"Nur hemşire aşı var" diye bağırdı arkadaşı Sevda.
Nur, hemen ayağa kalktı "Tamam canım baktım ben" diyerek aşı için gelen bebeğin yanına geldi.
Bebek çok tatlı bir şeydi.
Nur'un hayran olduğu bir bebekti.
Nur, bebeği hemen kucağına alıp önce öpücüklere boğdu.
"Paşam sen aşıya mı geldin" dedi tekrar öperek.
Bebek Nur'a gülmeye saçlarıyla oynamaya başlamıştı bile.
Annesi, "Son aşımız hemşire hanım.
Bizimle çok ilgilendiniz çok teşekkür ederiz" dedi.
" Bu bizim görevimiz. Teşekkür etmenize gerek yok.
Ama ben bu yakışıklıyı çok özleyeceğim" dedi.
"Biz de sizi özleyeceğiz. Değil mi annem?" dedi kadın.
"O zaman benim aşkımı arada getirirsin annesi.
Ama hasta olmasın. Sadece gezmeye gelin buraya.
Paşama kıyamam ben"
Hazırladığı aşıyı bebeğe yaptıktan sonra, onları kapıya kadar geçirdi.
Sevda, "Nur çay yaptım işin bittiyse gelsene" diye seslendi.
"Tamam, geldim" diyerek hemen hemşire odasına arkadaşının yanına gitti.
"Çok sağ ol Sevda. Canım tamda çay çekmişti.
Sen benim aklımı okuyorsun tatlım"
"Aynen Nur'cuğum. Senin bu saatlerde canın hep çay çeker.
Kızım bir yıldan fazla oldu sen buraya geleli. Biraz alışalım bırak ta"
"Bir şey demedim Sevda. Alışacaksın tabi ki.
Alışmasan ayıp olurdu."
"Ukalasın kızım" dedi Sevda.
"Şapşalsın tatlım" diyerek cevap verdi Nur.
Nur, ve Sevda çaylarını içerken Nur'un annesi geldi.
Asude Hanım, kızlara kek yapmış, sağlık ocağına getirmişti.
Kızının keki ne kadar sevdiğini bildiği için kadının boğazından tek başına yemek geçmemişti.
Üşenmeyerek evden kalkıp gelmişti.
"Ah annem. Neden zahmet ettin.
Onca yolu kek getirmek için yürüyorsun."
"Olsun kızım. Çarşıda işlerimde vardı zaten.
Kek bahane oldu."
"Gel Asude Teyzeciğim. Sana çay koyayım.
Biraz dinlen öyle gidersin" dedi Sevda.
"İyi olur kızım. Baya terledim.
Biraz dinleneyim."
Hep beraber çaylarını içip keklerini yediler.
Sonra Asude Hanım, sağlık ocağından ayrıldı.
Annesi gittikten Sevda, Nur'un yanına yaklaştı.
"Şu gerizekalı seni rahatsız ediyor mu hala?" dedi.
"Sorma Sevda her gün yoluma çıkıyor.
İstemiyorum defol git başımdan diyorum. Adam o kadar mal ki laftan anlamıyor.
Mehmet, geçenlerde ziyaretime geldiğinde ağzını burnunu kırdı.
Ama hala aynı. Hiçbir şey değişmedi.
Korkuyorum Sevda.
Bu adam benim başıma dert olacak.
Nasıl kurtulacağımı bilmiyorum."
"Aslında çok iyi biliyorsun da neyse.
Sen evlisin kızım.
Dünyanın en yakışıklı erkekleri arasında listeye girecek bir kocan var.
Rıza, itini bir kaşık suda boğar.
Evli olduğunu herkesten saklama.
O adam senin başını ağrıtıyor.
Evli olduğunu bilse senden uzak durur."
"Söylemediğimi nerden biliyorsun Sevda?
Ona evli olduğumu söyledim zaten.
Adam sorun değil boşanırsın diyor.
Zaten kocan olsa yanında olur.
Beni kandıramazsın diyor.
Ben buradan tayinimi istesem iyi olacak galiba."
"Kızım burası senin kendi memleketin.
Nereye gideceksin?
Hem bu manyak nere gitsen bulur seni.
Burada en azından herkes seni tanıyor.
Sana yardım etmek için elinden geleni yapıyor.
Başka yerde tek başına kalırsın.
Annen baban yaşlı.
Bu adama güçleri yetmez.
Gel sen inatlaşma. Kocanla barış"
"Sevda sen ne diyorsun ya?
Bana yaptıklarını söyledim.
Adam benim hayatımla oynadı resmen.
Ben onu affedersem her şeyden önce kendime ihanet etmiş olurum."
"Bak Nur. Haklısın, yapmış bir eşeklik.
Kızım sen bu adama âşıksın hala.
Ben bunu fark etmiyor muyum sanıyorsun.
Telefonunun arkasında fotoğrafını taşıyorsun.
Her gün o fotoğrafa bakıp ağlıyorsun.
Onu görmek istemiyorsun, ama oğlunu her gün arıyorsun konuşuyorsun.
Atlas'ın nasıl olduğunu öğrenebilmek için kırk takla atıyorsun.
Ona acı çektiriyorsun. Daha fazlasını sen çekiyorsun.
Tamam sana karşı çok hata yapmış.
Ama affetmek erdemdir Nur.
Özellikle ölecek kadar sevdiğin adamı affetmek daha büyük erdem.
Sen başkasına bakmazsın bu saatten sonra.
Başka bir erkeği düşünemezsin.
Boşanma davası bile açmadın adama.
Sen bu adama mahkumsun Nur.
Senin kalbin bu adamın esiri."
"Çok büyük laflar ediyorsun Sevda.
Ben bu adama esir falan değilim.
Boşanma davası açacağım yakında.
Senden boşanmam diyen o.
Benimle olmasan da benim nikâhımda olmaya mahkumsun diyor Kazanova.
Ama ben ondan kurtulacağım göreceksin."
"Kızım ben bir şey biliyorum da söylüyorum.
Ondan kağıt üzerinde boşansan ne olacak?
Kalbinden atabilecek misin?
Nur, canım. Senin kalbin onun anladın mı onun?
Onun kalbi de senin.
Adam kaç defa geldi yalvardı sana.
Bir yılı geçti. Buraya geleli.
Her gün telefonda seni arıyor.
Cevap bile vermiyorsun.
Ama engellemiyorsun da.
Benim yaptığım hatayı yapma arkadaşım.
Sonra çok pişman olursun.
Gururun uğruna aşkını harcama.
Yapılan hata büyük olsa da.
Sen affet onu.
Senin mutluluğun Atlas Akcan.
Sen ondan başka kimseyle mutlu olamazsın."
"İlerde unuturum Sevda.
Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Bir gün onu unutacağım göreceksin"
"Bu durum senin için de geçerli Nur.
Sende vazgeçilmez değilsin.
Atlas, gibi bir adamı kim kaçırmak ister.
Onun yanında da kadınlar olacak.
O zaman dayanabilecek misin?
Senin sevdiğin ellere yar olduğunda dayanabilecek misin?"
"Kafamı karıştırıyorsun Sevda.
Bana ne kiminle olursa olsun.
Zaten çapkın adamın teki.
Belki şu an bile kaç tane sevgilisi var.
Beni hiç ilgilendirmez. Kıskanmam ben."
"Sen onu benim külahıma anlat.
İlgilendirmezmiş.
Onun için mi? Magazin haberlerinde Atlas'la ilgili haberler arıyorsun.
Ama hiç bir haber bulamıyorsun değil mi?
Çünkü adam sana sadık. Sana aşık anladın mı?
Ben aşık adamı gözünden tanırım kızım.
Atlas Akcan, sana kör kütük aşık.
Sana şimdiye kadar benim hikayemi anlatmadım.
Fırsat olmadı bir türlü.
Bak anlatayım da dinle.
Hani Ayşe bebek var ya?
Bize aşıya gelen"
"Evet biliyorum.
Annesi ve babası her defasında sana öldürecekmiş gibi bakıyor."
"Evet Ahmet. Benim çocukluk ve gençlik aşkım. Tek sevdiğim, herşeyim."
"Ne!!? Ne diyorsun sen Sevda?
" Nemi diyorum?
Ahmet, benim bir hiç uğruna terk ettiğim hayatta ki tek aşkım.
Ailem onu tamirci çırağı diye istemedi biliyor musun?
İlişkimizi öğrendikten sonra.
Beni ondan ayırmak için her şeyi yaptılar.
O adam sana ne verebilir dediler?
Benim ailem zengindi Nur.
Ben bu mesleği yapmak için okumadım.
Öylesine okumuştum.
Ailemin bana ve kardeşlerime bir ömür yetecek mal varlığı vardı.
Ben Ahmet'i tamirci çırağı olduğunu bilerek sevdim.
Para pul aklımın ucundan bile geçmedi.
Aslan gibiydi Ahmedim.
Taşı sıksa suyunu çıkardı.
Bana, yuvamıza, çocuklarımıza çok iyi bakardı o.
Biz çok mutlu olabilirdik Nur.
Ahmet, beni deli gibi seviyordu.
İşinden dolayı bana karşı bir eziklik hissediyordu.
Onun için ek işler yapıyor.
Hiç boş durmuyordu.
Ben bu duruma çok üzülüyordum.
Yapma Ahmet. Kendini yıpratma aşkım dedim kaç defa.
Ama dinlemedi.
Senin için, kuracağımız yuvamız için dedi.
Ama ailem boş durmadı Nur.
Sürekli ona karşı beni doldurdular.
Ben dinlemeyince de resti çektiler.
Annem eğer onunla evlenirsen sütümü helal etmem dedi.
Bir de üzüntüsünden kalp krizi geçirdi.
Bende çok korktum Nur.
Benim yüzümden anneme bir şey olacak diye çok korktum.
Ahmet in evlenme teklifini reddettim.
Ona hiçbir bahane söyleyemedim.
Bana çok yalvardı.
Ne kadar zaman istersen beklerim Sevdam dedi.
Yeter ki ayrılma benden.
Bir çaresini buluruz. Gerekirse ailene yalvarırım" dedi.
Ama ben, bizden olmaz Ahmet.
Beni unut. Kendine bir hayat kur dedim.
Bir daha benim yanıma bile yaklaşma dedim.
Ve bu son konuşmamız oldu.
Ahmet, bir ay sonra. Komşularının kızı Figenle evlendi.
Gördün bir oğulları, güzeller güzeli bir de kızları var.
Ahmet benim olabilirdi Nur.
O çocuklar, benim olabilirdi."
"Bana bunlardan hiç söz etmedin Sevda.
İnan çok üzüldüm.
Ama sen ailen için yapmışsın.
Annen kalp krizi geçirmiş sonuçta."
"Öyle mi zannediyorsun?
Hepsi yalanmış biliyor musun?
Annem kalp krizi falan geçirmemiş.
Hepsi beni Ahmet ten ayırmak için oyunmuş.
Ben bunları çok geç öğrendim.
Ama iş işten geçmişti.
Ahmet'i kaybetmiştim çoktan.
O evli bir adamdı artık.
Üstelik karısı da hamileydi.
Ben de ailemden ayrıldım.
Bana yapılanlardan sonra yanlarında kalamazdım.
Başka şehirde yaşayan arkadaşımın yanına gittim.
Sonra mesleğimi yapmaya karar verdim.
İlk görev yerim Vandı.
Üç yıl orada çalıştım.
Annem o arada felç geçirdi.
Ben de tayinimi buraya istedim.
Ne olursa olsun beni doğuran kadını tek başına bırakamazdım.
Ne yaparsa yapsın, annemdi benim.
Sonra buraya geldim işte.
Ahmet'in ikinci çocuğu Ayşe.
Onun aşılarını yapmak bana nasipmiş.
Onu her gördüğümde içim yanıyor Nur.
Kalbim parçalara ayrılıyor.
Onun için ölüyorum.
Ama görüyorsun.
O benim imkansız sevdam.
Karısı biliyor her şeyi. Bu yüzden sürekli ikimizi gözetliyor.
Ahmet, onun için bana kızgın bakıyor.
Karısını üzmemek için.
Ahmet, mükemmel bir adam.
Kalbi iki parça bir adam
Benim imkansız aşkım."
"Çok üzüldüm Sevda. İnan bana çok üzüldüm.
Ama bizimki farklı.
Ben ona bir şey yapmadım.
O bana yaptı. Bana yalan söyledi.
İşime engel oldu.
Beni nezarete attırdı.
Ailemin evini sattırdı zorla.
Ben nasıl affedeyim bu adamı?"
"Bu da başka bir versiyon Nur.
Ben burada Atlas'ın yerinde oluyorum.
Beni Atlas, olarak düşün.
Hata yapan bendim.
Burada da Atlas.
Ama en çok acıyı çeken yine benim.
Ben Ahmet'i Figen'in kollarında görünce ölüyorum Nur.
Benim bedenim yaşıyor ruhum ölü.
Bundan sonra ki hayatımda da hep acı çekmeye devam edeceğim.
Biliyor musun? Ahmet'te beni seviyor hala.
Hem de çok seviyor.
Onun gözlerine bakınca içinde ki acıyı görüyorum.
Gerçekleri o da öğrendi ama artık çok geç.
Bizim için her şey bitti Nur.
Ama sizin bir şansınız var.
Birbirinizden vazgeçmeyin.
Atlas'tan vazgeçme Nur.
Gördüğüm kadarıyla o senden vaz geçmeyi düşünmüyor.
Bu adamı kaybetme canım.
Bu bir abla tavsiyesi.
Seni seven adamı terk etme"
O sırada gelen hasta konuşmalarını yarım bırakmıştı.
Sevda, hemen kalkarak, "Ben ilgilenirim.
Sen Atlas'ın fotoğrafına bak.
Çünkü her zaman bu saatlerde bakarsın" diyerek oda dan çıktı.
Nur, "Bakmayacağım işte" dedi kendi kendine.
"Bugün o yalancının fotoğrafına bakmayacağım"
Tabi sözünü tutamadı her zamanki gibi.
Telefonun kılıfının arkasında duran fotoğrafı çıkardı.
Adamın fotoğrafta ki bakışları bile kızın kalbinin hızlanmasına neden oluyordu.
Nasıl bu kadar sevebilmişti bu adamı?
Gerçekten böyle sevgiler var mıydı bu dünyada?
İnsan kendi sevince farkına varıyormuş sevdanın aşkın gerçek olduğuna.
Başka sevenlere hep şüpheyle yaklaştı Nur.
İnsan bir başkasını kendinden fazla sevemez diye düşünürdü.
Atlas'ı sevince anlamıştı aşkın ne kadar acı veren, aynı zamanda ayakları yerden kesen bir duygu olduğunu.
Şimdi anlıyordu kız sevgilisinden ayrılan insanların neden uzun süre kendine gelemediğini.
"Atlas Akcan, sevdam.
Kalbimin ışığı aynı zamanda karanlığı.
Ne olacak bizim halimiz ha?
Söyle kalbimin sahibi söyle bana.
Nur, senden ayrı kalmaya daha ne kadar dayanabilir?"
Nur ve Sevda mesaiyi saatinden sonra beraber sağlık ocağından çıktılar.
İkisinin evi de aynı yol üzerindeydi.
İki kız yürüyerek gidiyorlardı.
Önce çarşıya uğrayıp alışveriş yaptılar.
Sevda, Ahmet'in tamirci dükkânının önünden geçerken birden Nur'un koluna girdi.
"Lütfen beni tutar mısın Nur" dedi.
Ne olduğunu anlayamayan kız.
Hemen Sevda'nın kolundan tuttu.
Ahmet, fark etmişti uzaktan Sevda'nın kötü olduğunu.
Ama gidip ne olduğunu soramazdı.
"Neyin var bitmeyen Sevdam" diyemezdi.
Çaresiz dükkanın içine girdi.
Dükkanın camından izledi yıkılmış bir şekilde yürüyen Sevdasını.
Sevda, Ahmet'in dükkanına geri girdiğini görünce gözyaşlarını tutamadı.
Nur'da görmüştü Ahmet'i.
Anlamıştı Sevdanın neden bu kadar kötü olduğunu.
Çok üzüldü arkadaşı için.
Elinden gelen bir şey olsaydı.
Mutlaka yapardı.
Ama yoktu işte.
Çaresizliğin dibiydi Sevda ve Ahmet'in aşkı.
İmkansızın adıydı.
Nur, önce Sevdayı evine bıraktı.
Sonra da kendi evine doğru yola devam etti.
Yolda Aylin ve Oya ile telefonda konuştu.
Telefonu kapattıktan sonra karşısına çıkan Rıza'yı görünce. "Ya sabır" dedi.
Rıza "Ne haber Nur? Bugün Nasılsın bakalım? "dedi yüzsüzce.
Nur, onun bu pişkin haline bakarak,
"Sana ne bundan Rıza.
Neden yakamdan düşmüyorsun?
Senin yüzünü her gün görmek zorunda mıyım ben?"
"Aynen Nur Hanım.
Beni kabul edinceye kadar benim yüzümü görmeye devam edeceksin.
Ta çocukluğumdan beri aşığım kızım sana kolay mı?"
"Ben de senden ta çocukluğumdan beri nefret ediyorum Rıza.
Kolay mı bu? Senin yüzünü görmek istemiyorum."
"Hele sen beni bir kabul et.
Ben seni kollarıma alayım.
Ne nefretin kalır, nede başka bir şey."
"Hoşt köpek. Sen kim oluyorsun da bana böyle şeyler söyleyebiliyorsun ya?
Ben her şeyden önce evli bir kadınım ki,
evli bile olmasam senin yüzüne bakmam.
Şimdi defol git karşımdan."
"Ha bide zengin kocan vardı değil mi Nur Hanım?
Onu da araştırdım.
O adam var ya. Kocam dediğin Atlas Akcan.
Senin gibi kızların yüzüne bakmaz.
Onlar ünlü mankenlerle zengin kadınlarla zaman geçirirler.
Evli bile olsanız. Seni sepetlemiş ki buradasın."
"Bak pislik, seninle uğraşacak zamanım yok.
Defol git dedim sana.
Eğer o araştırdığın Atlas Akcan.
Bana yaptıklarını duyarsa.
Mehmet, gibi ağzını burnunu kırmakla kalmaz.
Seni bu dünyadan siler.
Haberin olsun."
"Öyle mi Nur? Çok korktum. Bak titriyorum.
Neyse bugünlük böyle olsun bakalım.
Seni şimdilik bırakıyorum.
Ama unutma benden kurtuluşun yok kızım.
Ha bu arada. O Mehmet, denilen zibidi de, bana yaptığının bedelini ödeyecek" diyerek oradan ayrıldı.
Nur, bir şey söylemeden evine girip kapıyı kapattı.
"Ben geldim annecim" diye seslendi içeriye.
Anne ve babası sofrada kızlarını bekliyorlardı.
Nur'un sesini duyan Gül, odasından koşarak geldi.
Gül, ablası gelinceye kadar dersini yapmak için odasına gitmişti.
"Hoş geldin ablam" diyerek Nur'a sarıldı.
Nur'da Gül'e sarılarak yanaklarını öptü.
Gül'den sonra anne ve babasına sarılan kız.
Banyo ya gidip ellerini yıkadı.
Sonra da odasına giderek hızlı bir şekilde üzerini değiştirerek sofraya oturdu.
Gül'ün okul maceralarıyla dolu sohbetiyle beraber akşam yemeklerini yediler.
Sonra hep beraber kahvelerini içip sohbet ettiler.
Geç saatlere kadar oturdular.
Saatin geç olduğunu gören Nur, anne ve babasından izin alarak odasına çekildi.
Geceliğini giyerek yatağa uzandı.
O sırada telefonu çalmaya başladı.
Bu saatler de kimin aradığı belliydi.
Aylardır bu değişmiyordu.
Her gece on bir buçukta mutlaka arıyordu.
Telefon dakikalarca çaldı.
Tekrar tekrar çaldı.
Ama cevap vermedi kız.
Aylardır vermediği gibi.
Defalarca çalan telefonu sonunda sustu.
Bir süre sonra telefonundan.
Her zaman olduğu gibi mesaj bildirimi geldi.
Nur mesaj açıp baktığında yine aynı sözler.
"İyi geceler hayatımın kadını.
Seni seviyorum"
Nur, telefonu sessiz alıp yatağa fırlattı.
"Hiç pes etmeyecek miydi bu adam?
Neden laftan anlamıyordu?
O sırada telefonun ışığı tekrar yandı.
Yine mesaj gelmişti.
Bu ilk defa oluyordu.
Her zaman tek mesaj geliyordu.
Telefonu eline alıp mesajı açtı.
Atlas, saat gecenin onu olmuş hala şirkette çalışıyordu.
Daha doğrusu çalışmaya çalışıyordu.
Enis ve Altay'ı saatler önce eve göndermişti.
Yarın çok önemli toplantıları vardı.
Bu yüzden kendi kalmıştı şirkette.
Saatlerdir elindeki dosyaya bakıyordu genç adam.
Bir türlü konsantre olamıyordu.
Dosyayı incelerken yine ve her zaman olduğu gibi Nur, vardı aklında.
Dosyayı alıp öfkeyle yere fırlattı.
Karısı aklına geldiğinde Atlas, başka bir adama dönüşüyordu.
Aklı başından gidiyor, kalp atışları hızlanıyordu.
Ona hasreti öyle boyutlara ulaşmıştı ki kabına sığamıyordu artık.
Onun gittiği günü hatırladı yine.
Atlas'a haber bile vermeden.
Ondan kaçtığı günü.
Nur'un doğum günün de gece geç saatlere kadar eğlenmişlerdi.
Nur'la dakikalarca dans etmişlerdi.
Nur, misafirlere belli etmemek için Atlas'ın kollarında ne kadar gerilirse de
hiç bir şey yapmamıştı.
Atlas da bunu fırsat bilip Nur'a sarılmıştı sürekli.
Sürekli eli kızın üzerinde olmuştu gece boyunca.
Parti sonrasında yine misafir odasında kalmıştı karısı.
Kapıyı kilitlemiş, Atlas'ın bütün ısrarlarına rağmen açmamıştı.
O geceden bir ay sonraydı.
Atlas, bir kaç gündür ailesinde kalan Nur'un gelmesini bekliyordu villada.
Nur, Gül, le beraber geleceklerdi her zaman olduğu gibi.
Sonra da Çağın'la Gül'ü okula bırakacaktı kız.
"Bu saate kadar çok tan gelmesi gerekiyordu" dedi içinden.
Dakikalar saat gibi geliyordu adama.
Bir an önce gelsin istiyordu.
Onu görmeden işe gitmek istemiyordu.
Atlas'ın hayat enerjisi Nur'a olan aşkıydı.
Ona dokunmazsa, sarılmazsa bile, en azından görmek nefesini duymak istiyordu.
O sırada merdivenlerden Çağın, indi.
Yanında halası da vardı.
Çocuk okula gitmek için çok tan hazırlanmıştı.
Babasının yanına gelerek, "Günaydın babacım" diyerek sarıldı.
"Günaydın oğlum.
Bakıyorum da artık Nur'u beklemeden hazırlanmaya başladın.
Nur'da geç kaldı zaten.
Ayça, Nur'u arar mısın lütfen?
Ben ararsam cevap vermez o cadı."
"Abi arayamayız. Şu an bize cevap veremez o."
"Neden cevap veremesin Ayça?
Cevap verir. Arasana sen. Merak ettim onu, çok geç kaldı.
Şoförü de istememiş.
Başına bir şey gelmiş olmasın.
"Abi önce bir sakin ol. Sana bir şey söylemem lazım."
"Ne söyleyeceksin Ayça?
Çabuk söyle, seni dinliyorum" dedi kalbini sıkıştıran korkuyla.
O sırada Çağın konuşmaya başladı.
"Nur, artık insanlara yardım edecekmiş baba.
Hemşirelik yapacakmış.
Küçük bebeklerle ilgilenecekmiş.
Onun için uzaklara gitti.
Ama beni hiç unutmayacak.
Her gün arayacak. Öyle söyledi bana."
"Ne!!? Ne demek bu? Çağın ne demek istiyor Ayça?"
"Abi bak sakin ol tamam mı?"
"Bana sakin ol falan deme abiciğim.
Bana ne olduğunu söyle hemen.
Nur, nerde?
Benim kadınım nerede?"
"Abi, Nur'un ataması çıkmış.
Yani artık kendi mesleğini yapacakmış.
Dün telefonla aradı.
Çağın'la telefonda neredeyse iki saat konuştu.
Sonra annemle, babamla ve benimle konuştu.
Her şeyi anlattı."
"Yani bu durum da bir beni aramadı demek oluyor.
Beni neden arasın ki, değil mi Ayça?
Ben değil miyim onun böyle olmasına sebep?
Benim yüzümden bozulmadı mı her şey?
Ne yapsa haklı.
Ben zaten böyle bir şey bekliyordum.
Ama yine de bir umudum vardı.
Belki beni bırakmaz diyordum.
Beni olmasa bile Çağın'ı bırakmaz."
"Nur, beni bırakmadı" diye bağırdı Çağın.
"Nur dedi ki. Sen artık koca delikanlı oldun.
Kendine bakabilirsin.
Ben daha küçük bebeklere bakacağım.
Onların iyi ve sağlıklı olması için çalışacağım.
Seni her akşam mutlaka arayacağım.
Tatiller de yanıma gelebilirsin dedi.
Önce o gidecek kendine ev hazırlayacak.
İşe başlayacak. Daha sonra hafta sonları yanına gideceğim.
Nur, beni bırakmadı. Anladın mı?
O beni bırakmaz.
O sen gibi kötü biri değil.
Onu sen üzdün baba.
Sen herkesi üzüyorsun.
Sen nasıl bir babasın?"
Çağın'ın söyledikleri Atlas'ı perişan etmişti.
Oğluna cevap bile vermemişti.
Doğru söylüyordu oğlu.
Bu hale gelmelerine sebep kendisiydi.
Sebepsiz yere Nur'u çok üzmüştü.
Sadece onu üzmekle kalmamıştı. Nur'un ailesini, arkadaşlarını, en önemlisi de canından çok sevdiği oğlunu çok üzmüştü.
"Beceriksiz adamın tekisin Atlas Akcan" dedi kendi kendine.
Oğlu okula gittikten sonra kız kardeşiyle yalnız kalan Atlas.
Nur'un nerede olduğunu sordu.
Ayça, Nur'un kimseye yerini söylemediğini anlattı abisine.
Atlas, Nur'a çok kızmıştı.
En çok ta kendine kızmıştı.
Telefonunu çıkarıp hemen Enis'i aradı.
Nur'un atamasının hangi şehre çıktığını öğrenmesini istedi.
Enis "Tamam hallederim, merak etme sen" diyerek telefonu kapattı.
Ondan sonra ki günler hep Nur'u aramakla geçti.
Enis, hep büyük şehirlerde ki hastaneleri araştırmıştı.
Nur, hiç bir ilde ki hiç bir hastanede çalışmıyordu.
Enis, tam iki ay sonra öğrenebildi Nur'un yerini.
Kız kendi kasabasında ki bir sağlık ocağında çalışıyordu.
Ailesiyle beraber Atlas'ın yeniden yaptırdığı kendi evlerinde kalıyorlardı.
Enis, haberi vermek için hemen Atlas'ın odasına koştu.
Atlas, her zamanki gibi etrafa ateş saçıyordu.
Bütün çalışanlar öfkesinden nasibini alıyorlardı.
Atlas, yine öfke içinde dosyalarla boğuşurken Enis'in geldiğini gördü.
"Ne var Enis? Bana yine Nur'u bulamadığını söyleyeceksen.
Hiç konuşmadan çık git odamdan.
Benim öfkemi daha fazla artırmanı istemiyorum" dedi.
"Nur'u bulamadığımı nerden biliyorsun Atlas?" dedi gülerek.
"Ne yani buldun mu, söyle çabuk buldun mu?"
"Evet Atlas. Sonunda Nur'un yerini buldum"
"Neden bekliyorsun? Söyle hemen.
Nerdeymiş benim cadı karım?"
"Bi sakin olsana oğlum söyleyeceğim işte"
"Bana sakin ol falan deme Enis.
Sakin falan olamam ben."
"İyi tamam ya söylüyorum işte.
Kendi kasabasında bir sağlık ocağında çalışıyor"
"Ne!!? Gerçekten mi? Biz onu bu kadar zamandır yanlış yerlerde mi aramışız?"
"Aynen dostum.
Ama sonunda buldum onu."
"Seni küçük cadı. Anlamalıydım aslında.
Aklıma gelecek ilk yer kendi kasabası olmalıydı. Aptalın tekiyim ben.
Neyse tamam Enis. Çok sağ ol dostum.
Bundan sonra bu iş bende.
Bu iyiliğini unutmayacağım."
Enis, tam odadan çıkmak üzereyken, Atlas, ona seslendi.
"Oya ile aran nasıl Enis.
Bunu sormaya bir türlü fırsat bulamadım" dedi.
"Hala beni affetmedi dostum.
Ama bir gün affedecek.
Eskisi kadar kötü davranmıyor artık.
Nur'da sağolsun konuşmuş onunla ve Aylin'le.
Bakalım ne zaman gönlü olacak cadının."
Enis, çıktıktan sonra Atlas Annesini aradı ve Çağın'a bir çanta hazırlamasını söyledi.
Çağın'la beraber gidecekti sevdasının yanına.
En azından Çağın'ın yanında ona kötü davranmazdı bir kaç saat görebilirdi onu.
Yarın çocuğun okulu vardı ama izin alabilirdi.
Hafta sonuna kadar dayanamazdı.
Zaten kızın özlemi bitirmişti tüm enerjisini.
Hemen işlerini toparlayıp şirketten çıktı.
Nur'u göreceği için içi içine sığmıyordu adamın.
Hemen arabasına atlayıp villanın yolunu tuttu.
Evde onu hazır bekleyen oğlunu da alıp Nur'un kasabasına doğru yola çıktı.
Çağın, yolda nereye gittiklerini defalarca sorsa da, sürpriz olduğunu söyleyerek onu geçiştirdi.
İki üç saat süren yolculuğun sonunda Nur'un kasabasına geldiler.
Vakit geç olduğu için Nur'u görmeye yarın gitmeye karar verdi.
Kasabada ki küçük pansiyon da bir oda tuttu.
Oğluyla beraber geceyi burada geçirecekti.
Anahtarı alıp hemen odalarına çıktılar.
Baba oğul akşam yemeklerini yediler.
Bir süre televizyon izlediler.
Çağın, yorgun olduğu için erkenden uyudu.
Atlas, ise saat on buçuğa yaklaşırken Nur'un telefonunu aradı.
Her zamanki gibi telefonuna cevap alamamıştı.
Pes etmeyerek defalarca aradı ama sonuç aynıydı.
Nur'a onu bırakıp gittiğinden beri gönderdiği mesajını gönderip yatağına yattı.
Sabah sekizde dışardan gelen gürültülerle uyandı.
Bugün kasabanın pazarıydı anlaşılan.
Her taraftan müşteri toplamaya çalışan esnafın sesi geliyordu.
Atlas, önce üzerini giyinip hazırlandı.
Sonra da oğlunu uyandırdı.
Kahvaltılarını yaptıktan sonra Nur'un çalıştığı sağlık ocağına doğru yola çıktılar.
Kasaba fazla büyük olmadığı için Atlas'ın arabası çok dikkat çekiyordu.
Görenler dönüp bir daha bakıyorlardı.
Atlas, yol üzerinde gördüğü çiçekçiden
bir tane gül aldı.
Alır almaz eline batan dikene gülümsedi.
Nur'da aynı bu gül gibi yapacaktı Atlas’a.
Onun dikenleri eline değil Atlas'ın kalbine batacaktı.
Az sonra Atlas'ı gördüğünde dikenlerini çıkaracaktı Atlas'ın gülü.
Bunu biliyordu adam.
Sağlık ocağının önüne gelip arabasını park etti.
Çağın'ı da arabadan indirip elinden tutarak sağlık ocağının içine girdiler.
Kapıda onları Nur'dan en fazla iki üç yaş büyük olan başka bir hemşire karşıladı.
"Buyrun kime bakmıştınız" dedi hemşire."
Atlas'tan önce Çağın söze girdi.
"Biz Nur'u görmek istiyoruz.
Burada değil mi abla" dedi.
"Ay sen ne tatlı şeysin öyle.
Evet, Nur burada.
Ama sen kimsin bakalım küçük adam?
Nur'u nerden tanıyorsun?"
Bu sefer Atlas cevap verdi ona.
"Nur benim karım" dedi.
"Karınız mı?" dedi Sevda.
"Ben Nur'un evli olduğunu bilmiyordum"
"Evet, Hemşire Hanım. Nur benim karım"
"Şey..hemşire odasında Nur, buyurun geçin.
Bu arada ben de Sevda, Nur'un iş arkadaşıyım."
"Bende Atlas Akcan. Dediğim gibi. Nur Akcan'ın eşiyim.
Tanıştığımıza memnun oldum
Sevda Hanım.
"Ben de, bende memnun oldum
Atlas Bey.
Buyrun bu taraftan" diyerek hemşire odasına doğru yürüdüler.
Sevda, kapıyı açıp içeri girdiğinde, Nur'un.
Bilgisayar da hastalarla ilgili işlemler yaptığını gördü.
"Bak Nur, seni görmeye kimler geldi" dedi gülümseyerek.
Nur, başını kaldırıp baktığında, ona koşarak gelen Çağın'ı gördü.
Hemen oturduğu yerden kalktı.
Sonra da çocuğa kollarını açıp sıkıca sarıldı.
"Canım benim. Sen nerden çıktın öyle?
Seni çok özlemiştim ben" dedi.
Çocuğu öpüp kokladıktan sonra.
"Nasıl geldin Çağın? Kim getirdi seni buraya?"
"Ben getirdim karıcım" diyerek içeri girdi Atlas.
Nur, bir anda Atlas'ı karşısında görünce eli ayağı birbirine karıştı.
Hiç bir şey söyleyemedi bir süre.
Atlas ise Nur'un bu şaşkın halini gülümseyerek izliyordu.
"Kız seni görmeye kocan gelmiş.
İnsan koşar bir sarılır.
Böyle baston yutmuş gibi ne bekliyorsun?"
"Sevda hanım doğru söylüyor hayatım.
İnsan kocasını böyle mi karşılar?"
"Ya sabır" dedi Nur Atlas'ın bu yüzsüz davranışına.
"Bu arada aşk olsun sana.
Bana evli olduğunu söylemedin Nur.
Senden bir açıklama bekliyorum canım"
Sevda'nın sözleri bitmeden Atlas, hızla gelip Nur'a sarıldı.
"Çok özledim Nur" dedi kulağına.
O kadar özledim ki seni.
Sen sarılmasanda ben sana sarılacaktım zaten.
Hasretin o kadar yaktı ki beni delirdim.
Delirdim dünyaya sığamadım kadın.
Neden bıraktın ha. Hani Çağın için bırakmayacaktın bizi?"
Sevda, ağzı bir karış açık bakakalmıştı.
Hayatında ikinci kez bu kadar âşık bir adam görüyordu.
Adam Nur'a sarılmıyor sanki kalbinin içine sokuyordu kızı.
Bir süre sonra Nur, kendini zorla da olsa Atlas'ın kollarından kurtardı.
"Şu an konuşmak istemiyorum" dedi yalnızca Atlas'ın duyabileceği ses tonuyla.
"Çağın'ı çok özledim ben.
Onunla ilgilenmek istiyorum"
"Öğle arasına bir saat var Nur.
İstersen çıkın siz. Ben seni idare ederim" dedi Sevda. Eli ayağı titreyen Nur'a
"Gerek yok Sevda"
"Gerek var Nur. Git işte kocanla oğlunla zaman geçir.
Bak seni ne kadar özlemişler.
Hadi kızım ya. Bak delirtme beni.
Tersim pistir bilirsin"
"Hadi Nur. Gezelim lütfen. Beni kendi evine götür" dedi Çağın. Nur'un elinden tutarak:
"Tamam canım. Üzülme sen.
Sen istersinde ben yapmazmıyım? Üzerimi değiştireyim çıkalım."
Nur, üzerini değiştirmeye giderken.
Sevda Çağın'la ilgilenmeye başladı.
Bir taraftan da Nur'un arkasından bakıp kalan Atlas'ı izliyordu gülümseyerek.
Atlas'ın içi içine sığmayan haline daha fazla dayanamadı.
"Atlas Bey, giyinme odası iki kapı sonra olan oda. Çağın'la ben ilgilenirim merak etmeyin." dedi.
Atlas, Sevda'ya teşekkür ederek oradan ayrıldı.
Giyinme odasının kapısına gelince kapıyı tıklattı.
" Ne var Sevda? Diyerek kapıyı açan Nur.
Karşısında Atlas'ı görünce, hemen kapıyı kapatmak istedi.
Atlas, buna izin vermeden hemen içeri girdi.
Sonra da kapıyı kapatıp kilitledi.
"Sen ne yapıyorsun? Çıksana dışarı.
Görmüyor musun giyiniyorum?" diye bağırdı kız.
"Ben senin kocanım Nur.
Benim yanımda rahat rahat giyinebilirsin."
"Bak Atlas Akcan. Çık dışarı bağırım"
"Bağır aşkım. Hadi bağırsana.
Ne diye bağıracaksın.
Kocam beni röntgenliyor mu diyeceksin?"
"Of Atlas"
"Of Nur"
"Seni görmek istemiyorum ben.
Bana yaptıklarından sonra nasıl bu kadar rahatsın?
Hiçbir şey olmamış gibi karşıma nasıl çıkıyorsun?
Hayatımdan çık git Atlas Akcan.
Beni artık rahat bırak.
Sen ve ben bu saatten sonra olamayız.
Ne yaparsan yap boş.
Seni asla affetmeyi düşünmüyorum"
Nur'un bu sözleri üzerine.
Atlas, Nur'u sert bir şekilde duvara yasladı.
Burnunu kızı açık boynuna sürtüp kokusunu içine çekti.
"Sen kadın. Sen benim için hep varsın.
Bundan sonra da yalnızca sen olacaksın.
Bunu şu güzel kafana sok.
Sen beni affedinceye kadar vaz geçmeyeceğim.
Bu durum yıllarca sürse de bir şey değişmeyecek.
Sen den ölünceye kadar ayrılmayacağım."
"Bırak beni Atlas Akcan.
Sen den en kısa zamanda boşanacağım"
Nur daha sözünü bitirmeden Atlas, kızın dudaklarına yapıştı.
O kadar çok özlemişti ki Nur'u.
Adam kendinden geçercesine öptü kızı.
"Hadi bir daha söylesene boşanacağını" dedi dudaklarını hafif çekerek.
Nur, "Senden boşanacağım" dedi.
"Öyle mi küçük Hanım" diyerek.
Tekrar öpmeye başladı.
Nur, kurtulmaya çalıştı ama adamın kolları o kadar sarmıştı ki onu.
Bir türlü kurtulamadı.
Nur'da daha fazla direnemedi ve kendini adama bıraktı.
Atlas, çok seviyordu kızın her şeyini.
Her zerresini.
Onu öpmeyi koklamayı.
Onun nefesinde nefes olmayı çok seviyordu.
Nur, onun için vazgeçilmezdi.
Kendinden vaz geçerdi ama Nur'dan vazgeçmezdi.
Bir süre sonra nefes almak için ayrıldı kızdan.
İkisinin de nefesini kesmişti bu öpüşme.
Nur, Atlas'a öfkeyle bakarak:
"En kısa zamanda senden boşanacağım.
Kararım kesin. Ne yapsan beni vaz geçiremezsin" dedi.
"Senden asla boşanmam sevdam.
Ölürüm yine de boşanmam.
Şimdi beni affetme istersen.
Ama bir gün affedeceksin.
Sen benimsin Nur. Sen benim kadınımsın.
Sen haklısın. Ne desen, ne yapsan haklısın.
Ben sana yanlış yaptım.
Kendimi savunacak halde değilim.
Ne yapmamı istiyorsun?
Söyle senindir.
Ama beni bırakma. Benden ayrılma.
Ben sensiz yapamam Nur.
İnan bana yapamam."
"Beni rahat bırak Atlas.
Sana olan kızgınlığım bu kadar büyükken.
Benden sana yar olmaz.
Ben ne seni mutlu edebilirim ne de kendimi.
Onun için benim peşimi bırak.
Bırak kendime geleyim.
Bırak gelecek ne gösterecek görelim.
Ayrıca ben seninle bir gelecek düşünmüyorum.
Ama Çağın, benim canım.
O beni ne zaman görmek isterse gelebilir.
Onu her gün ararım.
Ben seni görmek istemiyorum.
Sakın bir daha gelme.
Yoksa buradan da giderim."
"Nereye gideceksin Nur.
Senin benden kaçabileceğin bir yer yok.
Nere gitsen bulurum seni kızım.
Tamam, seni bir süre rahat bırakacağım.
Benim için çok zor olsa da bunu yapacağım.
Sana toparlanman için zaman tanıyacağım.
Ama bugünü beraber geçirelim.
En azından senin yanında bir kaç saat kalayım.
Bunu esirgeme benden hayatım."
"İyi tamam, öyle olsun. Çağın'ın hatırına kabul ediyorum.
Şimdi eğer izin verirsen üzerimi giyinmek istiyorum."
"Tamam hayatım. Hemen çıkıyorum" dedi ve kapının kilidini çevirip dışarı çıktı.
"Nur hemen kapıyı kilitledi.
Ve üzerini hızla giyinmeye başladı.
Tam formasını çıkardığı anda
Sevda, zannederek açmıştı kapıyı.
Yarı çıplak halde yakalanmıştı Atlas'a.
Adamın gözlerinde ki ateş korkutmuştu Nur'u.
Öyle beğeniyle bakıyordu ki kıza.
Nur o bakışlarla erimişti.
Öpmesiyle kendinden geçmişti.
Atlas'ın her hali Nur'u güçsüz bırakıyordu.
Deli gibi âşıktı adama.
Bir o kadar da kırgın.
Nur, üzerini giyindikten sonra hep beraber çıktılar sağlık ocağından.
Kasabanın her yerini beraber gezdiler.
Çağın, sürekli Nur ve babasının elinden tuttu.
Ya da onların birbirinin elini tutması için çabaladı.
Nur, Çağın'ın mutlu olmasını çok istiyordu.
Onun için çocuğun yaptıklarına karşı çıkmadı.
Çağın'da çok mutlu olmuştu bu durumdan.
Bugün gerçekten bir aile olmuşlardı.
Çağın'ın onları yaklaştırmaya çalışması Atlas'ın işine geliyordu.
Sağlık ocağından çıktığından bu tarafa Nur'un elini bırakmıyordu.
Nur, ise Atlas'ın alev yanan elleri içinde ki ellerini kurtarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.
Saatlerce gezdikten sonra Nur eve gitmesi gerektiğini söyledi.
Her ne kadar Atlas, Nur'un ailesini görmek özür dilemek istese de,
Nur buna karşı çıktı.
Ailesinin üzülüp sinirlenmesini istemiyordu kız.
Atlas'ın arabasıyla evin yakınına kadar geldiler.
Nur, arkaya uzandı, Çağın'ı öperek ona veda etti.
Atlas'a veda edecekti ki.
Atlas, ön koltukta oturan kızı tutup kendine çekti ve sıkıca sarıldı.
"Seni çok özleyeceğim her şeyim.
Beni affedeceğin günü sabırla bekleyeceğim inan.
Kendine iyi bak olur mu?
Seni sana emanet ediyorum kadınım" dedi.
Nur'un kulağına söylediği bu sözlerden sonra.
Saçlarını tekrar öperek kızdan ayrıldı.
Atlas'ın sözleri Nur'u çok etkilemişti.
Zaten adamın her hareketinde kendini ışığın etrafında dönen kelebek gibi hissediyordu kızı.
Kaçmaya çalıştıkça ışık onu kendine çekiyordu.
Kendini Atlas'ın ekseninden zorla da olsa kurtardı.
Tekrar Çağın'a baktıktan sonra arabadan indi.
Atlas Nur'a son kez baktı ve gaza bastı.
O günden sonra günleri hep Nur'u özlemekle geçti adamın.
Her gece onu aradı.
Bir türlü açılmayan telefonlar adamı kahretti.
Her hafta gidip Nur'u uzaktan izledi.
Çağın'ı hafta sonları Nur'un yanına hep Atlas, götürdü.
Nur'a hep şoför getirdi dedi Çağın.
Çünkü babası öyle söylemesini istemişti.
Atlas, Nur'un ve Çağın'ın gezmelerini eğlenmelerini uzaktan izledi hep.
Böylece bir yıldan fazla zaman geçti.
Son aylarda Atlas, Nur'un yanına fazla gidemiyordu.
Önemli ihaleleri vardı.
Ve işin başında kendisi durması gerekiyordu.
Bu aylar içinde Atlas'ın olmasa da birçoğunun hayatı değişmişti.
Enis Oya ile. Altay'da Aylin ile barışmıştı.
İki adam kızların gönlünü alabilmek için aylarca çaba göstermişlerdi.
Nur'un da kızlarla konuşmasıyla işleri biraz daha kolaylaşmıştı.
Nur, kızlara gerçekten seviyorsanız beni ve Atlas'ı bahane etmeyin dedi.
Sevginize sahip çıkın.
İnsanın karşısına her gün âşık olacağı bir adam çıkmıyor demişti.
Ayça ve Mehmet'in aşkı ise yılan hikâyesine dönmüştü.
Atlas, bu ilişkiye kesinlikle olmaz derken.
Dilek Hanım ve Aytaç Bey kabul etmişlerdi.
Mehmet, Atlas'ın ona karşı davranışlarına Ayça'nın hatırıyla bir şey demiyordu.
Atlas, Ayça Mehmet'in yanında olduğu zamanlarda sürekli Ayça'yı arayıp eve gitmesini söylüyordu.
Mehmet ve Ayça Atlas'a rağmen ilişkilerini sürdürmeye çalışıyorlardı.
Atlas, yarım saattir şirkete ki masasında oturmuş olanlar düşünüyordu.
Daha fazla düşünmeyi bırakıp.
Saatine baktı.
Nur'u arama zamanı gelmişti.
Nur'un numarasını bulup arama tuşuna bastı.
Telefon yine açılmamıştı her zamanki gibi.
Sonra tekrar aradı. Ve tekrar, tekrar.
Nur açmayacaktı yine.
Atlas, aramaktan vazgeçip her zaman ki yazdığı mesajı yazdı.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu bıraktı.