ON YEDİNCİ BÖLÜM

4257 Kelimeler
Atlas, giyinme odasına girdiğinde gördükleriyle aklı başından gitmişti. Nur'un üzerinde ki gelinlik param parçaydı. Ağlamaktan makyajı akmış gözü kan çanağına dönmüştü kızın. Elindeki makasla hala gelinliği parçalamaya devam ediyordu. Nur'un bu hali Atlas'ı perişan etmişti. Hızla kızın yanına gelerek yere çöktü. "Yapma Nur. Yapma sevdam yapma. Kendine zarar verme" dedi. Nur, Atlas'ın yüzüne bile bakmadan gelinliği kesmeye devam etti. "Ne yapacaksan bana yap Nur. Kendini böyle harap etme ne olursun" Adamın sözlerini duyan Nur, hızla yerden kalktı. Atlas'ın yanından kaçar gibi uzaklaştı. "Sakın bana yaklaşma" dedi bağırarak. "Bir daha bana sevgi sözcükleri de kullanma. Senin gibi bir adamın ağzında bu sözcükler basitleşiyor. Çok kirleniyor. Sen aşktan sevdadan ne anlarsın be adam. Senin anladığın işine nasıl gelirse öyle davranmak. İsteyince yok etmek parçalamak. İşine gelince seviyorum diyerek bir yalana inandırmak. Sen busun işte kendisiyle bile çelişkiye düşen. Ne yaptığının farkına bile varmadan. Bu yaşa gelmiş ama hala bahanelere sığınan birisin. Seni görmek istemiyorum git buradan git. Çık odadan çabuk senin olduğun yerde nefes alamıyorum ben." "Yapma Nur. Ben sensiz olamam aşkım yapma." Öylemi, Atlas  Bey?  Peki sana ilk ve son kez soruyorum. Neden, neden? Ben sana ne yaptım? Bu kadar nefret edecek kadar ne yaptım ha? Suçum günahım neydi söylesene? Beni geçtim aileme de mi hiç acımadın? O yaşlı insanların suçu neydi? Onlar ne yaptı sana?" "Lütfen affet Nur. Ben aptalın biriyim. Ben seni ilk gördüğüm gün aşık olmuşum aslında. Bunun farkına çok geç vardım" "Evet doğru. Aşık olmuşsun. Onun için bana kan kusturdun. Benimle beraber suçsuz insanlara da neler yaptın. Onların iş yerlerini talan ettin. Çalışanları dövdürdün. Mehmet'e yaptıklarını saymıyorum bile. Evet o kadar sevmişsin ki sevgiden gözün dönmüş" "Kaza gecesi acil serviste açtım gözlerimi Nur. Oğlumu canımın parçasını yanımda göremeyince çıldırdım. Evet yapmamam gereken şeyi yaptım. Bağırdım hakaret ettim herkese. Acım çok büyüktü Nur. Kendime hakim olamadım. Sonra sen geldin. Lütfen beyefendi bağırmayın burası hastane dedin. Sana baktım önce. Aklım başımdan gitti. O güne kadar  hiç kimse dikkatimi çekmemişti Nur. Hiç bir kadın da bana yüksek sesle konuşmamıştı o güne kadar. Senin gözlerindeki ışıltıya takıldım Nur. Masumluğun çocuksu halin aklımı karıştırdı. Sonra oğlum geldi aklıma. Kızdım Nur. Kendime kızdım. Oğlum ölüm kalım savaşı verirken aklımdan geçenlere kızdım. Sonra kendime kızdıkça sana da kızdım. Sana bağırmaya başladım bende. Seni rencide etmek için elimden geleni yaptım. Sonra Çağın'a kan veremeyeceğini söyledin. O zaman daha çok kızdım sana. İşte gözlerine takılı kaldığın kız buymuş dedim. Küçücük çocuğa kan bile vermeyen bir vicdansız. Sen bir de neler düşünüyorsun dedim kendime." "Çağın'a kanı neden vermedim biliyor musun? Hiç düşünmedin değil mi? Hemen suçladın beni. Ben söyleyeyim merakta kalma. Staj sırasında hepatitli bir hastayla temas etmiştim. Henüz temiz raporum gelmemişti. Bana da hastalık bulaşmış olabilirdi. Oğluna kan veremezdim. Onu riske atamazdım. Zaten hastanede kan sıkıntısı da yoktu. Ben bu kadar acıyı sıkıntıyı bunun için mi çektim Atlas Akcan. Keşke o zaman neden kan vermedin diye sorsaydın. Bu kadar acı verdiğine değer miydi?" "Özür dilerim Nur. Seni tanıdıktan sonra anladım ben. Senin bir sebebin olduğunu. Sen o kadar sevgi dolu bir insansın ki. Ben suçluyum aşkım. Suçlu olan benim. Senin hiçbir suçun yok. Sana o kaza günü aşık oldum ben. Ama gururum yüzünden kabul etmek istemedim. Sana nefret zannettiğim duygu aşkmış Nur. Ben bunu anladığımda artık çok geçti. Olan olmuştu. O zaman ki durumum mantıklı düşünmemi engellemişti. Bacaklarımın durumu yürüyememek. Oğlumun konuşamaması. Benim dünyamı yıktı. Herkesten herşeyden nefret ettim. Oğlum kendine geldikten sonra yüzüme bakmadı. Benim le yada başka kimseyle tek kelime konuşmadı. Bende bütün yaşananlara bir suçlu aradım" "Faturayı bana kestin yani. Sözde görür görmez aşık olduğun kıza. O kadar aşık oldun ki. Dünyasını karartmak için elinden geleni yaptın." "Ben böyle yetiştim Nur. Babam beni acımasız biri yapmak için elinden geleni yaptı. Ne iş dünyasında ne de özel hayatımda kimseye acımadım. Çağın'ın annesiyle bile evliliğim çıkar ilişkisiydi. Ne ben onu ne de o beni hiç sevmedi. Bir gün bile mutlu olamadık. Ben böyle duygusuz sevgisiz yaşarken. Sana hissettiklerim. Bana hissettirdiklerin senden ve kendimden nefret ettirdi. Yada ben öyle zannettim. O günden sonra seni hep takip ettirdim. Senin peşinde olan hep Enis ve onun bir kaç adamıydı. Evet senin iş bulmanı engelledim. Senin ailene zarar verdim. Hepsini yaptım ben. Ben nasıl bir ruh halindeymişim Nur. Ben sana neler yapmışım? Affet beni ne olur affet." "Sen kendini affedebilecek misin Atlas Akcan? Söylesene sen kendini affedebilecek misin? Bir hiç yüzünden bana yaptıklarını unutabilecek misin? Ben insanlardan nefret etmem Atlas Akcan. Ben nefret etsem bile kimseden intikam almayı düşünmem. O insandan uzak durarım. Hayatıma sokmam o kadar. Kimsenin hayatıyla oynamam. Sen bir de sevdiğini söylüyorsun. Oya haklı. Ya sevdiğini anlamasaydın. Ömür boyu benim hayatımla mı oynayacaktın? Ben kaza gecesi yapılması gerekeni yaptım. Ne sana ne de başka bir hastaya asla kastım olamazdı. Oğluna kan vermedim. Sebebini de söyledim. Sen benim hayatımı mahvettin. Ben aileme seninle evlenebilmek için ne kadar dil döktüm biliyor musun? Onlar seni istemediği halde ben ısrar ettim. Beni hapse bile attırmaya kalktın ya. Bu nasıl bir sevgi şekli? Senin sevmekten anladığın bu öyle mi? Bundan sonra bu evin içinde benim için bir yabancısın Atlas Akcan. Sen benim hayatımda bir yabancısın. Seni şu an bırakıp gitmiyorsam ailem ve Çağın için. Ailemin benim yaptığım hata yüzünden acı çekmesini istemiyorum. Sanma ki seni affettim. Asla affetmem. Suçum günahım olsaydı. Hak etmişim yapmış derdim. Sen benim hayatımla oynadın yok yere. Bundan sonra benim için bir hiç sin. Benim sevdiğim aşık olduğum adam sen olamazsın. Ben senin gibi bir adama aşık olmuş olamam." "Haklısın Nurum. Ne desen haklısın. Ben sana layık bir adam olamadım. Kendimi hep yükseklerde gördüm. Paranın gücüyle her şeyi yapabileceğimi düşündüm. İnsanları satın alırım diye düşündüm. Seni paramla gücümle perişan etmeyi düşündüm. Ama sen beni sevginle aşkınla ezdin. Sana olan sevdam benim gururumun sonu oldu. Bana biçtiğin cezaya razıyım. Sen beni affedinceye kadar inan yaşamayacak bu adam. Her türlü cezaya razıyım yeter ki beni terk etme. Bu evden gitme. Ben seni nefesini duymaya bile razıyım. Beni sensiz nefessiz bırakma." "Neyse uzatmayalım Atlas. Ben çok yorgunum. Uyumak istiyorum. Beni yalnız bıraksan iyi olur. Seni görmek istemiyorum." "Tamam gideceğim. Ama lütfen kendine daha fazla zarar verme. Benim gibi bir adam için daha fazla acı çekme. Özür dilerim herşeyim, özür dilerim tek aşkım." Atlas Nur'u oda da bırakarak dışarı çıktı. Hayatında yaptığı en büyük hatanın bedelini ödemeye başlamıştı. Sevdiği kadını hayaller kurarak hazırladıkları oda da bırakıp çıkmıştı. Hak etmişti bunları yaşamayı. Ve bu bir başlangıçtı. Nur, Atlas'a daha çok acı verecekti. Atlas, kızın gözlerinde görmüştü bunu. Nur, Atlas, odadan çıktıktan sonra parçaladığı gelinliği üzerinden çıkardı. Banyo ya girip yıkandıktan sonra gidip yatağa uzandı. Yıkılan hayallerini düşünerek tekrar gözyaşlarına boğuldu. Kapının dışında bekleyen Atlas. Kızın hıçkırarak ağladığını duyup kahroldu. Yaptıklarının pişmanlığı adamı perişan etti. Oda ağlamaya başladı. Sesi duyulmasın diye elini ağzına kapattı. Böyle bir şeyi nasıl yapmıştı. Nasıl olup ta sevdiği kızın hayatını karartmıştı. Seven insan bunu yapmazdı. Nur, doğru söylemişti. Ya sevdiğini anlamasaydı. Kıza daha beterini bile yapardı. Acımasız bir adamdı Atlas. Nur'un sevgisi onu yola getirmişti. Kapının önüne oturarak kızın susmasını bekledi. Nur, dakikalarca ağladıktan sonra sustu ve uykuya daldı. Ertesi sabah şiddetli baş ağrısıyla uyandı kız. Banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Üzerini giyinip odadan çıktı. Kapıyı açtığında kapının önünde oturmuş halde uyuyan Atlas'ı gördü. Hiç ses çıkarmadan yanından geçip gitti. Hayatıyla ilgili atması gereken önemli adımlar vardı. Atamalar çok yakındı. O zamana kadar başka işte çalışması lazımdı. Aylin, gelip restaurantta çalışmasını istemişti. Tunç Bey, Nur'un gelip çalışabileceğini söylemişti Aylin'e. Nur, çağırdığı taksiye atlayıp doğru restoranın yolunu tuttu. Oraya vardığında Aylin, onu kapıda karşıladı. İki kız bir süre konuştuktan sonra çalışmaya başladılar. Atlas, ise  her yeri tutulmuş bir şekilde uykusundan uyandı. Gece Nur'un ağlama sesini dinlerken uyuyup kalmıştı kapının yanında. Vücudunu esneterek yerden kalktı. Odanın kapısına baktığında açık olduğunu gördü. Atlas, uyuduğunda  kapı kapalıydı oysa. Atlas, hızla içeri girdi. Odanın her yerinde Nur'u aramaya başladı. Bulamayınca  çıldırdı adam. Koşarak merdivenlerden indi. Evde hiç kimse yoktu. Ailesi bir haftalığına otele  gitmişlerdi. Onları da arayamazdı. Çağın, duyarsa çok üzülürdü. Ne yapacağını nerede arayacağını bilemedi. Telefonunu defalarca çaldırdığı halde. Nur'dan bir cevap alamadı. İlk günden kabus başlamıştı. Nur, nereye gitmiş olabilirdi? Ailesinin yanına gitmezdi büyük ihtimal. Önce Oya'nın telefonunu aradı. Telefonu her seferinde oya, tarafından reddedildi. Oya, en sonunda da telefonu tamamen kapattı. Şimdi Aylin'i arasa oda açmayacaktı. Çaresiz akşamı bekleyecekti adam. Nur, gideceğini söylememişti. Akşam belki dönerdi Atlas'a. Nur, bütün gün çalıştıktan sonra yorgun bir şekilde villaya döndü. Bugün restaurantta  çok müşteri vardı ve Nur, çok yorulmuştu. Atlas, Nur'un döndüğünü görünce şükretti Allaha. Gitmemişti işte Atlas'ı bırakmamıştı. Nur, Atlas'a bir şey söylemeden hatta yüzüne bile bakmadan odaya çıktı. Üzerini değiştirip hemen yatağa girdi. Atlas, kızın peşinden odaya geldi. Yatakta gözleri kapalı yatan karısını gördü. Yorgun olduğu her halinden belliydi. Belli ki iş bulmuştu kendine. Nerede çalıştığını yarın öğrenirdi nasıl olsa. Önce yatağa girip Nur'a sarılıp uyumayı düşündü. Sonra bu düşüncesinden vazgeçti. Eğer kız uyanırsa Atlas'a kızar sabaha kadar da uyumazdı. Bir yastık alıp yatağın karşısında ki koltuğa uzandı. En azından karısının nefesini dinleyerek uyuyabilirdi. Atlas'ın odaya girdiğinden ta başından haberi olan Nur, uyuyor gibi davranarak Atlas'a tepkisini koymuştu. O gece iki aşık, iki yaralı kalp birbirlerine dokunacak kadar yakınlardı. Ama sevgileri yara almıştı. Aşkları  hiç yere kurban olmuştu. İki aşık birbirlerinin sadece nefeslerini dinlediler bütün gece. Nur'un her nefesi Atlas'ın ciğerlerini oksijenle dolduruyordu sanki. Nur, nefes aldıkça Atlas, yaşıyordu. Bu küçük kadına hava kadar su kadar muhtaçtı Atlas. Nur'un da içinde fırtınalar kopuyordu. Hayatının tek aşkı. Bugüne kadar tek sevdiği, sevdasıyla yandığı tek adam. Ona hayatının oyununu oynamıştı. Kızı bir yalana alet etmiş. Çıkmazın içine sürüklemişti. Nur, ne yapacaktı. Bırakıp gitmek kolaydı belki. Belki de çok zor. Ailesi ne hayallerle evlendirmişti kızı. Onlar Atlas'ı kabul etsin diyerek ne diller dökmüştü kız. Çağın, Dilek Hanım, Aytaç Bey, herkes çok mutluydu düğünde. Bir anda karabasan girmiş  her şeyi yerle bir etmişti. Her şey bir rüya olsaydı keşke. Keşke Nur, Atlas'ı hiç tanımasaydı mesela. Nur'un hayatına hiç girmeseydi Atlas Akcan. Kendi halinde bir kız olarak kalsaydı. Ailesiyle beraber Anadolu’nun herhangi bir yerinde mesleğini yapsa; akşam eve mutlu bir şekilde dönse mesela. Babası annesi onu karşılasa. Beraber sohbet ederek yemeklerini yediler. Hep beraber bahçelerinde oturup çay içseler mesela. Hiç kimse onlara zarar vermese. Onlar küçük mutlu bir aile olarak kalsalar mesela. Artık çok geçti bunlar için. Hayatında Atlas, vardı şimdi. Hem delice sevdiği. Hem de kalbini paramparça eden adam. Affedebilir miydi Nur onu? Her şeyi sineye çekip onunla çıktıkları bu yolda devam edebilir miydi? Devam edemezdi kız. Ona yapılan şeyleri sineye çekemezdi. Atlas Akcan, bu saatten sonra Nur'a sadece acı verebilirdi. Başka verebileceği bir şey yoktu. Şimdilik aileler ve Çağın için katlanıyordu onu görmeye. Zamanı geldiğinde Atlas Akcan, onun gölgesine bile yaklaşamayacaktı. Şimdi Nur'un onu bırakmayacağını düşünsün bakalım. Nur, düşünceler içinde uykuya daldı. Kâbuslarla dolu bir geceden sonra uyandığında Atlas'ın koltukta hala uyuduğunu gördü. Ne kadar sinirlense bağırıp çağırmak hırsını almak istese de kendini tuttu. Hemen hazırlanıp işe gitti. İş yerine vardığında restoranın kapısında Aylin ve Altay'ın tartıştığını gördü. Yavaş adımlarla yaklaştı yanlarına. "Neden kavga ediyorsunuz? Sakin bir şekilde oturup konuşun. Ben işleri idare ederim Aylin. Bu saatte zaten pek müşteri olmaz" dedi. "Benim bu adamla konuşacak hiçbir şeyim yok Nur. Bu ve bunun yalancı tayfası benim yanıma yaklaşmasın." "Bak Aylin. Ben zaten yurt dışındaydım. Ülkeye daha yeni döndüm sayılır. Ben de olanları yeni öğrendim. Ben döndüğümde  zaten Atlas Nur'a aşık olmuştu bile. Benim kardeşim o. Nasıl söyleyebilirim ha söylesene? Söylemesi gereken Atlas'tı. Ben Nur'a hiç bir şekilde zarar vermedim. Tek suçum olanları söylememek. Aslında söylemem gerekiyordu tamam. En azından sana anlatmam gerekiyordu. Ben seni kaybetmekten çok korktum Aylin. Ben seni seviyorum. Hayatımda ilk defa gerçek aşkı buldum. Ne olur bana bir fırsat daha ver. İnan bundan sonra yalan yok. Asla yalan yok." "Altay haklı Aylin. Onun bir suçu yok ki. O bana zarar vermedi. Atlas'ın yaptıklarını söylememesi normal. Altay'ın kuzeni o. Lütfen bizim yüzümüzden aşkınızı harcamayın." "Belki sana söylemeyebilirdi Nur. Ama bana söylemesi lazımdı. Bu basit bir konu değil. Senin çektiklerini ben biliyorum. Bak Atlas Akcan'ın  kuzeni Altay Akcan. Seni affetmeyi düşünmüyorum. Benim hayatımdan çık git. Bir daha sakın buraya geleyim deme. Bitti. Anladın mı bitti?" diyerek içeri girdi. Altay'a üzgün gözlerle bakan Nur'da Aylin'in arkasından gitti. Altay, çok üzülmüştü ama şu an yapacağı bir şey yoktu. Çaresiz Aylin'in öfkesinin geçmesini bekleyecekti. Aylin'i ne unutmayı nede ondan vaz geçmeyi düşünmüyordu. Atlas, uykudan yine Nur'un olmadığı bir sabaha uyandı. Nur, yine adam uyurken gitmişti. Sözde onu takip edip çalıştığı yeri öğrenecekti. Nur'u beş dakika içinde bulacak adamları vardı ama artık Nur'un peşine ne adam takmak istiyordu. Ne de onu daha fazla kızdırmak. Yattığı koltuktan kalkıp oda dan çıktı. Şirkete de gidemezdi. Herkes onları balayında sanıyordu. Çaresiz villada geçirecekti zamanını. Su içmek için önce mutfağa gitti. O sırada kapı çaldı. Elindeki bardağı tezgahın üzerine bırakıp kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açtığında Altay ve Enis'i görmeyi beklemiyordu. Altay, öfkeyle girdi içeriye. Arkasından Enis, hiçbir şey söylemeden onu takip etti. "Umarım mutlusundur kuzen" dedi Atlas'a bakarak. "Hepimizin hayatını mahvettiğin için umarım mutlusundur. Aylin, yüzüme bakmıyor biliyor musun? Enis'i dersen benden beter. Sahi ya sen bütün bunları neden yapmıştın. Kızın  kaza gecesi sana bağırdığı için mi? Bu kadarcık şey için mi biz bu hale geldik. Bunun için mi sen Nur'un hayatıyla oynadın. Çok basit adammışsın Atlas. Sen gerçekten çok basit bir adammışsın." "Tamam Altay, uzatma" dedi Enis. "Atlas'ta pişman görmüyor musun? Yıkılan onun da hayatı. Sadece kendini düşünme." "Düşünürüm lan. Ben kendimi düşünürüm tabi ki. Ben ilk defa gerçek aşkı bulmuştum. İlk defa mutlu olmak için şans yakalamıştım. Atlas Bey'imiz her şeyin içine etti." "Haklısın Altay. Ne söylesen haklısın. Sana kızmıyorum. Benim aptallığım yüzünden herkes acı çekiyor. Ben şu hayatta hiç bir şeyi beceremedim. Ne sevmeyi. Nede sahip çıkmayı beceremedim. Özür dilerim." "Benden özür dileme oğlum. Benden değil Nur'dan özür dile. Ona kendini affettir. Nur, seni affetmezse bizim kızlar da bizi affetmez" Atlas tam cevap vereceği sırada çalan telefon onu susturdu Nur, restoranda çalışmaya başlayalı bir ay olmuştu. Bir aydır sadece işine konsantre oluyor başka bir şey düşünmemeye çalışıyordu. Atlas ise bir ay önce Nur'un babasından aldığı telefonla bir kez daha yıkılmıştı. Nur'un babası her şeyi öğrenmiş ve Nur'un Atlas'tan boşanmasını istiyordu. Atlas, Kemal Beyden defalarca özür dilese de. Kemal Bey, konuşmak bile istememiş  telefonu Atlas'ın suratına kapatmıştı. Nur, babasıyla o günler de çok tartışmalar yaşamıştı. Babası Atlas'tan hemen boşanmasını istemişti. Nur ise Çağın, için bir süre bekleyeceğini söylemişti. Kemal Bey, kızının Atlas'ın evinde kalmasını istemiyordu artık. Onun için Nur, çoğu günlerini ailesinin yanında geçirmeye başlamıştı. Bir gece Çağın, gördüğü kötü rüya sonucu ağlama krizine girmişti. Sürekli  Nur'u görmek istediğini söylemişti. Atlas'ın aramalarına cevap vermeyen Nur, Dilek Hanım'ın ricası üzerine villaya geldi. Çağın'la beraber saatlerce oturup sohbet ettiler. Çağın, o gece ve ondan sonra ki gecelerde Nur'u bırakmadı. Çağın'ın tekrar kekeleyerek konuşmaya başladığını fark eden Nur, çocuğun üzülmemesi için villada daha sık kalmaya başladı. Gül'de onlarla beraber villada kalıyordu. İki çocuk beraber çok eğleniyorlardı. Atlas ise perişan haldeydi. Nur, onun yüzüne bile bakmıyordu. Artık onlar için hazırlanan oda da bile kalmıyordu kız. Misafir odalarından birinde kalıyor. Kapısını da sürekli kilitliyordu. Atlas'a o kadar kırgındı ki yüzünü bile görmek istemiyordu. Yine o gece odasına çekilip uyumaya hazırlanırken kapı sert bir şekilde açıldı. Atlas, zil zurna sarhoş halde kızın odasına daldı. Nur'u geceliğin içinde görünce  gözlerine inanamadı. Nur'u ilk defa böyle görüyordu. Kızın güzelliği adamın aklını başından almıştı. Büyülenmiş bir şekilde  kızın üzerine yürümeye başladı. Nur, ondan uzaklaşmaya çalışarak. "Sakın Atlas Akcan. Sakın bana yaklaşayım deme" dedi. Atlas, kızın üzerine gitmeye yine de devam etti. "Yapma Nur. Yapma sevdam. Dayanamıyorum bak. Bitti bu adam. Sen beni toparlamazsan ben ölürüm kadın. Lütfen, beni böyle kendinden uzaklaştırma" "Sen kendini teselli etmenin yolunu bulmuşsun. Baksana şu haline. Kendini içkiye vermişsin. Ayakta bile duracak halin yok." "Dayanamıyorum kızım. Sensizliğe dayanamıyorum. Senin kokunu alıp ta senden uzak kalmak kolay mı zannediyorsun? Senden ayrı çok kötü oluyorum ben. Seni çok özledim Nur. Bir kez sarılayım sana. Sadece bir kez lütfen. Söz veriyorum rahatsız etmeyeceğim seni. Hemen çıkıp gideceğim. Senin kokuna çok ihtiyacım var şu an. Bunu benden esirgeme sevdiğim" Atlas, Nur'un bir şey söylemesine fırsat tanımadan kızı tutup kendine çekti. Sıkıca sarıldı sevdiği kıza. Saçların öptü defalarca. Defalarca kokladı tenini. "Sana muhtacım kadın. Ben sana muhtacım. Affet beni ne olur. Bu gece olsun yanında kalayım. Bir aydan fazla oldu nefesine hasretim. Koltukta olsa da fark etmez. Yerde bile yatarım. Ama bu gece senin nefesine ihtiyacım var." "Git Atlas. Git buradan. Seni görmek istemiyorum. Bunun neresini anlamıyorsun? Artık rahat bırak beni." "Tamam gideceğim ama sana vermem  gereken bir şey var. Bunu çok önce verecektim aslında  fırsat olmadı bir türlü. Nur'un öfkeli bakışlarına aldırmadan. Cebinden bir anahtar çıkarıp Nur'a uzattı. Bu ailenin  yeni evinin anahtarı. Kasaba da ki eviniz yine sizin Nur. Yeniden yapıldı sizin için. Annen ve babanın üzerine yapıldı tapusu. Kasaba da yaşamak  isterlerse kendi evlerinde  yaşayabilirler." "Bu anahtarı alacağım tabi ki. O ev ailemin yıllarca çalışarak aldığı yuvalarıydı. Bizden zorla almıştın. Yeniden yaptırdığın için de teşekkür bekleme." "Teşekkür beklemiyorum hayatım. Yaptığım hatayı telafi etmeye çalışıyorum. Pişmanım Nur, görmüyor musun? Sadece bu gece, bu odada senin nefesini dinlemek istiyorum. Beni görüyorsun ayakta duracak halim yok ama yine de acı çekiyorum. Alkol ne sana yaptıklarımı unutturdu. Ne de sana olan özlemimi azalttı. Sevdan şuramı yakıyor" dedi elini kalbine koyarak. "Ben sana her şeyimle teslim olmuştum Atlas. Ben sana tertemiz duygularla gelmiştim. Her şeyi mahveden sen oldun. Bizim dünyamızı sen yıktın. Şimdi benden yapamayacağım şeyler isteme. Seni asla affetmem. Bu gece burada kalabilirsin. Bu da sana son iyiliğim olsun." Nur, Atlas'a söyleyeceklerini söyledikten sonra. Tekrar giyinme odasına gitti. Üzerinde ki askılı kısa geceliği çıkarıp. Pijama takımını giyerek tekrar odaya geldi. Atlas'ın yüzüne bile bakmadan yatağa girip gözlerini kapattı. Atlas ise üzerini bile örtmeden koltuğa uzandı. Zaten o kadar perişandı ki bir şey yapacak hali yoktu. Koltuğa yatar yatmaz da hemen uykuya daldı. Gecenin bir yarısı boğazı kuruyan Nur, su içmek için yataktan kalktı. Sehpanın üzerinde duran suyu içti uyku sersemi haliyle. Tekrar yatağına giderken gözüne Atlas takıldı. Koltuğun üzerinde iki büklüm olmuş uyuyordu. Uzun boyuyla yatağa sığmamıştı anlaşılan Üşüdüğü de her halinden belliydi. Kollarını vücuduna sarmış o şekilde uyuyordu. Nur, Atlas'ı umursamadan tekrar yatağa girdi. Ama bir türlü uyku tutmadı. Dakikalarca yatağın içinde dönüp durdu. Bir süre sonra, tekrar yataktan kalktı. Adamın bu  haline daha fazla dayanamadı Dolaptan pike alarak Atlas'ın üzerini örttü. Sonra da hemen yatağına gidip yattı. Atlas'ın üşümesine yüreği el vermemişti kızın. Çok seviyordu kalbini parçalara ayıran bu adamı. Ona yaptıklarına rağmen kalbi her defasında Atlas, Atlas, diye atıyordu. Atlas'tan ayrılmak çok zor olacaktı Nur, için. Evet Atlas'ı bırakacaktı. Onun yaptıklarını sineye çekecek kadar gurursuz olamazdı. Ama Atlas, kadar Nur'da yanacaktı. Belki de daha fazla yanacaktı. Çünkü Nur, hayatta bir defa seven kadınlardan dı. Bundan sonra ki hayatında hiç kimse olmayacaktı kızın. Ömrü boyunca yalnız Atlas Akcan'ı sevecekti. Sabah olduğunda Çağın ve Gül'ün üzerine atlamalarıyla sıçrayarak uyandı. Hemen sonra yanında ki Atlas'ı fark etti. Bu adam hangi ara gelip yanına yatmıştı. Nur, o kadar derin uyumuştu ki haberi bile olmamıştı olanlardan. Günlerdir Atlas'tan ayrıydı. Onu o kadar  özlemişti ki . Adamın kokusu bile kızın derin bir şekilde uyutmaya yetmişti. Atlas, çocukları kızın üstünden çekip aldı. "Gelin bura yaramazlar. Rahat bırakın benim karımı" dedi. Sonra da onları gıdıklamaya başladı. Atlas, çocuklarla oynarken Nur, hemen yataktan kalktı. Atlas'a öfkeli gözlerle bakarak giyinme odasına gitti. Atlas, ise çocuklarla şakalaşırken bir  taraftan da gece yaşadıklarını düşündü. Nur'un üzerini örtmek için kalktığında Atlas'ta uyanmıştı. Karısı ne kadar kızsa da nefret etse de kıyamamıştı Atlas'a. Atlas, biliyordu Nur'da onu seviyordu. Kızın uyumasını bekledi bir süre. Nur, uykuya daldıktan sonra yattığı koltuktan kalktı. Yatağın yanına giderek yorganı açtı. Sonra da kızın yanına uzandı. Önce Nur, uyanır korkusuyla biraz bekledi. Nur'un derin uykuda olduğunu anlayınca ona arkasından sıkıca sarıldı. Burnunu kızın boynuna gömerek derin bir uykuya daldı. Nur, giyinme odasından geldikten sonra hala şakalaşan üçlüye  yaklaşarak Çağın'ı ve Gül'ü tuttu. "Haydi çocuklar. Kahvaltı için salona iniyoruz" dedi. Çocuklar, "Tamam" diyerek koşup oda dan çıktılar. Nur, Atlas'a çevirdi bakışlarını. "Eğer bir daha aynı şeyi yaparsan bir gün bile durmam bu evde haberin olsun" diyerek çocukların arkasından  çıktı. Atlas ise  kızın arkasından gülümseyerek baktı. "Gece bana defalarca sarılan sendin Nur Hanım. Şimdi azarla bakalım. "O kadar güzel bir geceydi ki bu azara değerdi doğrusu" dedi ve yataktan kalktı. Hep beraber yapılan kahvaltının ardından Atlas, şirkete gitti. Bugün önemli toplantıları vardı. Bir aydır işleri fazla aksatmıştı. Enis ve Altay'ın durumu da karışıktı. Kızlar onları da affetmiyordu. Herkesi bu çıkmazın içine kendisi sokmuştu. Atlas, yüzünden kaç kişi üzülmüştü. Şirkete vardığında yüzleri beş karış asık Altay ve Enis karşıladı onu. Beraber gün boyu toplantıdan toplantıya girdiler. Nur ise çocukları okula bırakıp işe gitmişti. Bugün kızın doğum günüydü. Restauranttaki arkadaşları ona doğum günü sürprizi hazırlamışlardı. Müşteri yokken yapılan kısa kutlamadan sonra herkes işinin başına döndü. Saat beşe doğru işten çıkıp ailesinin yanına gitti. Babası ona ne kadar kırgın olsa da kızına sıkıca sarılarak doğum gününü kutladı. Bir saat ailesiyle vakit geçiren Nur. Çocuklar okuldan dönmüştür diyerek villaya gitti. Dilek Hanım, Nur'a doğum günü partisi hazırlanıyordu. Onun  için okuldan sonra Gül'de villaya gelmişti. Dilek Hanım, Nur'un ailesini de çağırmıştı partiye ama Kemal Bey bu teklifi geri çevirmişti. Atlas, kadar Atlas'ın ailesine de kızıyordu Kemal Bey. Onlara yalan söyledikleri için. Nur, villaya geldiğinde her şey hazır halde onu bekliyordu. Dilek Hanım, Nur, için kocaman  pasta yaptırmıştı. Muhteşem bir sofra donatmıştı. Nur'un arkadaşlarını da çağırmıştı. Okuldan arkadaşlarını hatta Mehmet'i bile çağırmıştı. Oya ve Aylin her ne kadar gelmek istemeselerde Dilek Hanım'ın ısrarlarına dayanamayıp partiye katıldılar. Nur'u doğum günün de yalnız bırakmak istemediler. Kızlar birer afet gibi giyinip gelmişlerdi partiye. Nur, gelir gelmez onu da el birliğiyle partiye hazırladılar. Nur, her ne kadar istemese de kızlar onu peri kızı gibi giydirip hazırlamışlardı. Atlas, şirketten ayrıldıktan sonra direk otele gitti. Bir süre odasında dinlendikten sonra tekrar villaya döndü. Şirkette çok yorulan Atlas, annesi villaya gelmemesini söylediği için otele gitmişti. Annesi eve gelirken Nur'a güzel bir hediye ve çiçek almasını söylemişti. Annesinin bunu neden istediğini bilmese de dediğini yaptı. Nur'a kucak dolusu gül ve çok güzel bir pırlanta kolye aldı. Eve geldiğinde kapıyı açan yardımcı kadın. Atlas'a herkesin salonda  olduğunu söyledi. Atlas, elindeki güllerle beraber salona geldi. Salonda kalabalık bir insan topluluğu onu bekliyordu. Kalabalığa doğru yürümeye başlamıştı ki merdivenlerden inen güzel karısını gördü. Her zamanki gibi güzelliği adamın aklını başından almaya yetmişti. Nur'u gören her kes doğum günü şarkısını söylemeye başladı. Atlas, o zaman hatırladı karısının doğum günü olduğunu. Nur'un doğum gününün bugün olduğunu unutmuştu. Yaşadıkları yüzünden hiç bir şey düşünemez olmuştu. Şimdi daha iyi anlamıştı neden otele gönderildiğini. Annesi çiçek ve hediyeyi de boşuna istememişti. Bu arada da herkesin Nur'a hayran bakışı Atlas'ı çok sinirlendiriyordu. Atlas'ın yakinen tanıdığı bir kaç genç iş adamı da vardı partide. Dilek Hanım, onları özellikle çağırmıştı. Onların ne kadar çapkın olduğunu biliyordu. Atlas'ın ve Nur'un birbirlerini kıskanmalarını istiyordu. Ayça'nın güzel kız arkadaşlarından bir kaçını da davet etmişti Nur'un doğum günü partisine. Altay ve Enis'te vardı tabi ki. Onlar da dünya güzeli sevgililerini uzaktan izleyebiliyorlardı sadece. İş adamlarından bir tanesi merdivenlerden inen kızı karşılamak için yürüyecekti ki Atlas, hemen adamın kolundan tuttu. "Bir dakika bekle. Senin gitmene gerek yok. Ben karımın inmesine yardım ederim" dedi. Sonra da  merdivenlere doğru yürümeye başladı. Bir taraftan da korkuyordu. Nur, herkesin içinde Atlas'ın  elini tutmasına izin vermezse ne yapardı? "Olsun be. Canı sağ olsun Nur'um un" dedi ve merdivenlerden çıkmaya başladı. Nur, beyaz ve dekoltesi biraz fazla olan elbisenin içinde beyaz melek gibiydi. Atlas, yanına gelince ona gülümsedi. Onu herkesin içinde asla küçük düşürmezdi. Atlas, Nur'un gülümsediğini görünce yüreğine su  serpildi. Muhteşem bir kadındı Atlas'ın kadını. Yalnız kaldıklarında Atlas'ı süründürüyordu ama herkesin içinde bir şey yokmuş gibi davranıyordu. Atlas, elinde ki gülleri Nur'a uzattı. "Hayatımın kadını doğum günün kutlu olsun" dedi. Sonra da uzanıp alnından öptü. Nur, Atlas'ın bu hareketine çok kızsa da ses çıkarmadı. Çünkü Atlas'ın dudaklarının sıcaklığı kızın kendinden geçmesine neden olmuştu. Çok alışmıştı Atlas'a. Onun yalan sevdasına, yalan aşkına bile çok alışmıştı. Bu adam Nur'un her şeyiydi. Atlas, alnını öperken bacakları titremişti kızın. Ona sıkıca sarılmamak için kendini zor tutmuştu. Atlas, nefes bile almadan gözlerine bakan kıza elini uzattı. "Hadi hayatım bizi bekliyorlar. Aşağı inelim" dedi. Nur, Atlas'ın uzattığı ele baktı önce sonrada gözlerine. Gözlerinde "Hadi Nur. Tut elimi lütfen" diyerek bakan Atlas Akcan vardı. Herkes onlara hayranlıkla bakıyordu. Oya ve Aylin ise merakla. Nur, Atlas'ın elini boş çevirmedi. Uzatılan eli sıkıca tutarak merdivenlerden inmeye başladı. İki aşık orada bulunanların alkışları arasında pastanın başına geldiler. İkisi beraber mumları üfleyip  pastayı kestiler. Atlas, Nur'un doğum gününü tekrar kutlayarak pastadan kıza yedirdi. Sonra orada bulunan herkes Nur'a hediyelerini verdiler. Atlas, davetlilerin alkışları eşliğinde taktı aldığı kolyeyi. Sonra da karısını öperek bu kolye hep boynunda kalsın hayatımın anlamı. Beni bıraksan bile bu kolye hep sende kalsın. Çağın ve gül ikisinin beraber yaptığı resmi verdi. Nur, bu hediyeden çok etkilenmiş gözyaşlarını tutamamıştı. Çocuklar, Atlas ve Nur'un el ele resimlerini yapmıştı. Yanlarında ise Çağın ve Gül vardı. Mutlu bir aile tablosuydu çocuklara göre. Nur, için imkansız bir görüntü. Atlas, Nur'un onu terk edeceğini o zaman daha iyi anladı. Nur, doğum gününe gelen herkese tek tek teşekkür etti. Oya, Aylin ve Mehmet'e sarıldı. Atlas, Nur'un Mehmet'e sarıldığını görünce çok sinirlenmişti. Nefret ediyordu bu adam dan. Onun yüzünden her şey alt üst olmuştu. Bir gün bile mutlu olamadan dünyası zindan olmuştu. Ayça ise abisinin aksine Mehmet'i göz hapsine almıştı. Mehmet'in hal ve hareketleri yakışıklılığı özellikle yeşil gözleri kızı çok etkiliyordu. Mehmet, Ayça tarafından gözetlendiğinin farkındaydı elbette. Bir zamanların hızlı çapkınlarındandı Mehmet. Ama yaşadığı bazı olaylar Mehmet'in durulmasına neden olmuştu. Ayça, çok güzel bir kızdı. Mehmet'in de ilgisini çekmiyor değildi. Ara ara kızın bakışlarına karşılık da veriyordu. Her ne kadar bunu Ayça'ya fark ettirmek istemese de. Yapacak bir şeyi yoktu. Bakışları kıza bir şekilde ulaşıyordu. Ayça, Mehmet'in dikkatini çektiğini anlamıştı. Bundan çok mutlu olmuştu kız. Çünkü o da sevmek ve sevilmek istiyordu. Babası ve abisi yüzünden bu güne kadar hiç bir erkek arkadaşı olmamıştı. Onları acımasız baskıcı tutumları yüzünden hiçbir erkeğe güvenmiyordu. Ayça, ilk defa Mehmet'e böyle hisler besliyordu. Bu işin sonu nereye gider bilmiyordu ama Mehmet, için her şeyi göze alacaktı. Gerekirse abisini bile karşısına alırdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE