Nur, ikinci kez gelen mesaja bakmak için telefonunu yatağın üzerinden aldı.
Mesaj kutusunu açıp baktığında Atlas'ın tekrar mesaj attığını gördü.
Atlas, aylardır ilk defa ikinci kez mesaj atıyordu.
Mesajı açıp okumaya başladı. Atlas'ın yazdıkları kızı derinden sarstı.
Atlas, duygularını uzun bir mesajla aktarmıştı kıza.
"Hayatımın anlamı kadınım.
Biliyorum bana çok kırgınsın.
Kırgınsın diyorum. Çünkü kızgınlığın geçti. Bana artık kızmıyorsun.
Nefret de etmiyorsun.
Şimdi beni daha çok düşünüyorsun.
Affetmek ve affetmemek arasında gidip geliyorsun.
Beni affet kadın olur mu? Artık beni affet.
Bu adam sensizliğe dayanamıyor artık.
Ben hata yaptım Nurum. Ben çok büyük hatalar yaptım.
Seni çok kırdım. Çok üzdüm, yaraladım biliyorum.
Her insan ikinci bir şansı hak eder hayatım.
Ben de insanım Nurum.
Beni sensizlikle cezalandırarak
en büyük cezayı kestin bana.
Ben artık dayanamıyorum Nur.
Ben senden başkasıyla olamam kadın.
Senin kokundan başka koku. Senin nefesinden başka nefes istemem.
Ölürüm sensizlikten, ölüyorum da zaten.
Sen de bensiz olamazsın Nur.
Biliyorum benim gibi senin içinde de bir volkan var.
Yine de bir türlü affedemiyorsun beni.
Gururun izin vermiyor buna
Ben gururum yüzünden çok şey kaybettim hayatım.
En büyük kaybım sen oldun.
En büyük ve en acı kaybım.
Ben sensiz yaşayamıyorum kadın.
Dön bana artık.
Dön ve bu adamın acılarına son ver.
Ben artık sensizliğe daha fazla dayanamam.
Seni seviyorum hayatım. Seni çok seviyorum."
Nur, mesajı okuduğunda çok üzüldü.
Atlas, doğru söylüyordu aslında.
Nur, adama kırgındı.
Hem de çok kırgın.
Atlas'ı hala deli gibi seviyordu.
Hayatına bundan sonra kimseyi almayı da istemiyordu zaten.
Atlas, onun ilk ve son aşkıydı.
Nur, Atlas'ın mesajını okuduktan sonra derin düşünceler içinde uykuya daldı.
Uykusunda rüyaları bile Atlas'a aitti.
Rüyasında bile yalnızca onu görüyordu.
Sabah uyanır uyanmaz Gül'ün odasına gitti.
Ona sözü vardı. Kızı hafta sonu pikniğe götürecekti.
Bugün cumaydı ve okulun son günüydü.
Okullar üç aylık yaz tatiline girecekti.
Nur, annesi babası ve Gül'ü pikniğe götürecekti.
Sevda'da gelecekti onlarla.
Kasabanın yemyeşil ağaçlar arasında çok güzel bir piknik alanı vardı.
Hep beraber oraya gideceklerdi.
Gül'ü okulun son gününe uyandırdıktan sonra yarınki piknik için de hazırlanmasını söyledi.
Gül, Nur'a birkaç arkadaşının da onlarla gelmek istediğini söyledi.
Küçük kıza gelmek isteyen herkesin kendileriyle gelebileceğini söyledikten sonra tekrar kendi odasına gitti.
Hemen duşunu aldı ve üzerini giyinip hazırlandı.
Mutfakta hazır olan kahvaltının başına oturdu.
Annesi her zaman olduğu gibi erkenden kalkıp sofrayı hazırlamıştı.
Nur, ne kadar erken kalkmasına gerek olmadığını söylese de kadın dinlemiyor, yine aynı saatte kalkıyordu.
Asude Hanım'ın yıllardır alışkanlığı olmuştu erken kalkmak.
Kadın her gün erkenden kalkar namazını kılar ondan sonra da mutfağa geçerdi.
Nur, kahvaltısını yaptıktan sonra anne ve babasına veda edip işine gitmek için evden çıktı.
Çıkar çıkmazda karşısında Rıza'yı gördü.
Adam Nur'u görünce her zaman olduğu gibi hemen yanına geldi.
"Günaydın gülüm nasılsın" dedi.
Adamın davranışlarına ve konuşma tarzına sinirlenen Nur.
"Yine mi sen ya, senden ne zaman kurtulacağım ben?" dedi.
"Hayır Nur Hanım. Benden kurtuluşun yok.
Gel zorlama beni. Teklifimi kabul et artık.
Yıllardır senin için yanıyorum kızım"
"Bak Rıza, benden uzak dur.
Kaç defa söyleyeceğim sana?
Eşim eğer öğrenirse beni rahatsız ettiğini. Seni gebertir haberin olsun.
Ne yüzsüz şeysin sen ya.
Senin yüzünü bile görmek istemiyorum diyorum, ne anlıyorsun?"
"Öyle bir şansın yok Nur Hanım.
Beni istememek gibi bir şansın yok.
Kocam var masallarını da başkasına yuttur.
Sen tıpış tıpış bana geleceksin kızım.
O kocan olacak adam. Kim bilir hangi mankenin kollarında.
Gününü gün ediyor. Sen hala kocam sana gösterir havasındasın.
Hani nerde kocan? Ne zaman gelecek senin yanına?"
"Git başımdan Rıza. Senin le zaman kaybedemem işe geç kalıyorum zaten."
"Öyle olsun bakalım. Sen git işine.
Ben buralardayım nasıl olsa"
"Ha ben de sana çok meraklıyım ya.
Buralarda ol bakalım.
Nur, Rıza'yı orada bırakıp hızla sağlık ocağının yolunu tuttu.
Gün boyu sağlık ocağı çok kalabalıktı.
Sevda hemşireyle beraber çok yoğun bir gün geçirdiler.
Akşam saatleri yaklaştığında bitkin bir halde koltuğa oturdular.
" Ne gündü be kızım" dedi Sevda.
"Bir an akşam olmayacak zannettim.
Herkes hasta olmak için aynı günü seçmiş"
"Yapma sevda. Herkes neden hasta olmak istesin. İnsanlar meraklı sanki hasta olmaya"
"Kızım bazıları hastalık hastası.
Sırf tansiyon ölçtürmek için bile her gün sağlık ocağına geliyorlar.
Neyse ne şükür mesai bitti."
"Evet Sevda ya. Şükür bugünü de sorunsuz atlattık.
Yarın piknik günü. Kendimizi biraz şımartalım. Yarın kasabanın piknik alanına gidelim. Kalabalık olur orası.
Sohbet muhabbet takılırız işte.
Sabah erken gel canım. Hazırlıklara yardım edersin.
Ha bir de arabayla gelebilir misin? Eşyamız çok olur taşıyamayız."
"Tamam canım. Sabah benim düldül le gelirim."
"Ne düldülü kızım. Araban harika senin."
"Ne harikası ya. Senin kocanın arabasını gördükten sonra benim arabayı araba saymıyorum bile."
"Boş ver benim kocam olacak salağı Sevda.
Onun adını bile anmak istemiyorum şuan." Ben Rıza denilen serseriden nasıl kurtulacağım? Onun derdindeyim"
"İşte ondan da kurtulmanın çaresi senin o beğenmediğin ultra yakışıklı ve sana aşık kocan.
Ona söyleyeceksin. Rıza salağının ağzını burnunu kıracak. İşte sana çözüm"
"Rıza'ya dayak işlemiyor canım. Biliyorsun Mehmet o dediğini yaptı zaten."
"Neyse Nur Hanım. Senin inadınla uğraşmayacağım bugün.
Eve gidelim. Yarın ola hayrola."
Sevda ve Nur sağlık ocağından çıkıp evlerine gittiler.
Nur, eve gidince Gül'ün onu kapıda beklediğini gördü.
Gül "Ablacığım bak karnemin hepsi beş " diyerek Nur'un kucağına atladı.
Nur, düşmemek için hemen kapının koluna tutundu.
"Kız cadı düşüreceksin beni dikkat et bakalım" dedi.
Sonra da kıza sıkıca sarılarak tebrik etti.
"Aferin benim kuzuma.
Zaten senin başarından emindim ben.
Yarın seni harika bir piknik bekliyor ödül olarak.
Hadi şimdi yemeğimizi yiyip yarın için hazırlık yapalım"
"Tamam ablacığım" diyen Gül koşarak tekrar odasına gitti.
Nur, hemen mutfağa geçip annesine yardım etmeye başladı.
Beraber sofrayı kurup yemeğe oturdular.
Yemek faslından sonra. Nur, tekrar mutfağa geçerek piknik için hazırlık yapmaya başladı.
Üç saatini mutfakta geçiren kız piknik için böreğinden tatlısına bir çok çeşit hazırladı.
Sonra odasına çıkıp hemen yatmak için hazırlandı.
O sırada her zaman ki mesaj geldi telefonuna.
Telefonu alıp mesaja baktı. Atlas'ın mesajlarına alışmıştı kız.
Sanki bir gün mesaj gelmese uyuyamayacak gibi hissediyordu.
Mesajını okuduktan sonra gülümseyip yatağa uzandı.
Her zamanki gibi Atlas'ı düşünerek uykuya daldı.
Sabah erkenden kalkıp piknik için hazırladıklarını sepetlere yerleştirdi.
Kahvaltıyı da piknik alanında yapacaklardı.
Nur, hazırlıkları bitirmeden kapı çaldı.
Gül, koşarak gidip, kapıyı açtı.
Sevda, Gül'e sarıldı önce. Sonra da aldığı mis gibi kokularla hemen mutfağa koştu.
Nur'un hazırladıklarına bakarak.
"Kızım orduyu mu doyuracaksın?"
Neden bu kadar yordun kendini" dedi.
"Gülüm için Sevda Teyzesi. Karnesinde hiç kötü notu yok.
Bende ödül olarak ne isterse yaptım kuzuma"
"Bize de yedirirsin değil mi Gül Hanım.
Ablanın yaptıkları yiyeceklerden.
Yoksa aç kalacağız bak"
"Tabi ki Sevda Abla. Sana da vereceğim. Ablamın yaptıkları hepimize yeter."
Hep beraber eşyalarını Sevda'nın arabasına yerleştirerek piknik alanına doğru yola çıktılar.
Şarkılar söyleyerek kasabadan bir kaç kilometre uzaktaki piknik alanına geldiler.
Gül, büyük ağacı gösterip, "Abla oraya büyük ağacın altına oturalım" dedi Arabayı park ederek eşyaları Gül'ün istediği ağacın altına taşıdılar.
Nur ve Sevda hemen kahvaltıyı hazırlamaya başladılar.
Neşe içinde kahvaltılarını yaptıktan sonra herkes yeşillik alanları dolaşmak için dağıldı.
Asude Hanım ve Kemal Bey, kol kola girerek aşıklar için özel olarak düzenlenen alana gittiler.
Yıllar geçse de yaşlı çiftin aşklarında hiç bir eksilme olmamıştı.
Yetimhane de daha çocuk yaşlarda başlayan aşkları hala ilk günkü gibi devam ediyordu.
Kemal Bey, renk renk çiçeklerle dolu köşede ki banka karısını oturttu.
Ellerinin sıkıca tutarak gözlerinin tam içine baktı.
"Kaç yıl oldu Asude'm, seninle yuvamızı kuralı ?" dedi.
"Kırk yılı devirdik Kemal.
Senin le geçen kırk güzel yıl"
"Kırk sıkıntılı yıl desene Asude.
Ben sana dertsiz tasasız yıllar veremedim ki.
Hep yoklukla sıkıntılarla yaşattım seni"
"Her şey para değil Kemal.
Ben seninle ve kızımız la çok mutlu oldum.
Sen beni çok mutlu ettin inan bana.
Bir daha dünyaya gelsem yine seni seçerim. Yine seni isterim.
Yetimhanenin bahçesinde daha on beş yaşında görüp aşık olduğum adamı isterdim.
İyi ki sen Kemal. İyi ki sen"
"Bende seni hala çok seviyorum Asude.
Ben senden iki yıl daha önce çıktım o yetimhaneden.
Senin çıkacağın günü nasıl bekledim bir bilsen.
Orada başka birini bulur aşık olursun diye çok korkmuştum.
İki yıl boyunca her iş çıkışı seni görmeye geliyordum.
Beni unutmana izin vermiyordum"
"Ben seni zaten unutmazdım adam.
Sen benim kalbime girmiştin bir kere.
Çıkman imkansızdı.
Ama yine de beni görmeye gelmen iyi oluyordu tabi.
Senden korktukları için hiç kimse yanıma yaklaşamıyordu"
"Ah be kadın. Bu dünyaya bin kez gelsem. Seninle bin ömür yaşasam. Yine de sana doyamam"
"Böyle şeyler söyleme Kemal.
Bu yaştan sonra beni şımarık bir kadın mı yapmak istiyorsun?"
"Sen istediğin kadar şımar Asude'm.
Ben senin nazını da niyazını da ayrı seviyorum"
Nur ve Sevda ise piknik alanından biraz uzakta olan akar suyun yanına gittiler.
Ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını buz gibi suya soktular.
Bir süre bekledikten sonra Sevda, ayağa kalktı. "Dondum kızım ya sabah sabah. Ben Gül'ün yanına gidiyorum.
Hadi sende gel. Nasıl ip atlıyorum gör"
"Hadi ya bu popoyla ip mi atlayacaksın" dedi gülerek.
"Sen bana şişko mu diyorsun kız?
Yolarım bak seni. Beni delirtme ha. Küstüm sana gidiyorum işte.
Sen kal burada bir tarafların donsun" dedi ve yürümeye başladı.
Nur'un kahkahaları arasında Gül'ün yanına gitti.
Gül, çoktan kendine arkadaş bulmuştu.
Okuldan arkadaşlarını aileleri getirip piknik alanına bırakmışlardı.
Sevda, Gül'ün yalnız olmadığını görünce dolaşmak için ağaçların sık olduğu alana doğru yürümeye başladı.
Biraz ilerledikten sonra kimsenin olmadığı kuytu bir köşeden gelen sesler duydu.
Kasabanın genç aşıklarıdır diye düşünerek dikkate almadı.
Tam geri dönüp gidecekken duyduğu tanıdık sesle olduğu yerde kaldı.
Ağaçların arasından sessiz bir şekilde sesin geldiği yöne doğru yürüdü.
Çalılarla ve sık ağaçlarla kuytulanmış yere geldiğinde sesler daha net duyulmaya başlamıştı.
Sevda, başını uzatıp sesin sahibine ve yanındakine baktı.
Gördükleriyle aklı başından gitti.
Sevda, gördüklerine inanamamıştı.
Nasıl olabilirdi böyle bir şey?
Bir süre daha onları dinleyip hızla oradan uzaklaştı.
Hemen Nur'un olduğu yere tekrar geldi.
Nur, Sevda'nın nefes nefese kalmış halini görünce hemen ayağa kalktı. "Neyin var sevda? Yüzün bembeyaz olmuş" dedi.
"Öyle şeyler gördüm ki Nur. Söylesem hayatta inanmazsın.
Şu an şokum yani, gerçekten şok geçiriyorum."
"Ne gördün arkadaşım? Anlatsana ya.
Seni bu hale getiren çok önemli olay ne?"
İnan şu an anlatacak durumda değilim.
Ben eve dönsem olur mu?
İnan konuşacak halde değilim.
Yarın konuşuruz bu konuyu"
"Peki canım sen bilirsin. Konuşmayalım ama gitme eve.
Kırk yılda bir piknik yapacağız.
Sensiz olmaz.
" Tamam canım. Hadi artık gidelim. Öğle vakti yaklaşıyor. Mangala yardım edelim babana."
İki kız suyun olduğu yerden kalkarak
eşyalarının olduğu yere doğru yürüdüler.
Kemal Bey, kızlar gelmeden önce mangalı yakmıştı bile.
Nur, hemen koşup babasına yardım etmeye başladı.
Sevda, Asude Hanım'ın hazırladığı etleri mangalın üzerine dizdi.
Bir taraftan da sofrayı hazırlamaya başladılar.
Mangaldaki etler piştikten sonra hep beraber sofraya oturdular.
Sevda'nın düşünceli hali Nur'un gözünden kaçmamıştı.
Sevda, yemek boyunca kara kara düşünmüş durmuştu.
Gül, ve arkadaşları yemekten sonra oyunlarına devam etmek için sofradan kalktılar.
Nur ve Sevda sofrayı toparlayıp eşyaları arabaya yerleştirdiler.
Kemal Bey ve Asude Hanım el ele yürüyüş yapmak için kızların yanından uzaklaştılar.
Nur, Sevda'nın yanına yaklaşarak.
"Sevda neyin var, ne gördün söylesene?
Seni bu kadar düşündüren şey ne? Dedi.
"Bir şey sorma Nur. Şu an bana bir şey sorma. Gördüklerimi daha ben hazmedemedim.
Anlatacağım söz ama şimdi değil"
"Peki canım sen bilirsin. Israr etmeyeceğim.
Ama seni bu hale getiren şeyi çok merak ediyorum bunu da bil Sevda"
Nur, Sevdayla konuştuktan sonra bir ağacın altında ki banka gidip oturdu.
Aklında her zaman olduğu gibi yine Atlas Akcan vardı.
Adamın hayali bile kızı rahat bırakmıyordu.
Aşıktı Nur, hayatında fırtınalar estiren adama.
Aşk hesap kitap bilmiyordu ki.
Kalp söz dinlemiyor. Yapılanlara kulak tıkıyordu. Atlas'ın adını bile anmaması gerekirken, bir dakika bile unutmasına izin vermiyordu.
Aşkın gözü kör lafı bunun için söylenmiş olmalıydı. Ne olursa olsun kalbe giren aşk bir türlü çıkmak bilmiyordu.
Nur, düşüncelere dalmışken birden bire Rıza, çıktı karşısına.
Nur, onu görünce hemen ayağa fırladı.
"Ne arıyorsun sen burada, beni mi takip ediyorsun?" diye bağırdı.
"Ben senin aldığın nefesten bile haberdarım Nurum. Bunu bilmiyor musun? Sen nereye gidersen beni karşında bulacaksın bundan sonra."
"Bana bak. Defol git başımdan.
Etrafta çok insan var. Seni benim yanımda görmelerini istemiyorum.
Sen benim başıma bela mısın ya? Senden kurtulamayacak mıyım ben?
Bıktım anladın mı senden bıktım ben?"
"Aynen küçük hemşire. Ben senin başına belayım. Benden kurtulman imkansız. Seviyorum seni kızım.
Ya isteyerek yada zorla benimsin. Senden vazgeçmeyi asla düşünmüyorum."
"Asla anladın mı asla? İki dünya bir araya gelse ölürüm yine de sana bakmam ben.
Şimdi git başımdan yoksa avazım çıktığı kadar bağırır herkesi başına toplarım"
"Beni hiç bir şeyle korkutamazsın küçük hemşire. Bu kasabada kimsenin gücü bana yetmez.
Yine de şimdi gidiyorum acil işim var.
Senin le yine görüşeceğiz.
Benden kurtulmayı düşünme bile"
O sırada Sevda, koşarak Nur'un yanına geldi. Rıza'yı kızın yanında görünce iyice sinirlenen Sevda, bağırmaya başladı.
"Defol git lan burdan. Nur'u rahat bırak adi herif. Sen ne biçim bir yaratıksın?" dedi.
"Sana ne oluyor Sevda, hemşire, sen Nur'un avukatı mısın yoksa?"
"Evet avukatıyım. Bu kızdan uzak dur Rıza.
Yoksa başına gelecekleri hayal bile edemezsin"
"Vay vay vay Sevda Hanım'a da bakın siz. Dişi cengaver gibi. Hayırdır Sevda, yoksa sen mi aşıksın bana?
Sıkıntı yok.
İkinize de yeterim ben. O kadar sinirlenmene gerek yok"
Rıza daha sözünü bitirmeden suratına gelen tokatla şok oldu.
Yana dönen başını çevirdiğinde karşısında ona ateş saçan gözlerle bakan Asude Hanım'ı gördü.
"Hoşt köpek. Sen kim oluyorsun da benim kızlarıma sarkıntılık ediyorsun?
Hiç utanman arlanman yok mu senin?
Bir de kasabanın insanı olacaksın.
Kızlarımıza senin sahip çıkman gerekirken ettiğin laflara bak.
Defol git buradan. Yoksa çok kötü olur" dedi"
"Gidiyorum Asude Hanım teyze.
Ama bu tokatı unutma. Buna pişman olacaksınız hepiniz"
"Elinden geleni ardına koyma. Senden korkan sen gibi olsun" dedi Sevda öfkeyle.
Rıza, oradan ayrıldıktan sonra Asude Hanım, kızları sorguya çekmeye başladı.
Annesinin dilinden kurtulamayacağını anlayan Nur,
Kasabaya geldiklerinden bu tarafa Rıza'nın onu nasıl rahatsız ettiğini annesine anlattı.
Konuşmaları bittikten sonra da toparlanıp hep beraber evlerine döndüler.
Asude Hanım, olup bitenleri eşine anlattı.
Kemal Bey, biliyordu Rıza'nın ne kadar pislik bir adam olduğunu.
Kızının onunla başa çıkamayacağını da biliyordu.
Bu yaşlı haliyle kendi de baş edemezdi bu aşağılık adamla.
Yapması gereken tek bir şey vardı.
Kemal Bey de bunu yapacaktı.Piknik günü yaşananlardan sonra Kemal Bey, her sabah kızını işe kendisi bırakmaya başladı.
Kızının o Rıza, denilen adam yüzünden başına bir şey gelsin istemiyordu.
Rıza'yı iyi tanıyordu Kemal Bey. Kimseye acıması olmayan bir serseriydi.
Rıza, ise son günlerde ortalıklarda görünmüyordu.
Nur, bunun nedenini pek bilmese de babasının sürekli yanında gelmesine bağlamıştı.
Sevda, ise günlerdir Nur'a bir şey anlatmıyordu.
Nur, olup bitenleri çok merak ediyordu ama Sevda, ser verip sır vermiyordu.
Piknik gününden sonra Sevda da çok durgunlaşmıştı.
Sürekli bir şeyler düşünüyor, dalıp dalıp gidiyordu.
Nur, Sevda'nın bu haline çok üzülüyor ama yine de üzerine gitmiyordu.
Biliyordu ki Sevda, hazır olduğu zaman olanları mutlaka anlatırdı.
Atlas ise Nur'a olan hasretinden perişan haldeydi.
Kendini içkiye verip dağıtmamak için gece gündüz demeden çalışıyordu.
Eski Atlas Akcan, olmak istemiyordu artık.
Şu an yalnızca oğlunu ve tek aşkı olan küçük hemşiresini düşünüyordu.
Onlar için ayakta ve güçlü duruyordu.
Çok önemli iş toplantıları için gittiği yurt dışından, aldığı acil telefonla geri dönmüştü. Kalan işleri Enis ve Altay'a bırakmış ilk uçakla hemen ülkeye geri dönmüştü.
Uçaktan indikten sonra hemen villaya geldi. Bir kaç parça eşya toplayıp tekrar yola çıkmak için hazırlanmaya başladı.
Çantasını hazır ettikten sonra anne ve babasıyla kısa bir konuşma yaparak nereye gideceğini söyledi.
Çağın'ı da götürecekti aslında. Ama şimdilik götüremezdi. Kendisinin çözmesi gereken önemli bir sorun vardı şu an.
Anne ve babasına bir kaç gün sonra Çağın'ı da alıp yanına gelmelerini söyleyerek hızla villadan çıktı.
Arabasına binerek son sürat gideceği yere doğru yola çıktı.
Nur, yine Sevda'nın düşünceli halini görüp yanına gitti.
Hemen yanına oturup ona sıkıca sarıldı.
"Neyin var Sevda? Söylesene artık.
Kaç günlerdir bu haldesin.
Üstüne gelmek seni sıkmak istemiyorum ama, bu halin inan beni çok üzüyor.
Kafanı kurcalayan, piknik günü gördüğün şey ne? Lütfen anlat artık.
Anlat ki bir çaresini bulabilir miyiz. Beraber düşünelim.
Tek başına yüklenme bu yükü lütfen."
Sevda, Nur'un ısrarlarına daha fazla dayanamadı ve anlatmaya başladı.
"Ah Nur bir bilsen neler olmuş?
Kimler neler karıştırmışlar bir bilsen.
Ahmet.."
" Ahmet mi, Ahmet'in bu konuyla yada gördüklerinle ne alakası var Sevda?
"Olay tamamen Ahmetle alakalı Nur.
Ahmet'i bildiğin oyuna getirmişler.
Daha doğrusu Ahmet, karısıyla bile bile evlenmiş."
"Neyi bile bile evlenmiş Sevda? Açık konuş kızım ya.
Bilmece gibi anlatma. şu olay neyse açık açık anlat?"
"Bak Nur, sana her şeyi anlatacağım ama aramızda kalacak.
Çünkü ortada masum bir çocuk var"
"Şüphen mi var Sevda? Tabi ki aramızda kalacak."
"Piknik günü senin yanından ayrıldıktan sonra Gül'ün yanına gittim.
Baktım onlar arkadaşlarıyla oyuna dalmışlar.
Oyunda bana yer yoktu.
Bende biraz yürüyüş yapayım diyerek ağaçlık alanda dolanmaya başladım.
Sonra kuytu bir köşede sesler duydum.
Kasabının aşık gençleridir diyerek üzerinde durmadım.
Tam geri dönecektim ki duyduğum tanıdık ses beni çok şaşırttı.
Bende merak edip kim olduklarını görmek için usulca sesin geldiği yere geldim."
"Yani arkadaşım Sevda Hanım. Hafiye olmaya karar vermiş öyle mi?"
"Dalga geçme Nur. Anlatacaklarımı dinle.
Ağacın arkasından başımı uzatıp baktığımda kimi gördüm dersin?"
"Off Sevda ya. Kimi gördün söyle artık."
"O Rıza şerefsizini"
"Ee ne olmuş Sevda? Beni takip etmiş salak. Görmen normal"
"Yalnız başına görsem normal derim benim şaşkın arkadaşım.
Ama yanında bir kadın vardı."
"Bana ne bundan Sevda. O pislik adamın ne kadar haysiyetsiz biri olduğunu hepimiz biliyoruz."
"Tabi ki biliyoruz Nur. Ben bunu bilmiyor muyum zannediyorsun?
Benim takıldığım onunla konuşan kadın"
"Kim o kadın Sevda. Meraktan çatlatma artık. Şimdi imdat diye bağıracağım."
"Karşısı da ki kadın Ahmet'in karısıydı Nur. Ahmet'in karısı Figen'di."
"Ne!!? Ne diyorsun Sevda sen? Doğru gördüğüne emin misin?
Ahmet'in karısıyla Rıza itinin ne işi olabilir sence?"
"Asıl şaşırtıcı olan da bu ya. Bunlar önceden sevgiliymiş.
Figen, hamile kalınca Rıza, onu terk etmiş."
"Bu da çocuğu Ahmet'e yamamış değil mi "
"Aynen arkadaşım. Ahmet, bunun hamile olduğunu bile bile evlenmiş.
Ben sana aşığım Ahmet, demiş. Tecavüze uğradım demiş. Ailemin haberi olursa beni öldürür demiş.
İşte bin bir türlü yalanla Ahmet'i kandırmış.
Belki de kandıramamıştır bilmiyorum.
Ahmet le biz ayrılınca Ahmet, masum bir çocuğun ve Figen'in hayatını kurtarmak için evlenmiştir.
Tanırım ben Ahmet'i mi. O bir karınca bile incinsin istemez."
Ahmet, onun yıllardır sana aşığım masalına inanıp evlemiştir Figen'le
Rıza dan umduğunu bulamayınca Ahmet le yetinmiş.
Rıza, zengin çocuğu ama tam bir şerefsizdir.
Figen'i de kullanıp atmış işte.
Yani anlayacağın Ahmet'in oğlu aslında Rıza'nın çocuğu. Ama bunu Ahmet bilmiyor. Figen'i tecavüze uğradı zannediyor.
Tam bir salak benim Ahmedim."
"İnanamıyorum ya, bu nasıl olur Sevda.
Bu adam bir yıldır benim peşimde, sana yıllardır aşığım diye dolanıyor.
Kaç kişiye âşık bu adam.
Kaç kızın hayatını mahvetmiş."
"Ne aşkı Nur ya? Bunun derdi eğlenmek gününü gün etmek.
Figen den başka kimler var, kim bilir?"
"Nasıl bir insan kendi çocuğunun başka bir adama baba demesine razı olur ya.
Bu nasıl bir insan ki hem kıza sahip olup hem sorumluluğunu kabul etmez.
Kızı ortada bırakarak başka bir adama muhtaç bırakır"
"Bu olayda Figen'in hiç mi suçu yok sence?"
"Tabi ki var Sevda. O adama inanıp kendini ateşe attığı için suçlu Figen.
Ama Rıza'yı tanıyorsun. Kafasına taktığı her şeyi yapıyor.
Figen'i de kafaya taktıysa kızın kurtulma şansı yoktu bence.
Ama yine de şimdi bu ilişkiye hala devam ediyorsa yaptığı affedilir şey değil"
"Bildiğin Rıza, itine yalvarıyordu ya.
Ben yalan söylemiyorum Nur. Duyduklarımı söylüyorum.
Rıza ya yalvarıyordu resmen.
Beni bırakma diye. Sen iste Ahmet'i bırakırım. Çocuğu bile bırakırım diyordu.
Çocuk falan umurunda değil onun.
Ahmet'e çok kızmıştım bir yıl içinde çocuk yaptı. Ne kadar da meraklıymış Figen'e diye. Bilemezdim ki zaten çocuk hazırmış. Her neyse canım duyduklarım bunlar.
Figen, sağlık ocağına geldiğinde sadece bana kötü bakmıyordu Nur. Sana da kötü bakıyordu.
Benim arkadaşım olduğun içindir diye düşünüyordum ben.
Ama gerçek sebep anlaşıldı.
Bu kadın hem Ahmet'i hem de Rıza'yı kıskanıyor.
Çünkü Rıza, Figen'e seni sevdiğini seninle evleneceğini söyledi.
Figen de dur bir dakika şimdi hatırladım.
Figen Rıza'ya ne dedi biliyor musun?"
"Nerden bileyim Sevda kafam karmakarışık zaten."
"Öldürürüm o hemşireyi dedi.
Eğer ona yaklaşırsan onu öldürürüm dedi.
Kızım hayatın tehlikede. Bu kadın manyak. Belki beni de öldürmeyi düşünüyor Belki Ahmet'i tehdit ediyor onun yüzüne bile bakma diye"
"Tam bir senaryo yazdın Sevda.
Son derece normal bir kadınmış gibi geldi bana. Hem Ahmet'i nasıl tehdit edebilir?"
"Beni öldürmekle tehdit edebilir Nur.
Ahmet'in kalbinde hala ben varım bunu biliyor o. Sırf bu yüzden Ahmet'i beni öldürmekle tehdit edebilir."
"Yemin ediyorum Sevda, kendimi bir an korku filmi içinde zannettim.
Ne diyorsun kızım sen saçmalama"
"Valla hiçte saçmalamıyorum Nur.
Ben korkuyorum. Bunlar Rıza ile bir olup ikimizi de ortadan kaldırır haberin olsun"
Nur ve sevda konuşmalarını burada kesip sağlık ocağından çıktılar.
Babası Nur'u kapıda bekliyordu her zamanki gibi.
Hep beraber evlerine doğru yola çıktılar.
Eve doğru yürürlerken, kaç gündür ortalarda görünmeyen Rıza, yol üzerinde karşılarına çıktı.
Kemal Bey'i kızların yanında görünce pişkin bir şekilde selam verdi.
Kemal Bey, kızının koluna girerek Rıza'yı görmezden geldi.
Rıza, tam yanlarından geçerken Nur'a bakıp, "Yaşlı babana mı güveniyorsun Nur Hanım? Bu yaşlı haliyle seni benden koruyabileceğini mi sanıyor baban? dedi.
Nur ise babasına bir zarar gelmesini istemediği için, hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti.
Rıza, arkalarından öfkeyle bakarak yüzünü buruşturdu.
"Çok yakında elime düşeceksin küçük hemşire sabret" diyerek oradan ayrıldı.
Başında Figen, belası vardı şimdi.
Önce ondan kurtulması gerekiyordu.
Kadın yıllardır kene gibi yapışmıştı adama.
Ne yaptıysa kurtulamamıştı.
Başka biriyle evlenmesine rağmen gözü hala Rıza'daydı.
Rıza, şu an onunla uğraşamazdı.
Onun aklı fikri Nur'daydı. Ne olursa olsun onu istiyordu.
Gerekirse nikah bile kıyardı Nur'a.
O derece kafaya takmıştı kızı.
Nur ve babası eve gelince Gül koşarak onları karşıladı.
"Abla bu gece kasabaya çocuk oyunu gelecekmiş, beni götürür müsün?" dedi ablasının gözlerinin içine bakarak.
Kemal Bey, bunu duyunca "Kızım gece gece ne işiniz var. Evde film izleyin işte"
"Lütfen abla babama söyle izin versin. Bütün arkadaşlarım gelecekmiş. Bende gitmek istiyorum"
"İzin ver gidelim baba" dedi Nur.
"Sevda'yı da ararız oda gelir bizimle.
Heveslenmiş işte üzmeyelim küçüğümü"
"Tamam kızım öyle olsun.
Yalnız Sevda, gelirse öyle gidebilirsiniz.
Aklım sizde kalır yoksa."
"Merak etme baba. Gideceğimiz yer çok yakın zaten"
Nur, hemen telefonunu çıkarıp Sevda'yı aradı.
Sevda, Nur ve Gül'ün yanında çocuk oyununa gitmeyi kabul etti.
Çünkü Nur'dan önce telefondan Gül'ün, "Sevda abla ne olursun kabul et" sesleri geliyordu.
Sevda, bir saat sonra geleceğini söyleyip telefonu kapattı.
Nur, Gül'e bakıp, "gönlün oldu mu küçük yaramaz?" diyerek kıza sıkıca sarıldı.
Nur, hemen mutfağa geçip annesine yardım etti. Hızlı bir şekilde sofrayı kurup yemeklerini yediler.
Nur yemekten sonra hemen odasına gidip üzerini giyindi.
Sonra da Gül'ün hazırlanmasına yardım etti.
Tam işleri bitmişti ki Kemal Bey'in açtığı kapıdan Sevda, girdi içeriye.
"Haydin millet, daha hazır değil misiniz?" diyerek bağırdı kızlara.
Gül, koşarak geldi Sevda'nın yanına.
"Tabi ki hazırız Sevda Ablacığım"
Arkasından da Nur, geldi. "Hazırız canım hadi çıkalım" dedi.
Kemal Bey ve Asude Hanım'a veda edip evden çıktılar.
Evlerinden on on beş dakika uzaklıkta ki alana geldiler.
Yaz olduğu için gösteri açık alanda yapılacaktı.
Kızlar erken geldikleri için en önden yer tutarak oturdular.
Onlar birbirlerine şakalar yapıp gülüşürken Ahmet, geldi oğluyla beraber.
Sevda, Ahmet'i görünce olduğu yerde donup kalmıştı.
Ahmet'in de bir süre sonra gözü Sevda ya takıldı.
Adamın bakışları Sevda'nın aklını başından almaya yetmişti.
Sevda, hayatında Ahmet, kadar güzel bakan adam görmemişti.
Figen, yanlarında yoktu bu gece.
Baba oğul beraber gelmişlerdi. Ahmet'in oğlu koşarak gelip Sevda'nın yanında ki boş sandalyeye oturdu.
Ahmet, küçük çocuğun bu hareketine çok şaşırdı. Ne yapacağını bilemedi. Bir süre olduğu yerde bekledi.
Ne yapacağına karar veremez bir halde ellerini saçlarından geçirdi.
Sevda'nın en sevdiği haliydi bu. Ahmet'in şaşkın hali. Hele o parmaklarını saçlarından geçirişi. Sevda ölürdü Ahmet için.
Sevda'nın, Ahmet'e ağzı bir karış açık bakışını gören Nur.
Hemen Sevda ya dürttü. "Kızım kendine gelsene adamın içine düşeceksin" dedi.
"Ne!!? Ne dedin Nur?"
"Ne mi dedim? Dedim ki adamın içine düşeceksin"
"Ah Ahmedim benim. Baksana Nur ne kadar yakışıklı değil mi?"
"Evet Sevda, çok yakışıklı maşallah da.
Fazla dikkat çekmesen mi acaba?
Malum adam evli de. Her ne kadar karısı onu kandırıyor olsa da.
Atılmış bir imza var ortada"
"Haklısın canım ya. Bir an görünce dayanamadım işte" O sırada Ahmet'in oğlu babasını da yanına çağırdı.
Ahmet, mecburen oğlunun yanına geldi.
Tam oğlunu yanındaki sandalyeye oturacaktı oğlu kalkarak Ahmet'in oturacağı sandalyeye oturdu.
Oğlunun hareketli ve yerinde bir türlü duramayan halleri adamı zor durumda bırakıyordu.
Ahmet, etrafına bakındı şöyle.
Başka sandalye olmayınca Sevda'nın yanına oturmak zorunda kaldı.
Oturur oturmaz da Sevda'nın o kendine has kokusu doldu Ahmet'in burnuna.
Gözlerini kapatıp bir süre o güzel kokunun tadını çıkardı.
Bir süre sonra da aklı başına gelerek kendini Sevda dan geri çekti.
Onun bu hareketini fark eden Sevda.
Ahmet'te yaklaşarak. "Kaçmana gerek yok. Korkma yemem seni" dedi.
Sevda'nın sözlerine sinirlenen Ahmet.
"Senden korktuğum falan yok. Kaçtığımda yok. Malum evli bir adamım. Fazla yakın olmamız yakışık almaz"
"Ay ay sevsinler senin evliliğini. Evli adammış salak"
"Ne diyorsun sen Sevda, aklın başında mı senin? Sen değil misin beni bu yola iten ha?
Sen değil misin benden sana yar olmaz. Git birini bul evlen diyen."
"Ha sende benim bunu dememi bekliyordun. Hazırda bekleyenin varmış nasılsa. Hemen ayrılır ayrılmaz evlendin. Bir sene içinde artık ne kadar hızlıysanız çocukta yapmışsınız"
"Sen ne diyorsun kadın? Benim sana olan aşkımı tüm kasaba biliyordu.
Bizi bu hale sen getirdin.
Evet evlendim.
Senin veremediklerini bana karım verdi.
Bana yuva ve iki tane evlat verdi."
"Öyle mi Ahmet Bey? O karın var ya.."
O sırada Nur'un seslenmesiyle kendine gelen Sevda, hemen ayağa kalktı.
"Kusura bakma canım ben gidiyorum.
Daha fazla bu adamın yüzüne bakmayacağım" diyerek oradan ayrıldı.
Ahmet ise Sevda'nın ardından üzgün gözlerle baktı.
Nur, Ahmet'e bakarak, "Bu biraz ağır olmadı mı Ahmet Bey.
Sevda, bu sözleri hak etmemişti" dedi.
"Daha fazlasını hak etti Nur Hanım.
Benim sevgisiz bir hayat yaşamama o sebep oldu.
Oysa ne isterse yapardım onun için. Canımı istesin onu bile verebilirdim.
Ama o ne yaptı? Annesinin oyununa kandı. Beni ortada bıraktı.
Benim için en acısı ne biliyor musunuz? Nur Hanım.
Hala onu seviyorum ben.
Hala kalbim Sevda, için atıyor.
Çocuklarımın yüzlerine bakmaya utanıyorum. Nasıl hala başka bir kadını düşünebiliyorum diye.
Ama bu kalbimdeki olan kişiyi de aşkı da değiştirmiyor.
Sevda ikimizin hayatını da mahvetti"
"İnanın oda çok üzgün Ahmet Bey. Annesinin ona oyun oynadığını bilemez ki.
Sonuçta onun annesi. Ne yapabilirdi kız. İnanın oda böyle olsun istemezdi. Onun da zamanında sizi çok sevdiği belli. Hayatın insana neler getireceği belli olmaz. Bence ona kötü davranmayı bırakın"
"Siz benim neler yaşadığımı biliyor musunuz Nur Hanım?
Sevmediğiniz bir insanla evlenip hep mutsuz olmak.
Aklınızda hep sevdiğiniz varken bir evlilik yürütmeye çalışmak.
Hem baba hem iyi bir eş olmaya çalışmak, ne kadar zor biliyor musunuz?
Ben sürekli onun yakınımda olduğunu bile bile. Ona ulaşamayacağını bile bile yaşıyorum.
Ben sevdiğim kadına ulaşamayarak başka bir kadına kocalık yapmaya çalışıyorum.
Siz benim neler yaşadığımı bilemezsiniz Nur Hanım. Onun için bence yorum yapmayın.
Ahmet'in söylediklerinden sonra Nur başka bir şey söylemedi.
Gül'le beraber gösteriyi izlemeye başladı.
Bir saat süren gösteri bittiğinde Gül'ün elinden tutup evlerine doğru yürümeye başladı.
Evlerinin sokağına girdikleri sırada karşılarına çıkan Rıza, Nur'un bir anda durmasına sebep oldu.
"Oo Nur Hanım bakıyorum da gece gezmelerine de çıkıyorsunuz? Arkadaşınız nerde?
Bildiğim kadarıyla evden beraber çıkmıştınız.
"Sana ne Rıza. Sana mı soracağız kiminle nere çıkacağımızı?
Sen neden benimle ilgileniyorsun?
Git kiminle ilgilenmen gerekiyorsa onlarla ilgilen."
"Ne demek istiyorsun sen?
Benim senden başka ilgileneceğim kimse yok. Şu an kafam sana takık kızım"
"Ya sen ne biçim bir insansın ya?
Git başımdan seninle benim hiç bir işim olamaz anladın mı? Defol git yoksa..."
"Yoksa ne yaparsın küçük hemşire?"
" Bak Rıza, çocuk var yanımda.
Onu korkutuyorsun. Çekil önümden eve gideceğiz biz"
"İzin vermezsem ne yapacaksın?
Söylesene ne yapacaksın? Bak etrafta kimse de yok. Seni benim elimden kim alabilir? Ha hadi söylesene kim alabilir?"
"Ben alırım" diyerek gelen adamı görünce Rıza'nın gözü fal taşı gibi açıldı.