde seni düşündüm anladın mı?
Senden kaç defa yanına gelerek özür diledim.
Ben seni takip ettirip her şeyi çok güzel de öğrenebilirdim. Ama ben bunu yapmadım. Sana güvendim hep.
Nur, zorda kalırsa yalnızca bana güvenir dedim. Ama sen ne yaptın? Beni umursamadın. O adi adamın seni rahatsız etmesine izin verdin.
O adamın senin yakınına kadar gelmesine izin verdin.
Ben senin gölgene hasretken, sen o adamın seni üzmesine izin verdin."
"Ne yapmalıydım Atlas Akcan?
Her zorda kaldığımda annesine ağlayan çocuklar gibi sana mı ağlayacaktım?
Sen bana o güveni verdin mi ki?"
"Haklısın kadın. Ne söylesen haklısın.
Ben sana o güveni vermedim.
Allah beni kahretsin ki veremedim.
Ama cezamı da çektim. Benim cezam bitti Nur. Artık ne seni ne de aileni bırakmam. Bunu aklına bile getirme."
Bu arada Rıza, ağzı burnu dağılmış halde evinde geldi. Sinirle ceketini çıkarıp yere fırlattı. Nerden çıktıysa bu koca bozuntusu çıkmıştı bir de.
Zaten Nur'a bir türlü yaklaşamıyordu. Bir de o çıkmıştı başına.
Ama bir yolunu mutlaka bulacaktı. Atlas'tan kurtulmak için kafasında planlar kuruyor bir taraftan da geçmişi düşünüyordu.
Atlas'ın onu kendi kasabasında dövmesi ona çok koymuştu.
Nur'u önce o görmüştü o sevmişti.
Atlas, denilen adam nerden çıktıysa Nur'u onda uzaklaştırmıştı.
Nur'u daha küçük bir kızken görüp sevmişti.
Büyüdükleri zaman onunla mutlu olacağını hayal ederdi hep.
Ama Nur, kasabadan uzakta okuyup uzakta kendine bir hayat kurmuştu.
Rıza da kendine yeni eğlenceler bulmaya başlamıştı. Hayatına bir çok kadın girmişti.
Figen ve bir çok kızın hayatıyla oynamıştı.
Rıza'nın artık hayatı kumar ve kadınlar olmuştu.
Figen, hamileyim diyerek başında kalmaya çalışınca onu bırakıp yurt dışına kaçmıştı. O zaman zarfında Nur'u biraz unutmuş aklından çıkarmıştı.
Figen'in başka biriyle evlendiğini duyunca yurt dışından tekrar döndü.
Figen, bir kaç ay sonra yine aklını çeldi. Başka bir adamla evli olduğu halde Rıza ve Figen, beraber olmaya tekrar başladılar. Figen'den ne kadar kaçmaya çalışsa da bir yolunu bulup Rıza'yı kendine bağlıyordu.
Onunla ilişkisi yine devam etti.
Başka kadınlarda oldu tabi ki.
Rıza, asla değişmedi. Kendini de değiştirmeye de çalışmadı.
Hayatı böyle umursamaz yaşamak daha çok işine geliyordu.
Yıllar sonra Nur'un tekrar kasabaya döndüğünü öğrendi.
Sonra unuttuğu kız tekrar aklına düştü.
Nur'un evlendiğini, kocasını bırakıp buraya geldiğini öğrendi.
Kızın ondan rahatsız olduğunu onu istemediğini bile bile onun peşinden koşmaya başladı.
Çünkü onu şimdiye kadar istemeyen tek kız Nur'du. Rıza, bunu gururuna yediremiyordu.
Ne olursa olsun Nur da diğer kızlar gibi onun eline düşecekti.
Rıza, yaralarını temizlerken bir taraftan da bunları düşünüyordu.
O aptal kocası gelmişti buraya ama bu Nur'u bırakacağı anlamına gelmiyordu.
Bir yolunu bulup hem Figen'den hem de Atlas tan kurtulacaktı.
Bunun için hemen düşünüp bir karar vermeliydi.
Üzerinde ki kanlı gömleğini çıkarıp attı.
Sonra da gidip yatağına uzandı.
Ne karar verecekse sabah vermeliydi.
Şimdi biraz dinlenip kendine gelmesi gerekiyordu.
Atlas ise Nur'a kendisini aramadığı için hala kızıyordu ama kızın kalbini kırmaktan da deli gibi korkuyordu.
"Bak Nur biz artık bir arada olmalıyız tamam mı? Senden ayrı kalmak istemiyorum.
Senden bir kez daha özür diliyorum.
Yalvarırım affet artık.
Benim kalbim senden ayrı kalmaya daha fazla dayanamaz.
Sensiz ölüyorum kadın. Gör beni artık.
Gel benimle, evimize dönelim. Mesleğini ora da da yaparsın.
Ben çalışmana engel olamam zaten. Tamam sadece bana ait olmanı çok istiyorum. Sadece benimle ilgilenmeni çok isterim.
Ama mesleğini ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Onun için sen ne istersen o olacak"
"Benim kabul edeceğimi nerden biliyorsun Atlas. Kabul edeceğimi nerden biliyorsun da kendi kafana göre benim hayatımı planlıyorsun.
Sen benim hayatıma müdahale etme hakkını kimden alıyorsun?
Ben bunu yapmayı düşünmüyorum. Ben seni affetmeyi de düşünmüyorum"
"Affedeceksin Nur. Artık beni affedeceksin. Ben seni burada bırakıp gitmem artık. Hele öyle bir adam sana kafayı takmışken asla.
Sen benimsin kadın. Seni seviyorum.
Başka şansın yok. Affedeceksin beni"
Rıza, ertesi sabah Ahmet, işe gittikten sonra gizlice Ahmet'in evine girdi.
Figen, Rıza'yı gördüğünde korkudan ne yapacağını şaşırdı.
"Ne işin var senin burada?
Ahmet, görürse hem seni hem de beni öldürür.
Çabuk çık git buradan" dedi.
"Senin o salak kocan bana hiç bir şey yapamaz.
Ben seninle bir şey konuşmaya geldim.
Daha doğrusu seni uyarmaya geldim.
Bak Figen. Benim peşimi bırak tamam mı? Ben sana son kez söylüyorum.
Düş yakamdan artık.
Ben senden sıkıldım kızım anladın mı?
Benim aklım fikrim Nur'da.
Sen başındaki o salağa sahip çık.
Yoksa onuda kaybedeceksin.
Sevda, hemşire ye ne kadar aşık biliyorsun. Elinden onu da kaçırma. Benden sana hayır yok kızım."
"Sen ne diyorsun be? O salağı benim elimden kimse alamaz, sen merak etme.
Başkasının çocuğuna babalık yapacak kadar temiz kalpli bir adam o.
Hele kendi kızına tapıyor. Kızını mutlu etmek için ne gerekirse yapar.
Onu annesiz bırakmamak için Sevda'nın yüzüne bile bakmaz.
Sana gelince de. Sen de beni bırakamazsın.
Ben senin yüzünden Ahmet'le evlenmek zorunda kaldım.
Beni hamile bırakıp kaçtığında o sahip çıktı bize.
Benimle sadece çocuk için evlendi.
Çocuğu aldırmamam için benimle evlendi.
Çünkü benimle evlenmesi için ona yalvardım ben.
O benim yüzüme bile bakmıyordu biliyor musun?
Yıllarca ayrı odalarda kaldık.
Benim le beraber olmayı hiç istemedi.
Bende onu sarhoş edip bir geceyi onunla geçirdim.
Ahmet, benim le ancak sarhoş olunca birlikte oldu.
Onda bile beni Sevda, zannediyordu.
Sonra yine benden uzak Ahmet, oldu. Hamile olduğumu öğrenince çok üzüldü biliyor musun?
Çünkü benden bir çocuğu olsun istemiyordu.
Ama yine de çocuğu aldırtmadı.
Çocuk doğunca onu çok sevdi. Benden daha iyi bakıyor kızına.
Ama ben. Ben senin karanlığında kayboldum Rıza.
Senden başka bir şey düşünemez oldum. Beni senin zehirli aşkın bu hale getirdi. Beni kaç defa aldatmana rağmen hala seni seviyorum. Çocuklarıma bile anne olamıyorum ben. Benden ayrılmayı düşünme bile anladın mı?
Hele o hemşireyle bir hayat kurmayı hiç düşünme. Hem duyduğuma göre o evliymiş. Hem de seni on defa satın alacak bir adamla. Sen yine bana mahkumsun Rıza.
Tıpkı benim sana mahkum olduğum gibi. O hemşireden uzak dur Rıza. Yoksa onun kocası seni öldürür.
O adam öldürmezse ben seni öldürürüm. Benim hayatımı nasıl mahvetti isen bende seni mahvederim. Gel inatlaşma Ahmet'ten boşanayım. Beraber buradan gidelim. Çocuklara Ahmet bakar. Bize ayak bağı olmazlar"
"Figen, sen var ya çok hayal kuruyorsun. Yada fazla aşk filmi izlemişsin.
Ben seni istemiyorum kızım. İsteseydim ta baştan seninle evlenirdim. Sen benim eğlendiğim harcadığım kadınlardan birisin. Senin le benim işim olmaz. Ben Nur'u istiyorum ve alacağım. O kocası olacak salak bana hiç bir şey yapamaz.
Benim gibi adamlarla kimse uğraşamaz. Ben kafama koyduğum şeyi yaparım. Hep de yaptım.
Nur benim olacak. İster güzellikle. İsterse zorla.
İzle bak gör olacakları.
Senin tehditlerine de karnım tok. Yaşamak istiyorsan benden uzak dur. Seni şu an yaşatıyorsam.
Sadece benden doğurduğun o çocuk için. Daha fazla diretirsen onu da gözüm görmez. Seni bitiririm, bu sana son uyarım" diyerek evden çıktı.
Onun evden çıkışını gören kişiden habersiz oradan uzaklaştı.
Nur, bu sabah cumartesi olduğu için biraz geç kalkmıştı. Aslında geç yattığı için uyumak istiyordu ama evden gelen sesler kızı bir türlü uyutmamıştı.
Gül'ün cıvıl cıvıl sesinin yanında gelen erkek sesi Nur'un yataktan uçarak kalkmasına neden olmuştu.
Hemen banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Sonra da üzerini giyinip odasından çıktı. Salona geldiğinde gördüğü kişiyle sinirleri tepesine çıktı.
Atlas, Gül'ü dizine oturtmuş gülerek sohbet ediyordu.
İşin garip tarafı anne ve babası da onlara gülümseyerek bakıyordu.
Nur, daha fazla dayanamayarak içeri daldı.
Bakışlarını Atlas'a çevirip, "Senin ne işin var benim evimde" dedi.
"Atlas Gül'ü yere bırakarak ayağa kalktı.
Nur'un yanına gelerek," Burası benim de evim Nur" diye cevap verdi.
"Nerden senin evin oluyormuş?
Burası ailem ve benim evim. Seni bu evde görmek istemiyorum"
"Sen benim karım olduğuna göre. Annen baban benim de annem babam dır. Doğal olarak bu ev benimde evim oluyor hayatım"
"Ben senin hayatın falan değilim.
Bu evde benim ,anne baba da benim.
Git buradan seni istemiyorum"
"Gidemem Nur. Gidemem çünkü ben buraya senin için gelmedim.
Beni Kemal Babam, davet etti. Asude annemin böreklerinden yemek için buradayım. Beni buradan hiçbir kuvvet gönderemez"
Nur, babasına dönerek, "Bu adam doğru mu söylüyor baba?" dedi.
Kemal Bey, kızına gülümseyerek, "Evet kızım doğru söylüyor.
Damadımı kahvaltıya ben davet ettim. Hem gecede burda kaldı damadım. Sen gece öfkeyle odana gidince neler olduğunu bilmiyorsun tabi. Burada ev varken onu pansiyona gönderemezdim. Onun yeri karısının yanı"
Nur, babasına öfkeyle bakarak,
"Ne değişti baba? Atlas'ın bana yaptıklarını biliyorsunuz. Ondan boşanmamı isteyen de ilk sendin.
Ne değişti de birden bire Atlas'ı bana karşı savunur oldun. Bir den damadın oluverdi"
"Ne mi değişti benim şaşkın kızım?
Neredeyse bir buçuk yıldır siz resmi olarak evlisiniz.
Atlas'ın yanından ayrılıp buraya geldin.
Bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ona boşanma davası açmadın.
Başlarda ben boşan diye defalarca söylememe rağmen.
Atlas, boşanmaz diye bahane ettin.
Çünkü sende boşanmak istemiyorsun.
Onun fotoğrafına bakıp durduğunu bilmiyor muyum be?. Annen de ben de her şeyin farkındayız. Sen Atlas'ı hala seviyorsun. Söylediğine göre o da seni çok seviyor.
Biz onu affettik. Sen de affet. Onunla barış ve onun yanına git.
Rıza, itinden uzaklaş. O adamın herkese zararı dokunur.
Atlas'ın da başını da derde sokma.
Al kocanı git buradan"
"Sen ne diyorsun baba. Bir, ben bu adamla hiç bir yere gitmem.
Bir yere gitsem de sizinle giderim.
Sizi burada asla yalnız bırakmam"
"Sizi bende yalnız bırakmam baba" dedi Atlas.
Atlas'ın baba demesi Nur'u çok şaşırttı.
Atlas, her zaman babasına Kemal Bey, diye hitap ederdi.
Nur, bir an daldığı düşünceden sıyrıldı.
Bakışlarını Atlas'a çevirip, "Merak etme sen. Ben tayinimi isteyip buradan ailemle birlikte taşınacağım.
Rıza'dan böylece kurtulurum. Sen için rahat bir şekilde villana dönebilirsin.
Biz kendimize bakarız"
Nur'un bu sözleri üzerine Atlas Kemal Bey'e bakarak, "Baba izin verirsen Nur'la yalnız konuşabilir miyim?" dedi.
Kemal Bey, " tabi ki oğlum. O senin karın "demesi üzerine Atlas, Nur'un elinden tutarak yürümeye başladı.
"Senin odan neresi" diye sordu önce.
Nur'un," Sana ne "demesi üzerine, "Söyle hatun. Yoksa hangi oda olursa oraya girerim" dedi.
Başka çaresi kalmayan Nur. Atlas'a kendi odasını gösterdi.
Atlas, Nur'un elini bırakmadan kızın odasına girdi.
Kapıyı kapatarak kızı kapıya sert bir şekilde yasladı.
Nur'un bir şey söylemesine fırsat vermeden kızın dudaklarına yapıştı.
Kızın nefes almasına bile izin vermeden ayların verdiği özlemle hırsla öpmeye başladı.
O kadar özlemişti ki o dudakları. Tadını çıkara çıkara öpüyordu adam.
Nur, başlarda karşı çıkmaya kurtulmaya çalışsa da adamın sert kollarından kendini kurtaramadı.
O da özlediği dudaklara kendini teslim etti.
Atlas, dakikalarca öptüğü dudaklarda hasretini özlemini gidermeye çalıştı.
Hayatında hiç bir kadından böyle haz almamıştı.
Nur'un dudakları adam için şifa gibi ilaç gibiydi.
Bir süre daha öpüştükten sonra kızdan ayrıldı.
Dudaklarını Nur'un alnına koydu.
Alnına derin bir öpücük bırakarak konuşmaya başladı. "Bizi bu duygulardan bu aşktan öksüz bıraktığın yeter kadın.
Ben senin nefesinde yaşamak istiyorum artık.
Benden uzak durduğun yeter. Ceza bitti Nur. Artık benim cezam bitti.
Bundan sonra senin cezan başlıyor.Benim cezam bitti Nur. Bundan sonra senin cezan başlıyor.
Bundan sonra ceza çekme sırası sende."
"Ne cezası be? Benim cezam neymiş?"
"Bak göstereyim sana" diyerek, tekrar Nur'un dudaklarına yapıştı.
Atlas, bu sefer daha bir ateşliydi.
Öpücüğünü derinleştirdikçe,
elleri de boş durmuyor kızın her yerini okşuyor, her zerresini hissetmeye çalışıyordu.
Nur ise heyecandan titremeye başlamıştı.
Atlas'ın her hareketi kızı çok etkiliyordu.
Atlas, Nur'un dudaklarından boynuna doğru inmeye başladı.
Kızın kokusu teni adamı delirtiyordu.
Öptükçe alev alev yanıyor, kızdan daha fazlasını istiyordu.
Nur, her şeyiyle Atlas'ın elleri arasındaydı.
Oda acemice adama karşılık vermeye çalışıyordu.
Atlas, bir süre boynunda oyalandıktan sonra tekrar dudaklarını öpmeye başladı.
Sonra kızı yatağa doğru itti. Üzerine uzanıp öpmeye devam etti.
Nur'un eli ayağına dolanmış, ne yapacağını şaşırmıştı
Adamın bu halini hiç görmemişti.
Adam ateş gibi yakıyordu kızı.
Hayatına giren ilk ve tek erkekti Atlas.
Ondan başka hiç kimseyi sevmemişti.
Atlas, Nur'un bu acemi ve heyecanlı halinden çok etkileniyordu.
Kızı öptükçe daha çok yanıyor, kızı daha çok yakıyordu.
Tam o sırada çalan kapı Nur'un aklını başına getirdi.
Atlas'ı üzerinden itip yataktan kalktı.
Yanakları alev alev yanıyordu.
Odanın ortasında sağa sola yürümeye başladı.
Heyecandan kalbi deli gibi atıyordu. Elleriyle yüzünü yelliyor sakinleşmeye çalışıyordu.
Atlas ise yatağın üzerine oturmuş kıza çapkın bir şekilde gülümsüyordu.
Karısı utançtan kıpkırmızı olmuştu.
Bu durum Atlas'ın çok hoşuna gitmişti.
Her şeyiyle tertemizdi karısı.
İlk öpücüğünü de Atlas, almıştı.
Nur, her şeyiyle Atlas'ın karısıydı. Çok yakında da tamamen Atlas'ın kadını olacaktı.
Nur, hemen kapıyı açarak kimin geldiğine baktı.
Gül, açılan kapıdan hemen içeri girerek, "Abla enişte kahvaltı hazır.
Sizi bekliyoruz" dedi.
Nur, annesinin gelmediğine sevinip derin bir nefes aldı.
Atlas, hemen ayağa kalkarak, "Tamam fıstık. Bende çok acıkmıştım zaten. Hadi gidelim" diyerek,
Gül'le beraber kapıya yürümeye başladı.
Kapının yanında dikilen Nur'un yanında durdu.
Önce yanağından öptü. Sonra da kulağına eğilip "Sen muhteşem bir kadınsın Nurum. Ben çok şanslı bir adamım" dedi.
Sonra da kahvaltı için salona geçti.
"Nur, hemen aynaya koştu. Yanakları hala yanıyordu.
Elleriyle yüzünü yelledi tekrar.
Atlas, kızın aklını başından alıyordu.
Güya kızgındı Atlas'a. Gül, biraz daha gelmese daha neler olurdu kim bilir?
Atlas'ın elleri kıza dokunduğu zaman Nur, kendinden geçiyor her şeyi unutuyordu.
Oda dan çıkmadan önce biraz sakinleşmeyi bekledi.
Sonra da kahvaltı için salona geçti.
Herkes sofrada neşe içinde kahvaltı ediyordu.
Atlas ve babası koyu bir sohbetin içindeydi.
Atlas, Nur'un geldiğini görünce gözünün altından ona baktı bir süre.
Sonra da kimseye fark ettirmeden göz kırptı.
Nur, Atlas'ın bakışlarındaki manayı anlıyordu.
Çünkü Atlas, kızı baştan ayağa çapkın bir şekilde süzüyordu.
Nur'un eli ayağına dolanıyor, masaya bir türlü oturamıyordu.
Nur'un heyecandan parmaklarıyla oynaması annesinin dikkatinden kaçmadı.
"Kızım otursana sofraya. Ayakta dikilip durma" dedi.
Annesinin ikazıyla Nur, hemen sofraya oturdu.
Atlas, ise Nur'u şaşkın bir hale getirmenin mutluluğuyla Asude Hanım'ın yaptığı börekleri yemeye devam etti.
O sırada kapı çalmaya başladı.
Gül, koşarak gidip kapıyı açtı.
Sevda, "Herkese günaydınlar. Ben geldim. Evinizin daimi misafiri" diyerek içeri girdi.
Asude Hanım, "Hoş geldin kızım. Sende bu evin bir kızısın. Tabi ki geleceksin" dedi. Sevda, hemen gelip kahvaltı sofrasına oturdu.
Nur'un yanına oturan Sevda Atlas'a hoş geldin dedikten sonra Nur'a doğru eğilerek'" kızım yanakların kıpkırmızı olmuş. Ne yaptınız yakışıklı kocanla?
Yoksa geceyi beraber mi geçirdiniz?" dedi.
"Hiç bir şey yapmadık sevda saçmalama. Ne yapabiliriz ki.
Hem geceyi de beraber falan geçirmedik. Gördüğün gibi kahvaltı ediyoruz"
"He bende yedim. Kızım kocana baksana. Börek yemiyor gözleriyle seni yiyor sanki"
"Sussana Sevda, beni utandırma. Zaten Atlas yetiyor. Bir de sen başlama"
"Hadi sustum bakalım. Senin dediğin olsun Nur Hanım.
Hep birlikte yapılan kahvaltının ardından Atlas, Nur ve Sevda dışarı çıktılar. Bugün hafta sonu olduğu için işe gitmeyeceklerdi. Atlas, bu fırsatı değerlendirip, Nur'dan kasabayı gezdirmesini istedi. Nur'da "Sevda gelirse olur" diyerek kabul etti.
Sevda, ikisini yalnız bırakmak istese de, Nur'un inadını bildiği için bir şey söylemedi.
Kasaba sokaklarını yürüyerek gezmeye başladılar.
Kasaba zaten çokta büyük bir yer olmadığı için bir kaç saatte görülmesi gereken her yeri gezdiler.
Dönüş yolunda Ahmet'in tamirhanesinin önünden geçiyorlardı.
Ahmet, dalgın şekilde bir arabayla ilgileniyordu.
Sevda, önce görmezden gelse de Ahmet'in ne kadar dalgın olduğunu fark etti.
Çünkü Ahmet, daha Sevda o sokağa girdiğinde hissederdi Sevda'nın oradan geçtiğini.
Başını kaldırır özlemle bakardı kara sevdasına.
Nur, Sevda'nın Ahmet'e endişeli bakışını fark ederek" Hayırlı işler Ahmet" dedi.
Onları daha yeni fark eden Ahmet, başını kaldırıp baktı.
Atlas, başka bir adamla samimi bir şekilde konuşan Nur'a çok kızmıştı. Yine de bir şey söylemedi.
Ahmet ise yanlarında bir erkekle karşısında duran Nur ve Sevdasını görünce bir anda başı döndü.
Olduğu yerde sendeledi .
Bunu fark eden Sevda, hemen koştu ve Ahmet'in kolundan tuttu.
"Neyin var Ahmet iyi misin?" dedi.
"İyiyim bir şeyim yok biraz başım döndü" diye cevap verdi.
Sevda, Ahmet'le ilgilenirken Atlas, Nur'a yaklaştı.
"Kim bu adam Nur? Neden elin adamına neden ismiyle hitap ediyorsun?" dedi.
Nur, Atlas'ın kıskanç halini ilk defa görüyordu.
Bu durum Nur'u çok eğlendirmişti.
Atlas, Ahmet'e kaşlarını çatarak bakıyor, bir taraftan da sakin kalmaya çalışıyordu.
"Kıskanç mısın sen? Tanıdığım olamaz mı?" dedi." Burası küçük bir kasaba Atlas. Burada herkes birbirini tanır.
Kıskanmana gerek yok yani" dedi.
"Bende biliyorum bunları Nurum.
Yine de adama samimi davranmanı istemiyorum.
Hele adam bu kadar yakışıklıysa"
"Of Atlas ya. Senin kıskançlıklarıyla hiç uğraşamam.
Ben sana hiç bir şey söylemiyorum.
Sen karşında ki manzaraya bak istersen. Eğer birazcık zekiysen olanları anlarsın.
Atlas, başını çevirip karşısında ki ikiliye baktı. Sevda, Ahmet'in etrafında pervane oluyordu.
Ona su içiriyor, nabzına bakıyor, adamın üzerine titriyordu.
Atlas, olanları ve Sevda'nın halini görünce o zaman anladı. Ahmet'le Sevda'nın arasında bir şeyler olduğunu.
Sevda, ise Ahmet'in sık sık Atlas'a sinirli bir şekilde baktığını fark etti.
Anlamıştı Ahmet'in kıskandığını.
Çünkü Ahmet, kendinden bile kıskanırdı Sevdasını.
Onun üzülmesine daha fazla dayanamadı.
"Seni tanıştırayım Ahmet. Bu Atlas.
Nur'un kocası" dedi.
Ahmet, adamın Sevda ile alakası olmadığını anlayınca içi çok rahatladı.
Atlas'a elini uzatıp," Bende Ahmet. Tanıştığımıza memnun oldum" dedi.
Sonra da çırağın demlediği çayı içmek için hepsini içeri davet etti.
Hep beraber Ahmet'in tamirhanesine girdiler.
Ahmet, hepsine birer sandalye verdi.
Sonra da onlara çay ikram etti.
Sevda, Ahmet'in çok durgun olduğunu fark ediyordu.
Sürekli fark ettirmemeye çalışarak adamı izliyordu.
Çünkü Ahmet, sinirli ve düşünceli olduğu zamanlarda sık sık elini saçlarından geçirip ensesini tutardı.
Sinirliydi Ahmet. Hem sinirli hem de üzgün görünüyordu.
Atlas ve Ahmet, bir süre sohbet ettiler.
Çayları bitince gitmek için ayağa kalktılar.
Sevda, Ahmet'e bakarak, "İyi olduğuna emin misin Ahmet? Eğer kötüysen hastaneye gitmelisin" dedi.
Ahmet, yavaş bir şekilde yerde olan bakışlarını bitmez Sevdasına çevirdi.
"İyiyim ben Sevda. Sen beni düşünme. Kendine dikkat et yeter" diye cevap verdi.
Ahmet, yıllardır ilk defa Sevdayla böyle sakin ve güzel konuşmuştu.
Yıllardır ilk defa gözlerinin içine bakmıştı.
İlk defa gülümsemiş ve Sevda'nın çok sevdiği gamzesini göstermişti.
Sevda, bu duruma çok şaşırdı.
Ahmet, yine eski Ahmet'i sanki.
Sanki hiç ayrılmamışlar. Aradan yıllar geçmemiş gibiydi.
Nur ve Atlas karşısında ki Sevda ve Ahmet'in aşkına hayranlıkla bakıyorlardı.
O sırada tamirhaneye Figen, geldi.
Ahmet'in oğlu "Baba" diye seslenip Ahmet'in kucağına atladı.
Ahmet, oğlunu kucağına alıp öptü.
Sonra da yere bıraktı.
Figen, içeri girdiğinde gördükleriyle çıldırmıştı.
Ahmet'in Sevda ya olan bakışları kadının aklını başından almıştı.
Ama yine de sesini çıkarmadı.
"Çocukların seni çok özledi babası.
Bizde seni görmeye geldik diyerek kucağındaki kızını Ahmet'in kucağına bıraktı.
Sonra da Sevdaya dönerek. Hayırdır Sevda hemşire.
Arabanız mı bozuldu?
Sizi bu tamirhaneye getiren sebep ne?" dedi.
Sevda, ne diyeceğini bilemez halde Figen'e bakıp kalmıştı.
Bu durumu fark eden Nur, hemen Figen'in dikkatini kendine çekti.
"Sevda'nın değil benim eşimin arabasına bakmasını söylemeye geldik.
Araba sabah çalışmamıştı" dedi.
Figen, bakışlarını Atlas'a çevirip.
"Öylemi Nur hemşire? Eşiniz kasabamıza hoş gelmiş o halde.
Biz de Nur hemşirenin kocası nerelerde? Neden aramıyor, sormuyor diye merak ediyorduk değil mi Ahmet?" dedi Ahmet'in koluna girerek.
Ahmet, kolunu Figen'den kurtarıp,
"Herkesin hayatı bizi ilgilendirmez Figen.
Sen merak ediyor olabilirsin. Ben hiç merak etmiyordum" dedi.
Nur, "Neyse bizde gidiyorduk zaten.
Hoşça kalın" diyerek Sevda'nın koluna girerek tamirhanenin çıkışına doğru yürümeye başladı.
Atlas, Ahmet'e bakıp, "Tanıştığımıza memnun oldum" dedi ve kızların ardından oda yürüdü.
Dışarı çıktıklarında Nur, derin bir nefes alarak.
"Of be şükür çıktık oradan. Biraz daha kalsak, Figen, şıllığını boğazlayacaktım.
Sana ne benim kocamdan geri zekalı.
Sen kendi kocana bak. Yada sevgiline sahip çık tövbe tövbe"
"Sakin ol hayatım" dedi Atlas.
"Boş ver onları.
Bak kocan yanında artık.
Sana da deli gibi aşık" dedi Nur'un kulağına eğilerek.
Sevda, Nur'a sarılarak, "Ben evime gideceğim Nur. Çok yoruldum. Dinlenmek istiyorum" diyerek yanlarından ayrıldı.
Atlas, Sevda, gittikten sonra Nur'un elinden tutarak tekrar yürümeye başladı.
Nur, Sevda ve Ahmet arasında geçen her şeyi Atlas'a anlattı.
Atlas Ahmet'in durumuna çok üzülmüştü. Sevgisiz bir evliliğin ne kadar zor olduğunu biliyordu.
Onun için Nurunu hiçbir zaman kaybetmeyecekti. Yürümeye devam ederlerken, az önce dikkatini çeken, eşarp satan yere daldı.
Oradan bir eşarp satın alarak, Nur'un boynuna taktı.
Tekrar dan Nur'un elinden tutup yoluna devam etti.
Karşılarında kasabanın camisi vardı. Atlas, beklemeden camiye doğru yürüdü.
Nur, Atlas'ın ne yaptığını anlayamaz bir halde adamı takip etti.
Atlas ise kızın elini sıkıca tutmuş bırakmıyordu.
Caminin bahçe kapısından girdiklerinde öğle namazı için hazırlanan imamı gördüler.
Atlas, Nur'u orada bırakarak imamın yanına gitti.
Onunla bir şeyler konuştuktan sonra tekrar Nur'un yanına geldi.
"Nur, abdest almamız gerekiyor" dedi.
Abdest mi almamız gerekiyor, neden Atlas?"
"Çünkü imam nikahı kıydıracağız hayatım"
İmam nikahı mı?
Bu da nereden çıktı? Kim karar verdi?
Sen bana sordun mu Atlas, Benim fikrimi aldın mı?"
"Şimdi soruyorum işte hayatım.
Resmi nikahımız yapılalı çok oldu biliyorsun. İmam nikahımız eksikti.
Onu da şimdi kıydıracağız"
"Ben imam nikahı falan kıydırmak istemiyorum Atlas. Hem ben seni affetmeyi düşünmüyorum.
Ne imam nikahından bahsediyorsun sen?"
"Beni affedeceksin Nur. Hatta affettin bile.
Onun için hadi çabuk hocanın işi acele.
Ve kesinlikle itiraz istemiyorum"
Nur, heyecanlanmıştı içi içine sığmıyordu şu an. O da Atlas'a daha fazla direnmedi.
Ezan vakti yaklaşıyordu ve cemaat yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı.
Hemen çeşmeye giderek abdest aldı.
Atlas'ın boynuna taktığı eşarpla saçlarını kapattı.
Bir kaç dakika sonra Atlas'ta yanına geldi.
Atlas, Nur'un saçları kapalı haline bakarak.
"Bir kadın her haliyle bu kadar mı güzel olur? Çok yakışmış hatun" dedi
Nur ise Atlas'ın söylediklerinden utanmış gözlerini kaçırmıştı.
Atlas, Nur'un elinden tekrar tutarak beraber caminin içine girdiler.
İmam caminin içinde oturmuş KURAN okuyordu.
Beraberce gidip hocanın karşısına oturdular.
Yaşı en az elli beş olan hoca bir süre daha kuran okumaya devam etti.
Sonra, "Sadakallahül azim" diyerek okumayı bitirdi.
Karşısında oturan çifte bakıp gülümsedi.
Resmi nikâhlarının olup olmadığını sordu.
Atlas, evlilik cüzdanlarını gösterdikten sonra hoca konuşmaya başladı.
İki seven insanı ALLAH huzurunda da birleştirdi.
Nikahtan sonra yine el ele camiden çıktılar.
Nur ve Atlas bambaşka duygular içindeydi.
Kalpleri huzur doluydu. Nur'un öfkesi bile şuan sükûnete dönüşmüştü.
Bir süre el ele yürüdüler.
Küçük bir çay bahçesi görüp oturdular.
Ne Nur, ne de Atlas hiçbir şey söylemiyorlardı.
Konuşsalar sanki kalplerinde ki manevi huzur yok olup gidecekti.
İki tane çay gelip önlerine bırakılınca kendilerine geldiler.
Nur, masanın üzerinde birbirine kenetli olarak duran ellere baktı.
Sonra da Atlas'ın gözlerine baktı.
Atlas, öyle güzel bakıyordu ki Nur'a. Nur, bunu daha şu an fark etmişti.
Aylardır Atlas'ı her düşündüğünde kendini gaza getiriyor. Sürekli yargılıyordu.
Atlas, çok hatalar yapmıştı.
Ama bedelini de ödemişti. Hatasız kul olmaz diyorlar ya. Bu gerçekten doğru bir sözdü.
Her insan ikinci bir şansı hak eder diye düşündü.
Elini uzatıp Atlas'ın ellerinin üzerine koydu.
Atlas, Nur'un ellerini kendi elleri üzerinde görünce dünyanın en güzel gülümsemesiyle karşılık verdi.
Nur, Atlas'ın gözlerinin içine baktı derin derin.
Boğazı düğüm düğümdü.
Atlas ise susmuş bekliyordu. Biliyordu hayatının tek aşkı ona bir şeyler söyleyecekti.
Aylardır hep Atlas, konuşuyordu.
Af diliyordu. Şimdi sıra Nur'daydı.
Onun konuşma zamanıydı.
Nur, gözleri dolu dolu bir süre Atlas'ı izledi.
Atlas, Nur'un gözünden akmayı bekleyen incilere bile kıyamıyordu.
Nur, dudakları titreyerek konuşmaya başladı.
"Ben seni ilk gördüğüm zaman hastanede stajdaydım hatırlarsan"
Atlas, olumlu anlamda başını salladı.
"O hengâmenin içinde bağıran etrafa hakaretler yağdıran bir ses duydum.
O gün aslında benim staj günüm falan değildi.
Zincirleme kaza olduğu için bizi yardıma çağırmışlardı.
Arkadaşlarla hemen hastaneye geldik. Her taraf ağlayan canı yanan insanlarla doluydu.
Biz hemen doktorlara yardım etmeye başladık.
Senin sesini bir kaç defa daha duydum.
Aslında normal olarak ses çıkarmamam gerekiyordu. Ama ben dayanamadım işte. Hayatımın hatasını yaparak sana laf söyledim.
Ondan sonra ki olanları hatırlıyorsun zaten. Benim anlatmama gerek yok.
Ben seni o günden sonra internetten çok araştırdım.
Ve senden çok korktum. Sen gerçekten benim için çok tehlikeli bir insandın.
İnternette iş hayatında ve özel hayatında ne kadar acımasız olduğun yazıyordu.
Ben senin fotoğraflarına baktım günlerce.
Gözlerinin derinlerine. Sen bu adam olamazdın aslında. Bilmiyorum öyle hissetmiştim o zaman.
Sonra ki zamanlarda seni araştırmaktan vazgeçtim.
Hayatın akışına bıraktım kendimi. Çünkü bitirmem gereken bir okulum.
Bana ihtiyacı olan bir ailem vardı.
Okulu bitirdikten sonra kasabama döndüm. Hemen ertesi sabah evimizi aldın evimizden. Ailemle ortada kaldık.
Şükürler olsun ki Oya vardı. Canım arkadaşım.
Oya'nın bizi çağırmasıyla tekrar şehre döndüm. Bu sefer ailemle birlikte.
Atanıncaya kadar mutlaka çalışmam lazımdı. Hastanelere iş için müracaat ettik. Ama hep reddedildim.
Sonra restoranda iş buldum. Sen orada da rahat bırakmadın.
Mehmet'in yanında işe başladım.
Yine aynı. Ben ne yapacağımı bilemez haldeyken annen ve oğlunla tanıştım.
Anneni aslında senin kaza geçirdiğin zaman görmüştüm ama o gün de sonra ki günlerde de tanıyamadım. Parkta oynarken Çağın, kaybolmuştu.
Annen ağlayarak onu arıyordu.
Oradaki diğer insanlarla beraber Çağın'ı aradık.
O günü hala unutamam. Çağın, kocaman bir ağacın altında bulduğu yavru kuşu korumaya çakışıyordu.
Ben yanına yaklaştığımda kuşu benden bile korumak istedi.
Ben konuşmaya başlayınca beni dinledi ama hiç konuşmadı.
Orada ikimiz arasında bir bağ oluştu.
Ben oğlunu bana baktığı ilk anda çok sevdim.
O da beni sevdi sanırım. O gün benim elimi bir türlü bırakmadı. Annen bunu fark edince bana iş teklifinde bulundu.
Çağın'la ilgilenmemi istedi.
Ben önce kabul etmek istemedim.
Ertesi gün yine iş aradım saatlerce.
Ama iş bulmak o kadar zordu ki.
Oya'nın da ısrarıyla annenin teklifini kabul ettim.
Seni günlerce görmedim. Sonra sen çıktın karşıma. Bana yine kötü davrandın. Ama ben senin bakışlarında hep bir hüzün sezdim. Sanki kötü bir insan olmayı kendine kalkan yapmışsın.
Sonra Çağın'ın sana uzak davrandığını fark ettim.
İkinizin arasını düzeltmek için çok uğraştım.
Çağın, yalnız kaldığı zamanlarda mırıltılı bir şekilde kendi kendine konuşuyordu.
Bunun farkına vardım.
Bu arada sen hala benden nefret ediyordun"
"Nefret mi? Ben tam bir aptal gibi davrandım Nur. Ben sana ilk gördüğüm andan beri aşıktım.
Bunu kendime itiraf edemiyorum.
Benim gibi bir adam nasıl kendisine bağırıp hakaret eden kıza aşık olabilir diye düşünüyordum.
Ben hayatımda para ve güçten başka hiç bir şeye yer vermiyordum aşkım.
Çağın'ın annesiyle kendi çıkarlarım için evlenmiştim ben.
Babasıyla yapılan ortaklık ve işleri daha da büyütmek için karlı bir iş olarak düşündüm.
Sevgi ve aşk, böyle duyguların gerçekten olabileceğini inanamıyordum. Onun için sana olan duygularıma bir anlam veremedim.
Ben seni çok sevdim Nur. Ben seni çok sevdim"
"Bende seni seviyorum Atlas. Ben seni ne zaman sevmeye başladım bilmiyorum. Annen seninle anlaşmalı evlenmemi söylediğinde itiraz ettim ona.
Dilimdi itiraz eden belki de mantığım.
Ama kalbimin senin için attığını fark ettim.
Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadan kendimi seni severken buldum.
Kalbim aklım her hücrem sana ait oldu.
Sen her an her dakika kalbimde aklımdaydın.
Artık bende istemiyorum senden ayrı kalmak.
Ne olacaksa ne yaşayacaksam seninle olsun. Seninle yaşamak istiyorum"
Atlas, Nur'un sözleri üzerine hemen ayağa kalktı.
Nur'un yanına gelerek ona sıkıca sarıldı.
"Senin için ölürüm kadın. Sen bana bunları söyledin ya. Ben şu an dünyanın en mutlu insanıyım.
Senin yerin benim yanım kadınım.
Senin yerin benim kalbim, benim kollarım"
"Evet Atlas. Benim yerim senin yanın. Senin kolların. Artık kendime eziyet etmek istemiyorum.
Senin le bir hayat istiyorum.
Senin le yaşayıp, seninle yaşlanmak istiyorum"
Atlas, sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı.
Nur'da onu seviyordu. Artık ona olan hasreti bitecekti. Daha ne isteyebilir di.
Artık çektiği bunca acı hasret bitecekti.
Akşama kadar el ele kasaba sokaklarında, yeşillik alanlarda dolandılar.
Akşam eve el ele döndüler.
Onları böyle mutlu gören Kemal Bey ve Asude Hanım çok sevinmişti.
Atlas ve Kemal Bey oturup sohbet ederken Nur, ve Asude Hanım, mutfakta yemek hazırlamaya başladılar.
Asude Hanım, kızının şarkı söyleyerek salata yapışını gülerek izliyordu.
Yemekler hazır olduktan sonra sofra kuruldu.
Nur, babası ve Atlas'ı masaya çağırdı.